İlk Derece Mahkemesi · Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/1234 E. 2018/94 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2017/1234
- Karar No
- 2018/94
- Karar Tarihi
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. BURSA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO : HAKİM : KATİP : DAVACI : VEKİLİ :Av. DAVALI :1- VEKİLİ : Av. DAVALI :2- VEKİLİ :Av. DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 02/10/2017 KARAR TARİHİ : 25/01/2018 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/02/2018 Mahkememize tevzi edilen Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili duruşmada tekrarladığı dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalı dağıtım şirketinin......................... nolu elektrik abonesi olduğunu, 06/01/2015 tarihinde davalı elektrik firmasına yazı gönderilerek faturalarda hizmet bedeli karşılığı olmadan tahsil edilen kayıp kaçak, PSH sayaç okuma, dağıtım bedellerinin iadesinin talep edildiğini, ancak 16/01/2015 tarihinde gelen cevabi yazıda "şirketimizce müşterilerimizden tahsil edilen kayıp, kaçak ve sayaç okuma bedellerinin elektrik dağıtım aş firmalarına aynı ay içerisine fatura karşılığı ödendiği" gerekçe gösterilerek haksız ve hukuka aykırı olarak müvekkili şirketten tahsil edilen bedellerin iade edilmediğini, davalı şirket tarafından çıkartılan dökümde kullanılan elektrik tutarı toplamının 932.947,08 TL.iken; tahsil edilen kayıp bedelinin 37.025,05 TL.psh-sayaç okuma bedelinin 163,25 TL.olarak belirtildiğini, müvekkili şirketin davalılar tarafından sağlanan elektrik dağıtım hizmetinden yararlanmakta olup, taraflar arasında akdedilen abonmanlık sözleşmesi özel hukuk hükümlerine tabi olmakla, özel hukukta geçerli olan ahde vefa ilkesi gereğince davalıların bu akitlerle bağlı olup, tek taraflı olarak herhangi bir değişiklik yapamayacağını, ancak davalı kurumun davacı şirketin kusuru olmaksızın kayıp kaçak bedelini davacının faturasına yansıtarak tahsil ettiğini, bu hususun sözleşme hükümlerinin hukuka aykırı bir şekilde ihlali niteliğinde olduğunu beyanla, davanın belirsiz alacak davası olarak görülerek bilirkişi raporuna istinaden HMK md.107 gereğince dava değerini artırma haklarını ve fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkili şirketten kayıp kaçak kullanım bedeli adı altında tahsil edilen şimdilik 37.025,05 TL.'nın ödenmiş olduğu tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, avukatlık ücreti ile yargılama masraflarının davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı UEDAŞ vekili duruşmada tekrarladığı cevap dilekçesinde özetle; uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı olması gerektiğinden davanın usulden reddi gerektiğini, aksi takdirde işbu davanın bekletici nmesele yapılması ve Danıştay 13.Dairesinin nihai kararının beklenilmesinin gerektiğini, ayrıca elektrik piyasası kanunun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısının 28/01/2015 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuş olup, tasarının ilgili komisyonda olduğunu, bu sebeple bu tasarının yasalaşması ile davaları ile ilgili uyuşmazlığın ortadan kalkacağını, bu yasanın yürürlüğe girilmesinin beklenilmesi gerektiğini, dava konusu bedellerin alınmasının kanunun kendisine verdiği yetkiye dayanarak çıkarılan EPDK kararı ile alındığını, bu sebeple husumetin tarafının EPDK olup, davanın husumet yönünden usulden reddi gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının tahakkuk eden faturalara itiraz etmediğini, ihtirazı kayıt bildirmeden ödeme yaptığını, bu bakımdan bu bedellerin istirdadının talep edilmesinin mümkün olmadığını beyanla, davanın öncelikle usulden, olmadığı takdirde esastan reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ............................. Elektrik Enerji Tic.AŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını ve davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini beyanla, davanın esasına karşı beyanda bulunmak hakları saklı kalmak kaydıyla haksız ve mesnetsiz davanın usulden ve esastan reddine, dava konusu vakıa ile ilgili mevzuat çalışmaları ile idari yargı kararları sonucunun bekletici mesele yapılmasına, yargılama harç ve masrafları ile ücreti vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesini istemiştir. DAVANIN NİTELİĞİ, DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, davacı tarafından kullanılan elektrik bedeli için tahakkuk ettirilen dönemsel elektrik tüketim faturalarında yer alan ve kayıp kaçak bedeli adı altında tahsil olunan tutarların iadesi talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki dava ve uyuşmazlık, davacıya ait işyerlerinde kullanılan elektrik faturalarında tahsil edilen kayıp kaçak bedellerinin iadesinin talep edilmesinden ve davalı şirket tarafından bu bedellerin EPDK kararları doğrultusunda belirlenerek tahsil edildiğinin ileri sürülerek davacı taleplerine karşı konulmasından kaynaklanmaktadır. Dava konusu alacak taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklandığından,BK 146 maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup,fatura tarihleri ile dava tarihi arasında bu süre dolmadığından davalıların zamanaşımı itirazları yerinde görülmemiştir. Davacı ......................... İnş. Taah. Mak. ..Ltd. Şti'nin faaliyet gösterdiği işkolunda bulunan tesislerine ait hızlı tren projesi Bursa/Osmangazi Alaşar Mevki ..................... İnşaat olarak tanımlanan adreste bulunan ...................... nolu elektrik aboneliği için Ekim 2013 tarihinden itibaren Bursa/Kestel Seymen Köyü Mevki olarak tanımlanan adreste bulunan ............. nolu elektrik aboneliği için Ekim 2013 tarihinden itibaren, Bursa/Kestel Gölbaşı Köyü araı hızlı tren şantiyesi olarak tanımlanan adreste bulunan .................. nolu aboneliğin ise Temmuz 2014 tarihinden itibaren davalı ................................Toptan Elektrik Enerji Tic. AŞ.kayıtlarında tek terimli normal sanayi grubunda elektrik abonesi olarak davacı şirket adına işlem gördüğü tespit olunmuştur. Davacı yukarıda numarası yazılan 3 adet sayaçtan yapılan elektrik tüketimine ilişkin olarak 2015 yılına kadar düzenlenen faturalarda kayıp -kaçak bedeli adı altında davacıdan tahsil edilen 37.025,05 TL'nin iadesini talep etmektedir. Mahkememiz dosyası bilirkişiye tevdi edilmiş,bilirkişinin 04/01/2016 tarihli raporunda özetle ve sonuç olarak; kayıp kaçak bedeli adı altında tahsil olunan toplam tutarların ... abone numarası üzerinden tahakkuk ettirilen faturalar için 16.343,43 TL+KDV, 991403340 abone numarası üzerinden tahakkuk ettirilen faturalar için 20.591,23 TL+KDV, 99040700 abone numarası üzerinden tahakkuk ettirilen faturalar için 90,39 TL+KDV olarak hesaplandığı, Bursa/Kestel Gölbaşı Köyü arası Hızlı tren şantiyesi olarak tanımlanan adreste bulunan ve davalı şirket kayıtlarında Temmuz 2014 tarihinden itibaren işlem görmeye başlayan.................. nolu abonelik için doyaya taraflarca yalnızca 1 adet fatura sunulduğu, diğer yandan PSH Sayaç okuma bedellerin ise dava konusu tarihlerde maktu bedel olarak tahsil olunduğu, dosyaya sunulan faturaların incelenmesinden anlaşıldığından bu tutarların hesaplamaya dahil edilmediği kanaat ve görüşü açıklanmıştır. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunun 4.maddesinde,Enerji Piyasası Düzenleme kurumuna tüketicilere yapılacak elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verilmiştir.Ancak bu addede anlatılmak istenen 1kw elektrik enerjisinin tüketicilere ulaşıncaya kadarki maliyet ve kar payı olup,yoksa sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi vermediği açıktır. Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ilkesi ve adalet düşünceleriyle bağdaşmaz. Ayrıca nihai tüketici olan vatandaşın faturalara yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin hangi miktarda olduğunu denetleyebilmesi ve hangi hizmet karşılığında ne bedel ödediğinibilmesi şeffaflık ve hukuk devletinin vazgeçilmez ilkesidir. Ekonomik anlamda oldukça güçlü olan dağıtım şirketlerinin kayıp ve kaçak oranının düşürülmesi ve hatta sıfırlanması için teknik alt ve üst yapısını değiştirmesi için yatırımlar yapması gerekirken, bu bedeli tüketicilerden tahsil yoluna gitmesi kolaycılığa kaçmak olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından ve Hukuk daireleri tarafından verilen emsal kararlarda; enerjinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak sureti ile kullanılan elektrik bedelinin kurallara uyan abonelerden tahsil edilmesinin hukuk devleti ve adelet düşüncesi ile bağdaşmayacağı, oysaki elektrik kaybını önleme ve hırsızlıkları engelleme veya hırsızı takip edip ve bedeli ondan tahsil etme görevinin bizzat enerjinin sahibi bulunan dağıtım şirketine ait olduğu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verildiği ancak ilgili mevzuatta amaçlanan hususun 1 Kw elektrik enerjisinin kullanıcılara ulaşıncaya kadarki maliyet ve kar payı olup, sınırsız bir fiyatlandırma ve tarife unsuru belirleme yetkisi ve görevi verilmediği, bu nedenle kayıp-kaçak bedeli, dağıtım bedeli, sayaç okuma bedeli, parekende satış hizmet bedeli ve iletim bedelinin kullanıcıdan talep edilemeyeceği belirlenmiştir (Yargıtay HGK 21/05/2014 tarih 2013/7-2454 Esas 2014/679 sayılı Karar, 1.Hukuk Dairesi 20/10/2014 tarih 2014/7090 Esas 2014/13588 sayılı Karar, 3.Hukuk Dairesi 23/09/2014 tarih 2014/12810 Esas 2014/12352 sayılı Karar). Buna göre; davalı şirketin, abonesi olan davacıdan kayıp- kaçak bedeli adı altında tahsilat yapması yerinde değildir. Bu sebeple ve düzenlenen bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalılar tarafından verilen karar temyiz edilerek dosya Yargıtay' a gönderilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/20624 Esas ve 2017/10326 Karar sayılı İlamı ile bozma kararı verilmiştir. Yargıtay Bozma İlamı doğrultusunda yapılan düzenlemeler değerlendirildiğinde, 6719 sayılı kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'na eklenen; Geçici madde 19; "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur." hükmünü, Geçici madde 20; "Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17 nci madde hükümleri uygulanır." hükmünü içermektedir. Hal böyle olunca, karar tarihinden sonra yürürlüğe girmiş bulunan bu yasa değişikliklerinin, yürürlük tarihi öncesi dönemde geçerli olan EPDK kararlarına dayanılarak alınmış olan ve dava konusu yapılan kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılan ve halen devam eden davalarda da geçmişe etkili olacak şekilde (bu yasa değişikliği öncesinde açılan ve halen görülmekte olan davalar da) uygulanması gereken hükümler içerdiğinden, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 17., geçici 19. ile 20. maddelerinin, somut olaya etkisinin bulunup bulunmadığının yerel mahkemece tartışılıp değerlendirildikten sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekmektedir. " 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunun 17,geçici 19 ve 20. Maddesinin somut olaya etkisinin değerlendirilmesi vurgulanmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/11758 Esas ve 2016/1570 Karar sayılı İlamında, da Tüketici Hakem Heyetine başvuru üzerine açılan hakem heyetinin iptali davalarında da aynı şekilde 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunun 17,geçici 19 ve 20. Maddesinin somut olaya etkisinin değerlendirilmesi vurgulanmıştır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi' nin 2016/12 Esas ve 2016/12 Karar sayılı İlamında, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunun geçici 20. Maddesi gereğince davanın konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve yargılama giderlerinin davanın açıldığı tarihte davacı haklı olduğundan davalı aleyhine hükmedilmesine dair karar verildiği anlaşılmıştır. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2017/43 Esas ve 2017/42 Karar sayılı kararında da, yasanın herkesi bağlayıcı ve emredici nitelikte olması karşısında kazanılmış hak kavramından bahsedilmesinin mümkün bulunmadığı, Anayasa Mahkemesinde bulunan dava açısından gerek aykırılığı eldeki dava nedeniyle götürülmediği ve gerekse bekleme süresinin de esasen geçmiş bulunması nedeniyle bekletici mesele yapılmamasının yerinde olduğunu ve davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2017/242Esas ve 2017/240 Karar sayılı kararda" Dairemizce tarafların aleyhinde yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi hakkaniyet kuralları ile bağdaşmayacağından, davacının vekalet ve yargılama gideri talebinin reddine" tarafların aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyet kurallarına aykırı olduğunu vurgulamıştır. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesinin 3. Hukuk Dairesinin 2017/201 Esas ve 2017/164 Karar sayılı Kararda “ Bu durumda, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 6719 sayılı yeni yasa nedeniyle davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından, mahkemece; "Karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin hüküm kurulması gerekirken, "Davanın reddine" ilişkin karar verilmesi doğru görülmemiştir. Dava açıldığı tarih itibariyle haklılık durumunun değerlendirilmesi gerektiğine dair mahkeme gerekçesi yerinde bulunmuştur. Bununla birlikte, dava tarihi itibariyle değerlendirme yapıldığında, davacı lehine vekalet ücreti ile yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken bu yöne dikkat edilmemiş olması doğru görülmemişse de, anılan hususun kamu düzenine ilişkin bulunmaması ve istinaf sebepleriyle bağlılık kuralı gözetilerek, davacı vekilinin istinaf itirazlarıyla sınırlı olarak inceleme yapıldığından bu husus sadece eleştirilmekle yetinilmiştir. Yukarıda belirtilen ve yerinde bulunan husus ise duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte olup, bu nedenle 6100 S. HMK 353/1-b.2. maddesi uyarınca mahkeme kararının yalnızca "davanın reddi" ne dair hüküm fıkrasının ilk fıkrası kaldırılıp, yerine "davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde hüküm tesisi ile düzeltilerek ve diğer hususlar taleple bağlı kalınarak aynen muhafaza edilerek aşağıdaki gibi yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: 2- Hükmün sadece 1.bendi düzeltilerek ve diğer hüküm fıkraları aynen muhafaza edilerek yeniden hüküm tesisiyle; a-"DAVANIN KONUSUZ KALMASI NEDENİYLE DAVANIN ESASI HAKKINDA HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, b-Alınması gereken 31,40.-TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 170,78.-TL'den mahsubu ile bakiye 139,38.-TL fazla harcın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacıya iadesine; c-Dava konusu taleplerin (anılan kanun değişikliği öncesinde) istenebilir nitelikte olmasına karşın, davanın açılmasından sonra yapılan kanun değişikliği ile istenmesi mümkün olmadığından, davanın açıldığı tarih itibarıyla haklılık durumu ve davadan sonra yapılan ve yürürlüğe giren kanun değişikliği karşısında, taraflarca yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, d-Davanın açılmasına davacının sebebiyet vermediği anlaşıldığından, takdiren davacı ve davalı lehine vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına; e-Davacı tarafından yatırılan ve arta kalan gider avansının, kararın tebliğe çıkartılmasından sonra talep halinde davacıya iadesine “ davanın konusuz kalmasına karar verilmesi ve yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir. O halde davanın konusuz kalma hallerinin irdelenmesi ve somut olayda olduğu gibi yeni bir kanun hükmü yürürlüğe girdiğinde davanın konusuz kalıp kalmayacağının incelenmesi zorunludur. Bu konuya dair Yargıtay Hukuk Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunun Kararlarında, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2010/11960 Esass ve 2010/12587 Karar sayılı İlamında "Ancak, her dava açıldığı tarihteki koşullara tabidir. Mahkemece, 28.11.1997 tarih, 5/3 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca belirlenen kıyı kenar çizgisine göre taşınmazın tamamının 3621 Sayılı Yasanın 4.maddesinde tarifi yapılan kıyıda kaldığı görülmektedir.O halde, bu belirlemeye göre davacı Hazinenin dava tarihi itibariyle davasında haklı olduğu sabittir.Ne varki, sonradan yürürlüğe giren yasa uyarınca davanın reddine karar verilmiş olması, davalıların yargılama giderleri ile bu giderlerden sayılan avukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasını gerektirmez. Hal böyle olunca, yargılama giderleri ile davada vekil ile temsil edilen davacı yararına avukatlık ücretinin takdir ve tayin edilerek davalıların sorumlu tutulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir." sonradan yürürlüğe giren yasa uyarınca davanın reddine dahi karar verilse davalıların yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden sorumlu tutumasına karar verilmesi belirtmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/10-1350 Esas ve 2013/1740 Karar sayılı Kararı, yine 2013/10-1860 Esas ve 2015/1451 Karar sayılı Kararında "Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan bir olay nedeniyle artık dava konusu edilen talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek ya da neden kalmıyorsa, burada davanın konusuz kalmasından söz edilebilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda mahkemenin yargılamaya devam etmesine gerek yoktur. Bu durumda mahkemenin bir tespit hükmü niteliğinde olmak üzere esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermesi gerekir. Dava konusu hakkın davacıya ödenmesi, verilmesi ya da müdahalenin kaldırılması, davacı ve davalı sıfatının birleşmesi, yeni çıkan bir kanun ya da Anayasa Mahkemesi kararı ile ya da kişiye sıkı sıkıya bağlı ve mirasçılara geçmeyen bir hakka ilişkin davalarda taraflardan birinin ölümü gibi nedenlerle dava konusuz kalabilir. " konusuz kalma hallerinin sayıldığı ve yeni bir çıkan kanun durumunda dava hakkında konusuz kalmaya karar vermesi gerektiği vurgulanmıştır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından 2015/2478 Esas ve 2016/3518 Karar sayılı İlamında, " somut olayda; dava açıldıktan sonra ancak karar tarihinden önce 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun” 26/04/2012 tarihli ve 28275 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. 6292 sayılı Kanunla 17/10/1983 tarihli ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun ile 16/2/1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, 6831 sayılı Kanunun bazı maddelerinde de değişiklikler yapılmış, bu cümleden olarak, diğer bir çok hükmün yanı sıra, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanlara ilişkin tapu kaydına konulan şerhlerin silinmesi, bu alanlar için Hazine tarafından dava açılmaması, açılan davalardan vazgeçilmesi ya da davaların durdurulması, tapusunun iptaline karar verilen taşınmazların tekrar tapu sahibine iadesi gibi konular düzenlenmiştir. Anılan kanun ile davacının taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını kısıtlayan 6831 sayılı Kanunun 2/B madde şerhinin re’sen silinmesi ve tapuda gerçek kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlara yönelik olarak Hazine tarafından 2/A veya 2/B madde iddiasıyla dava açılamayacağı veya açılmış ise vazgeçileceği yönünde emredici hüküm ihdas edilmiştir. Bu durum karşısında davacının açtığı davanın konusuz kaldığının kabulü gerekir. Konusuz kalan dava hakkında verilecek karar ise “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde olmalıdır. Bu sebeple, davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, yargılama gideri ve vekâlet ücreti yönünden de 6100 sayılı Kanunun 331. maddesindeki düzenleme gereğince yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir." HGK' nun 2013/10-1860 Esas ve 2015/1451 sayılı kararına atfen davadan sonra ancak karardan önce 6292 sayılı yasanın yürürlüğe girdiğinden konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesini ve yargılama gideri yönünden HMK' nın 331. Maddesinin uygulanması gerektiğinden bozma kararı verilmiştir. Diğer yandan 6100 sayılı HMK' nın 331. Maddesine göre :Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. O halde toplanan deliller, yukarıdaki yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatlarındaki açıklamalar ışığında somut olayda, davacının kullandığı elektrik aboneliğinden faturalara yansıtılan kayıp-kaçak, dağıtım, iletim, sayaç okuma ve perakende satış hizmet bedelinin davanın açıldığı tarihten sonra yürürlüğe giren 6446 sayılı Yasanın 17, geçici 19 ve 20. Maddelerinin geçmişe etkili olarak açılmış davalarda da uygulanacağından ve yeni çıkan yasa ile hakkın konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Yargılama giderleri yönünden ise gerekçeli kanaat verici 05/01/2016 tarihli bilirkişi raporu, dosyadaki faturalar ile davacının dava açmakta haklı olduğu anlaşılmakla yargılama giderleri yönünden haklılık durumu dikkate alınarak davalılar aleyhine hükmedilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere, 1-Davanın konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 35,90 TL nispi karar ve ilam harcının peşin alınan 632,30 TL'den mahsubu ile 596,4 TL fazla harcın karar kesinleştiğince talep halinde halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan 35,9 TL karar ve ilam harcı, 400 TL bilirkişi gideri, tebligat ve müzekkere bedeli 179,8 TL olmak üzere toplam yargılama gideri olarak 615,7 TL' nin dava açılırken davacının haklı olduğu anlaşıldığından davalılardan alınarak davacıya verilmesine 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne ve HMK' nın 331. Maddesine göre davacının dava açmakta haklı olduğu dikkate alınarak belirlenen 2180 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 5-HMK' nın 333. Maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 günlük yasal süre içinde Yargıtay'a temyiz kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okununup usulen anlatıldı. 25/01/2018 Katip ¸E-imzalıdır. Hakim ¸E-imzalıdır.