Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/316 E. 2026/500 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/316
Karar No
2026/500
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/316 - 2026/500 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/316 KARAR NO : 2026/500

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05/12/2025 NUMARASI : 2025/571 Esas 2025/860 Karar

DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 27/03/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 14/04/2026

İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 18.02.2024 tarihinde davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı aracın davacıya ait araca çarpması sonucu davacıya ait aracın hasarlandığını ve değer kaybı oluştuğunu, zararlarından davalının sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, 50,00 TL hasar bedeli 50,00 TL değer kaybı zararının davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Öncelikle taleplerin mükerrer olduğundan esastan reddinin gerektiği, davacının dava konusu kaza nedeniyle Sigorta Tahkim Komisyonunun 2024.E.114642 Esas sayılı dosyası ile başvuru yaptığını, başvurunun kesin hüküm nedeniyle reddedildiği, aynı dava daha önceden kesin hükme bağlanmış olduğundan bu aşamada davalıya bir kusur atfedilemeyeceğini, davacının davasını ispat edemediğini, dosyada yargılama yapılacak ise dosyanın kusur oranlarının belirlenmesi için Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesine gönderilmesinin gerektiğini, davalı şirketin sorumluluğunun teminat limiti ve oranı ile sınırlı olduğunu, davacının ticari avans faizi talep edemeyeceğini, tüm bu nedenlerden ötürü davanın usulden, mahkeme aksi kanaatte olması halinde esastan reddine karar verilmesini, istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davanın çift taraflı trafik kazası nedeniyle davacı aracında meydana geldiği iddia edilen hasarın ve değer kaybının tazmini davası olduğu, Sigorta Tahkim Komisyonuna tarafları aynı 2024E 114662 başvuru numarası ile davacı tarafından davalı sigorta şirketinden değer kaybı tazminatı istendiği, ilgili dosyanın aralarında bağlantı nedeniyle 2024E 114642 başvuru numaralı hasar talepli dosya ile birleştiği ve 05.09.2024-K-2024/441153 ile davanın husumetten reddine karar verildiği; davacı tarafından aynı taleplerle bu sefer 2024E 572648 Başvuru numarası ile yeniden Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulduğu, 21.04.2025-K-2025/202049 dosyası üzerinden kesin hüküm dava şartı nedeniyle usulden red ile kesin karar verildiği ve ilgili karara itiraz edilmesi üzerine, 04.05.2025 2025İ 43490 ve 15.07.2025 tarih 2025/İHK-52467 sayılı kararı ile İtiraz Hakem Heyeti tarafından itirazın kesin olarak reddine karar verildiğinin görüldüğü; 6100 sayılı HMK’nın “Dava şartları” başlıklı 114/1-i maddesinde “Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması” dava şartları arasında sayılmış olup aynı Kanun’un “Dava şartlarının incelenmesi” başlıklı 115/1. maddesinde “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.” düzenlemelerine yer verildiği ve devamında dava şartı noksanlığının tespiti halinde uygulanacak hükümlerin düzenlendiği; 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesinin 1 fıkrasının (i) bendi gereğince aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olmasının dava şartı olduğu; aynı Kanun'un 115. maddesinin 2 fıkrasında dava şartı noksanlığı (giderilmesi mümkün olmayan) bulunması halinde davanın usulden reddine karar verileceği; Kanun'un 303/1-2 fıkralarında da bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerektiği, bir hükmün davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm ifade edeceği düzenlemelerine yer verildiği; tüm dosya incelendiğinde; Sigorta Tahkim Komisyonu olarak tarafları aynı 2024E 114662 başvuru numarası ile davacı tarafından davalı sigorta şirketinden değer kaybı tazminatı istendiği, ilgili dosyanın aralarında bağlantı nedeniyle 2024E 114642 başvuru numaralı hasar talepli dosya ile birleştiği ve 05.09.2024-K-2024/441153 ile husumetten red kararı verildiği; davacı tarafından aynı taleplerle bu sefer 2024E 572648 Başvuru numarası ile Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulduğu, 21.04.2025-K-2025/202049 dosyası üzerinden kesin hüküm dava şartı nedeniyle usulden red ile kesin karar verildiği ve ilgili karara itiraz üzerine, İtiraz Hakem Heyeti kararı ile itirazın kesin olarak reddine karar verildiğinin görüldüğü, eldeki davada kesin hüküm bulunması nedeniyle davanın görülmeyeceği gerekçesiyle; “HMK madde 114/1-i gereği davanın kesin hüküm dava şartı nedeniyle usulden reddine,” karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Sigorta Tahkimde verilen kararın usulden ret kararı olduğunu, bu nedenle eldeki davada kesin hüküm oluşturmayacağını, davacının usulü eksiklikleri gidererek dava açtığını, davanın reddine karar verilerek hak arama özgürlülüğünün ihlal edildiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Mahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılık görülmediğinden, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda; Dava, trafik kazasından kaynaklanan araç hasarı nedeniyle, hasar bedeli ve değer kaybının tazmini istemidir. Mahkemece, davacının dava açmadan önce aynı taleplere ilişkin olarak, Sigortacılık Kanunun 30. maddesinde, alternatif çözüm yolu olarak öngörülen "tahkim yoluna" başvurduğundan ve uyuşmazlığa ilişkin olarak Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından, esastan karar verildiğinden ve söz konusu karar kesinlemiş olduğundan bahisle, aynı taraflar arasında, aynı sebeplerle yeninden dava açılmayacağından uyuşmazlığa ilişkin olarak kesin hüküm bulunması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti tarafından usulden verilen ret kararlarının, kesin hüküm oluşturmayacağından bahisle istinaf edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114. maddesinde, dava şartları düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, "dava şartlarından maksat, davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için, varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilen ve taraflarca da noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülebilen hâllerdir." Dava şartlarının bulunup bulunmadığı taraflarca ileri sürülmese dahi yargılamanın her aşamasında nazara alınır. Dava şartlarının bulunmaması ve yargılama sırasında verilecek süre içerisinde tamamlanacak olması durumunda, mahkemece HMK'nın 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verecektir. Dava şartlarından bir kısmı olumlu dava şartı olarak kabul edilmiş iken (görev, kesin yetki, yargı yolu, taraf ehliyet vs) bir kısım sebepler de olumsuz dava şartı olarak olarak (derdestlik, kesin hüküm gibi) HMK'nın 114. maddesinde düzenlenmiştir. Kesin hüküm de HMK'nın 114/1-i maddesinde "Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması" denilerek, olumsuz dava şartı olarak kabul edilmiş iken, maddede hangi kararların, davada kesin hüküm oluşturacağı açıklanmamış ise de, HMK'nın 303. maddesinde "(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. " denildiğinden, kararın şekli anlamda kesin hüküm oluşturmasına ilişkin hükümleri çerçevesinde, öncesinde verilen kararın eldeki davada kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı değerlendirilir. Tarafların alternatif çözüm yolu olarak tahkim yoluna müracaat etmiş olmaları halinde, yasal düzenlemede aksine bir düzenleme olmadıkça tahkim neticesinde, esastan verilen kararlar aynı uyuşmazlığın yeniden davaya konu edilmesi halinde kesin hüküm oluşturacaktır. Bu durum, tahkimin, kamu yargısının alternatifi olarak kabul edilmesinin sonucudur. Tahkim başvurusu neticesinde esastan karar verilmiş olmasından sonra da, kamu yargısına gidilebileceğinin kabulü, tahkimin alternatif çözüm yolu niteliği ile bağdaşmayacaktır. Gerek mahkeme kararlarının, gerekse de tahkim kararlarının, sonrasında açılacak davada kesin hüküm oluşturmuş olması için aranan koşul, kararın esastan verilmiş olması olup, esastan verilen kararın, talebin reddine ya da kabulüne yönelik olması sonuca etkili değildir. Dolayısı ile davanın ya da başvurudaki talebin kanıtlanamamış olması nedeniyle esastan reddine karar verilmiş olması durumunda da, Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından verilen kararlar, sonrasında açılacak davalarda kesin hüküm oluşturacaktır. Yeri gelmişken, husumet yokluğu nedeniyle verilen ret kararları da, esastan verilen bir karar olup, davalının zarardan sorumluluğu bulunmadığı yargılama neticesinde anlaşılarak hakkında husumet yokluğu nedeniyle ret kararı verilen kişi hakkında aynı sebeplerle yeniden dava açılması durumunda da, öncesinde verilen ve usulünce kesinleşen karar kesin hüküm oluşturacaktır. Sigorta Tahkim kararının hukuka uygun olmaması ya da hatalı olması iddiasına dayalı olarak dahi aynı talepler çerçevesinde yeniden dava açılamaz. Bu yöndeki talepler açısından mahkemelere verilmiş yasal bir denetim yükümlülüğü bulunmadığından, esastan verilmiş tahkim kararının varlığı durumunda, tahkim kararının esasına ilişkin (doğruluğuna ya da hatalı olmasına yönelik) değerlendirme yapılmaksızın, kesin hüküm bulunduğundan bahisle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilir. Somut olayda, davacının aynı talepler ile davalı hakkında daha önce Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetine başvurduğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sigorta Hakemi tarafından, davacının talebi yönünden, kaza tarihinden hareketle, sigorta şirketi tarafından aracın sigortalandığı dönemde kazaya karıştığı kanıtlanamadığından, tahkim başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, söz konusu karar "usulden ret kararı" olmadığı gibi, uyuşmazlığın tahkimde görülemeyeceğinden bahisle "el çekme kararı" da değildir. Davacının, eldeki davayı açarken ileri sürdüğü husus, tahkim kararının hatalı olduğuna yönelik olup, söz konusu kararın hatalı olduğu kanaati ile aynı talep yönünden esastan verilen karar sonrasında yeniden dava yoluna gidilebilme imkanı yasal olarak bulunmamaktadır. Nitekim, davacı esastan verilen ret kararı sonrasında, ikinci kez Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmuş, ilk derece mahkemesi kararında da isabetli olarak değerlendirildiği üzere, söz konusu talep dahi "kesin hüküm nedeniyle" reddedilerek, kesinleşmiştir. Bu durumda, davacının Sigorta Tahkim Komisyonuna ilişkin ilk başvurusunun, esastan reddedilmiş olmasına, söz konusu başvurunun eldeki dosyanın davalısına karşı ve aynı taleplere yönelik olmasına, söz konusu başvurunun esastan reddedilerek kesinlemiş olmasına, nitekim sonrasında ikinci kez Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurusunun da, kesin hüküm nedeniyle reddedilmiş olması karşısında, davacı, aynı davalıya karşı aynı talepler ile yeniden dava açamayacağından, ilk derece mahkemesi tarafından kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığından, davacının istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Buna göre; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, göre; davacı vekilinin tüm istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı peşin alındığından yeninden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın taraflara usulüne uygun şekilde tebliğine, 5-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın usulen tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 27.03.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Katip

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2026/316, K. 2026/500, T. 27.03.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-316-e-2026-500-k-efbd3bbd2e4a