Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/849 E. 2025/1127 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/849
Karar No
2025/1127
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2025/849 KARAR NO : 2025/1127 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 23/09/2021 NUMARASI : 2020/353 E. - 2021/304 K.

DAVANIN KONUSU : Kullanmama nedeniyle marka iptali, Hükümsüzlük

Dairemizce verilen 26/01/2024 tarih ve 2021/1968 Esas 2024/167 sayılı kararı Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi'nin 11/02/2025 tarih ve 2024/2273 Esas 2025/771 Karar sayılı ilamıyla olmakla dava Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2008/51343 tescil numarası ile 43. sınıfta tescilli ''...+şekil" markasının ve 32, 38 ve 43. sınıflarda tescilli 2013/45821 sayılı ''...'' markasının sahibi olduğunu, davalının 2013/61978 sayılı "... ..." markasının 43. sınıfta 18.08.2015 tarihinde tescil edildiğini, müvekkilinin tanınmış markası ile davalı markası arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, hükümsüzlük koşullarının oluştuğunu, davalının markasını 43. sınıfta ciddi bir şekilde kullanmadığını ileri sürerek davalı adına tescilli markanın 43. sınıf yönünden kullanmama nedeniyle iptaline ve hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili,markaların benzer olmadığını, karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markalarının aynı/aynı tür/benzer hizmetleri kapsadığı, her ne kadar dava konusu markada yer alan ... şekli kelime unsurlarına oranla daha büyük olsa da, kelime unsurlarının şekil unsuruna kıyasla baskınlık taşıdığı, dolayısıyla dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak "... ..." ibaresinden oluştuğu, davacı markalarındaki esas unsurun da markalarda tek kelime unsuru olarak yer alan “...” ibaresi olduğu, davalı markasındaki ''...'' ibaresinin ayırt edicilik sağlamadığı, üniversitenin ismini çağrıştırdığı, davacı markası "..." ibaresi ile ''...'' şeklinden, davalı markası da "..." esas unsuru ve ''...'' şeklinden oluştuğundan işaretlerin ortalama tüketici tarafından karıştırılabileceği, hükümsüzlük koşullarının gerçekleştiği, davalının markasını tescil edildiği tarihten itibaren 43. hizmet sınıfı bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullandığına ilişkin herhangi bir delil sunmadığı, markanın iptaline ilişkin koşulların oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davaya konu markanın 43. sınıf mal ve hizmetler yönünden 6769 sayılı kanunun 6/1 md. gereğince hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davaya konu 2013/61978 sayılı markanın 43. sınıf mal ve hizmetler yönünden kullanılmama nedeniyle iptaline karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde, hukuki sebepleri ayrı iptal ve hükümsüzlük kararları bakımından iki ayrı vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken tek vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, müvekkili lehine iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesini istemiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markaların birbirleriyle karıştırılmasının mümkün olmadığını, davacı markaları ile Üniversite markasının tek ortak yönünün ... ibaresi olduğunu, markaların içerdiği diğer ayırt edici unsurların hiçbir şekilde benzemediğini, ayrıca davacı firmanın özel sektörde otelcilik faaliyetleri ile ilgilenmekte olup, Üniversitenin eğitim ve öğretim alanında kamu hizmeti verdiğini, bu nedenle bile markaların müşteri yanıltıcı bir karışıklığa yol açmasının mümkün olmadığını, dava konusu Üniversite markasının tertip tarzının davacının markalarından çok farklı olmasının markanın kullanılacağı malların/hizmetlerin ortalama tüketici nezdinde iltibasını önleyeceğini, markalar arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Dairemizin 26/01/2024 tarih ve 2021/1968 Esas, 2024/167 sayılı kararıyla, davalının dava konusu markayı tescilli bulunduğu ve uyuşmazlık konusu olan 43. sınıf kapsamında Türkiye'de ciddi bir şekilde kullandığını ispata yarar delil sunmadığından iptal koşullarının oluştuğu, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (556 sıyılı KHK) uyarınca hükümsüzlük davasının tescil tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği, tescilin kötü niyetle yapılması halinde açılacak hükümsüzlük davasının süreye tabi olmadığı, somut olayda dava konusu sayılı marka yönünden dava tarihi olan 23.11.2020 tarihi itibariyle, tescil tarihi olan 18.08.2015 tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin dolduğu, davalının marka tescilinin kötüniyetli olduğunun da iddia ve ispat edilmediği gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davalı markasının 43. sınıf hizmetler yönünden kullanmama nedeniyle iptaline, hükümsüzlük talebinin reddine karar verilmiştir.

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN 11/02/2025 TARİH VE 2024/2273 ESAS 2025/771 KARAR SAYILI İLAMININ ÖZETİ: Dairemiz kararının, taraf vekillerince temyizi üzerine, anılan Yargıtay ilamı ile özetle, "1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2.Bölge Adliye Mahkemesince, 556 sayılı KHK kapsamında hükümsüzlük davası açılabilmesi için 5 yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle hükümsüzlük talebinin reddine karar verilmiş ise de inceleme ve değerlendirme yerinde değildir. 3.06.03.2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7226 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinde ise, ".. Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,.....itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır." hükmü getirilmiş olup, akabinde 30.04.2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 1. maddesi ile durma süresi 15.06.2020 tarihine karar uzatılmıştır. Somut olayda, Covid-19 salgın hastalığının yayılması ve yargı alanında doğabilecek hak kayıplarının önlenmesi amacıyla getirilen ve yürürlüğe konan işbu düzenlemeler nedeniyle hükümsüzlük istemli dava açmaya ilişkin sürenin durup durmadığı ve bu düzenlemelere göre davanın süresinde açılıp açılmadığı değerlendirilmeksizin hükümsüzlük davası açma süresinin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." gerekçesiyle Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir.

GEREKÇE :1-Dava, kullanmama nedeniyle marka iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11/02/2025 tarih ve 2024/2273 Esas 2025/771 Karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Markanın kullanılmaması nedeniyle iptali istemi yönünden, Dairemizce dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 9. maddesi uyarınca, dava konusu 2013/61978 sayılı marka yönünden dava tarihi olan 23/11/2020 tarihi itibariyle, tescil tarihi olan 18/08/2015 tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin dolduğu ve dolayısıyla süre yönünden iptal koşulunun oluştuğu, davalının dava konusu markayı tescilli bulunduğu ve uyuşmazlık konusu olan 43. sınıf kapsamında Türkiye'de ciddi bir şekilde kullandığını ispata yarar delil sunmadığı gerekçesiyle dava konusu 2013/61978 sayılı markanın 43. sınıf hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK'nın 9, 26/1 ve 192/1-a maddesi uyarınca kullanmama nedeni ile iptaline dair verilen karar, Yargıtay bozma ilamının kapsamı dışında kaldığından, bu konuda infazda tereddüt yaşanmaması için Dairemizce önceki kararındaki hüküm kısmına aynen yer verilmiştir. 2-Davacı taraf aynı zamanda SMK'nın 6.maddesine dayalı olarak, davalı markasının 43.sınıf yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini de talep etmiştir. 7226 sayılı Kanun'un Geçici 1 inci maddesi, "(1)Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6.1.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12.1.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13.03.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren, 30.4.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.” hükmünü haizdir. 2480 sayılı Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair Karar ile 30 Nisan 2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup; yayımı tarihinde yürürlüğe giren 7226 Sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının a bendi kapsamında 13.03.2020 tarihinden itibaren duran sürelerin 15.06.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar durmasına karar verildiği anlaşılmıştır. 556 sayılı KHK'da markanın hükümsüzlüğü davasının hangi süre içinde açılacağı veya ileri sürülebileceği açıkça düzenlenmemişse de Yargıtay uygulamalarında genel olarak markanın hükümsüzlüğü davasında tescil tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürenin varlığı, 5 yıllık sürede kullanıma marka sahibince sessiz kalınmasından ve markaya yatırım yapılmasından sonra marka hakkına dayanarak hükümsüzlük davası açılmasının 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olduğu, tescilin kötü niyetli yapılması halinde açılacak hükümsüzlük davasının hak düşürücü süreye tabi olmadığı kabul edilmiştir. (Bkz Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/2167 Esas, 2023/5984 Karar sayılı kararı) Somut olayda dava tarihi itibariyle uygulanması gereken 6769 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin altıncı fıkrasında da, "Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez." denilerek uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı hususu yasal düzenleme haline getirilmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12/05/2022 tarih, 2020/8363 Esas, 2022/3805 Karar sayılı kararında "6769 sayılı SMK'nın 25. maddesinin 6. fıkrası kapsamında davada davalı markanın tescilinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine" dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir. Gerek 556 sayılı KHK, gerekse 6769 sayılı SMK'nın yürürlükte bulunduğu dönemde, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin hükümsüzlük davasında beş yıllık sürenin tescil tarihinden başlatılmasına yönelik uygulaması Dairemizce de benimsenmiştir. Nitekim, 6102 sayılı TTK'nın 18/2.maddesindeki "Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir." hükmü ve SMK'nın 22.maddesi uyarınca marka tescilinin Bültende yayımlanması karşısında, tacir sıfatını haiz davacı yönünden beş yıllık sürenin markanın tescil tarihi itibariyle başladığının kabulü gerekir. Dava konusu 2013/61978 sayılı marka yönünden tescil tarihi olan 18/08/2015 tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin 18/08/2020 tarihinde dolduğu ancak yukarıda açıklanan Kanun hükmü ile Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca durma süresinin 15.06.2020 tarihine kadar uzatılmış olması karşısında, dava açma süresinin son günü olan 18/08/2020 tarihine durma süresi olan 95 günün eklenmesi gerektiği gözetildiğinde, davacı tarafından 23/11/2020 tarihinde açılmış olan davanın süresinde olduğunun kabulü gerekir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/23929 Esas, 2023/1663 Karar sayılı, 2021/26732 Esas, 2023/6037 Karar sayılı ve 2021/26274 Esas, 2024/7491 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.) Buna göre eldeki dava süresinde açıldığından, işin esasına geçilmiştir. Dava konusu markanın kapsamında yer alan dava konusu 43. sınıf hizmetlerin davacıya ait 2008/51343 ve 2013/45821 sayılı markaların kapsamlarında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı, bunun yanında dava konusu "... ..." ibareli marka ile davacının "..." ibareli markaları arasında, asli unsurlarını oluşturan "..." ibaresinin ortaklığı nedeniyle SMK'nın 6/1.maddesi anlamında işitsel, görsel ve anlamsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, başvurudaki sair kelime ve şekil unsurlarının yeterli düzeyde ayırt edicilik sağlamadığı kanaatine varıldığından, davalının 2013/61978 sayılı "... ...+şekil" ibareli markasının 43. sınıf mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ilişkin aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davanın KABULÜNE, 2-Dava konusu 2013/61978 sayılı markanın 43. sınıf hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK'nın 9,26/1 ve 192/1-a maddesi uyarınca kullanmama nedeni ile iptaline, 3-Dava konusu 2013/61978 sayılı markanın 43. sınıf hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne, 4-Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına, 5- Davacıdan alınan 54,40-TL peşin harç, 54,40-TL başvurma harcı, 162,10-TL istinaf yoluna başvurma harcı, 2.107,80-TL temyiz yoluna başvurma harcı toplamından oluşan 2378,70-TL'nin karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2,250,00-TL bilirkişi ücreti, 79,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf ve temyiz aşamasında yapılan 33,00-TL tebligat ve posta gideri toplamı 2362,00 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 10-Davacı kendisini istinaf aşamasında vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T' nin 2/4 maddesine göre hesaplanan 16.000,00-TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, Dair, duruşmaya katılan davacı vekilinin yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda, yapılan açık yargılama sonucunda 28/05/2025 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 28/05/2025

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/06/2025

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/849, K. 2025/1127, T. 28.05.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-849-e-2025-1127-k-5f0b6bd03c03