Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/352 E. 2026/336 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/352
Karar No
2026/336
Karar Tarihi

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/12/2024 NUMARASI : ... Esas - ... Karar İSTİNAF EDEN DAVACI: ....... VEKİLİ : Av..... DAVALI : ........ VEKİLLERİ : Av..... Av..... DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 16/03/2026 YAZIM TARİHİ : 24/03/2026 Taraflar arasında görülen davada Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas -... Karar sayılı kararın dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından ........ markası adı altında faaliyet gösteren ortaklıklar ve yöneticiler aracılığı ile Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerindeki binlerce vatandaştan "yatırılan paraların istendiği her an çekebileceği" ve "yüksek oranlarda faiz verileceği" beyanları ile SPK'dan herhangi bir izin alınmadan bankacılık faaliyeti yürütmek suretiyle mevduat toplandığını, davalı tarafından yürütülen faaliyet kamuoyunda "Ponzi Sistemi" olarak bilinen bir dolandırıcılık faaliyeti olduğunu, davalı şirket yöneticileri tarafından müvekkilinden kanuna aykırı olarak para tahsil edildiğini ve haksız fiil neticesinde müvekkiline zarar verildiğinden bahisle; davacının, davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine, haksız fiil ile müvekkilinden tahsil edilen fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 200,00 Euro (195,58- DM)'nun davalı yandan alınarak yabancı para alacağı olarak aynen, davacıya ödenmesine, haksız fiilin söz konusu olması ve ''gasp eden her zaman temerrüt halindedir'' ilkesi uyarınca talep edilen alacağa tahsil tarihi olan 08.03.2000 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun m.4/a uyarınca devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek oranda faiz uygulanmasına, alacağa ilişkin SPK listelerindeki kayıtların esas alınması durumunda, tahsil miktarının ve tahsilat tarihinin her tahsilat için listelerde yazan tarihler olarak esas alınmasını ve SPK listeleri uyarınca hesaplanan alacağa 3095 Sayılı Kanun m.4/a uyarınca faiz uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddia ettiğinin aksine taraflar arasında, davacıyı borç altına sokacak bir sözleşme, haksız fiil yada sebepsiz zenginleşme ilişkisinin mevcut olmadığını, yapılacak yargılama sonucunda mahkememizce, taraflar arasındaki hukuki ilişki veya olayın nasıl tamamlanırsa tamamlansın, davacının tüm taleplerinin, 818 sayılı Borçlar Kanunu ve/veya 6762 sayılı Ticaret Kanunun hükümlerine açıkça aykırı düştüğü gibi HMK.142.maddesi gereği öncelikli zamanaşımı nedeni ile davanın reddedilmesinin gerektiğini, zamanaşımı itirazlarının görmediği takdirde, davanın 6762 sayılı TTK.329. ve 405.maddeleri uyarınca esastan reddinin gerektiğini, davacının, bir miktar paranın şimdilik 200 Euro'sunun döviz faizi ile birlikte tahsili talebinin hukuki dayanağının bulunmadığından bahisle; davalı aleyhine ikame edilen davanın öncelikle zamanaşımından aksi takdirde esastan reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece "...Dosya içerisinde bulunan belge ve davalı tarafından SPK'ya sunulan CD kayıtlarından davacının davalı şirkete en son 02.03.2000 tarihinde para yatırıldığı, davacı tarafından 26.07.2024 tarihinde dava açıldığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yukarıda anılan kararları ve istikrar kazanmış uygulamaları kapsamından davalının eylemlerinin haksız fiil mahiyetinde olduğu, davalı tarafından süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğu, davada uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olduğu anlaşılmakla davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davalı yararına karar tarihinde geçerli olan AAÜT gereğince nispi vekalet ücreti takdirine (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 11/07/2023 tarih ve 2022/840 Es.2023/4352 Kar. Sayılı ilamı benzer mahiyettedir) karar vermek gerekmiş..." gerekçesiyle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının zamanaşımı def'ini ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin dava açmaması için oyalanmasının davalı şirketin dürüstlük kuralına aykırı olarak hareket ettiğini gösterdiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi içtihatlarında davalı şirketin zamanaşımı def'inin dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesinin hatalı bulunduğunu, yerel mahkemenin müvekkilinin davalı şirketin ortağı olmadığının tespiti yönündeki taleplerine ilişkin bir inceleme yapmadan karar verdiğini ve bu hususa ilişkin hüküm kurmadığını belirterek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davalı şirkete ortak olmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arzettiği, dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında; davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 818 sayılı yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, dosya içerisinde mevcut belgelere göre davacının davalı şirkete davalı şirkete 02/03/2000 tarihinde para yatırdığı haksız fiil tarihinin bu tarih olarak kabul edilmesi gerektiği, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 26/07/2024 tarihinde açıldığı, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, 4-İstinafa başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin dairemiz tarafından yapılmasına, 6-Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 16/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

.....

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/352, K. 2026/336, T. 16.03.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-352-e-2026-336-k-2da546b1508b