Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1466 E. 2026/385 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1466
- Karar No
- 2026/385
- Karar Tarihi
T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/09/2024 NUMARASI : ... Esas - ... Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. .... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ: 17/03/2026 YAZIM TARİHİ: 17/04/2026 Davacı tarafından, davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... (eski esas: ...) Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olmadığının tespiti ve alacak davasında 18/09/2024 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendi; DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillinin yurtdışında yaşadığını, davalı şirket yetkililerince kandırılarak şirkete hissedar yapılmak suretiyle parasının alındığını, müvekkilinin vermiş olduğu paraya karşılık şirket hissesine ilişkin hisse senetleri verildiğini, müvekkilinden o dönemde 250.000DM (mark) şimdiki parayla yakşalık 120.000 EURO para alındığını, sonraki süreçte defalarca davalı şirketten parasının iadesini isteyen müvekkiline davalı şirketçe para ödemesi yapılmadığını, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığını, davalıların haksız fiilde bulunduklarını, müvekkilinin para vermiş olduğu ...... şirketinin son olarak isim değişikliği ve devredilmeler sonucu davalı şirket olduğunu, her ne kadar çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile dava açılmasının önü kapatılmış ise de bu kararın Anayasaya aykırı olduğunu, bu kararın iptali için Anayasa Mahkemesine dava açıldığını ve bu durumun bekletici mesele yapılmasını, müvekkilinin alacağının ödenmesi için davalı şirkete Ankara ... Noterliğinin 18/12/2020 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarı ile ihtarname gönderildiğini ancak noter ihtarına rağmen ödeme yapılmadığını beyanla müvekkilinin davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine, müvekkilinin davalı şirkete 125.000EURO (250.000DM-mark) borç para vermiş olup fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 500EURO'dun davalı şirketten temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki belgelere ve SPK listelerine göre davacının şirket ortağı olduğunu, öncelikle davanın açıldığı tarihten önce 07/12/2019 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 7194 Sayılı Kanun'un 41.maddesine göre yürürlülük tarihinden sonra açılan iş bu davada davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, aksi kanaat olursa davacının iddialarının aksine taraflar arasında müvekkili şirketi borç altına sokacak bir sözleşme, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşme ilişkisinin mevcut olmadığını, dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerin fotokopi olup müvekkil şirket yetkililerince imzalınmış bir belge olmadığını, müvekkili aleyhine delil kabul edilemeyeceğini, davacının tüm taleplerinin kanun hükümlerine açıkça aykırı olduğunu ayrıca davanın zaman aşımı ve hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirket tarafından yüksek kar payı verileceği, dava açma haklarının engelleneceği gibi bir açıklama ve vaatte bulunulmadığını, davanın açık bir şekilde hak düşürücü süresi içinde açılmadığını beyanla öncelikle 7194 Sayılı Kanun'un 41.maddesi gereğince davanın esastan reddine, aksi kanaat olursa cevap dilekçelerindeki açıklamalar dikkate alınarak davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafın üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...Somut olayda, zamanaşımı bakımından 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de; 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmünü içermektedir. 818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ile ayrıca uzamış ceza zamanaşımı süreleri düzenleme altına alınmıştır. Genel kural, davanın, zararın ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden başlayarak 1 yıl içinde açılması gerektiğidir. Ayrıca ilgili kanun maddesinde üst sınır olarak 10 yıllık süre tayin edilmiştir. Söz konusu 10 yıllık sürenin başlangıcı ise eylem günüdür. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir. Davalı şirketin yetkilileri hakkında Konya ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve 2011/127 Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan CMK'nun 223/8 maddesi gereğince davaların ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve 2012/13279 Esas, 2012/44069 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2022/2012 E. 2023/1479 K.) Nitekim Konya Bam 6. Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki davaya ilişkin olarak verdiği 26/12/2023 tarih ve 2023/1481 Esas 2023/2563 Karar Sayılı kararı: "..davacının, şirkete 30/06/2000 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 19/01/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı, bu nedenle davalılar ...... A.Ş ve ......'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı ...Ş ve ......'nun istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince; ...... A.Ş ve ......'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,.." şeklindedir. Söz konusu İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince verilen 29/04/2024 tarih, 2024/1802 Esas, 2024/3297 Karar sayılı karar ise: "... Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." şeklindedir. Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davacının davalı şirkete para yatırdığı tarihten itibaren 7,5 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra eldeki davanın açıldığı, bu sebeple davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği,..." gerekçesiyle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın ......'a müvekkilince yatırılan dövizi yarı bedelinin altında TL olarak ...... hisselerine çevirme konusunda hileli davranışlarının devam ettiğini, davalının cevap dilekçesinde bir yandan davacının şirkete ortak olduğunu beyan edip diğer yandan zamanaşımı def'inde bulunmasının çelişkili davranış yasağına ve buradan hareketle TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arzettiği, dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında; davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 818 sayılı yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, Dairemize istinaf incelemesi için gönderilen emsal dosyalara ibraz edilen SPK listelerinin incelenmesi neticesinde, davacının davalı şirkete en son 05/03/2000 tarihinde para yatırdığı, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 29/08/2022 tarihinde açıldığı, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davacının istinaf başvuru taleplerinin ESASTAN REDDİNE, 2- Alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3- İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, 4- İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, 6- Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ilk derece mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 17/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Katip ... e-imzalıdır
...