Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1241 E. 2025/1298 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1241
Karar No
2025/1298
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2025/1241

KARAR NO : 2025/1298

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 04/07/2025 ara karar

NUMARASI : 2025/378 E.

DAVANIN KONUSU: 6361 Sayılı Finansal Kiralama, Faktöring Ve Finansman Şirketleri Kanunundan Kaynaklanan (Menfi Tespit)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/10/2025

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı aleyhine davalı banka tarafından İstanbul Banka Alacakları İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile bir icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak olarak gösterilen 05.10.2024 tanzim tarihli, 20242 seri numaralı ve 2.220.000,00 TL bedelli çek, ön yüzündeki isim ve arka yüzündeki isim yazısı ve ciro imzası davacı tarafından düzenlenmemiş olup, üzerindeki ciro imza ve yazıları davacıya ait olmadığını, dava konusu çek, davacının bilgisi ve rızası dışında kötü niyetli üçüncü kişilerce doldurularak piyasaya sürüldüğünü, çekte davacının adının geçtiği ciroda yer alan yazı ve rakamların tamamı davacının el ürünü olmayıp, davacının bu çek nedeniyle herhangi bir borç altına girmesi mümkün olmadığını, 102 sayılı TTK’nın 677. maddesindeki "imzaların bağımsızlığı ilkesi" gereği, bir çek üzerinde yer alan sahte imzalar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez; ancak sahte imzanın atfedildiği kişi bu sahte imzadan dolayı sorumlu tutulamayacağını dolayısıyla davacının imzasını taşımayan çek nedeniyle sorumlu tutulması hukuken mümkün olmadığını, çekte yer alan ciro zincirinde sahtecilik bulunması, çekin davacıya yüklediği borç doğurucu etkisini ortadan kaldırmakta olduğunu, icra takibi haksız ve mesnetsiz olduğunu, bu nedenle, borçlu olmadığının tespiti için işbu menfi tespit davasının açılması zarureti doğduğunu, Müvekkilin keşidecisi olmadığı, imzasını taşımayan ve bedelsiz olan 05.10.2024 tanzim tarihli, 20242 seri numaralı, 2.220.000,00 TL bedelli çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitini; takip konusu çek nedeniyle davalı alacaklı tarafından başlatılan İstanbul Banka İcra Müdürlüğü dosyasının müvekkil bakımından ilk aşamada tedbiren durdurulmasına sonuç olarak iptalini; davalı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak başlatılan takip nedeniyle, alacak miktarının %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesi 04/07/2025 tarihli ara kararıyla; "...Dava takipten sonra açılan menfi tespit istemi olup İİK 72/3 md. Kapsamında Mahkememizin takibi durdurma yetkisi bulunmadığı, imza ve yazı inkarı ile bedelsizlik iddiaları yönünden HMK 389 vd. Md. Kapsamında da ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yakın ispat koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -İhtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin gerekçenin yetersiz olduğunu, 6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı ve T.C. Anayasası’ nın 141. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımadığını,-Müvekkili aleyhindeki takibin hukuka aykırı olduğunu ve yakın ispat şartlarının oluştuğunu, Müvekkilinin, İstanbul Banka Alacakları İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasında takibe konu edilen çekin keşidecisi olmadığını ve çek üzerindeki isim ve ciro imzalarının sahte olduğunu, çekin bedelsiz olduğunu, sahtecilik ve bedelsizlik iddiasına ilişkin ticari kayıtların incelenmesi neticesinde yakın ispatın oluşacağını, Hâkimin hiçbirzaman ihtiyatîtedbir talebi hakkında karar verirken talep edilen tedbirin şartlarının oluşup oluşmadığını tam ispat seviyesinde ispat edilmesini aramaması gerektiğini, somut vakıada yaklaşık ispat koşulları oluştuğundan verilen ret kararına itiraz etme zorunluluğunun hasıl olduğunu, -İlk Derece Mahkemeniz, İİK 72/3 maddesi kapsamında takibi durdurma yetkisi bulunmadığını belirttiğini, İİK'nın 72. maddesinde icra takibinin durdurulmasını talep edebileceğini düzenlediğini, -müvekkili aleyhine yürütülen bu hukuka aykırı takibin durdurulmamasının, müvekkili açısından büyük mağduriyetlere yol açacağını, müvekkilinin ticari itibarı zedeleneceğini, banka hesaplarına ve malvarlığına haciz konulma riski doğacak ve bu durum, telafisi güç zararlara sebebiyet verecek olduğunu, -HMK 389 ve devamı hükümlerince yasal koşulların mevcut olduğunu ve davacı müvekkilu lehine öncelikle teminatsız, aksi kanaat var ise tedbir talep edilen miktar üzerinden cüz'i bir oranda teminat karşılığında yürütülen icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini bu nedenle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; 6100 sayılı HMK'nın 390. maddesinin 3. fıkrasının, ihtiyati tedbir talep eden tarafın, “davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda” olduğunu hükme bağladığını, tedbir talebinin hukuken geçerli koşulları oluşmadığı gibi, yapılan başvuru içerik itibariyle davalı bankanın yürüttüğü icra takibini yavaşlatmaya ve geciktirmeye yönelik olduğunu, davacının gösterdiği iddia ve belgelerde herhangi bir “yakın ispat” unsuru bulunmadığını, Davalı banka olarak müvekkilinin, davacı aleyhine başlatılan takipte, usulüne uygun ve belgeli bir şekilde alacağını tahsil etme yoluna gittiğini, davacının, gerçekte geçerli bir borç ilişkisi bulunmasına rağmen, alacağın tahsilini geciktirmek ve tahsilat riskini artırmak amacıyla ihtiyati tedbir yoluna başvurduğunu, takibin dayanağı olan belgelerde sahtecilik yahut imzaya itiraz gibi ciddi isnatların bulunmadığını, yalnızca genel nitelikli iddialarla süreci kilitlemeye çalıştığını, Davacının bu tutumunun hem kötü niyetli bir taktik olup, hem de icra hukukunun etkin işlemesini engelleyen bir vasıf taşıdığını, kararda yer verilen gerekçelerde, “yakın ispat”ın oluşmadığı açıkça ortaya konulduğunu, bu da HMK 389 ve 390. maddeleri ile uyumlu biçimde değerlendirildiğini, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava konusu İİK 72 maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır.Menfi tespit davasında, davacılar tarafından İİK'nun 72/3.maddesi ve HMK 389. maddesi kapsamında ihtiyati tedbir talep edildiği, Mahkemece davacıların talebinin reddine karar verildiği, davacı tarafından red kararına karşı başvurulduğu anlaşılmıştır. İİK 72/3 maddesi gereği, İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Menfi tespit davalarında ihtiyati tedbir koşulları değerlendirilirken İİK 72 maddesi yanında, HMK 389 vd. maddelerinin de gözönünde bulundurulması gerekir. HMK'nın 389. m.; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. "düzenlemesini, aynı yasanın 390/3 maddesi; 'Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir.Somut olayda, menfi tespit talepli dava, bonoya dayanılarak başlatılan icra takibinden sonra açılmış olup, İİK 72/3. maddesindeki yasal düzenleme karşısında takibin durdurulmasına yasal olanak bulunmadığı,teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi yönünde bir tedbir talebinin ise ilk derece nezdinde ileri sürülmediği, davacı tarafça HMK 389. Maddedeki koşulların mevcut olduğu ileri sürülmüş ise de, sahtelik iddiasının dosyada mevcut deliller ışığında yaklaşık ispatı kapsamında delil bulunmadığı, imza incelemesine ilişkin delil bulunmadan ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/07/2025 tarih ve 2025/378 E., sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.16/10/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/1241, K. 2025/1298, T. 16.10.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1241-e-2025-1298-k-6bd3dbb80112