Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1111 E. 2025/1196 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1111
- Karar No
- 2025/1196
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO : 2025/1111
KARAR NO : 2025/1196
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 04/07/2025 ara karar
NUMARASI : 2024/65 E.
DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/10/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
DAVA DİLEKÇESİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 1991 yılında bir semt hastanesi olarak kurulan müvekkilin, bu ismi sağlık hizmetleri alanında dünya markası haline getirdiğini 5 Ülkede, 24 hastane ve 1S tıp merkezi ve 25 bin çalışanı ile uluslararası nitelikte sağlık hizmeti sunmakta olduğunu bildirdiğini, aynı zamanda, 2012'de Uzakdoğu'nun en büyük sağlık gruplarından biri olan ... ... şirketinin en önemli parçası olduğunu ve bu birleşmeyle dünyanın 2. büyük sağlık zinciri haline gelen ... ... Şirketinin, şu anda 10 ülkede 83 hastane ve 65.000 çalışanı ile sağlık hizmeti sunmakta olduğunu beyan ettiğini, müvekkil şirketinin gerek yurt içi ve gerekse uluslararası faaliyetleri ile bulunduğu her alanda ciddi bir tanınmışlığa sahip ve sektörde ne denli önemli bir konumda olduğunun tartışmasız olduğunu, "..." markasının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde; 01/05/2001 tarihinden itibaren 2001/07866 tescil numarası ile tüm emtia sınıflarında tescilli olduğunu, 44. Sınıfta yer alan "Tıbbi Hizmetler" emtiasının da bu tescillerin içinde yer almakta oluğunu, nitekim müvekkil Şirketine ait T/01277 sayılı tescilli "..." markasının “Sektörel Tanınmış Marka" olarak da tescilli olduğunu ve bununla birlikte müvekkiline ait Sektörel Tanınmış Marka olan "..." markasının; 73 ülkede de yurt dışı tesciline sahip ve koruma altında olduğunu belirtildiğini, “...” ibaresinin aynı zamanda ... Sağlık Hizmetleri ve Tic. A.ş.'nin unvanının bir unsuru olması sebebiyle ticaret unvanın da haksız kullanımının söz konusu olduğunu iddia ettiğini,"..." marka ismi ile karşılaşan bir kişinin zihninde oluşabilecek ilk düşüncenin marka ismin bulunduğu yerde ... tarafından bir sağlık hizmeti sunulmuş olduğu düşüncesinin "Sektörel Tanınmış Marka" olmanın doğal bir sonucu olduğunu belirterek tüketici nezdinde karıştırma ihtimali yarattığını ve diğer yandan davacının bu fiilinin markanın şöhretinden haksız çıkar elde etmek olduğu gibi dürüstlük kuralına aykırı bir haksız rekabet hali olduğunu iddia ettiğini, Özel Sağlık sektöründe faaliyet gösteren davalının, Kadıköy/ İstanbul” adresinde yapımı devam eden hastanesinin giriş kısmına "... ...” ibaresiyle tabela asıldığının tespit edilmesi üzerine müvekkil şirketin “Sektörel Tanınmış Markası” “...” ibaresinin kullanılması nedeniyle, hukuka aykırı davranışa son verilmesi için davalıya Kadıköy 30. Noterliği'nin 25 Eylül 2023 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin gönderildiğini, İsbu ihtarname ve sonrasında davalı şirketin şifahen ... ibaresinin kaldırılacağını belirttiklerini beyan ettiğini, ancak davalının, hastanesinin giriş kısmına bu kez “... ... Hastanesi” şeklinde tabela koyduğunun tespit edilmiş olduğunu ve hukuka aykırı bu durumun Kadıköy 30. Noterliğinin 18.03.2024 tarih ve ... yevmiye numaralı tespit tutanağı ve eki fotoğraflarla delillendirildiğini belirtmiş ve dosyaya ekleri ibraz ettiklerini, davalının yakın bir tarihte açacağı belli olan söz konusu hastanede, işletme direktörü unvanıyla işe başlayacak eski bir personellerinin, yeni iş yeri ile ilgili sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımda. “Yeni Bir ...”, “... ... Hastanesi” gibi ifadelerle haksız rekabetin başka bir örneğini ortaya koymakta olduğunu. bu eylemin de Kadıköy 30.Noterliği' 21.03.2024 tarih ve ... yevmiye numaralı E-tespit tutanağı ile tespit edildiğini. SMK m.7/2 hükmü incelendiğinde kanunun tecavüz saydığı eylemlerin davalı tarafından gerçekleştirildiğini Cd davalının müvekkiline ait tescilli “...” markasını yine sağlık ve hastane sektöründe kullanmakta olduğunu, astığı tabela ve levhalarla sahip olduğu hastanenin "..." markasına ait olduğu izlenimini verdiğini, davalı kendi ticari unvan markası olan ... değil de, “... ... Hastanesi” şeklindeki ifadeleri ile hastanesini halk nezdinde müvekkilin markası ile ilişkilendirerek karışıklık yaratacak bir yolu seçtiğini iddia ettiğini, davalı tarafın 25.09.2023 ve 19.03.2024 tarihli ihtarlarla uyarıldığı halde ısrarlı şekilde tecavüz eylemlerini sürdürmeye devam etmekte olduğunu ve haksız fayda sağladığını bu hukuka aykırı eylemi de kusurlu olarak işlemeye devam etmekte olduğunu belirtildiğini, alınacak sebeplerle, davanın kabulünü, ihtiyati tedbir kararı verilmesini, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu marka hakkının korunması ile ilgili hükümleri gerekse Türk Ticaret Kanununun haksız rekabeti düzenleyen m. 54 vd. hükümleri çerçevesinde maddi ve manevi zararlarının tazmini ve cezai sorumluluğa gitme ile ilgili talep hakları saklı kalması şartıyla müvekkilinin marka hakkına tecavüz fiillerinin durdurulması ve tecavüzün ortadan kaldırılmasına, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan, tabelanın kaldırılmasına keza sair tüm araçların ve malların imhasına, mahkeme kararının ilgililere tebliği ve kamuya ilanına, karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk Derece Mahkemesi 04/07/2025 tarihli ara kararıyla; Mevcut durum, dosya kapsamı değerlendirmede davacı vekili 28/02/2025 UYAP tarihli talep dilekçesi ile, davalının kullanmış olduğu ... ibaresinin Özel Hastaneler Yönetmeliğine aykırı olduğu iddiasıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de mahkememizce dava konusuna ilişkin 31/10/2024 tarihli ters teminat tedbiri verildiği verilen kararın istinaf talebinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 12/12/2024 tarih 2024/1680 E - 2024/2045 K sayılı kararı ile reddedildiği, dosyanın halen bilirkişi incelemesinde olduğu, mevcut delil durumu itibariyle durum ve koşullarda değişiklik olmadığı, sunulan talep evrakının davadaki taleplerle aynı olduğu bu aşamada yargılamanın halen derdest olduğu davacı talebinin esas talepleri ile birlikte değerlendirileceğinden bahisle,"
İhtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmiştir.
İSTİNAF:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 28.02.2025 UYAP tarihli ihtiyati tedbir talepli dilekçesinde belirttikleri durum ve koşullarda önemli değişiklikler olduğunu, değiştirilen Sağlık Bakanlığı mevzuatıyla ... isminin davalı tarafından kullanılması tamamen yasaklandığını, “...” markası, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde müvekkilin sektörel tanınmış markası olarak tescilli olduğunu, müvekkiline ait “ ...” markası hem hastanelerinin ismi hem de şirket unvanı olduğunu, bu durumun sağlık bakanlığının tüm kayıtlarında da ruhsatlandırılarak tescil edildiğini, davalı şirket, hastanesinde ve Sağlık Bakanlığı ruhsat ve kayıtlarında ve hastane tabelasında “... ... BÖLGE HASTANESİ” ismini kullandığını, Davalının müvekkili adına kayıtlı ve sektörel tanınmış marka olarak da tescilli; “...” sağlık kuruluşu isim ve markasını Özel Hastaneler Yönetmeliği’ne de aykırı olarak kullandığını, HMK hükümleri gereği, mahkemenin tedbir kararı sonrası mevzuat değişikliği de yapılmak suretiyle mevcut koşullarda değişiklik olması sebebiyle, markalarının haksız kullanımının sona erdirilmesi için tedbir kararı verilmesi gerektiğini, dava tarihinden sonra; 30.01.2025 Tarih ve 32798 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin Kuruluş isimlendirmesi başlıklı 38.Maddesinin 2.Fıkrası dikkate alınarak mahkemece verilen tedbir red kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP DİLEKÇESİ
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının asılsız olduğunu, müvekkili şirket’in logosu“ ... ... Bölge Hastanesi “ şeklinde olduğunu, davacı taraf ise tümü ile tahrif edilmiş “... ... BÖLGE HASTANESİ” şeklinde olduğu iddiasında bulunduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin ..." şeklinde olmak üzere tüm harfler, büyük harflerle yazılı olan logo/tabela, davacı tarafından "..." şeklinde olmak üzere ilk harf hariç tüm harfler küçük harflerle yazıldığını, müvekkilinin ... semtinde yer alan hastanesi için yer şube bildirme amacıyla ... terimini kullandığını, davacı da kendisine ait Hastaneleri'nin adlarını "semt" adı ile birlikte olacak şekilde kullandığını, "... ...", "... KARTAL" ve sair şeklinde örnekler olduğunu, mahkemece tedbir reddine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu beyanla, davacının istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunun 159/1. maddesinde, Sınai Mülkiyet Haklarına tecavüz olduğunu ispatlamak şartıyla ihtiyati tedbir talep edilebileceği, 159/3. maddesinde ise ihtiyati tedbirlerle ilgili bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.6100 sayılı HMK'nun 389/1. maddesinde mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, 390/son maddesinde ise tedbir talep edenin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğu belirtilmiştir.Mahkemece 18.04.2024 tarihli ara kararı ile; ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi neticesinde Dairemizin 11/07/2024 gün 2024/984 E - 2024/1343 K. Sayılı kararı ile;, gerek e-tespit tutanakları, gerekse rapor içeriğindeki davalı tarafın kullanım görsellerinden, taraf markalarının ortalama tüketici nezdinde iltibas ihtimali yaratabileceği konusunda yaklaşık ispat yükümlülüğünün davacı tarafından yerine getirildiği anlaşıldığından, mahkemece ihtiyati tedbirin reddine ilişkin karar yerinde görülmediği belirtilmek sureti ile istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA karar verilmiştir.İade Kararımız üzerine mahkemece 24.09.2024 tarihli Ara Kararı ile, 500.000 TL teminat yatırıldığında ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verildiği, İhtiyati tedbire itiraz edilmesi üzerine, 31/10/2024 tarihli Ara Kararı ile ters teminat ile davalı tarafından 1.500.000,00 TL yatırıldığında ihtiyati tedbirin ters teminat şekline çevrilmesine karar verildiği ve her iki tarafın istinaf başvurusunda bulunduğu, ve Dairemizin 12/12/2024 gün, 2024/1680/ Esas 2024/2045 Karar sayılı ilamı ilamı ile;" istinaf başvurusuna konu SMK'nun 159/2-c maddeleri uyarınca verilen ters teminat tedbiri kararında mahkemenin; "...dosyada henüz tüm delillerin toplanmamış olması, dilekçeler aşamasının tamamlanmamış olması, uyuşmazlığın esasının ancak kapsamlı bir yargılama neticesinde konusunda uzman içerisinde sektör bilirkişisinin de olduğu heyetten alınacak rapor ve diğer deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle çözüme kavuşturulacağı yargılamanın kesinleşmesine kadar ki geçecek süre de dikkate alındığında olası zararlarının önüne geçilmesi, taraf menfaatleri arasında ciddi bir denge kurulması" gerekçesiyle ters teminat tedbirine hükmettiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda davalı tarafın X sosyal medya hesabı ile Linkedin sosyal medya hesabında yer alan tabela kullanım görsellerine yer verilmişse de; davalı tarafça daha sonra tabelada değişikliğe giderek "... ... Bölge Hastanesi" şeklinde kullanımlarının olduğunu beyan ettiği ve tabela görsellerinin sunulduğu, kullanımın davalının savunmasında ileri sürüldüğü gibi coğrafi yer/lokasyon bildirir şekilde olup olmadığı, markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil edip etmediği hususlarının yargılamayı gerektirdiği, mahkemece bu aşamada orantılılık ilkesi ve tarafların menfaatleri arasında denge kurmak amacıyla ters teminat tedbirine hükmedilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesi ile her iki tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar verilmiştir.İstinafa konu karar 04/07/2025 tarihli ara kararıdır.Mahkeme gerekçesinde; davacı vekili 28/02/2025 UYAP tarihli talep dilekçesi ile, davalının kullanmış olduğu ... ibaresinin Özel Hastaneler Yönetmeliğine aykırı olduğu iddiasıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de mahkemece dava konusuna ilişkin 31/10/2024 tarihli ters teminat tedbiri verildiği verilen kararın istinaf talebinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 12/12/2024 tarih 2024/1680 E - 2024/2045 K sayılı kararı ile reddedildiği, dosyanın halen bilirkişi incelemesinde olduğu, mevcut delil durumu itibariyle durum ve koşullarda değişiklik olmadığı, sunulan talep evrakının davadaki taleplerle aynı olduğu bu aşamada yargılamanın halen derdest olduğu davacı talebinin esas talepleri ile birlikte değerlendirileceği bu nedenle koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili 28/02/2025 tarihli beyan dilekçesinde; “...” markasının, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde müvekkilinin sektörel tanınmış markası olarak tescilli olduğunu, “ ...” markasının hem hastanelerinin ismi hem de şirket unvanı olduğunu, Sağlık Bakanlığın tüm kayıtlarında da “Hastanelerin ve şirket adının” ... olarak ruhsatlandırılarak tescil edilmiş durumda olduklarını, Davalı şirketin, hastanesinde ve Sağlık Bakanlığı ruhsat ve kayıtlarında ve hastane tabelasında “... ... BÖLGE HASTANESİ” ismini kullandığını, 30.01.2025 Tarih ve 32798 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin Kuruluş isimlendirmesi başlıklı 38.Maddesinin 2.Fıkrasına göre; "..(2) Özel hastane isimlendirilmesinde; yanlış anlaşılma ve karışıklığın önlenmesi amacıyla, hangi ilde olduğuna bakılmaksızın ülke genelindeki üniversite, kamu sağlık kurum veya kuruluşları ile özel sağlık kuruluşlarının isimleri aynen veya çağrıştıracak şekilde kullanılamaz..."Davalının “...” sağlık kuruluşu isim ve markasını Özel Hastaneler Yönetmeliği’ne de aykırı olarak kullandığını, Sağlık Bakanlığı nezdinde “... ... BÖLGE HASTANESİ” isimi ile tescilli; hastanesinin ruhsatından ve/veya kayıt ve belgelerinden “...” isminin kaldırılması hususunda işlem tesis edilerek yönetmelikte belirtilen yaptırımların uygulanmasını istediklerini, Bu nedenlerle, HMK hükümleri gereği, Sayın Mahkemenin tedbir kararı sonrası mevcut koşullarda değişiklik de olması sebebiyle, Markanın haksız kullanımının sona erdirilmesi için öncelikle tedbir kararı verilerek neticeten davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.HMK'da istinaf kanun yoluna başvurulabilecek ihtiyati tedbir kapsamında verilmiş olan kararlar açıkça düzenlenmiştir. Buna göre "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" başlıklı HMK'nın 341/1/a maddesinde ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara; "İhtiyati tedbir kararı" başlıklı 391/3. maddesinde ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına; "İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz" başlıklı 394/5. maddesinde itiraz hakkında verilen karara karşı kanun yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbir kapsamında verilen tüm kararlara karşı kanun yolu açık değildir. Kanun koyucu bu yöndeki iradesini hem kanun yoluna başvurulabilecek tedbir kararlarını açıkça belirterek, hem de bunların dışındaki kararlara karşı kanun yollarına başvurulmasını yasaklayarak düzenlemiştir. HMK'nın 391 inci maddesinde sadece ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüşken, 394 üncü maddesinde ise sadece ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulacağı düzenlenmiştir. Ancak ihtiyati tedbirin uygulanması kapsamında mahkemece verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması hususunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanun koyucunun, ihtiyati tedbire ilişkin tüm kararlara karşı kanun yolunu açma gibi bir iradesinin olmadığı HMK’nın 395. ve 396. maddelerinin gerekçesinden de açıkça anlaşılmaktadır. Özellikle HMK’nın 396’ncı maddesine karşılık gelen Hükümet Tasarısının 400’üncü maddesinin gerekçesinde bu husus çok açık ve ayrıntılı şekilde ifade edilmiştir. Bu gerekçeye göre, “İhtiyatî tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılmasını düzenleyen bu maddede de, yukarıda belirtilen iki maddedeki ortak yönler dikkate alınarak itiraza ilişkin benzer hükümlere ayrıca atıf yapılmıştır. Ancak, itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulması hakkındaki fıkraya atıf yapılmamıştır. Zira, hâl ve şartların değişmesi, hukukî bir değerlendirmeden daha çok, maddî şartlarla yakından ilgili, nispeten sübjektif ve doğrudan mahkemenin takdirine bağlı bir husustur. Ayrıca, aynı yargılama süreci içinde, bir çok kez hâl ve şartlarda değişiklik olması sebebiyle, tedbirde değişiklik yapılması veya kaldırılması, bu yönde talepte bulunulması ya da talebin reddi söz konusu olabilir. Her talepten sonra verilecek karar hakkında kanun yoluna başvurulması, ihtiyatî tedbirler için kanun yoluna başvurulmasında istenen amacı da sağlamayacaktır. Kanun yolunun açılmış olmasının amacı, ihtiyatî tedbirlerle ilgili temel hukukî ve prensip hatalarının önüne geçmektir. Bu sebeple, ihtiyatî tedbirin reddi ve ihtiyatî tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir. Hâl ve şartlarda değişiklik bakımından o anda kanun yoluna başvurulamaması, daha sonra işin esasıyla ilgili kanun yoluna başvurulması durumunda, bu hususun incelenmeyeceği anlamına da gelmez. Kanun yolu incelemesinde bu husus da değerlendirilerek bir karar verebilme imkânı kapalı değildir.” Madde gerekçesi çok açık olup, özellikle “ihtiyatî tedbirin reddi ve ihtiyatî tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir. Hâl ve şartlarda değişiklik bakımından o anda kanun yoluna başvurulamaması, daha sonra işin esasıyla ilgili kanun yoluna başvurulması durumunda, bu hususun incelenmeyeceği anlamına da gelmez.” ifadesi karşısında, ihtiyati tedbir kapsamında verilen tüm kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği kabul edilemeyecektir. HMK'da sınırlı sayıda sayılmış olan kanun yoluna başvurulabilecek hallerin de bilindiği gibi kıyas yoluyla genişletilmesi veya bir uygulama tesis edilmesi de mümkün bulunmamaktadır. Somut olayda, istinaf başvurusuna konu edilen ve Bölge Adliye Mahkemesince incelenmesi istenilen karar niteliği itibariyle istinaf yoluna başvurulabilecek kararlardan olmadığı, kararın istinafa tabi olmayan bir ara karar niteliğinde olduğu, davacı vekilinin istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 396/2. ve 352/1./b. maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 341/4. maddesi delaletiyle 6100 Sayılı HMK'nun 396/2. ve 352/1/b. maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,2- İstinaf talebinin esası incelenmediğinden davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,3- 6100 Sayılı HMK' nun 326/1 maddesi gereğince davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4- 6100 Sayılı HMK'nun 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine YER OLMADIĞINA,5- 6100 Sayılı HMK' nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,6- 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/3 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE, Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 352/1-b. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-a. maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 02/10/2025