Bölge Adliye Mahkemesi · Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 2025/1057 E. 2026/369 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1057
Karar No
2026/369
Karar Tarihi

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : .... KARAR NO : .... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/03/2025 NUMARASI : ... Esas - ... Karar İSTİNAF EDEN DAVACILAR : 1-... ... MİRASÇILARI 2-... 3-... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ....... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 16/03/2026 YAZIM TARİHİ : 25/03/2026 Davacılar tarafından, davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 26/02/2020 tarihinde tesis edilen karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine, dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 20/09/2021 Tarih, ... Esas ... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06/06/2022 Tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı, davacıların Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ilk derece mahkemesince 26/03/2025 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacıların istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dosyanın dairemize geldiği anlaşılmakla üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendi; DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yürürlükte bulunan tüm yasa ve mevzuatlara aykırı bir şekilde mevduat topladığını, şirket yöneticileri hakkında ceza dosyalarında suç işlemek, örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılamalar yapıldığını, davalının kar payı yapacağını ileri sürerek para toplamış olduğunu, müvekkilinin mevduatını geri istediğinde alamamış olduğunu, müvekkilinin iradesinin hileli hareketlerle fesada uğramış olduğunu, davalı şirketin istediği an müvekkiline geri ödeneceği garantisi ile müvekkilinden bir miktar para tahsil edildiğini, karşılığından usulsüz olarak hisse senetleri ve ortaklık belgeleri çıkardığını, ancak müvekkilinin şirkete ortak olmak gibi bir amacının olmadığını, davalının Bankalar Kanununa aykırı hareket ettiğini, verilen hisse senetlerinin geçersiz olduğunu, müvekkilinin şirket ortağı olmadığını, davalının hukuka aykırı davranışlarının hem SPK'nın hem diğer resmi kurum ve kuruluşların raporlarında hem de yerel mahkemelerce bilirkişilerce tespit edilmiş olduğunu, davalı tarafından SPK ya sunulan listeler incelendiğinde müvekkilden tahsilat yapıldığının açık olduğunu, iş bu davada faizin başlangıç tarihinin haksız fiilin gerçekleştiği tarih olduğunu, açıklanan nedenlerle müvekkilinden tahsil edilen şimdilik 1000 Euro'nun, tahsil tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankasına yabancı para ile açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödenen en yüksek faiziyle birlikte tahsil edilmesini talep etmiştir. ISLAH: Davacılar vekili 20/09/2019 tarihili ıslah dilekçesi ile dava değerini 21.117,99 Euro artırarak 22.117,99 Euro'ya çıkarmıştır. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların iddia ettiği ödeme tarihinin çelişkili bir şekilde açıklandığını, davacılardan teminat alınması gerektiğini, davacıların dayanak gösterdikleri belgenin davalıyı ilzam etmediğini, davacıların iş bu davada bankacılık mevzuatı hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki beyanlarının yasaya aykırı olduğunu, davacıların müvekkilinin bankacılık, SPK, TTK ve BK hükümlerini ihlal ettiğine dair iddialarının doğru olmadığını, davacılardan hile haksız fiiline dayalı para alındığına ilişkin iddianın doğru olmadığını, bir an doğru olduğu kabul edilse bile; davacı tarafça BK'nın 28 ve devamı maddelerinde belirtilen yasal bir yıllık hakdüşürücü dava açma süresi içerisinde dava açmadığını, bu nedenle haksız fiiller için BK'nın 60 sebepsiz zenginleşme için aynı yasanın 66 sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan talepler için aynı yasanın 125. maddesinde belirtilen sürelerin geçmesi sebebiyle alacağın zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesi içeriğinde davacıların yedinde hisse senetlerinin bulunduğunun belirtildiği nazara alındığında; davacıların şirket ortağı olduklarını, TTK 329 ve 405. maddeleri gereğince davacıların dava açma hakkının bulunmadığını, bu nedenle davacıların dürüst davranmadığını, açılan davanın esastan da reddi gerektiğini belirtmiştir. Davacılar tarafından, davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 26/02/2020 tarihinde tesis edilen karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine, dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 20/09/2021 Tarih, ... Esas ... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06/06/2022 Tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı anlaşılmıştır. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI: Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile 7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı, Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine; Anayasa Mahkemesinin 27/11/2024 tarih ... başvuru numaralı kararında; "...2. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Turgay Kılıç (B. No: 2020/21022, 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. 3. Başvurucular, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir..." gerekçesiyle başvurucular yönünden mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, -Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, -Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesine (E...., K....) GÖNDERİLMESİNE, şeklinde karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...Yukarıda yazılı yasal düzenlemeler ve emsal Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde; Davalı ...Ş.'nin (görevli ve yetkililerinin) haksız fiil teşkil eden eylemine uygulanması gereken 3 ayrı zamanaşımı süresi mevcuttur. Bunlar; (fiilin)zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık, haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan 10 yıllık ve ayrıca zarar verici eylemin suç teşkil etmesi halinde yine haksız fiil tarihinden itibaren uygulanacak olan uzamış ceza zamanaşımı (somut olayda 5 yıl) süresidir. Buna göre haksız fiil teşkil eden dava konusu ihtilafa, fail (parayı tahsil eden şirket) ve zarar veren fiil (davalı şirketin para tahsil etme eylemi) biliniyorsa 5 yıl, sonradan öğrenilmişse 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Davacının para yatırdığı şirketi ve para tahsil eylemini sonradan öğrenmesi söz konusu olmadığından 5 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmıştır. Mahkememizce ayrıca, Yargıtay 11. HD'nin yukarıda yazılı görüşünün aksine, Yargıtay HGK’nun 07.02.2024 gün ve 2023/(17)4-915 E. 2024/80 K. ve Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326 E. 2008/325 K. sayılı emsal içtihatları gereğince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının hukuk davalarında uygulanamayacağı (5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanamayacağı) kabul edilmiştir. Dosyada mevcut 30/07/2019 havale tarihli bilirkişi raporuna göre; davacının davalı şirketteki en son işlem tarihinin 20/09/2000 olduğu belirlendiğinden, Mahkememizce de en son işlem (ve haksız fiil) tarihinin 20/09/2000 olduğu kabul edilmiş, bu davanın açıldığı 28/06/2018 tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalı tarafın cevap dilekçesiyle zamanaşımı itirazında bulunduğu görüldüğünden, davacının davasının zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı taraf, 20/03/2025 tarihli dilekçesiyle Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 22/04/2022 gün ve 2021/7 E. 2022/2 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile benzer davalardaki Yargıtay bozma ilamlarının, Anayasa'ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile ek protokollerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle, Mahkememiz tarafından Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmasını ve ayrıca zamanaşımı def'inin reddine karar verilmesini istemiş ise de, talepleri yukarıda açıklanan gerekçelere istinaden yerinde görülmemiş ve reddedilmiştir. Yargıtay 11. HD’nin 11.07.2023 gün ve 2022/840 E. 2023/4352 K. emsal içtihadına göre, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi halinde yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekli ise de; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 3332 s. Yasanın yürürlüğe girdiği 07/12/2019 tarihine kadar uzun süreler boyunca, somut dava ile benzer uyuşmazlıklarda, davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşünü kabul etmiştir (Örneğin ; Yargıtay 11. HD.nin 02/10/2014 gün ve 2013/13293 E. 2014/15076 K., 03.04.2014 gün ve 2013/17933 E. 2014/6603 K., 30.05.2016 gün ve 2016/119 E. 2016/5924 K., 29/09/2016 gün ve 2015/15025 E. 2016/7632 K., 05/04/2018 gün ve 2016/9030 E. 2018/2444 K., 07/05/2018 gün ve 2017/1180 E. 2018/3234 K. sayılı ilamları gibi.) İlk derece mahkemeleri tarafından da (sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 3332 s. Yasanın Geçici 4. maddesinin 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar) bu uygulama uzunca bir süre aynen benimsenmiştir. Yargıtay 11. HD.'nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadı ile zamanaşımı hakkındaki önceki uygulamasından dönülerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşü kabul edilmiş ve Mahkememizce de gerek Yargıtay'ın gerekse ilk derece mahkemelerinin önceki görüş ve uygulamalarından dönerek yeni karar ve uygulamaya geçmelerinin hukuken mümkün olduğu sonucuna varılarak, güncel içtihatların derdest davalara uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Ancak, Yargıtay'ın ve ilk derece mahkemelerinin çok uzun süre istikrar kazanmış uygulamalarına güvenerek dava açan davacıların, bu davalar derdest iken yargı kurumlarının hukuki görüş değişikliği (ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermeleri) sonucu, ayrıca (karşı tarafın yaptığı) yargılama giderlerine ve vekalet ücretine mahkum edilmelerinin, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensiplerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle Mahkememizce davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olmasına rağmen, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensipleri gereğince davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilemeyeceği..." gerekçesiyle; davacıların davasının zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine, karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin anayasal haklarının ihlal edildiği, yerel mahkemenin eksik inceleme sonucunda, delilleri toplamadan ve sürpriz karar verme yasağına aykırı olarak karar verdiğini, müvekkilinin parasının halen davalı uhdesinde bulunduğunu, bu nedenle zamanaşımından söz edilemeyeceğini, işbu davanın zamanaşımından reddedilmesinin, fiili olarak mağdurların hak arama hürriyetini yok edeceğini, ayrımcılık yasağına aykırı olacağını, eşitlik, hukuk devleti ve kanunilik ilkelerini bertaraf edeceğini, yerel mahkeme kararının Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesini ve bu bağlamda AİHS tarafından güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirterek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davalı şirkete ortak olmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arzettiği, dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında; davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 818 sayılı yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, dosya içerisinde mevcut belgelere göre davacıların davalı şirkete 24/10/1999, 29/03/2000, 30/05/2000 ve en son 20/09/2000 tarihlerinde para yatırdıkları, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 28/06/2018 tarihinde açıldığı, ilk derece mahkemesince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının yani, 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanmasının, hukuk davalarında uygulanamayacağının kabul edilmesinin sonuca bir etkisinin bulunmadığı, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacıların istinaf başvuru taleplerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davacıların istinaf başvuru taleplerinin ESASTAN REDDİNE, 2- Alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL karar ve ilam harcının davacılardan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3- İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, 4- İstinafa başvuran davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 5- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, 6- Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ilk derece mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 16/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

....

Atıf: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/1057, K. 2026/369, T. 16.03.2026, www.arakarar.com/karar/konya-bolge-adliye-mahkemesi-6-hukuk-dairesi-2025-1057-e-2026-369-k-d6981435fd36