Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/703 E. 2025/1932 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/703
- Karar No
- 2025/1932
- Karar Tarihi
T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
1. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/703
KARAR NO : 2025/1932
KARAR TARİHİ : 28/11/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I :
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2021/629 Esas - 2024/26 Karar
DAVA : Menfi Tespit
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında süt sağım tesisi için otomatik sağım sistemi kurulması konusunda anlaşmaya vardıklarını, anlaşma kapsamında protokol düzenlendiğini, Erzurum ... İcra Müdürlüğü'nün 2018/... sayılı dosyasında dayanak yapılan çekin bedel olarak müvekkili tarafından davalıya verildiğini, davalının anlaşma hükümlerine uygun sağım makineleri teslim etmediğini, ekonomik değeri daha düşük olan ve projenin onanmasını engelleyen vasıflarda makine teslim edildiğini, projenin tasdik edilmediğini ve müvekkilinin teşvik ödemelerini alamadığını, makinenin teknik açıdan işletmeye uygun olmadığını ve bunun sonucunda hayvan ölümlerinin meydana geldiğini, 140 büyükbaş hayvanın telef olduğunu, makine için verilen çek bedelinin ödenemediğini, davalının çeki dayanak göstererek icra takibi başlattığını, davalı ile yapılan görüşmelerde sözleşmeye uygun makine temin edileceğini ve bu işlemler tamamlanıncaya kadar alacağını talep etmeyeceğini beyan ettiğini, ancak makine fiyatlarının çok yükseldiğini gerekçe göstererek davalının makineyi teslime yanaşmadığını ve yeniden icra muamelelerine başladığını beyan ederek Erzurum .... İcra Müdürlüğü'nün 2018/... Esas sayılı dosyasında yapılan takibe konu çekten dolayı müvekkilinin davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine ve müvekkilinin uğradığı zararların yasa gereği alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla kötü niyetli davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya bakmaya yetkili mahkemenin ... Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davacının amacının icra dosyasındaki tahsilat sürecini aksatarak zaman kazanmak olduğunu, çekin bedelsizliği iddiasıyla açılan davada ispat külfetinin davacıda olduğunu, davacının beyan ve gerekçelerinin yazılı ispatın esas olduğu işbu davada iddiayı ispatlamaktan çok uzak olduğunu, gerçek dışı ve temelsiz şekilde taraflar arasında bir anlaşma olduğu ve bu nedenle takip işlemlerinin sürdürülmediği iddia edilse de böyle bir vaat veya anlaşmanın mevcut olmadığını, davacının bunu yazılı şekilde öne sürmesi gerektiğini, ancak sunamadığını, müvekkilinden kaynaklanan ifa eksikliği olması halinde davacının o dönemde müvekkilinin kusuruna yönelik işlem yapıp yapmadığının sorgulanması gerektiğini, davacı tarafından müvekkiline sözleşmeye aykırılık nedeniyle ayıp bildirimi yapılmadığını, ayıba dayanarak bedelsizlik iddiasının öne sürülmesinin yersiz ve haksız olduğunu, açılan davanın kanuni şartlarını taşımadığını belirterek davanın reddini ve alacağın %40'ından az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI;
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde,"Davacının Tarım Bakanlığından projesini onaylatması için otomatik sağım sistemi kurulması hususunda davalı ile anlaştığını belirtmesi, davalının taraflar arasındaki temel ilişkiyi kabul etmemesi ancak ticari defterlerinde, hem 25.08.2015 tarihli, ... Seri-sıra no.lu "...*... BKS M.S.Ö Yıkama Otomatlı Sağım Sistemi" içerikli, KDV Dahil 58.000,00 TL tutarlı faturanın kayıtlı olması ve hem de davacının düzenlediği dava konusu çekin müşteriye iade edildiğinin belirtilmesi, Mahkememizce yapılan keşifte davalı tarafından kurulan sistemin manuel süt ölçerli süt sağım sistemi olduğunun tespit edilmiş olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, davalının ticari defterlerindeki kayıtlar, davacının beyanları ve keşif esnasında yapılan tespitler nedeniyle davanın kabulüne, Davacının ... Erzurum Şubesi'ne ait 30/12/2015 keşide tarihli, 58.000,00 TL bedelli çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine," şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davacıya faturanın ulaştığını ve davacının faturaya itiraz etmediğini, bu durumda faturanın ticari defterlere kaydedilmemesinin bir anlam ifade etmediğini, TTK m.21/f.2’ye göre 8 gün içerisinde faturaya itiraz edilmemesi nedeniyle faturanın yazılı delil niteliği kazandığını ve hem alıcı hemde itiraz etmeyen karşı taraf için bağlayıcı olduğunu, davacı şirket yetkilisi ...'in imzasını taşıyan servis onarım formlarından da görüleceği üzere makine kurulumu tamamlanıp teslim edildiğini, sistemde bir sorunun bulunmadığını, davacı tarafın yanlış ürün teslim edildiğini iddiasını kabul etmediklerini, bu hususun teşvik alımında bir sorun dahi oluşturmayacağını, ancak davacı tarafın kötü niyetle hareket ederek kendi kusuru nedeniyle teşvikten yararlanamadığı bedeli davalı müvekkilinden çıkarmaya çalıştığını, ancak mahkemece tüm bu hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, sıklıkla ifade olunun Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması talebi ile istinaf isteminde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda;
Dava eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Eser sözleşmesi iş sahibinin ödemeyi taahhüt ettiği iş bedeli karşılığında yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi ve teslim etmeyi üstlendiği tam iki taraf için hak doğuran ve borç yükleyen bir sözleşmedir. Eser sözleşmesinde iş sahibinin asli borcu TBK 470. maddesi çerçevesinde meydana getirilen eser karşılığında bir miktar pararın ödenmesi, yüklenicinin borcu ise eseri zamanında ve ayıpsız olarak imal ve teslim etmektir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 472/3 ve 476/3 maddeleri uyarınca, yüklenici işin ehli olup bedele hak kazanabilmesi için eseri fen ve sanat kuralları ile tekniğine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayıp teslim etmesi zorunludur.
Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Diğer yandan yüklenicinin borçları TBK'nın 471. maddesinde düzenlenmiş olup, “Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır” şeklindedir. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir.
Öte taraftan ayıbın varlığını ise iş sahibi kanıtlamalıdır. Kural olarak, eser sözleşmelerinde işin yapıldığını ve teslim edildiğini kanıtlama külfeti yükleniciye, eserin ayıplı olduğunu kanıtlama külfeti ise iş sahibine aittir. Ayıbın varlığı her türlü delille bu arada tanık delili ile de kanıtlanabilir ise de ayıbın varlığı ve niteliği aynı zamanda teknik bir incelemeyi gerektirdiği, bu bakımdan objektif bir bakış açısı gerektiğinden tanık beyanı ile ayıbın varlığını ispatlamak güçtür. (Yargıtay HGK., 2013/15-1976 E., 2015/1184 K.; Usul ve Esaslarıyla Eser Sözleşmesi, ..., ..., Ankara, 2023 s.1078) Ayıp ihbarında bulunma yükümlülüğü davacı iş sahibi şirkete aittir. Ayıp ihbarı niteliği itibariyle def’i olduğundan, yüklenici tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı savunması ileri sürülmedikçe, mahkemece re’sen dikkate alınıp değerlendirilemez. (Yargıtay 15. HD., 2019/815 E., 2019/4872 K.; Yargıtay 15. HD., 2013/2829 E., 2013/4913 K.- Yargıtay 6. HD. 2022/2025E, 2023/2775K- 2022/842E, 2023/899K)
Ayıbın ne anlama geldiği konusunda bir tanımlama şekli olmamakla beraber, eserin kusuru hâlinde iş sahibinin hakları, TBK 475/1 Maddesinde "...Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa..." o eser ayıplıdır. Bu anlamda ayıp, malın sözleşmeye göre taşıması gereken nitelikleri taşımaması hâli veya bu hususta özel bir hüküm olmasa da sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında malda mevcut olması gereken vasıfların eksikliği şeklinde ortaya çıkacaktır. Bu çerçevede ayıp kavramının içeriği belirlenirken öncelikle sözleşme hükümlerine bakılmalıdır. Sözleşme ele alınırken bakılacak ilk husus, taraflar arasında eserdeki vasıfların neleri içermesi konusunda açık bir anlaşmanın olup olmadığıdır. Üzerinde anlaşma olmayan durumda ise sözleşmenin yorumundan hareketle tarafların zımnen bu konuda bir anlaşma yapıp yapmadıklarına bakılacaktır. Zımni anlaşmanın dahi olmadığı durumlarda, sözleşmenin tümü dikkate alınacak ve dürüstlük kuralına göre eserin taşıması gereken vasıflar belirlenecektir. Bu anlamda ayıp, eserin sözleşmeye göre taşıması gereken nitelikleri taşımaması hâli veya bu hususta özel bir hüküm olmasa da, sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında TMK’nın 2. maddesi gereği eserde mevcut olması gereken vasıfların eksikliği şeklinde ortaya çıkacaktır (Seliçi, Ö.: İnşaat Sözleşmelerinde Müteahhidin Sorumluluğu, 1978, s. 135). Dolayısıyla ayıp, iki ayrı anlam içermektedir. Bunlardan ilki, yüklenicinin eserde gerçekleşeceğini taahhüt ettiği niteliklerin mevcut olmaması hâlidir. Sözleşmede üzerinde anlaşılan vasıf eksik olmasına rağmen eser teknik açıdan kusursuz da olsa, yine de ayıplıdır. Hatta eser, sözleşmede kararlaştırılan vasfı taşımadığından dolayı daha değerli veya sağlam dahi olsa yine de ayıplıdır. Zira yüklenici, herhangi bir şekilde kullanıma uygun olanı değil sözleşmede kararlaştırılan koşullara göre eseri yapmakla yükümlüdür ( ..., C.: İnşaat Hukuku ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri, 2011, s. 547). İkinci anlamda ayıp ise, eserin vasıflarının önceden kararlaştırılmamış olmasına rağmen dürüstlük kuralı gereği eserin kendisinden beklenen yararı gerçekleştirmeye elverişsiz olmasıdır. Başka türlü kararlaştırılmış olmadıkça, yüklenici kullanılmaya elverişli normal bir eserin kalitesinde bir eser teslim etmekle yükümlüdür. Eserin normal yapısı, onun çeşidi ve kullanım amacına göre belirlenecektir. Yüklenici, herhangi bir şekilde kullanmaya elverişli bir eser değil, somut sözleşmedeki kullanım amacına elverişli bir eser teslim etmekle yükümlüdür. Son olarak, ayıp kavramı nispi bir kavramdır. Zira, eserin ayıplı olması somut sözleşmenin içeriğine bakılarak anlaşılacaktır. Bunun tespiti için de yukarıda açıklandığı üzere sözleşmede aranan özelliklerle eserin fiilen taşıdığı özellikler karşılaştırılacak veya sözleşmede kararlaştırılmamış dahi olsa lüzumlu vasıfların mevcut olup olmadığına bakılacaktır. Dolayısıyla, eserdeki ayıp her sözleşme ilişkisine göre farklılık gösterebilecektir.
Eser sözleşmesinde ayıp, gizli veya açık ayıp şeklinde olabilir. Açık ayıplar, ilk bakışta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıplar, ilk başta gözle görülemeyen veya basit bir muayene ile anlaşılamayan, sonradan kullanılmakla ortaya çıkan ayıp türüdür. Başka bir anlatımla, eserin teslim alınması ve basit muayene neticesinde görülebilen ayıplar açık, görülemeyenler ise gizli ayıplardır. Şöyle ki, TBK 474/1 maddesi uyarınca açık ayıplardan dolayı yüklenicinin sorumlu tutulabilmesi için iş sahibinin işlerin olağan akışına göre o şeyi muayene edip, ayıpları yükleniciye bildirmesi gerekir. Kanundaki muayeneden kasıt, gözle veya elle yapılan ve işin bünyesine nüfuz edilemeyen bir incelemedir. Örneğin; sıva, badana ve boya işçiliğindeki kalite veya açıkça göze çarpan ayıplı malzeme, el veya gözle yapılabilecek basit bir incelemede saptanabilecek kusurlar açık ayıptır. Gizli ayıplar ise, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Bu tür ayıplar genelde eserin yapısıyla ilgili olan ve eserin kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır (..., E.: Eser Sözleşmesi ve İnşaat Hukuku, 2009, s. 240). Gizli ayıplarda, ayıp ortaya çıktığında veya iş sahibi tarafından öğrenildiğinde yükleniciye bildirilmesi gerekir. Bu yönden eserin hiçbir itiraz ileri sürmeden teslim alınması iş sahibini bu yöndeki hakkını kullanmaktan yoksun bırakmayacağı gibi yükleniciyi de sorumluluktan kurtarmayacaktır. Borçlar Kanunu'nda açık-gizli ayıp ayrımına gidilmiş olması, yüklenicinin sorumluluktan kurtulması farklılığındandır. Gerçekten, yüklenici açık ayıplı eserdeki sorumluluğundan iş sahibinin işlerin mutat cereyanına göre imkân bulur bulmaz muayene ve varsa ayıpları ihbar etmediği zaman kurtulduğu hâlde, gizli ayıplı işlerde yüklenicinin sorumluluğu zamanaşımı süresince devam eder.
Eser sözleşmesi ilişkilerinde 6098 sayılı TBK'nın 474. maddesi hükümlerine göre iş sahibi açık ayıplarda eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz (makul süre içerisinde) eseri muayene ve açık ayıpları ihbar etmek zorunda olduğu, TBK'nın 472/son maddesi hükümleri gereğince ayıbın gizli olup sonradan ortaya çıkması halinde gecikmeksizin (derhal) ayıbı yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi halde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı hükümleri getirilmiştir.
Somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında davacıya ait tesiste sağım sistemi kurulması amacıyla yazılı sözleşme düzenlendiği, sözleşmenin atıf yaptığı ''proforma faturada'' kurulumu yapılacak makinenin özelliklerinin belirtildiği, davalı tarafça sözleşmeye konu olan makinenin teslim edilip kurulumunun yapıldığı, 20.04.2023 tarihli bilirkişi raporunda davalı şirketin davacıdan alacaklı olduğunun tespit edildiği, keşif sonrası dzenlenen 03.11.2023 tarihli bilirkişi raporunda makinenin faturayla uyumlu olduğunun ve proje onayı almak için makinenin otomatik yada manuel olmasının öneminin olmadığının tespit edildiği, makinenin uygunluk testinin yapılmış olduğu, davacı tarafından makine teslim alındıktan sonra kullanılmaya devam edildiği, herhangi bir kusur tespiti ve ihbarda bulunulmadığı, ayıp iddiasının ispat edilemediği, icra takibine konu olan çekin borca karşılık davacı tarafından verildiği, davacının borcu ödemediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
Açıklanan nedenlerle; HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, ancak bu durum yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/629 Esas - 2024/26 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA;
Kaldırılan hükmün yerine geçmek üzere;
"1-Davanın REDDİNE,
2-Kötü niyet iddiası ispatlanamadığından kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,
3-Karar tarihi itibarıyla alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 990,49 TL hrçtan mahsubu ile bakiye 375,09 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
4-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 272,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince takdiren 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa iadesine,'' ŞEKLİNDE YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE"
B-Davalı taraftan istinaf başvurma harcı dışında istinaf karar harcı olarak alınan 990,50TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,
C-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
D-İstinaf aşamasında davalı tarafça yapılan 272,00TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
E-Karar tebliği, harç, gider avansı ikmal ve iadesine ilişkin işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362-(1)/a maddesi gereğince kesin olmak üzere, karar verildi. 28/11/2025