Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/446 E. 2017/431 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/446
Karar No
2017/431
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1671 Esas KARAR NO: 2024/1707 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2024/446 Esas (Derdest Dava Dosyası) TARİH: 06/08/2024 (Ara Karar Tarihi) DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 31/10/2024 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı Şirket ... A.Ş ile Davalı Şirket arasında "... Mah. ... Cad. No:... Düziçi/Osmaniye" adresinde yer alan akaryakıt istasyonuna (kısaca "Osmaniye İstasyonu") ilişkin olarak 26.03.2020 tarihli Protokol ile 16.04.2020 tarihli 5 yıl süreli, "... Mahallesi ... Bulvarı No:... Eyyübiye/Şanlıurfa" adresinde yer alan akaryakıt istasyonuna (kısaca "Şanlıurfa İstasyonu") ilişkin olarak 13.11.2020 Protokol ile 23.11.2020 tarihli 5 yıl süreli, "... Mahallesi ... Bulvarı No:... Dörtyol/Hatay" adresinde yer alan akaryakıt istasyonuna (kısaca "...") ilişkin olarak 30.03.2021 tarihli Protokol ile 30.03.2021 tarihli 5 yıl süreli, ve "... Mahallesi ... Bulvarı No:... Sarıçam/Adana" adresinde yer alan akaryakıt istasyonuna (kısaca "...") ilişkin olarak 27.10.2020 tarihli Protokol ile 27.10.2020 tarihli 5 yıl süreli Bayilik Sözleşmesi ve ekleri akdedilerek, davalı şirkete akaryakıt bayiliği ve işletmeciliği verildiğini, davacı şirket tarafından davalı şirkete istasyonlarda faaliyet göstermesi için malzame ve teçhizatlar teslim edildiğini, davalının ise başka bir dağıtım firması ile anlaşması sonucunda bayilik lisanslarının düştüğünü, EPDK nezdinde başka bir dağıtım firmasından yayınlandığını, davacı şirket davalının başka bir dağıtım firması ile anlaştığını EPDK kayıtlarından öğrendiğini, yukarıda belirtilen istasyonlara ilişkin davacı şirkete ait kurumsal kimlik otomasyon ariyet ve diğer tüp ekipmanların sözleşmeye uygun şekilde davacı şirkete teslim edilmesi gerektiğini, davaya konu malzeme ve ekipmanların tedbiren kullanılmasının önlenmesi, davalıdan alınarak davacı ya davacı şirket nezdinde 3. Kişiye teslim edilmesini, teminatsız veya teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmektedir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 2024/446 Esas ve 06/08/2024 tarihli ara kararında; "HMK md. 389 uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir. Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez.Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir. İhtiyati tedbir kararlarının reddedilmesi halinde ise istinaf yasa yoluna başvurulabilir. İhtiyati tedbir talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf da kanun yoluna başvurabilir.Geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati tedbir, dava konusu üzerinde, yargılama sonunda hakkın elde edilmesinin güçleşmesi veya imkansız hale gelmesi halinde talep edilebilir. İhtiyati tedbir davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.Somut olayda davacı taraf tedbiren ariyet verilen malların kendisine veya kendisinin göstereceği bir üçüncü kişiye teslimini talep etmiştir. Yargılama sonunda elde edilmesi hedeflenen menfaatin tedbir yoluyla sağlanması usul ve yasaya uygun olmadığından, ariyetlerinin bedelinin tazmini ile davacının ariyetleri aynen teslim alamamasının yaratacağı zarar da giderilebileceğinden şartları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir..."gerekçesi ile, ''1-Davacının ihtiyati ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin davalı ile arasında akdetmiş olduğu Bayilik Sözleşmesi kapsamında ariyet olarak teslim ettiği, davaya konu ariyet malzeme ve ekipmanların tedbiren kullanılmasının önlenmesi, davalıdan alınarak müvekkil şirkete ya da müvekkil şirketin muhafaza için göstereceği 3. kişiye teslim edilmesi hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve akdedilen ariyet sözleşmesi ve diğer sözleşmeler uyarınca, davalıya verilen ariyetlerin aynen iadesi, aynen iade edilmemesi halinde bu ariyetlerin bedelinin davalıdan tazmin edilmesi talebi ile İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/446 E. sayılı dosyası ile dava açıldığını ve ilk derece mahkemesi tarafından 06/08/2024 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddedildiğini,Söz konusu ret kararının ilgili yasa ve usule aykırı olması sebebi ile ret kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu, Taraflar arasında akdedilen Sözleşmeler ve Protokoller kapsamında bayilik ilişkisinin kurulmuş olup bu Sözleşmeler ve Protokoller neticesinde kurulan bayilik ilişkisi gereğince müvekkil şirketin malzeme ve ekipmanları Bayilik Sözleşmesi süresince kullanmak üzere davalıya ariyet olarak teslim edildiğini, davalının, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki devam ederken mezkur sözleşmeleri haksız ve erken feshettiğini ve başka bir dağıtıcı firmaya transfer olduğunu, Bayilik Sözleşmesiyle kurulan bayilik ilişkisi gereğince müvekkil şirket tarafından davalı şirkete ariyet olarak verilen malzeme ve ekipmanların, sözleşmenin sona ermesi nedeniyle müvekkil şirkete teslim edilmesinin davalı şirketten talep edildiğini, davalı şirketin usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmüş olmasına rağmen halen davaya konu ariyetleri müvekkil şirkete teslim etmediğini, Müvekkil şirket ariyet olarak verilen ve kendisine iade edilmesi gereken tüm menkullerin demontajı için davalı şirketin istasyonuna gittiğini ancak davalı şirket yetkilisinin söküme izin vermemesi sebebiyle yalnızca tutanak tutularak istasyondan ayrılmak durumunda kalındığını, Davalı tarafından müvekkil şirketin malzemeleri ve ekipmanlarını kullanılmaya devam etmesi nedeniyle malzeme ve ekipmanlar yıpranarak hızla değer kaybına uğradığını ve müvekkil şirketin gün geçtikçe zararının arttığını, ayrıca davalı ariyet olarak verilen kurumsal kimlikleri kullanarak Müvekkil Şirketin markasına ve ticari itibarına telafi edilmesinin güç zararlar verdiğini,Petrol Piyasası sektörel uygulamalarında akaryakıt istasyonlarında dağıtım firmalarına ait kurumsal kimlikler ve marka ile amblemler bulunduğunu, her dağıtım şirketinin ariyet olarak bu malzemeleri bayilik sözleşmesi süresinde kullanması için ariyet olarak teslim ettiğini, bayilik sözleşmesi sonunda da bayilerin işbu ariyetleri iade yükümlülüğü bulunduğunu, Bayi ile imzalanmış olan tarihli Akaryakıt ve LPG/Otogaz Bayilik Protokolleri' nin ilgili Maddesi ; " Protokol ve/veya Sözleşme ile eklerinin ... tarafından haklı veya Bayi tarafından haksız suretle feshi halinde Bayi; Otomasyon ekipmanları dışında kendisine ariyet olarak verilmiş ekipmanları normal kullanımdan kaynaklanan eskimeler hariç sağlam, çalışır ve eksiksiz durumda ...'nin bildireceği adrese, fesih ihtarının tebliğinden itibaren 1 hafta içerisinde iade edecektir. Sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun feshi halinde, taraflarca belirlenmiş bir vade olması nedeniyle, otomasyon ekipmanları da dahil olmak üzere, ariyet malzemelerinin iadesi için temerrüt ihtarına gerek bulunmamaktadır." şeklinde hüküm içerdiğini, Bu kapsamda Davalı Firmanın Sözleşmesel yükümlülük kapsamında, bayilik ilişkisinin sona ermesi neticesinde uhdesinde bulundurduğu fakat müvekkil şirketin mülkiyet hakkı sahibi olduğu ariyetleri iade etmekle yükümlü olduğunu, Tespit edilebileceği üzere ariyet sözleşmesine konu olan menkullerin maliyetinin oldukça yüksek olduğunu, menkullerin davalı bayi zilyetliğinde bulunmasının müvekkil şirketin her geçen gün telafi edilemez zarara uğramasına sebep olduğunu, 5015 Petrol Piyasası Kanunu ve Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği kapsamında Müvekkil Şirket Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan almış olduğu dağıtım lisansına sahip olup davalı ile bayilik ilişkisini bu lisans kapsamındaki faaliyetler ile yürüttüğünü,Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan tanıma göre; "Akaryakıt istasyonu: Dağıtıcı veya bunlarla tek elden satış sözleşmesi yapmış bayilerce teknik, kalite ve güvenlik açısından mevzuata uygun olarak kurulup, bir veya farklı alt başlıktan birer akaryakıt dağıtıcısının tescilli markası altında faaliyette bulunan ve esas itibarıyla araçların akaryakıt, madeni yağ, otogaz LPG, temizlik ve ihtiyarî olarak bakım ile kullanıcıların tüplü LPG hariç diğer asgarî ihtiyaçlarını karşılayacak imkânları sunan yerleri," şeklindeki düzenleme uyarınca bayinin, dağıtıcı bayisinin kurumsal kimliği ve markası logosu altında satış yapması gerektiğini, aksi halde bu durumun nihai tüketiciyi yanılttığını, dağıtıcının markası altında satış yükümlülüğünün ise tamamen kaçak akaryakıtın önlenmesi yani menşei belli olan ürünün satılması amacıyla kanun koyucu tarafından getirilen bir yükümlülük olduğunu, Davalının müvekkil şirket ile bayilik ilişkisinin sona ermiş olması sebebiyle ariyetleri teslim etmeyerek müvekkil şirketin ticari itibarını zedeleme ihtimalinin bulunmasının yanında müvekkil şirketin logo ve amblemi altında satış yapması da ayrıca mevzuata aykırı olup tüketiciyi de yanıltmaya sebebiyet vereceğini, İhtiyati tedbir için yasada aranan tüm şartlar mevcut iken, yerel mahkemece bu şartlar gözetilmeden tedbir talebinin reddedilmesinin yasaya açıkça aykırı olduğunu, 6100 sayılı HMK’nın 390. maddesinin 3. fıkrasında, ihtiyati tedbir talep eden tarafın, “davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda” olduğu hükmü bulunduğunu, kanunun açık düzenlemesi gereği, kanun koyucunun, ihtiyati tedbir talep eden tarafın haklılığının “yaklaşık ispat ölçüsü” ile ispatını aradığını, mübrez bayilik sözleşmesi ile ariyet sözleşmesinden ayrıca bayilik sözleşmesinin sona erdiğine dair belgelerden ihtiyati tedbir haklılığının ortada olduğunu, Yargıtay 15. HD, 06.07.2012, 4060/5172: …Tedbir talep eden taraf, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorundadır (HMK. m.390/3) ispat ölçüsü ise, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir …” Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin, 24.09.2012, 11124/9822 sayılı kararında davanın muhtemel sonuçlarına yönelik başlangıçta hiç bir kanaatin oluşmadığı durumlarda bile muhtemel zarar görme tehlikesine dayalı olarak ihtiyati tedbire karar verilmesi gerektiğinin ifade edildiğini; “…İhtiyati tedbir kararının kabul edilebilmesi bakımından HMK’nın 390/3. maddesi hükmünde ihtiyati tedbir isteyenin haklılığı konusunda tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, Yasanın hükümet gerekçesinde de belirtildiği üzere yaklaşık ispat durumunda “... hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini gözardı edemez. Bu sebepledir ki haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması...” hükme bağlanmıştır. Somut olaya yukardaki ilkeler uyarınca bakıldığında, her ne kadar davacının iddiasında haklı olup olmadığı yargılama sonunda tüm deliller toplandıktan ve incelendikten sonra ortaya çıkacak ise de, davaya konu taşınmazın başkalarına devri halinde verilecek hükmün infaz kabiliyeti ortadan kalkabileceği gibi, üzerine binalar yapıldıktan sonra tapunun iptali halinde telafisi güç ya da imkansız durumlar ortaya çıkacağı gibi yeni uyuşmazlıklar doğacağı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca yerel mahkemece gerektiğinde davalıların olası zararlarının karşılanması amacı ile uygun bir miktarda teminat da alınarak ihtiyati tedbirin devamına karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi doğru değildir…” Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre başlangıçta hiçbir kanaatin oluşmadığı durumlarda bile muhtemel zarar görme tehlikesine dayalı olarak ihtiyati tedbire karar verilmesi gerektiğinin ifade edilmiş olup somut olayda müvekkil şirketin zarara uğradığı ve ileride muhtemel zararların ortaya çıkacağının aşikar olduğunu, Uyuşmazlık konusu istasyonda başka bir dağıtıcı firmanın faaliyet göstermesi halinde, mülkiyetinin müvekkili şirkete ait olan ariyet malzemelerinin, yalnızca haksız zilyet sıfatıyla fiili hakimiyeti elinde bulunduran davalının değil, davalı ile anlaşan başka bir dağıtıcı firmanın da fiili tasarrufu altına gireceğini, söz konusu mülkiyeti kendilerine ait olan ariyet malzemelerinin, halihazırda, davalının borçlarına istinaden fiili hacze tabii tutulmasının ya da bir başkasına teminat olarak gösterilmesinin dahi mümkün olduğunu, yine davalı ile anlaşan başka bir dağıtım şirketinin de davalı gibi hakkaniyet gözetmeyen eylemler içerisinde bulunmasının da ihtimal dahilinde olduğunu, öte yandan gerek davalının gerekse de ariyet malzemelerine zarar verebilecek başkaca kimselerin de ariyet malzemelerine müvekkil şirket gibi gereken özen ve itinayı göstermeyeceğini, dolayısı ile, ihtiyati tedbir kararı verilmemesi ariyetlerin akıbetinin davalı ya da üçüncü kişilerin inisiyatifine bırakmak olacağını, bunun da, basiretli bir tacir olarak hareket etmediği sabit olan davalıdan beklenmemesi gereken yersiz bir temenniden öteye gidemeyeceğini, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2012/11124 E. 2012//9822 K.Sayılı Kararı “…İhtiyati tedbir kararının kabul edilebilmesi bakımından HMK’nın 390/3. maddesi hükmünde ihtiyati tedbir isteyenin haklılığı konusunda tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, Yasanın hükümet gerekçesinde de belirtildiği üzere yaklaşık ispat durumunda “... hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini gözardı edemez. Bu sebepledir ki haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması...” hükme bağlanmıştır. Somut olaya yukardaki ilkeler uyarınca bakıldığında, her ne kadar davacının iddiasında haklı olup olmadığı yargılama sonunda tüm deliller toplandıktan ve incelendikten sonra ortaya çıkacak ise de, DAVAYA KONU TAŞINMAZIN BAŞKALARINA DEVRİ HALİNDE VERİLECEK HÜKMÜN İNFAZ KABİLİYETİ ORTADAN KALKABİLECEĞİ GİBİ, ÜZERİNE BİNALAR YAPILDIKTAN SONRA TAPUNUN İPTALİ HALİNDE TELAFİSİ GÜÇ YA DA İMKANSIZ DURUMLAR ORTAYA ÇIKACAĞI GİBİ YENİ UYUŞMAZLIKLAR DOĞACAĞI KUŞKUSUZDUR. HAL BÖYLE OLUNCA YEREL MAHKEMECE GEREKTİĞİNDE DAVALILARIN OLASI ZARARLARININ KARŞILANMASI AMACI İLE UYGUN BİR MİKTARDA TEMİNAT DA ALINARAK İHTİYATİ TEDBİRİN DEVAMINA KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN AKSİNE DÜŞÜNCELERLE TEDBİRİN KALDIRILMASINA KARAR VERİLMESİ DOĞRU DEĞİLDİR…” İhtiyati tedbir kurumu ile amaçlananın, talepte bulunan taraf yönünden, dava sonuçlanıncaya dek geçeçek sürede geçici anlamda bir hukuki koruma sağlanması olduğunu, gecikmesinde sakınca bulunan haller sebebiyle bir hak kaybı yaşanmaması ve zarara uğramasının önüne geçilmesi olduğunu, hal böyle iken gerekli korumanın sağlanması için kanun koyucu tarafından yaklaşık ispatın da yeterli görüldüğünü, Davalı yana teslim edilmiş olan ariyetlere ilişkin teslim tesellüm belgesi ve ilgili ariyetlerin müvekkil şirkete ait olduğunu gösterir yatırım faturalarının dosyaya sunulduğunu, işbu dilekçe ekinde bu belgeleri bir kez daha sunduklarını, dosyadaki mevcut delillerden de görüleceği üzere bayiye ariyet olarak teslim edilmiş olan menkullerin müvekkil şirketin mülkiyetinde olduğunu ve taraflar arasındaki tüm sözleşmelerin sona ermesine rağmen müvekkil şirkete iade edilmediğini, buna ek olarak, davalı yan tarafından ilgili menkullerin müvekkil şirkete teslim edildiğine ilişkin herhangi bir delil sunulmadığını, hatta ilgili ariyetlerin müvekkil şirket’e ait olmadığı ve/veya müvekkil şirket’e ait olsa bile müvekkil şirket’e teslim edildiğine ilişkin herhangi bir iddianın da öne sürülmediğini, bu noktada davalı yan tarafından da itiraz edilmeyen ve davalı yanın uhdesine bırakılmış ve iadesi gereken malzeme ve ekipmanların müvekkil şirkete ait olduğunun yazılı deliller ile sübuta erdiğini, mevcut durumda müvekkil şirketin huzurdaki davayı açmaktaki haklılığının da gözler önüne serildiğini, müvekkilin zarara uğradığı ve davasını ispat ettiği davalı yanında kabulünde ve yazılı deliller ile açıkça ortada olup yerel mahkemenin ihtiyati tedbir talebini ret kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu,( EK:1 Teslim Tesellüm Tutanağı , Ek:2 Faturalar ) Emsal kararlar doğrultusunda ihtiyati tedbir talebinin kabulü gerektiğini, Petrol Piyasası sektörel uygulamasında da görüleceği üzere akaryakıt istasyonlarında dağıtım firmalarına ait kurumsal kimlikler ve marka ile amblemler bulunduğunu, her dağıtım şirketinin kurumsal kimlik, marka ve amblemlerinin de yer aldığı ariyet olarak malzemelerini bayilik sözleşmesi süresinde kullanması için ariyet olarak teslim ettiğini, Bayilik sözleşmesi sonunda da bayilerin ariyetleri iade yükümlülüğü bulunduğunu, Bu kapsamda daha önce ihtiyati tedbir talebinin kabul edildiği İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/220 Esas sayılı dosyası ve İstanbul Anadolu 9. Ticaret Mahkemesi 2018/968 E. Sayılı dosyaları ile verilen ihtiyati tedbir kararı örneklerinin dava dilekçesi ekinde mübrez olduğunu, Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2015/669 E. 2017/431 K. sayılı kararında da “Toplanan deliller ve dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında imzalanan Protokol başlıklı belgenin 3.2.1. maddesinde, ... tarafından Bayi’ye verilecek ariyet malzemelerinin bedellerinin ... tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, 11.a/iii maddesinde ise, sözleşmenin feshi halinde; Bayi’nin ... tarafından ariyet olarak verilen malzeme ve teçhizatı ve montajı yapılan tüm sökülebilecek malzeme ve teçhizatı aynen iade etmeyi, iade edemiyor ise ... tarafından tespit edilen rayiç bedellerini ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, sözleşmenin bu maddelerinin delil sözleşmesi niteliğinde bulunduğu, davacı tarafından sözleşme gereği tespit edilen bedeller ile bilirkişi raporu ile saptanan rayiç bedeller arasında fahiş fark bulunmaması nedeniyle, sözleşmeye uygun olarak davacı tarafından yapılan hesaplamaya itibar edilmesi gerektiği anlaşıldığından davanın kabulüne karar vermek gerekmiş…” diyerek ariyetlerin iade edilmemesi halinde bayinin ariyet bedellerini müvekkil şirkete ödemekle yükümlü olduğunu gözler önüne serdiğini, Davalı yanın, müvekkil şirketin maliki olduğu ihtiyati tedbir talebine konu olan ariyetleri bayilik sözleşmesinin sona ermesi sonucunda müvekkil şirkete geri verme yükümlülüğünün doğmuş olması sebebiyle, haksız zilyet sıfatıyla yedinde bulundurması sonucu meydana gelecek zararları önleme adına ihtiyati tedbir talebinin kabulü gerektiğini beyanla, müvekkil şirketin uğrayacağı maddi ve manevi zararların önlenmesi, mülkiyeti müvekkil şirkete ait ariyete konu malzeme ve ekipmanların davalı bayi istasyonunda yıpranmak suretiyle hızla meydana gelen değer kaybının önlenmesi, davalının başka dağıtıcı firmalardan veya yasadışı yollardan temin ederek satışa sunacağı ürünlerden dolayı nihai kullanıcı konumundaki tüketicilerin hak ve menfaatlerinin EPDK mevzuatı çerçevesinde korunması, Kamu Sağlığı'nın ve Kamu Güvenliği'nin, davalı bayinin istasyonundaki olası kaçak akaryakıt satımı ve denetimsizlik nedeniyle tehlikeye düşürülmesinin önüne geçilmesi, tüketicilerin, piyasada müvekkil şirket markası adı altında satılan ürünlere duyduğu güvenin sarsılmaması, davalının müvekkil şirketin malzeme ve ekipmanlarını kullanarak elde ettiği haksız kazancın daha da artmasının önlenmesi ve sabitlenmesi, dava konusu ariyet malzeme ve ekipmanların tedbiren kullanılmasının önlenmesini teminen, dilekçede belirtilen ariyete konu menkullerin davalıdan alınarak müvekkil şirkete ya da müvekkil şirketin muhafazası için göstereceği 3. kişiye teslim edilmesi konusunda öncelikle teminatsız, bunun kabul görmemesi halinde ise makul bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etme gerekliliği hasıl olduğunu, HMK'nın 391/3. maddesi uyarınca istinaf incelemesi sonucunda İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/446 E. sayılı dosyasından verilen İhtiyati Tedbir Talebinin Reddine dair 06/08/2024 tarihli ara kararın kaldırılarak, ariyete konu menkullerin davalıdan alınarak Müvekkil Şirkete ya da Müvekkil Şirketin muhafazası için göstereceği 3. kişiye teslim edilmesi konusunda öncelikle teminatsız, bunun kabul görmemesi halinde ise makul bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesine, yargılama giderleriyle vekâlet ücretinin de davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; taraflar arasında akdedilen akaryakıt bayilik sözleşmeleri ve protokollerinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiası ile sözleşmeler ve protokoller kapsamında davalıya teslim edilen ariyetlerin hasarsız ve eksiksiz olarak davacıya aynen iadesine, aynen iadesinin mümkün olmaması halinde güncel piyasa değerinin davalıdan tahsiline karar verilmesi talepli davada, dava konusu ariyetlerin davacı şirkete veya davacı şirketin göstereceği 3. kişiye teslimi yönünden ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebine ilişkin olup, Mahkemece 06/08/2024 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. HMK'nın 389. maddesi uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Aynı kanunun 390 maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.Bu düzenlemeye göre, Mahkemece; davanın esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez. Somut talepte, davacı tarafından davanın konusu olan sözleşme konusu ariyetlerin tedbiren tesliminin talep edildiği ve söz konusu tedbirin davanın esasını çözecek nitelikte olduğu, ariyetin aynen tesliminin mümkün olmaması halinde bedelinin tahsili de talep edildiğine göre, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı endişesinin de söz konusu olmadığı anlaşılmakla Mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi isabetli olup, aksi yöndeki davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi 06/08/2024 tarihli ara kararı usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 31/10/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2024/446, K. 2017/431, T. 24.09.2012, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-446-e-2017-431-k-4597517acb8e