Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/4137 E. 2024/573 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/4137
- Karar No
- 2024/573
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1367 KARAR NO: 2025/885 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 09/07/2024 NUMARASI: 2024/137 Esas - 2024/573 Karar DAVA: İtirazı İptali İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/06/2025 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkili banka ile dava dışı borçlu ... A.Ş. arasında Kredi Sözleşmesi imzalandığını, söz konusu sözleşmeye istinaden kredi kullandırıldığını, ancak borçlu tarafından sözleşmede belirlenen yükümlülükler yerine getirilmediğinden borçluya ihtarname gönderildiğini, ihtarnameye rağmen borçları ödemeyen borçlulara karşı İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyadan takip açıldığını, davalı müteselsil kefiller ... ve ... söz konusu takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini ve takibin durdurulmasına sebebiyet verdiğini, davalının borçlu olmadığına ilişkin vaki itirazları yerinde olmamakla birlikte, Sayın Mahkemenizce iptali gerekmekte olduğunu, davalı tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E.Sayılı dosyasından açılmış takibe ilişkin itirazının iptaline, davalı aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, takibin devamına, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı aleyhine yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Türk Borçlar Kanununun 598/3 maddesi; "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar." hükmünü haiz olduğunu, o halde 18/06/2010 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesine dayalı taleplerin zamanaşımına uğradığını ve hak düşürücü süreden sonra talep edildiği açık olduğundan davanın reddi gerekmekte olduğunu, davacı yanca İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası üzerinden 18/06/2010 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesine dayalı icra takibi başlatılmışsa da aynı kredi sözleşmesine istinaden davacı yanca daha evvelden icra takibi başlatıldığını ve rehinli araç satılarak borç tahsil edildiğini, davacı yanca dosyaya sunulan hesap özetinde asıl borçlu dava dışı ... Denizcilik tarafından bir kısım ödemenin bizzat bankaya yapıldığını, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası üzerinden yapılan takip vasıtasıyla rehinli aracın satılarak kalan borcun tahsil edildiği açık olduğunu, davacı yanca açılan haksız ve kötüniyetli davanın reddine, açıkça kötüniyetli takip başlatan davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "..Dosya kapsamına alınan takip dayanağı Genel Kredi Sözleşmesinin incelenmesinden, sözleşmenin davacı ... Bankası A.Ş ile dava dışı ... Denizcilik A.Ş Arasında 18.06.2010 tarihinde imzalandığı, davalılar ... ve ...'in ise aynı tarihte sözleşmeyi müşterek müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları anlaşılmaktadır. Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda 581-603 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu sözleşme TBK'nın 581. maddesinde “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Yani kefalet sözleşmesi, teminat alacaklısına borçlunun malvarlığı yanında teminat verenin kişisel malvarlığına başvurmaya yönelik bir alacak hakkı tanıyan kişisel teminatlardan biridir. Bu sözleşmede taraflar, asıl borç ilişkisinden doğan borcun alacaklısı ile kefil arasında meydana gelir. Yani asıl borçlu bu sözleşmenin tarafı değildir. 6098 sayılı TBK'nın Kefalet Sözleşmesi ana başlıklı 598. maddesinin 3. fıkrası; "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar." şeklinde düzenlenmiştir. İlgili hüküm emredici nitelikte bir hükümdür. Yani kefilin sorumluluk süresi sözleşme ile on yıldan daha fazla olarak belirlenememekle birlikte; böyle bir sözleşme, kesin hükümsüz olmayacaktır. Bu tarz sözleşmelerde sadece on seneyi aşan kısım hükümsüz kalacaktır. Bu hükmün uygulama alanı incelendiğinde, ilgili hüküm; hükmün lafzından da anlaşılacağı üzere, sadece gerçek kişi kefil hakkında uygulama alanı bulacaktır. Ayrıca belirlenen azami sürenin dolmasıyla birlikte kefilin sorumluluğunun ortadan kalkması, bütün kefalet türleri bakımından söz konusu olur. On yıllık azami geçerlilik süresinin işlemeye başladığı an ise; kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andır. Yani sözleşmenin hükümlerini doğurmaya başladığı an bu on yıllık süre de işlemeye başlar. Bu durum 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Hakkında Kanun’un “hak düşürücü sürenin TBK’da ilk defa öngörülmüş olmasını” düzenleyen maddelerinden hangisinin uygulanacağı sorunsalı açısından önem taşımaktadır. İlgili yürürlük kanunu ise her iki durumda ya doğrudan yürürlük kanunun 5. maddesinin uygulanması yoluyla ya da 6. maddesi gereği kıyasen 5. maddesinin uygulanması yoluyla aynı sonucu işaret etmektedir. Fakat her halükarda bu süre kanunda düzenlendiği şekliyle on yıllık azami sürenin dolmasıyla birlikte kendiliğinden ortadan kalkacak bir hak olması sebebiyle bir zamanaşımı süresi değildir ve dolayısıyla bu sürenin kesilmesi ya da durması söz konusu olmayacaktır. Bu hüküm çerçevesinde inceleme yapıldığında, borca dayanak genel kredi sözleşmesinin 18.06.2010 tarihinde yapılmış olması, davalı kefillerin sözleşmeyi aynı tarihte imzalamış olması, dava konusu İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının 04/08/2021 tarihinde başlatılmış olması dikkate alındığında icra takibinin 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde ikame edilmemiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacı tarafça açılan davanın hak düşürücü süre yönünden reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu genel kredi sözleşmesine dayalı taleplerin zamanaşımına uğramadığını, İmzalanan kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ilk olarak 2012 yılında doğmuş olup, 10 yıllık kefalet sözleşmesi geçerlilik süresi işbu tarih itibari ile başlamakta dolayısı ile 2022 yılına kadar kefalet sözleşmesinin geçerliliğini koruduğunu, keza davaya konu icra takibinin de 2021 yılında açıldığını, aksini kabul etmemekle birlikte kefalet sözleşmesinin 2010 yılında geçerli olduğu düşünülse bile ayrıca kefalet sözleşmesine ilişkin süre sınırlaması getiren kanun maddesi 2012 yılında yürürlüğe girmiş olup, davaya konu kefalet sözleşmesini kapsamadığını, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası ile borçlular hakkında rehin takibi başlatılmış olup, bu dosyanın takipsizlik ile kapalı olduğunu, dosya üzerinden satılan rehinli araç ile davacıların borcu kapanmamış olup, bakiye borcun tahsili için huzurdaki davaya konu takip açıldığını, mükerrerlik iddiasının söz konusu olmadığını, derdest tek dosya bulunduğunu, kefalet sözleşmesinde eşin rızası olmadığı iddia edilmiş olsa da sözleşme imzalandığı tarihte borçluların evli olduğuna ilişkin herhangi bir delil sunulmadığını, kaldı ki; kefalet sözleşmesinin geçerliliğine ilişkin olarak eşin rızası davaya konu sözleşme için aranmadığını, zira kefalet sözleşmesinde eşin rızası hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından TBK m. 584’e yeni bir fıkra eklendiğini, eklenen bu fıkra kefalet sözleşmesinde eşin rızasının alınmasını gerektirmeyen istisnaları sınırlı sayıda (numerus clauses) saydığını, buna göre, istisnai hüküm kapsamında yer alan evli gerçek kişiler, diğer eşin rızasını almadan geçerli bir kefalet sözleşmesi yapabileceklerini, şirket yetkilisi olan borçlular yönünden eşin rızası aranmamakta olup, kefalet sözleşmesinin geçerliliği sakatlanmadığını beyanla istinaf başvurularının kabulüne, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/4137 E. 2024/573K. sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep talep etmiştir. GEREKÇE:Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davalı müteselsil kefiller hakkında başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafından dava dışı borçlular ve davalılar hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında "Kredi ve teminat sözleşmesi, ihtarname, hesap özeti" borcun sebebi gösterilerek 33.246,00 TL diğer faiz, 5.687,62 TL masraf olmak üzere 38.933,62 TL alacağın tahsili istemiyle 04.08.2021 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Somut olayda davacı banka (eski ünvanı ... Bank A.Ş) ile dava dışı asıl borçlu İstanbul ... A.Ş. Arasında 18.06.2010 tarihli 100.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi akdedilmiş olup, sözleşmede aynı limitle davalıların kefalete dayalı imzalarının bulunduğu, davacı tarafça, dava dışı borçlular ile davalılar hakkında Beyoğlu ...Noterliği'nin 06.06.2012 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 598/3. Maddesi ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'' 598/4. Maddesinde ise ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde hükmünü haizdir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. maddesinin son cümlesinde ''....TBK'nın yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye TBK hükümlerine tabidir.'' denilmiştir. Aynı yasanın 5/2. maddesinde ''TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, TBK'da öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' şeklinde, 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Somut olayda davalıların kefaletleri, dava dışı ... A.Ş. ile davacı banka arasında 18.06.2010 tarihli genel kredi sözleşmesine dayalı olduğundan kefalet borcunun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Buna göre kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren 10 yıllık süre, davaya konu olan 04.08.2021 tarihli icra takibinden önce sona ermiş, davalıların kefalete dayalı sorumlulukları esasen 18.06.2020 tarihinde kendiliğinden ortadan kalkmıştır. Kanunda kefile başvuru süresi olarak öngörülen 10 yıllık süre, hak düşürücü bir süre olup, zamanaşımı süresi gibi kesilmesinin sözkonusu olmadığı gözetildiğinde mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 26/06/2025