Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/293 E. 2026/1337 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/293
- Karar No
- 2026/1337
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/293 KARAR NO : 2026/1337
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 08.11.2023 NUMARASI : 2021/369 Esas 2023/913 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 14.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 14.09.2026
İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08.11.2023 tarih 2021/369 Esas 2023/913 Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 29.09.2017 tarihinde dava dışı ... ile davalının ortaklığında kurulduğunu, ortaklık; tarafların kendi istek ve iradeleri doğrultusunda Bornova 4. Noterliği'nin 14.07.2020 tarihli, 22750 yevmiye numaralı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi ile davalı tarafın hisselerini, diğer ortak dava dışı ...'e devretmesi neticesinde sona erdiğini, davalı taraf, müvekkili şirkette ortaklığının bulunduğu 19.04.2019 - 08.06.2020 tarih aralığından şirket hesabından şahsi çekim olarak toplamda 80.375,28 -TL para çekmiş ve işbu parayı müvekkili şirkete iade etmediğini, müvekkili şirket hesabından çekilen 80.375,28-TL'nin iadesi için davalı aleyhine İzmir 24. İcra Müdürlüğü'nün 2021/82 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, icra takibi davalının vak'i itirazı nedeniyle durdurulduğunu, arabuluculuğa gidildiğini, anlaşma sağlanamadığını, davalının, müvekkili şirketin hesabından çektiği tüm tutarların dekontlarında açıkça "şahsi çekim" ibaresi bulunduğunu, dekontlarda yazılı delil mahiyetinde olmakla birlikte davalı tarafça aksi ancak ve ancak yazılı delil ile ispatlanabileceğini, müvekkili şirkete ait muavin defter özetinde de, davalı, 19.04.2019-08.06.2020 tarih aralığında kendi şahsi çekimleri için şirketin hesaplarından para çektiğini ve işbu paraların müvekkili şirkete iadesini gerçekleştirmediğini, müvekkili şirketin, alacağının temini bakımından; banka dekontlarını, muavin defter kaydını sunması karşısında borçlu taraf ödeme emrine itiraz ederken hiçbir belge sunmadığını, davalının, işbu alacak-borç ilişkisini inkar etmemesinin nedeni; haricen edindikleri bilgiye göre, bir çok borcunun olduğunu, bu nedenle davalının yargılama sürecinde mal kaçırma ihtimali bulunduğunu, böyle bir durumda ileride verilecek olan kararın infazının mümkün olamayacağı ihtimali göz önüne alınarak, davalı adına kayıtlı menkul ve gayrimenkul mallar ile 3.kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini, İzmir 24. İcra Müdürlüğünün 2021/82 E. sayılı icra takip dosyasına ilişkin haksız ve yasal dayanaktan yoksun itirazının iptaline, takibin devamına, borçlu aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, takibin devamına, borçlu aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile ... isimli şahıs bir araya gelerek 29.09.2017 tarihinde davacı ... Şti.’ni kurduklarını, müvekkili, şirketin 1/3 hissesinin sahibi olarak şirketin iştigal alanı olan rüzgar, gaz, su ve buhar tribünleri ile su çarkları ve bunların parçalarının satışı ile ilgili tüm faaliyetleri tek başına kendisi yürütmüş olup bu faaliyetler satışı yapılan malları ilgili şirketlerden temin etme ve bu ürünleri satın alabilecek potansiyel müşterilerle bağlantı kurarak satışı gerçekleştirme ve bedellerini tahsil etme süreçlerini kapsadığını, şirketin 2/3 hissesinin sahibi olan ... isimli şahıs ise bu faaliyetler sırasında sadece mal alımlarında gerekli finansmanı babasından temin etmiş, ayrıca şirket müdürü olması nedeniyle şirketin banka hesaplarını da kendi kullanımı altında tuttuğunu, yani şirketin gelir elde etmesini sağlayan süreçlerin yürütülmesinde diğer ortağın hiçbir emeği bulunmadığını, şirketin tüm ticari faaliyetlerini tek başına müvekkili sürdürdüğü halde ... isimli şahsın yetkili müdür olmasının nedeni, o tarihlerde çalıştığı şirketten ayrılan müvekkilinin bu şirkette uzun süre maaş ödenmemesi nedeniyle banka borçlarından dolayı kredi sicilinin kötü olması nedeniyle olduğunu, davacı şirketin faaliyetlerinin devam ettiği süre içerisinde, ... isimli şahıs yetkili müdür olarak şirketin banka hesaplarına yatırılan satışlardan elde edilen paraları dilediği gibi kullanırken bu süre zarfında elde edilen karlardan müvekkilinin hissesine düşen bedelleri ödemekten ısrarla kaçınmış, müvekkili adeta yalvartacak duruma düşürdükten sonra şirket hesabından müvekkilinin günlük ihtiyaçlarını asgari seviyede karşılayacak kadar cüzi miktarlarda ödemeler yaptığını, müvekkilinin ısrarlı taleplerine rağmen kar payı dağıtımına yanaşmayan şirket yetkili müdürü, evlenen ve hamile olan eşi nedeniyle doğum yaklaştığından ihtiyaçları artan müvekkiline satışlardan elde edilen kardan payını vermekten kaçınarak onu çok zor durumlarda bıraktığını, dava dilekçesinde 19.04.2019-08.06.2020 tarihleri arasında müvekkilin şirket hesabından 80.375,28 TL tutarında “Şahsi Çekim” yaptığı gibi tamamen yanlış bir ifade kullanılmış olup, müvekkilinin kendi inisiyatifi ile şirket hesabından para çekebilmesi mümkün olmadığını, nitekim delil olarak sunulan banka dekontları incelendiğinde, bu araları müvekkilinin hesabına gönderen kişinin şirket yetkili müdürü olan ... isimli şahıs olduğu açık olduğunu, banka dekontlarının bir çoğunun 200-300 TL gibi küçük meblağlı olması bu şahsın müvekkili hak ettiği şirket gelirlerinden mahrum bırakarak günlük ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak duruma düşürdüğünün delili niteliğinde olduğunu, davacı şirket yetkili müdürü tarafından müvekkili hesabına gönderilen paraların “Şahsi Çekim” şeklinde nitelendirilmesi mümkün olmayıp, bu paralar şirketin yürüttüğü ticari faaliyetler sonucunda elde edilen karlardan müvekkilinin hissesine düşen tutarlara mahsuben ödenen tutarlar olduğunu, dava dilekçesinde bu ödenen tutarların sanki müvekkiline borç olarak verilmiş gibi gösterilerek şirkete iade edilmesi gerektiğinin belirtilmesi doğru olmadığını, bu tutarların müvekkilinin harcadığı emeğin sonucu olarak elde edilen karlardan müvekkiline ödenmesi gereken tutarların birer parçası olduğunu, müvekkili ortağı olduğu bu şirkette elde edilen karların hakkaniyetli bir şekilde dağıtılmaması nedeniyle geçimini sağlama konusunda büyük bir sıkıntı içerisine girmiş olup, bu durumda zorunlu olarak kendi adına bir şirket kurarak ailesini geçindirmeye yetecek gelir elde etme çabasına girdiğini, müvekkilinin bu haklı girişimini öğrenen davalının aşırı şekilde tepki göstererek şirketin hissesini kendisine devretmesini sağlamak amacıyla bağırıp çağırarak asarım, keserim, öldürürüm tarzında tehditler savurarak müvekkilinden hissesini kendisine devretmesini istediğini, müvekkili bu nedenle şirketin 1/3 hissesini ... isimli şahsa Bornova 4.Noterliği’nin 14.07.2020 gün ve 22750 yevmiye no’lu “Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi” ile devretmek zorunda kaldığını, davacı şirketin kurulduğu 29.09.2017 tarihi ile müvekkilinin hissesini devrettiği 14.07.2020 tarihi arasında müvekkilinin sarf ettiği emekler neticesinde yapılan satışlar ile elde edilen karlar şirketin ticari defterleri, banka hesapları incelendiğinde ortaya çıkarılabilecek olup, buna göre müvekkilinin hissesine düşen kar tutarları belirlenebileceğini, ayrıca şirketin ortağı olduğu 3 yıllık süre boyunca müvekkili davacı şirketin ön muhasebesini de tutmuş olup bu konuda düzenlediği exel tablosunu da şirket ticari defterleri ile mukayese edilmesi amacıyla delil olarak sunulacağını, davacı şirketin tek sahibi durumunda olan ... isimli şahsın yetkili müdür sıfatıyla davacı şirket adına müvekkiline karşı bu davayı açmasının nedeni, müvekkilinin şirket hisse devri nedeniyle kendisine ödenmesi gereken tutarı ödememesi nedeniyle bu şahsa karşı açtığı İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/234 E sayılı “İtirazın İptali” davası ve yine bu şahsın müvekkiline şahsi borcuna karşılık verdiği yazılı ödeme taahhüdünü yerine getirmemesi nedeniyle açılan İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/242 E sayılı “İtirazın İptali” davası nedeniyle olduğunu, bu nedenlerle davanın mesnetsiz olduğu açık olup reddedilmesi gerektiği kanaatinde olduklarını, davanın reddine karar verilmesini, alacağın %20’sinde az olmamak üzere davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiş ve savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, ticari defter incelemesi ile davalının almaya hak kazandığı ortaklık payları tespit edilmiş olup muaccel olan ya da davacının mütemerrit olduğu bir hissedarlık kaynaklı alacağa dair ihtilaf bulunmamakla muayyen ve müşahhas olmayan hissedarlık kaynaklı kar payı vb hususlarda değerlendirme yapılmasına imkan olmadığı, "Davalı ...'ün .... Şti'nde ortak olarak bulunduğu 29.08.2017-14.07.2020 tarihleri arasında ...'in Şirket Müdürü Olması, bu dönem içerisinde davalı, şirketin eski ortağı ...'ün şirket adına hesap açtırmak, şirket hesabından para havale etmek konusunda yetkilendirilmemiş olması sebebiyle davalı ....'ün şirketle ortak olarak bulunduğu 29.09.2017-14.07.2020 döneminde şirket nezdinde hesap açtırma ve banka hesaplarından havale etme yetkisinin bulunmadığı," şeklindeki verilerden hareketle davacının TTK şirketler hukuku kitabı ilgili hükümleri dairesinde hukuki pozisyonu, sahip olduğu hak ve yetkilerin tanımı ve hudutları tayin edildiği, "Davalı ...'e, şirkette ortaklığının devam ettiği dönemde 19.04.2019-11.03.2020 tarihleri arasında şahsi çekim açıklaması ile havale edilen toplam 76.323,75 TL paranın şirket müdürü tarafından, şirketin ....Bankası TR.... iban nolu hasabından “Şahsi çekim” açıklaması ile ...'ün 2 adet şahsi banka hesabına havale edilmiş olması sebebiyle de davalı ...'ün şahsı adına, şirket nezdinde kendi hesabına cari hesap açtırarak şahsı adına para çekimi gerçekleştirmesinin sözkonusu olmadığı " şeklinde nihai kanaat beyan edildiği, zira davacı taraf bu durumu defterlerine kaydetmiş olup; “şahsi çekim” (....'e Şirketten verilen borç) açıklaması” bulunan 38 adet dekont ile toplam 76.323,25 TL havale yapılmış ve sözkonusu havale tutarları 20.042019-10.06.2020 tarihleri arasında Şirketin 131.02-0Ortaklardan Alacaklar (...) hesabına borç (Şirketin ....'ten alacağı) kaydedildiği," şeklindeki rapor muhtevasından ortağa şahsi olarak şirket namına borç verildiğinin verilere işlendiği, hadise de özü itibari ile bir dönem iradi, rızai olarak gönderilse dahi işbu meblağın iade mükellefiyetinden kaynaklandığı, mevzuat ve tatbikata uygun olmayan edim ve ifalar, ortak lehine şirket aleyhine veyahut ta tam tersi şirket lehine ortak aleyhine de vaki olsa dahi iki taraf için de hak ve borç doğurmayacağı, bu manada davanın hukuki mesnedinin de sebepsiz zenginleşme olduğu, taraflar arasındaki niteleme davacı kayıtlarında borç olarak belirtilip karz akdi nin unsurları bakımından da değerlendirme yapılabilecek ise de Borçlar Kanunu özel hükümlerine uygun bir karz sözleşmesinden bahsetmenin mümkün olmayacağı, davalı her ne nam ve sıfat altında olursa olsun bir dönem iki taraflı rızaya da dayalı olsa neticeten kendisine tediye edilen meblağın iadesi ile mesul olup bunu genel olarak Borçlar Kanunu sebepsiz zenginleşme, özel olarak TTK şirketler hukuku kitabı ahkamı muvacehesinde iade etmekle mükellef olup kanun veya sözleşme kaynaklı bu mesuliyeti tenkis ya da bertaraf eden bir hal olmadıkça umumi manada mesuliyetin cari olacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, İzmir 24.İcra Müdürlüğünün 2021/82 Esas sayılı takip dosyasında davalı tarafından takibe yapılan itirazın iptali ile 80.375,28 TL alacak üzerinden takibin devamına, davalı tarafından yapılan itirazın haksız ve alacağın likit olduğu kabul edildiğinden hüküm altına alınan 80.375,28 TL alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı şirketin 1/3 hissesine sahip kurucu ortağı olarak şirketin ticari faaliyetlerini fiilen tek başına yürüttüğünü, diğer ortak ve şirket müdürü ...'in ise yalnızca finansman temini ve banka hesaplarının idaresiyle ilgilendiğini, şirket müdürü tarafından müvekkiline yapılan ve dekontlarında "şahsi çekim" ibaresi bulunan ödemelerin, müvekkilinin sarf ettiği emek karşılığında hak kazandığı ve kendisine dağıtılmayan kar payına mahsuben yapılmış ödemeler olduğunu, bu ödemelerin davacı tarafından borç olarak nitelendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dosyada yer alan hiçbir dekontta "...'e şirketten verilen borç" ibaresinin bulunmadığını, buna rağmen ilk derece mahkemesi kararının böyle bir ibare varmış gibi gerekçelendirilmesinin olguya ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin şirket ortaklığı süresince kar payı dağıtımı yapılmadığının ve şirket hissesine düşen kar payının bilirkişilerce brüt 61.881,06 TL olarak tespit edildiğinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu, bu gerçekler ispatlanmışken müvekkiline yapılan ödemelerin faiziyle birlikte geri istenilmesi yönündeki kararın dosyada tespit edilen hususlarla çelişkili ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkiline yapılan ödemelerin diğer ortağın müvekkiline yasal olarak ödemekle yükümlü olduğu tutarlar olması nedeniyle sebepsiz zenginleşme sayılamayacağını, şirket kazançlarını müvekkiline ödemekten kaçınan davacının kötüniyetinin korunmaması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE :Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. İtirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlıdır. Takip talebinde asıl alacak "cari hesap" olarak talep edilmiş, takip dayanağı belge olarak dava konusu yapılan davalıya banka havalesi yoluyla gönderilen paraların listesi gösterilmiş, açılan itirazın iptali davasında ise cari hesabın davalıya "şahsi çekim" "açıklamasıyla gönderilen paralardan kaynaklandığı ileri sürülmüştür. Bu durumda icra takibinin davacı şirket tarafından davalıya gönderilen takip konusu havale işlemleri bakiyesine ilişkin olduğu kabul edilerek, itirazın iptali davasının bu çerçevede yürütülmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun limited şirketlere ilişkin hükümleri uyarınca kar payının dağıtılabilmesi, şirket ortaklar kurulunca alınacak bir kar payı dağıtım kararının varlığına bağlıdır, böyle bir karar bulunmadıkça ortağın şirketten muaccel ve muayyen bir kar payı alacağının doğduğundan söz edilemez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 394. maddesi ile, gerek anonim şirketlerde gerekse limited şirketlerde genel kurul kararı ile yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği öngörülmüş ise de; şirket hissedarlarına maaş ödemesi yapılması öngörülmemiş, bunun yerine kurumsal yönetim ilkelerine uygun olarak TTK'nın 537. vd. maddelerinde belirli usul ve esaslar dairesinde kâr payı dağıtılması öngörülmüştür. Şirketlerde örtülü kâr dağıtımı yasaktır.(Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 02.06.2022 tarih 2020/7519 Esas 2022/4378 Karar sayılı ilamı) Açıklanan nedenlerle ortaklar kurulunca kar dağıtımına dair bir karar alınmamış olması halinde ortak, kendisine şirket hesabından yapılan ödemelere tek taraflı olarak kar payı niteliği yükleyemeyecektir. Somut olayın incelenmesinde, davalının, davacı şirkette ortak olduğu sırada şirket hesabından "şahsi çekim" açıklamasıyla toplam 80.375,28 TL tutarında havale aldığı, bu tutarların şirketin ticari defterlerinde "Ortaklardan Alacaklar" hesabına borç olarak kaydedildiği, davalı tarafça istinaf nedeni olarak, söz konusu tutarların şirket tarafından kar payı dağıtılmaması nedeniyle kar payına istinaden gönderildiğinin ileri sürüldüğü, ancak dosya kapsamında şirket ortaklar kurulu tarafından alınmış bir kar payı dağıtım kararı bulunmadığı, bu nedenle davalının kar payı savunmasının dinlenemeyeceği, ortağın, kar payı dağıtımı yapılmaması karşısında bu hususta alınan genel kurul kararının iptali, hisse devri veya ortaklıktan haklı nedenle çıkma gibi sair yasal haklarını kullanabileceği dikkate alındığında, geçerli bir hukuki sebep gösterilemeyen ve kendisine şirket tarafından ödenmiş olan paranın iadesinden kaçınılamayacağı yönündeki ilk derece mahkemesi kabulünün yerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuran davalı vekilinin dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 5.490,43 TL'den peşin alınan 1.372,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.117,83 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 14.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.