Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/2401 E. 2024/2278 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/2401
Karar No
2024/2278
Karar Tarihi

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : KARAR NO : KARAR TARİHİ : 28/11/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/07/2024 NUMARASI : Esas Karar

DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALILAR : 1- VEKİLİ : Av. 2- VEKİLİ : Av.

DAHİLİ DAVALILAR :1- 2- 3- VEKİLİ : AV. DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 28/11/2024 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 03/12/2024 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı ..... vekili 15/11/2019 tarihli dava dilekçesinde özetle; 10/05/2017 tarihinde davalılardan ...'un sürücüsü olduğu araç sahibi davalı .... adına kayıtlı ...... plakalı ... Sigorta A.Ş. tarafından sigortalı araç ile seyir halindeyken kaldırımda bisikleti ile bekleyen davacıya çarpması sonucu davacının ağır şekilde yaralandığını, meydana gelen trafik kazası sonucu davacının malul kaldığını, mevcut maluliyet oranının SGK Kocatepe Sağlık Müdürlüğü'nce %12,10 olarak tespit edildiğini ancak oranın az olması sebebiyle itiraz ettiklerini, Konya... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile davalı sürücü ...'un cezalandırılmasına karar verildiğini, aynı dosyada alınan kusur raporunda davacı atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini, davalı sigorta şirketine başvuru yaptıklarını ancak sigorta şirketince başvuruya olumlu yanıt gelmediğini, arabuluculuğa da başvurulduğunu ancak anlaşamama ile sonuçlandığını iddia ederek davanın kabulüne, şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan (sigorta şirketi açısından sigortaya başvuru tarihinden işleyecek faiz ve poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalılardan .... adına kayıtlı ...... plakalı araç kaydına ihtiyati haciz konulmasına, ayrıca 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ... ve ....'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılardan ... SİGORTA A.Ş. (Eski Ünvan ... Sigorta A.Ş.) vekilinin 03/12/2019 tarihli davaya cevap dilekçesinde özetle ; dava konusu kazaya karışan ...... plakalı aracın müvekkil şirket nezdinde 03/08/2016-03/08/2017 vadeli ......numaralı Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olduğunun kaza tespit tutanağında sabit olduğunu, davacının müvekkil şirkete sunduğu kaza tespit tutanağının incelendiğini ve ücret mukabilinde uzman görüşünün alındığını, 07/12/2017 tarihli raporda davacının %100 oranında kusurlu olduğu sigortalı aracın ise kusursuz olduğunun tespit edildiğini, bunun üzerine davacının başvurusunun reddedildiğini, müvekkil şirketin sorumluluğunun sigortalı araç sürücüsünün kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacının maluliyetinin tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak rapor alınmasını talep ettiklerini, sürekli maluliyet tazminat miktarının aktüerya bilirkişi tarafından hesaplanmasını talep ettiklerini, davacının talep etmiş olduğu geçici iş göremezlik ve tedavi gideri talebinin ZMSS genel şartlarının A.5 maddesi gereği teminat kapsamında olmadığını, müvekkil şirketin kaza tarihinden itibaren faiz ile sorumlu tutulmasının mümkün olmayacağını ve müvekkil şirketin avans faizinden sorumlu tutulmaması gerektiğini iddia ederek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılardan ...'a dava dilekçesi ve ekleri tebliğ edilmiş, davalı süresinde davaya cevap vermemiş, duruşmalara da katılmamış ancak kendisini bir vekil ile temsil ettirmiştir. Diğer davalılara dava dilekçesi ve ekleri tebliğ edilmiş, davalılar süresinde davaya cevap vermemiş, duruşmalara katılmadıkları gibi kendilerini bir vekil ile de temsil ettirmemişlerdir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Tüm dosya kapsamı üzerinden yapılan değerlendirmede; 10/05/2017 tarihinde davalılardan ...'un sürücüsü olduğu araç sahibi davalı .... adına kayıtlı ...... plakalı ... Sigorta A.Ş. tarafından sigortalı araç ile bisiklet sürücüsü davacı arasında meydana gelen trafik kazası nedeniyle davanın maddi ve manevi tazminat taleplerinde de bulunduğu, hükme esas alınan 05/03/2023 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; bisiklet sürücüsü .....'nın bu kazanın oluşumunda %75 oranında kusurlu olduğu, sürücü ...'un bu kazanın oluşumunda %25 oranında kusurlu olduğu belirtildiği, aktüerya bilirkişisinin ek raporunda; hesaplama ...... plakalı araç sürücüsüne atfedilen %25 oranındaki kusur esasına göre yapıldığı, davacıya atfedilen %75 oranındaki kusur hesap edilen tazminattan indirildiği, davacı .....'nın 10/05/2017 tarihinde geçirdiği trafik kazası nedeniyle uğradığı PMF 1931 yaşam tablosuna göre geçici iş göremezlik maddi zararı kalmadığı kalmadığı, bakıcı gideri maddi zararı 444,38 TL, tedavi giderleri maddi zararı 375,00 TL sürekli iş göremezlik maddi zararı 358.910,33 TL olarak hesaplandığını, TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre; geçici iş göremezlik maddi zararının kalmadığını, bakıcı gideri maddi zararı 444,38 TL, tedavi giderleri maddi zararı 375 TL, sürekli iş göremezlik maddi zararı 427.240,43 TL olarak belirlendiği ,davacı vekili 29/09/2023 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; 500 TL sürekli maluliyet-iş göremezlik dava değerini 255.922,83 TL olarak ıslah ettiklerini, 100 TL bakıcı gideri dava değerini 444,38 TL olarak, 300 TL karşılanmayan-belgelendirilmeyen tedavi giderleri istemi dava değerini 375 TL olarak arttırıldığı görülmekle taleple bağlı kalınarak, davacının sürekli iş göremezlik, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zarar, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zarar taleplerinin kabulüne, davacının geçici iş göremezlik sürecindeki uğradığı maddi zararı talebinin reddine karar verilmiştir. Davacının manevi tazminat talepleri yönünden yapılan incelemede ise ; kazanın meydana geldiği tarih, tarafların kusur durumu, davacının yaralanmasının derecesi, kalıcı maluliyet durumunun bulunması ve oranı, paranın alım gücü, tarafların ekonomik ve sosyal durumu ve istenilen manevi tazminatın miktarı ile manevi tazminatın amacı göz önünde bulundurularak, davacının manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " şeklinde davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı 255.922,83 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 444,38 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 375,00 TL olmak üzere toplam 256.742,21 TL maddi tazminatın, davalılar ... ve .......'dan kaza tarihi olan 10/05/2017 tarihinden itibaren, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 15/12/2017 itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte (sigorta limitiyle sınırlı olmak kaydıyla) davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, faize ilişkin fazlaya dair talebin reddine, davacının geçici iş göremezlik sürecindeki uğradığı maddi zararı talebinin reddine, davacının manevi tazminat davasının kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ... ve .......'dan kaza tarihi olan 10/05/2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ... Sigorta AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme dosyasına kazandırılan NEÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından tanzim edilen 25/02/2021 tarihli Sağlık Kurulu Raporunun hükme esas alınmasının kabul edilemez olduğunu, davacıya SGK tarafından bağlanan gelirin hükmedilen tazminattan tenzil edilmesi gerekirken bu yönde dosyaya sunulan itirazların dikkate alınmadan hüküm kurulmasının kabul edilemez olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili araç sürücüsünün kusursuz olduğunun kaza tutanağı ile sabit olduğunu, maluliyet oranının Yargıtay'ın işaret ettiği şekilde usulüne uygun olarak belirlenmesi gerektiğini, üniversite hastanelerinin adli tıp ana bilim dalı bölümlerinden seçilmiş adli tıp anabilim dalı uzmanlarından evraklar üzerinden yapılacak inceleme ile değil bizzat kişinin muayenesi sonucu genel şartlara uygun Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre maluliyet oranının belirlenmesini gerekirken yerel mahkemece bu husus göz ardı edilerek karar verildiğini, tazminat tutarının TRH 2010 tablosu ve %1,8 teknik faizin esas alınarak hesaplanması gerektiğini, davacının güncel SGK hizmet dökümünün dosyaya sunulmasına ve geçici iş göremezlik süresi boyunca maaş almaya devam ettiğinin tespit edilmesi durumunda geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddinin gerektiğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dahili davalılar vekilinin sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; öncelikle zaman aşımı itirazlarının bulunduğunu, müvekkillerinin işleteni olduğu araç sürücüsünün kusursuz olduğunu, maluliyetin kaza ile arasında mevcut illiyet bağının tespitinin gerektiğini, maluliyet raporunun AYM kararının nazara alınarak yönetmeliğe uygun olarak alınmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, Yerel Mahkemece davacı hakkında SGK tarafından yapılan ödemelerin PSD değerlerinin tamamını tenzil edileceği hususunun gözden kaçırıldığını, maddi ve manevi tazminatlar açısından müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, yerel mahkemece vekalet ücretlerinin hatalı değerlendirildiğini, aleyhine hükmedilen yargılama giderlerinin fazla, lehine hükmedilenlerin ise eksik hesaplandığını, taraflarca ödenen harçların hesaplamalarında da aleyhe hatalı değerlendirme yapıldığını, alacak kalemlerinin faiz başlangıç tarihleri ve faiz nevilerinde de hatalı değerlendirmelerin yapıldığını, müvekkilleri araç işleteni mirasçısı olduklarını, yerel mahkeme kararında hangi müvekkilin hangi oranda sorumlu olduğu hususunun da belirlenmediğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Davalı vekilinin TRH 2010'un uygulanması ve özürlülük yönetmeliğinin uygulanması gerektiği Aktüerya raporunun ve maluliyet raporu içeriğine istinafı yönünden AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmüktedir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması gerekmektedir Bu halde mahkemece Adli tıp kurumunun Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre düzenlendiği raporun AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre geçerli olduğu, Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli tıp kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerektiği AYM iptal kararı sonrası dosyaya sunulan ATK raporunun 1 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre düzenlediği anlaşılmakla itiraz yersizdir ve aktüerya bilirkişisinden PMF 1931'e göre ek rapor alınarak karar verilmesi doğrudur. Kusura itiraz DAİREMİZCE YAPILAN KALDIRMADA Savcılık aşamasında tanzim edilen 22/09/2017 tarihli raporda davacı sürücü .....'nın birinci derecede kusurlu olduğu, davalı sürücü ... 'un ikinci derecede kusurlu olduğu belirtilmiştir. Ceza mahkemesince bu kusur oranı dikkate alınarak davalının mahkumiyetine karar vermiştir Tanzim edilen 07/12/2017 tarihli bilirkişi raporunda davacı sürücü .....'nın %100 oranında kusurlu olduğu davalı sürücü ... 'un kusursuz olduğu belirtilmiştir. İDM ce hükme esas aldığı Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı'nın 11/08/2021 tarihli raporuna göre ; davalı sürücü ...'un kusursuz olduğu, davacı sürücü .....'nın % 100 oranında kusurlu olduğu rapor edilmiştir. Bu halde hukuk dosyası içinde bulunan davacının tam kusurlu olduğuna dair raporu ile ceza mahkemesinde davacının asli,davalının tali kusurlu olduğu tespiti yapılmış ve ceza mahkemesi kararı kesinleşmiştir. Mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi cihetine gidilmemiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, ilgili ceza mahkemesi dosyası ile birlikte dosyanın İstanbul Teknik Üniversitesinden ve karayolları fen heyetinden seçilecek 3 kişilik kusur konusunda uzman bilirkişi kurulundan, CEZA MAHKEMESİ KARARI İÇERİĞİ tüm dosya kapsamına göre, kazanın oluş şekli, çarpma noktaları, olayın görgü tanıklarının anlatımları da gözönünde bulundurularak sürücülerin olaydaki kusur durumlarının tespiti hususunda, önceki bilirkişi raporlarının da irdelendiği ayrıntılı, gerekçeye ve denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru olmayıp OLMADIĞINDAN BAHİSLE KALDIRMA YAPILMIŞ Kusur açısından yapılan değerlendirmede; Mahkemece hükme esas alınan, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin ..... esas, ....... karar sayılı ilamı doğrultusunda alınan 05/03/2023 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; bisiklet sürücüsü .....; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 47/c, 84/b maddelerini ihlal ettiğinden bu kazanın oluşumunda %75 oranında kusurlu olduğu, sürücü ...'un sevk ve idaresindeki ...... Plaka Sayılı araç (Otomobil); 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 52/a, 52/b maddelerini ihlal ettiğinden bu kazanın oluşumunda %25 oranında kusurlu olduğu belirtilmekle çelişki giderilmiş olup itiraz yersizdir. Manevi tazminatın çok taktir edildiği istinafı yönünden; Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının kaza nedeniyle % 29 oranında meslekten kazanma gücünü kaybettiği ve iyileşmesinin 3 ay olduğu gözetilip,davalının kusur durumu ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu bu itibarla davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Açılan davada zamanaşımının gerçekleştiği istinafı yönünden Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. Maddesinde de "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir. Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır. Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya sigorta şirketi) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK'nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK'nın 10.06.2015 gün, 2014/17-27, 2015/1530 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir). Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 05/09/2014 tarihinde gerçekleşmiştir Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddisinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre eylem için(TCK 89) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu dikkate alındığında dava ve ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. İtirazlar yersizdir. Kask takmama nedeniyle Müterafik kusur itirazı 16 Ağustos 2022’de yayımlanan Resmi Gazete ile Karayolları Trafik Yönetmeliğine göre Aynı Yönetmeliğe ekli “1 SAYILI CETVEL”in; C) HUSUSİYETLERİNE GÖRE ARAÇLARDA BULUNDURULACAK TEÇHİZAT” bölümünün; 1) “Taşıt” kısmında yer alan “Motorlu bisiklet, motosiklet ve elektrikli bisiklet (Sürücüsü bir çerçeve veya karoseri ile korunanlar hariç)” ibaresi “Motorlu bisiklet, motosiklet, bisiklet ve elektrikli bisiklet (Sürücüsü bir çerçeve veya karoseri ile korunanlar hariç)” şeklinde, 2) “Durum ve Nitelikleri” kısmında yer alan “Sürücüler için; gözü dış tesirlere karşı koruyacak, görüşe engel olmayacak, normal görüşü bozmayacak renkli veya renksiz (Koruma başlığının gözlüğü varsa ayrıca gözlük aranmaz) olacaktır.” ibaresi “Sürücüler için; gözü dış tesirlere karşı koruyacak, görüşe engel olmayacak, normal görüşü bozmayacak renkli veya renksiz (Koruma başlığında koruma gözlüğü olması durumunda ve bisiklet sürücülerinde koruma gözlüğü aranmaz) olacaktır.” şeklinde, 3) “Taşıt” kısmında yer alan “Bisiklet, motorlu bisiklet ve motosiklet” ibaresi “Bisiklet, elektrikli bisiklet, elektrikli skuter, motorlu bisiklet ve motosiklet” şeklinde, 4) “Teçhizat” kısmında yer alan; “Reflektif işaret” ibaresi “Reflektif kıyafet (yelek vb.)” şeklinde, 5) “Durum ve Nitelikleri” kısmında yer alan “Sürücüler ve taşınması halinde yolcular için, gece seyahatlerinde görünürlüklerini sağlayacak şekilde giyinecekler veya giysilerine reflektif işaret takacaklardır.” ibaresi “Sürücüler ve taşınması halinde yolcular için, gece seyahatlerinde görünürlüklerini sağlayacak şekilde reflektif yelek vb. giyineceklerdir.” şeklinde değiştirilmesi karşısında, 16/08/2022 tarihi öncesi gerçekleşen kazada ilgili yönetmelik uyarınca bisiklet sürücüsünün koruma başlığı takmasının zaruret teşkil etmediği gözetilmekle itiraz yersizdir. KEZA Bilirkişi tarafından Davacıya bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin PSD değerinin 40.292,55 ₺ olduğu bildirilmiştir. ödeme belgelerine göre; davacıya 10.05.2017-29.07.2019 tarihleri arası toplamda 26.501,35 ₺ geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği bildirilmiştir. Davacıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği için; hesaplanan tazminattan mahsup yapılması sonrası geçici işgörmezlik talebinin reddine karar verilmekle itiraz yersizdir. Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden AYRI AYRI reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalı vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE, 1-Davalı ... Sigorta AŞ tarafından alınması gereken 17.538,06 TL harçtan peşin alınan 4.384,75 TL harcın mahsubu ile bakiye 13.153,31 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 2-Davalı ... tarafından alınması gereken 20.953,56 TL harçtan peşin alınan 5.238,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 15.715,16 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Dahili davalılar tarafından alınması gereken 20.953,56 TL harçtan peşin alınan 5.238,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 15.715,16 TL harcın bu dahili davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 03/12/2024

Başkan Üye Üye Katip

E imza E imza E imza E imza

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2024/2401, K. 2024/2278, T. 28.11.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-2401-e-2024-2278-k-351e9e759be3