Bölge Adliye Mahkemesi · Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 2024/1292 E. 2025/602 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1292
- Karar No
- 2025/602
- Karar Tarihi
T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ...... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ...... KARAR NO : ...... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ...... (...) ÜYE : ...... (...) ÜYE : ...... (...) KATİP : ...... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/06/2024 NUMARASI : ... Esas - ... Karar İSTİNAF EDEN DAVACI : ......... VEKİLİ : Av...... DAVALI : ......... VEKİLLERİ : Av....... Av...... DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 17/04/2025 YAZIM TARİHİ : 22/04/2025 Davacı tarafından, davalı aleyhine Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 26/06/2024 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendiğinde; DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkete değişik zamanlarda para yatırdığını, davalı şirketin geçerli bir ortaklık ilişkisi kurmadan haksız ve usulsüz olarak para topladığını, bunları geri vermediğini, müvekkilinin yurtdışında işçi olarak çalışırken biriktirmiş ve davalı şirkete para verirken de yurtdışında biriktirdiği paraları Türkiye' de değerlenmesi ve ülke ekonomisine katkı sağlaması amacını güttüğünü, davalı şirketin müvekkilini şirket ortağı olduğuna inandırıp güven telkin ettiğini, müvekkilinin defalarca istemesine rağmen yatırdığı parayı geri alamadığını, davalı şirket yetkililerinin Türk Ticaret Kanunu, Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasası ve sair kanun hükümlerini ihlal ettiklerini, bu konuda şirket yetkilileri hakkında ceza davaları açıldığını, 05/12/2019 tarihli 7194 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesince iptal edildiğini, mahkemece yapılacak araştırma neticesinde müvekkilinin davalı şirkete para ödediğinin tespit edileceğini, tüm bu nedenlerle taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalı tarafa verilen 10,00 Euro'nun davalı tarafa verildiği tarihten itibaren işleyecek merkez bankası yabancı para cinsi faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddia ettiğinin aksine taraflar arasında davalıyı borç altına sokacak bir sözleşme, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşme ilişkisinin mevcut olmadığını, davacının dava dilekçesinde gösterdiği ortaklık durum belgesi adlı belgenin fotokopiden ibaret olduğunu, ayrıca sözü geçen belgenin davalı şirketin yetkilisince imzalanmadığını, bu nedenle delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacının tüm taleplerinin 818 sayılı BK'nın 6762 sayılı Ticaret Kanunu hükümlerine açıkça aykırı düştüğü gibi zamanaşımı nedeni ile de reddedildiğini, davacının taleplerinin HMK 142 maddesi gereğince öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, haksız fiilin tarihinden itibaren 25 yıl sonra ikame edilen işbu davanın zamanaşımı süresi içerisinde ikame edilmediğinin açık olduğunu, BK 60/2 ye göre davanın 7.5 yıllık zamanaşımı süresine değil 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, zamanaşımı itirazlarının kabul görmediği takdirde davanın 6762 sayılı TTK 329 ve 405 maddeleri uyarınca esastan reddedilmesi gerektiğini, davacının müvekkili şirkete ödemediği bir bedeli müvekkilinden talep etmesinin mümkün olmadığından bahisle davanın öncelikle zamanaşımından aksi takdirde diğer nedenlerle esastan reddine, mahkeme masrafları ile vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Mahkememizce yapılan yargılama ve değerlendirmede; davacı vekilince davalı şirket aleyhine açılan bu davada taraflar arasında geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla davalı tarafa verilen paranın haksız fiil hükümlerine göre davalıdan tazmini talep etmiş olup; davalı vekilince verilen cevap dilekçesiyle davacının davalı şirkete her hangi bir bedel ödemediği, davacının hisse senetlerini davalı ile ilgisi bulunmayan üçüncü kişilerden devren iktisap ettiği, davacının hata ve hile iddialarının BK' nun 31. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süresinin geçmiş olması nedeniyle dinlenemeyeceği, davada haksız fiil hükümlerinin uygulanamayacağı, ayrıca BK' nun 125. maddesine göre davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığı, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili BK' nun 66. maddesinde belirtilen on yıllık zaman aşımı sürelerinin de dolduğundan davalı aleyhine ikame edilen davanın reddi talep edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça davalı şirketin Türk Ticaret Kanununa, Bankacılık Kanununa, Sermaye Piyasası Kanuna, Borçlar Kanuna aykırı şekilde faaliyet yürüterek davacı ve birlerce yatırımcıdan yürürlükte bulunan kanunların ve emredici kuralları ihlal edilmek suretiyle haksız fiil neticesiyle para toplandığı ve bu şekilde davacının zarar uğratıldığı iddialarına karşılık davalı tarafça cevap dilekçesiyle davada 1 yıllık (alt) hak düşürücü ve 10 yıllık (üst) zamanaşımı sürelerinin dolduğu yönünde ilk itirazda bulunulduğu anlaşılmıştır. Dosyaya ibraz edilen ......... Holding A.Ş./......... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş. Hisse Senedi Teslim Tutanağı başlıklı belge, SPK Tahsilat Dağılım Belgesi Ek1-a ve Ek1-b ile davacı vekilinin iddiaları doğrultusunda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 01/01/1996 tarihinde başladığı ve davacı tarafça davaya konu edilen paranın o tarihte davalı şirkete teslim edildiği bildirilmiş olduğundan mevcut uyuşmazlıkta davalı savunmaları değerlendirilirken o tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı borçlar kanunun haksız fiile ilişkin 60.maddesindeki hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin nazara alınması gerekmektedir. Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tüketilmesi anlamına gelmektedir.
Zamanaşımı, kanunun belirlediği süreler içerisinde hakkın kullanılmaması sebebiyle dava ve icra kabiliyetini, karşı tarafın defi ile kaybettiren ve hak üzerinde etki yapan kanuni bir sukut sebebidir. Öteki deyişle, borcun zamanaşımına uğramasıyla alacak sona ermemekte, alacaklının dava yolu ile alacağını elde etme imkanı ortadan kalkmaktadır. Kısaca zamanaşımına uğrayan bir borç eksik borç (doğal borç=obligtio naturals) haline gelmektedir. (M. Serhat Şen Zamanaşımı ve Uygulamaları) 818 sayılı Borçlar Kanunun madde 60'daki süreler mahkemece doğrudan doğruya nazara alınamaz. Davalı tarafça süresi içerisinde ileri sürülmelidir. Süresi içerisinde ileri sürülmezse davacı tarafından savunmasının genişletilmesi itirazında bulunulabilir. (HUMK 202) 818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ve ayrıca tazminat cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş ise uzamış ceza zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Yani tazminat davasının kural olarak, zarar ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden (bilinmesinden) başlayarak 1 yıl içinde açılması gerekir. Ayrıca ilgili kanun maddesi dava açılabilmesi için yasal bir üst sınır belirlemiştir ki, bu üst sınır yasada 10 yıl olarak düzenlenmiştir. 10 yıllık sürenin başlangıcı eylem günü, sonu ise 10 yılın tamamlanmasıdır. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir. 818 sayılı Borçlar Kanunundaki zamanaşımına ilişkin genel açıklamalardan eldeki somut uyuşmazlığa dönülecek olursa; öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıcının tespiti önem arz etmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.03.2023 tarih ve 2022/2012 Esas, 2023/1479 Karar sayılı emsal ilamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarih ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararına atıf yapılıp emsal kabul edilerek paranın davalı hesabına aktarılması tarihi bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun İçtihadı Birleştirme Kararları yerel mahkemeler için bağlayıcı nitelikte olduğundan davacı tarafça davalıya para verildiği iddiasının delili olarak dosyada bulunan ......... Holding A.Ş./......... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş. Hisse Senedi Teslim Tutanağı başlıklı belge, SPK Tahsilat Dağılım Belgesi Ek1-a ve Ek1-b' deki tarih olan 01/01/1996 tarihi mahkememizce de zamanaşımı başlangıç süresi olarak kabul edilmiştir. Eldeki bu davanın açılış tarihi 23/11/2023 olduğundan bu tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'daki zamanaşımı süresinin üst sınırı olan 10 yıllık sürenin de dolduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'da tazminat sorumluluğuna neden olan fiil ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve bu suçun ceza zamanaşımı süresinin daha uzun olması halinde tazminat sorumluluğu için uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı yönünde düzenleme mevcut ise de; Konya Adliyesinde Ceza Mahkemelerinde açılan ve yargılaması tamamlanan hiç bir davada davalı şirket yetkililerinin mahkumiyetine dair bir karar verilmemiştir. Davalı şirketin yetkilileri aleyhinde Konya.... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında ise; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve ... Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan bahis ile CMK'nun 223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. 765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Davacının 01/01/1996 tarihinde davalı şirkete para yatırdığı anlaşıldığından eldeki davanın 7,5 yıllık uzamış zamanaşımı süresinden sonra açıldığının kabulü gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle dava tarihi itibariyle 10 yıllık üst zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından davalı tarafın zamanaşımı definin kabulü ile davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine; ancak Yargıtay' ın çok uzun süren ve istikrar kazanan uygulamaları doğrultusunda ilk derece mahkemelerince daha önce davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def' i reddedilirken, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin zamanaşımı hususunda görüş değişikliği yapması nedeniyle mahkememizce de görüş değişikliğine gidilmiş olduğundan, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenirlik ve öngörülebilirlik prensipleri nazara alınarak davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği yönünde vicdani kanaate varıldığından, davalı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. (Yargıtay 11. HD nin 29.04.2024 T. 2024/1802 E., 2024/3297 K. Sayılı ilamı ve Konya BAM 6. HD 16.01.2024 T., 2023/1561 E, 2024/124 K. Sayılı İlamı)." gerekçesiyle, davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece her ne kadar davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de davalının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde zamanaşımı defiinde bulunmuş olup söz konusu zamanaşımı def'inin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, TMK'nın 5. maddesi gereğince Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanununun hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde diğer özel hukuk ilişkilerinde de uygulanacağını, zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması oluşturduğu haller her durumda uyuşmazlık konusu olayın niteliğine göre incelenmesi gerektiğini, ancak en azından teorik olarak zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralının görünümlerinden biri olan çelişki yasağına aykırılık teşkil etmesi halinde hâkim tarafından TMK m.2/f. II’deki yaptırımın uygulanıp def’inin nazara alınmaması gerektiğini, davalı şirketin yıllarca müvekkilini ve müvekkili gibi binlerce kişiyi oyalayarak ortaklığa kaydedeceğini ifade ettiğini, geçen zamanın ardından ortaklık kayıtlarını yapmayarak alınan bedellerini ödeneceğini ifade ettiğini ve bu şekilde müvekkilini yıllarca oyaladığını, bu nedenle davalının zamanaşımı def'ine itibar edilmesinin mümkün olmadığını, işbu dosya ile birebir nitelikte olan ve müvekkili gibi davalı şirket tarafından adeta kandırılarak paraları ödenmeyen şahıslar tarafından açılan davalarda zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesini doğru olmadığının belirtildiğini, söz konusu içtihatların yerleşik bir hal aldığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arzettiği, dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında; davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 818 sayılı yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, dosya içerisinde mevcut belgelere göre davacının davalı şirkete 01/01/1996, 20/02/1998, 24/02/1998 ve 01/04/1999 tarihlerinde para yatırdığı, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 23/11/2023 tarihinde açıldığı, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, 4-İstinafa başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, 6- Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ilk derece mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 17/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ... e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
......