Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/466 E. 2025/1315 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/466
- Karar No
- 2025/1315
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/466 Esas 2025/1315 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/466 KARAR NO : 2025/1315
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23/12/2022 NUMARASI : 2020/470 Esas 2022/1014 Karar
DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 01/10/2020 KARAR TARİHİ : 19/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/12/2025
Taraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının dava dışı asıl borçlu ... ... Ltd. Şti ile aralarında akdedilen sözleşmelerle müvekkilinin bir ilgisinin bulunmadığını, davalının bu sözleşmelere dayanarak müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, sözleşmelerde müvekkilinin kefalet imzası da bulunmadığını, müvekkiline ait olduğu iddia edilen herhangi bir imza varsa bu imzaların müvekkiline ait olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, dava dışı asıl borçluya hesap kat ihtarı tebliğ edilmeden kefile müracaat edilemeyeceği gerekçesiyle sözleşmelerde kefil olan dava dışı ... hakkındaki itirazın iptali davasının reddedildiğini belirterek müvekkilinin icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile dava dışı ... Tem. İlaç. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. arasında kredi sözleşmesi akdedilerek kredi kullandırıldığı, davalının ise sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzaladığını, sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine hesabın kat edildiğini, dava dışı asıl borçlu ve kefillere ihtarname keşide edildiğini, ihtarnameye konu kredilerin davacının müteselsil kefil sıfatıyla imzasının olduğu 16/01/2012 tarihli gks kapsamında kullandırıldığını, dava dışı borçluya gönderilen ihtarların sonuçsuz kaldığını, bunun üzerine dava konusu icra takibinin başlatıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, dava konusu borcun dava dışı asıl borçlu ve davacı kefile gönderilen ihtarnamede yer alan BCH kredi alacağı, kredi kartı alacağı ve kredili mevduat hesabı borç toplamından kaynaklandığı, davacının dava dışı asıl borçlu ... Tem. Ltd. ile davalı banka arasında imzalanan kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, davacı tarafından imzalanan 12.04.2013 tarihli gks'nin TBK yürürlüğe girdikten sonra imzalandığı, kefaletin TBK gereği geçerli olabilmesi için gerekli şekil şartlarını taşımadığı, davacının sadece TBK yürürlüğe girmeden önce imzalanan 16.01.2012 tarihli 2.000.000,00 TL limitli gks kapsamında kullandırılan kredilerden sorumlu olduğu, 12.04.2013 tarihinde imzalanan sözleşmede kefaletin geçerli olabilmesi için kanuni şart olan kefalet tarihi ve kefalet miktarı gibi yazılı unsurları taşımadığı, yeni gks kapsamında oluşan borçlardan sorumlu tutulamayacağı, 29.12.2017 kat tarihinde BCH anapara borç bakiyesinin 214.752,71 TL olduğu, borcun 65.497,71 TL'lik kısmının davacının kefalet imzasının bulunduğu 16.01.2012 tarihli gks'den kaynaklandığı, 209.255,00 TL'lik kısmının ise 12.04.2013 tarihli ve davacının geçerli kefaletinin alınmadığı gks'ye dayalı olarak kullandırıldığı, davacının BCH kredi borcunun 65.497,71 TL'lik anapara kısmından sorumlu olduğu, sunulan faiz oranları üzerinden yapılan hesaplama ile davacının takip tarihi itibariyle davalı bankaya 69.389,04 TL borçlu olduğu, 269.805,19 TL asıl alacak, 47.414,86 TL işlemiş faiz, 1.570,32 TL BSMV, 2.639,59 TL masraf yönünden borçlu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu icra takibinde davacının davalıya 269.805,19 TL asıl alacak, 47.414,86 TL işlemiş faiz, 1.570,32 TL BSMV, 2.639,59 TL masraf yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin borcunun olmadığını, geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunmadığını, yapılan tebligatların usulsüz olduğunun tarafımızca iddia edildiğini, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davada haklı olduklarını, müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığını, dava dışı asıl borçluya hesap kat ihtarının tebliği sağlanmadan kefile müracaat edilemeyeceğinin yerleşik içtihatlarla sabit bulunduğunu, asıl borçluya ihtar yapılmadan müteselsil kefil hakkında takibe geçildiğini, bu tespitler ışığında müteselsil kefil hakkında takibe geçilmesinin usule uygun olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının 16/01/2012 tarihli kredi genel sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla okuduğunu, sözleşmedeki tüm şartları kabul ederek imzaladığını, 15/01/2018 tarihli ihtarnameye konu kredilerin davacının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzasının olduğu 16/01/2012 tarihli kredi genel sözleşmesi kapsamında kullandırıldığını, müvekkilinin üzerinde düşen yükümlülüğü yerine getirdiğini, dava dışı ... Ltd. Şti.'nin ticaret sicil adresine ihtarname gönderildiğini, ancak dava dışı borçluya gönderilen ihtarlar sonuçsuz kaldıktan sonra, ilgili icra takiplerinin başlatıldığını, borçlu ... için kefalet akdinin tüm şartları gerçekleşmiş olup, geçerli bir kefalet bulunmadığını, borçlu cari hesabı, kredili mevduat hesabı, kredi kart hesapları ve takip hesaplarında izlenen diğer riskler, davacı ile banka arasında aktedilen 16.01.2012 tarihli kgs uyarınca açılmış olup, kredi kullandırımı-faiz-komisyon tahakkuku ve tahsilat şeklinde hesapların bir döngü içinde süreklilik arz etmesi sebebiyle müvekkili ile borçlu arasında aktedilen kgsler arasında bağlantı bulunduğunu, bu sebeple davacının, ihtarnameye konu borcun tamamında hukuken sorumlu olduğunu, müvekkili banka, kullandırmış olduğu ve geri ödeme planı dahilinde ödenmeyen ve muaccel hale gelmiş kredilerini tahsil etme çabası içerisinde olduğunu, davacı kredi genel sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla, sözleşmedeki tüm şartları kabul ederek imzaladığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Genel kredi sözleşmesi suretleri, hesap kat ihtarnamesi, dava konusu Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2018/2380 sayılı takip dosyası sureti, yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 11/08/2022 havale tarihli kök, 21/11/2022 tarihli ek bilirkişi raporu, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/194 Esas 2019/290 Karar sayılı karar sureti ile anılan dosyada bankacı bilirkişiden alınan rapor, yargılama aşamasında adli tıp uzmanı bilirkişiden alınan 19/11/2021 tarihli bilirkişi raporu, davalı banka faiz oran bildirimi dosya içerisinde yer almaktadır. Dava konusu Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2018/2380 sayılı icra takip dosyası incelendiğinde, davalı alacaklı banka tarafından dava dışı asıl borçlu, kefiller ve davacı borçlu aleyhine toplam 391.101,00 TL alacağın tahsili talebi ile genel kredi sözleşmesi ve hesap kat ihtarnamesine dayalı olarak icra takibi başlatıldığı, takipte asıl alacağa takip tarihinden itibaren %39 oranında temerrüt faizi işletilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. Anılan icra takip dayanağı genel kredi sözleşmelerinin davalı banka ile dava dışı ... ... Ltd. Şti. arasında 16/01/2012 tarihinde 2.000.000,00 TL limitli, 12/04/2013 tarihinde bila limitli akdedildiği, davacının anılan sözleşmelerde müteselsil kefil sıfatıyla imzasının yer aldığı, 12/04/2013 tarihli sözleşmede kefalet tarihi ve kefalet limiti kısımlarının boş olduğu görülmüştür. Davalı banka tarafından dava dışı asıl borçlu, davacı ve diğer borçlulara 15/01/2018 tarihli hesap kat ihtarnamesi gönderilerek 386.976,09 TL nakit alacağın ödenmesi, 9.870,00 TL gayri nakit alacağın depo edilmesi talep edilmiştir. Ödeme ve depo için borçlulara verilen atıfet süresi 1 gün olup, anılan ihtarname dava dışı asıl borçlu şirkete 16/01/2018 tarihinde bila tebliğ olduğu, davacıya ise 17/01/2018 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Yargılama aşamasında adli tıp uzmanı bilirkişiden alınan raporda, 12/04/2013 tarihli sözleşme aslı ve 16/01/2012 tarihli sözleşme fotokopisindeki davacı adına atfen atılı imzaların davacı eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Bankacı bilirkişiden alınan ve banka kayıtlarında yerinde yapılan inceleme ile hazırlanan kök raporda, 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden tanımlanan KMH kredi limitinin 12/04/2013 tarihli gks öncesi artı bakiyede olduğu, bu nedenle davacının kefaletinin bulunduğu gks'den kaynaklı KMH borcu kalmadığı, ihtara konu kredi kartı harcamalarının 2017'de yapılması nedeniyle davacının geçerli kefaletinin bulunmadığı gks'ye dayandığı, ihtara konu bch kredisinin 25/07/2012 tarihinde 40.000,00 TL kredi kullandırımı ile başladığı, hesabın kullandırma ve anapara tahsilatlarının cari hesap usulüyle devam ettiği, 12/04/2013 tarihinde yeni gks imzalandığı tarihte BCH anapara borç bakiyesinin 65.497,71 TL olduğu, bu tarihten sonraki kullandırımların ise, 12/04/2013 tarihli gks'ye istinaden yapıldığı, asıl borçluya hesap kat ihtarının 16/01/2018 tarihinde tebliğ edildiğinin kabul edildiği, davacıya ise 17/01/2018 tarihinde tebliğ ile davacının 19/01/2018 tarihinde temerrüte düştüğü, bankanın uyguladığı %23 faiz oranına sözleşme gereğince %50 ilave ile %34,5 temerrüt faizi uygulanacağı, takip tarihi itibarıyla davacının 65.497,71 TL asıl alacak, 2.887,36 TL işlemiş faiz, 144,37 TL BSMV, 859,60 TL ihtar masrafı olmak üzere toplam 69.389,04 TL borçlu olduğu, kalan 321.711,96 TL'den borçlu olmadığı yönünde kanaat bildirilmiştir. Alınan ek raporda, dava konusu icra takibinde talep edilen kredi kartı ve KMH borcunun 12/04/2013 tarihli gks'den, BCH'ın 65.497,71 TL'lik kısmının 16/01/2012 tarihli gks'den kaynaklandığı tespit edilmiştir. Davacı yan icra takip dayanağı genel kredi sözleşmeleriyle bir ilgisinin olmadığını, sözleşmelerde kefaletinin bulunmadığını, sözleşmelerde imzası var ise bu imzanın kendisine ait olmadığını, davalının başlattığı icra takibi nedeniyle borcunun bulunmadığını iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında davalı bankanın genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili için davacı kefil ile dava dışı asıl borçlu ve diğer borçlular hakkında dava konusu icra takibini başlattığı, takip dayanağı genel kredi sözleşmelerinin davalı banka ile dava dışı ... ... Ltd. Şti arasında akdedildiği hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, dava konusu icra takip dayanağı genel kredi sözleşmelerinde yer alan imzaların davacı eli ürünü olup olmadığı, kefalet sözleşmelerinin geçerli olup olmadığı, dava tarihi itibarıyla davacının davalıya icra takibi nedeniyle borçlu olup olmadığı, borçlu ise miktarı hususlarından kaynaklanmaktadır. Taraf vekillerinin istinaf itirazları incelendiğinde, yukarıda açıklandığı üzere davalı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında 16/01/2012 ve 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmeleri imzalanmış olup, davacının anılan sözleşmelerde müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunmaktadır. Davacı yan dava dilekçesinde ve aşamalarda sözleşmelerdeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Yargılama aşamasında alınan adli tıp uzmanı bilirkişi raporu ile, sözleşmelerde yer alan kefalet imzalarının davacının eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Anılan raporda 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinin aslı incelenmiş ise de, 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin fotokopisi üzerinden imza incelemesi yapılmıştır. İmza inkarı halinde sözleşme asılları getirtilerek asıl belgeler üzerinden imza incelemesi yapılması gerekmekte ise de, davacı vekilinin 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesindeki imzaya yönelik bir istinaf itirazı bulunmadığından bu husus inceleme konusu yapılmamıştır. Öte yandan, 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefalet tarihinde mülga BK hükümleri yürürlüktedir. Anılan sözleşmedeki davacı kefaleti mülga BK'nun 484 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygun olup, davalının dava tarihi itibarıyla 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan bir alacağı var ise davacının müteselsil kefil sıfatıyla bu alacaktan sorumlu tutulması gerekecektir. Davalı banka ile dava dışı şirket arasında akdedilen, yapılan imza incelemesi sonucu kefalet imzasının davacıya ait olduğu tespit edilen 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefalet tarihinde TBK hükümleri yürürlüktedir. Anılan sözleşmedeki davacı kefaletinin geçerli şekil koşullarına uygun olup olmadığının TBK'nun 583 vd. maddeleri uyarınca belirlenmesi gerekir. TBK'nun 583/1. maddesi "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." hükmünü içermektedir. 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde ise, kefalet tarihi ve kefalet limiti kısımları boş olup, davacının kefaleti TBK'nun 583/1 maddesindeki şekil koşullarına uygun olmadığından geçersizdir. Bir başka anlatımla, davacı, davalının dava tarihi itibarıyla 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesi nedeniyle bir alacağı bulunması halinde müteselsil kefil sıfatıyla bu alacaktan sorumlu tutulamayacaktır. Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ile, davalı bankanın kmh ve kredi kartından kaynaklanan alacağının 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı tespit edildiği gibi, 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan bch kredisinden kaynaklanan alacak miktarı ile 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan bch kredisinden kaynaklanan alacak miktarı ayrı ayrı tespit edilmiştir. Alınan rapor ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir. Hal böyle olunca, mahkemece davacının 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefaletinin TBK'nun 583/1 maddesindeki şekil koşullarına uygun olmadığı, anılan sözleşmedeki davacı kefaletinin geçersiz olduğu, davacının bu sözleşmeden kaynaklanan borçtan müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı, imzanın davacı eli ürünü olduğu tespit edilen 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesindeki davacı kefaletinin geçerli olduğu, davacının ancak anılan sözleşmeden kaynaklanan borç bulunması halinde bu borçtan sorumlu tutulabileceği, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ile davalının davacıdan 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi uyarınca alacaklı olduğu miktar ile borçlu olmadığı miktarın tespit edildiği, raporun ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli nitelikte olduğu gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan, davacının müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulabileceği 16/01/2012 tarihli sözleşme ile geçerli kefaletinin bulunmadığı 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesi arasında bağlantı hükmü bulunmadığı gibi, önceki tarihli sözleşmedeki geçerli kefaleti nedeniyle, sonraki tarihli ve geçerli olmayan kefaletinin bulunduğu sözleşmeden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulması da mümkün olmayacaktır. Açılan işbu menfi tespit davasında dava tarihi itibarıyla davacının davalıya borçlu olmadığı bir miktar bulunup bulunmadığının tespiti gerekirken hükme esas alınan bilirkişi raporunda takip tarihi itibarıyla davacının davalıya borçlu olmadığı miktar tespit edilmiş ise de, taraf vekillerinin bu hususa yönelik açık bir istinaf itirazı bulunmadığından bu husus eleştirilmekle yetinilmiştir. Davacı vekilinin istinaf itirazları kapsamında burada tartışılması gereken bir diğer husus, somut olayda davalı kefile başvuru koşulunun oluşup oluşmadığıdır. TBK'nun 586/1. maddesi "Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir." hükmünü içermektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 01/11/2016 tarih 2016/12120 esas 2016/8556 karar sayılı kararında "...borçlunun ifada gecikmesi tek başına yeterli olmayıp ifada gecikmiş olan borçluya ihtar gönderilmesi ve bunun da sonuçsuz kalması gerekmektedir. Ancak borçlunun ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması halinde diğer şartların aranmasına gerek yoktur. Ayrıca kanunda müteselsil kefile ihtar çekilmesi şartı aranmamaktadır. Müteselsil kefile ihtar çekilmesi, sadece onun takipten önce temerrüde düşürülmesi ile ilgili bir sorundur. Başka bir anlatımla, müteselsil kefil hakkında icra takibine girişilebilmesi için diğer koşulların yanında ayrıca müteselsil kefile de ihtar gönderilmesi gibi bir koşul yasada yer almamaktadır. Bu itibarla, hem asıl borçluya, hem de müteselsil kefile aynı anda ihtar gönderilip borçluya gönderilen ihtarın tebliğine rağmen verilen süre içinde borcun ödenmemesi üzerine yasada belirtilen koşullar gerçekleşmiş olacağından bu durumda müteselsil kefil aleyhine takibe girişilebilecektir." denilmiştir. Somut olayda, davalı banka dava dışı asıl borçlu ve diğer borçlularla davacı kefile 15/01/2018 tarihli hesap kat ihtarnamesini keşide etmiştir. Anılan ihtarname dava dışı asıl borçlu şirketin "..." adreslerine tebliğe çıkartılmış ve her iki tebligatta bila tebliğ iade edilmiştir. Taraflar arasında akdedilen 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin 40. maddesinde müşteri ve kefillerin sözleşmede yazılı adresinin, değişiklik noter aracılığıyla bildirilmedikçe kanuni ikametgah olarak tesis ettiğini beyan ettikleri ve bu adrese yapılacak yazılı bildirimlerin şahıslarına yapılmış sayılacağını, o yerde bulunmasa bile tebligatın iade edilmeyip Tebligat Kanunu'nun 21. maddesinin uygulanmasını kabul ettikleri, belirtilen yerde adres gösterilmemesi halinde ilgililerin ticaret sicil dosyalarındaki son adresinin kanuni ikametgah olarak beyan ve bu adrese yapılacak bildirimlerin şahıslarına yapılmış sayılacağını kabul ettikleri hükme bağlanmıştır. Dava konusu bir kısım borcun kaynağını oluşturan ve davacının da kefil olarak imzaladığı 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde dava dışı asıl borçlu şirketin adresi "..." olarak yazılı ise de, davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında daha sonra imzalanan 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde dava dışı asıl borçlu şirketin adresi "..." olarak yazılıdır. Dava dışı asıl borçlu şirketin 16/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra davalı banka ile imzaladığı 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde başka bir adres bildirmiş olması ve 16/01/2012 tarihli sözleşmenin 40. maddesindeki düzenleme karşısında dava dışı asıl borçlu şirketin yeni adresinin "..." olduğu ve davalı banka tarafından bu adrese gönderilen ve bila tebliğ olan tebligatın geçerli olduğu kabul edilmelidir. Her ne kadar hesap kat ihtarnamesinin bila tebliğ iadesine ilişkin mazbatada "..." olarak yazılı ise de dava dışı şirketin ticaret sicil gazetesindeki adresinde "... Mahallesi" olarak yazılı olması, "... Mahallesi" ve "... Sokak"ın ... ilçesinde bulunması, "..."nin ise ... ilçesinde bulunması, tebligatın dağıtım işleminin Yenimahalle ilçesi PTT Şubesi tarafından gerçekleştirilmiş olması karşısında tebligat mazbatasının üzerinde "..." yazılı olması maddi hata olup sonuca etkili görülmemiştir. Bu durumda, dava dışı asıl borçlu şirketin davalı bankaya bildirildiği kabul edilen 12/04/2013 tarihli genel kredi sözleşmesindeki adresine hesap kat ihtarnamesinin 16/01/2018 tarihinde tebliğ edildiğinin kabulü gerektiği, davacı kefile 17/01/2018 tarihinde hesap kat ihtarının tebliğ edildiği, TBK'nun 586/1. maddesine aykırılıktan söz edilemeyeceği, davalının takip tarihi itibarıyla davacı kefile başvuru koşulunun oluştuğu gözetilerek mahkemece işin esasına girilmesi usul ve yasaya uygun görülmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, takip tarihi itibarıyla davalı bankanın davacı kefilden alacaklı olduğu miktar hesaplanırken davalı bankanın fiilen uyguladığı %23 faiz oranı esas alınarak genel kredi sözleşmesi hükümleri gereğince bu orana %50 ilave ile bulunan %34,5 temerrüt faiz oranının uygulanacağı kabul edilerek bu oran uygulanmak suretiyle alacak miktarının tespiti yoluna gidilmiştir. Dava konusu icra takibinde uygulanacak faiz oranı %34,5 temerrüt faiz oranıdır. Mahkemece kurulan hükümde temerrüt faiz oranına ilişkin bir tespite yer verilmemiş ise de, karar gerekçesinde %34,5 temerrüt faiz oranı uygulanarak hesaplama yapan bilirkişi raporu hükme esas alındığından bu husus infazda tereddüt yaratacak nitelikte görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 1.196,00 TL harcın mahsubu ile fazla alınan 580,60 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davalıdan alınması gerekli olan 21.956,88 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 5.489,02 TL harcın mahsubu ile bakiye 16.467,86 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 19/11/2025
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ... ... ... ... ...