Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1053 E. 2025/1542 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1053
Karar No
2025/1542
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2023/1053

KARAR NO : 2025/1542

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 30/03/2023

NUMARASI : 2021/390 E. - 2023/231 K.

DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/11/2025

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; otuz yılı aşkın süredir Gölcük ilçesinde Serbest Mali Müşavirlik görevini yapan müvekkilinin, davalı ...ile aynı ilçede yaşamaları nedeniyle tanıştıklarını, ancak müvekkili ile ...yahut diğer davalı (eski) eşi ... arasında hiçbir zaman ticari ilişki yahut alacak-borç ilişkisi olmadığını, ancak müvekkilinin, hem eşi hem de öz annesinin hastalık ve vefatlarıyla ilgilendiği, bu nedenle mesleği ve kendi yaşamına gereken özeni gösteremediği zaman diliminde, aynı ilçede yaşayan onlarca kişi gibi davalıların hedefi olduğunu ve işbu davanın konusunu oluşturan sahte senet vasıtasıyla kandırıldığını, davanın konusunu İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/1091 E. sayılı takip dosyasının dayanağı olan 14.07.2010 tarihli ve 85.000,-TL bedelli, keşidecisi (borçlusu) davalı ..., lehtarı (alacaklısı) Müvekkil olan senet ("Senet") oluşturtuğunu, senedin sözde keşide tarihinden yalnızca bir gün sonra müvekkili tarafından ciro edilerek davalı ...'e verilmiş gibi gösterildiğini, ... tarafından Senete dayalı olarak müvekkil aleyhine takip başlatıldığını, söz konusu senedin, müvekkilin bilgisi/rızası/onayı olmaksızın davalı ve/veya davalının eşi tarafından sıra dışı bir yöntemle oluşturulmuş sahte bir evrak olduğunu, özellikle eski icra dairesi çalışanı olan davalı ...tarafından daha önce benzer yöntemle yüzlerce senet oluşturduğunu ve yüzlerce insanın tıpkı müvekkili gibi tuzağa düşürülerek olmayan bir borcu yıllarca ödemek zorunda bırakıldığını, senedin sahteliğini ispat ederek müvekkilini, gerçekte var olmayan bir alacak ve borçtan kurtarmak adına işbu dava ikame edildiğini, senetteki sahteciliğin, "Müvekkilin Başka Bir Belgede Yer Alan Gerçek İmzasının Hile ve Desise İle Elde Edilerek Bilgisi/Onayı Olmaksızın Kullanılması" suretiyle yapıldığını, taraflarınca senede ilişkin yapılan işbu itiraz bir imza inkarı/imzaya itiraz olmadığını, senetteki sahteciliğin müvekkilin imzasına ilişkin olmadığını, müvekkilince açığa /beyaza imza atılmadığını, dolayısıyla açığa/beyaza atılan bir imzası senet haline getirilmediğini, senedin, müvekkilin bizzat gerçek imzası kullanılarak ve fakat bu imzanın; asıl ait olduğu kağıttan kesilip alınmasıyla, yani müvekkilin iradesi olmaksızın oluşturulduğunu, yok hükmündeki (hükümsüz) bir belge olduğunu, böylece davalılar tarafından Müvekkilin borçlu, ...'in alacaklı olduğu; hem de Müvekkilin gerçek el yazısını ve gerçek imzasını içeren, dolayısıyla ilk bakışta sahteliğinden şüphelenilmesi/sahteliğinin anlaşılması imkansız olan bir senet yaratıldığını, 2011 yılında davalı ... ...'in kardeşi Süleyman ...'in gerçek imzasını ihtiva eden belgeyi sahte senet haline getirdiğini, bu seneti yine eşi ...'e ciro edilmiş gibi gösterdiğini, mağdur Süleyman'ın, kardeşi ... aleyhine belgede sahtecilikten suç duyurusunda bulunduğunu, yargılamada hatalı şekilde sadece imza incelemesi yapıldığını ve senetteki imzanın Süleyman'a ait olmasından bahisle ... ...'in beraat ine karar verildiğini, bunun üzerine davalı ... tarafından kardeşi aleyhine suç (iftira) duyurusunda bulunulduğunu, yargılamada elde edilen İstanbul Emniyeti Uzmanlık Raporu ve İstanbul 50. Asliye Ceza Mahkemesi kararında "senedin gerçek imzanın kullanılması yöntemiyle oluşturulduğu ve sahte olduğu, dolayısıyla Süleyman'ın sahtecilik iddialarının doğru olduğu, iftira olmadığının" belirtildiğini, aynı şekilde Süleyman'ın kardeşi aleyhine İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesinde işbu dava ile birebir aynı mahiyette bir menfi tespit davası açmış ve bu davadaki raporda da evrakın sahteliğinin tespit edildiğini, senedin fiziksel görünüşü ve özellikleri sahtelik iddialarını desteklerken, senet üstündeki ciro silsilesi ve tarihlerin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, senedin, Mahkemece göz ve el yardımıyla incelendiğinde alt-üst yüzleri ve yan kenarlarının uzunlukları arasında bariz bir fark olduğunun görüleceğini, senedin kenarlarının orantısızdır/yamuk olduğunu, ayrıca senet metninin olduğu sayfanın da bilgisayar/matbaa yardımıyla bastırılarak elde edildiğini, olağan bir senete göre fazlasıyla ince (klasik bir A4 inceliğinde) ve küçük olduğunun ilk bakışta fark edilebileceğini, senedin davalı ... tarafından 14.07.2010 tarihinde müvekkiline verildiğini, müvekkilinin de aynı senedi, yalnızca bir gün sonra (15.07.2010 tarihinde) davalı ...'un eşi ...'ye verdiğini, müvekkilinin Senede ilişkin olarak icra mahkemesinde sahteliği öne sürmemesinin, işbu davayı açmasına engel olmadığını, müvekkilinin açtığı imzaya itiraz davasını kaybetmesi nedeniyle işbu senet yönünden icra mahkemesinde itiraz yolunu kullanmadığını, yine imzasının inceleneceğini ve kendisine ait olduğunun tespit edileceğini düşündüğünü, ancak müvekkilinin bu hukuki yolu kullanmamasının, işbu menfi tespit davasını açmakta hukuki yararı olmadığı anlamına gelmeyeceğini, davada tanık dinlenmesinin usule uygun olacağını, işbu davanın, niteliği gereği zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığını, kural olarak takibin durdurulmasının ancak takipten önce açılacak bir menfi tespit davası ile mümkün ise de somut olayda sahte senet üretildiğinden haberdar olmayan müvekkilinin böyle bir şey yapmasının mümkün olmadığını, işbu davada müvekkilinin, sahte ve hükümsüz bir senet nedeniyle telafisi mümkün olmayan zararlara (maaş haczinin devamı, taşınmazlarının satışı gibi icrai işlemlere) uğramaması adına ihtiyati tedbir olarak teminatsız şekilde takibin durdurulmasına karar verilmesini belirterek, öncelikle takibin teminatsız olarak durdurulması, bunun mümkün olmaması halinde ise icra dosyasına yatırılan tutarın alacaklıya ödenmemesi şeklinde ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne, dava konusu senedin sahteliğinin/ hükümsüzlüğünün tespitine, müvekkilinin davalı ...'tan alacaklı ve davalı ...'ye borçlu olmadığının tespitine, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün... esas sayılı takip dosyasının iptaline, haksız takip yapan davalı ... aleyhine % 20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; öncelikle açılan iş bu davanın zamanaşımına uğradığını, gerek senet tarihleri, gerek icra takip tarihi gerekse davacının daha önceden iş bu yönden açtığı birçok dava ve şikayet yönündeki tarihleri ile öğrenme tarihleri ele alındığında davacının iş bu davasının zamanaşamına uğradığını, davacının tacir olduğunu, mali müşavir olduğunu, davanın konusunun senet olduğunu, alacaklı olmadığının tespiti için zorunlu arabuluculuk yoluna başvurması gerekli iken bu yola başvurmadan açılan iş bu davanın usulden reddi gerektiğini, menfi tespit davasından görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, açılan davayı ve iddiaları kabul etmediğini, dava dilekçesinden anlaşıldığı gibi davacı ile davalı ...arasında bazı husumetlerin olduğununu görüldüğünü, dava dilekçesinde kendisi ile ilgili belirtilen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davalı ... ile kendisinin hiçbir alakasının olmadığını, kendisinin eski eşi olduğunu, menfi tespit davasında davacının hukuki yararının olmasının aslında bir dava şartı olduğunu belirterek davanın reddine, 05/07/2012 tarihinden öne yapılmış olan icra takipleri üzerine açılan ve açılacak olan menfi tespit davalarında % 40 teminata hükmedilmesi gerekeceğinden % 40'dan az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı ...cevap dilekçesinde özetle; öncelikle açılan iş bu davanın zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı yönünden davanın reddi gerektiğini, senette kendisinin de borçlu taraf olduğunu ve davanın kendisine karşı ileri sürelemeyeceğini, menfi tespit davasının borçlu tarafından alacaklıya karşı açılabilen bir dava olduğunu, bu durumdan dolayı davanın husumetten reddi gerektiğini, işbu davayı açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmadığını, davanın usulden reddi gerektiğini, alacak miktarı kadar teminat yatırılmadan ihtiyati tedbir istenemeyeceğini, dava dilekçesinden anlaşıldığı gibi gerek kendisi gerekse diğer davalı hakkında aslı olmayan iftiralar ile dava dilekçesinin hazırlandığını, icra dosyası incelendiğinde birçok işlemin yapıldığını, davacı tarafın nereye imza attığını, hangi senetlerde imzasının olduğunu, senedin hukuki sorumluluğunu bilebilecek biri olduğunu, eğer böyle bir senede imza atmamış olsaydı bu durumu bilmesi gerektiğini, yaklaşık 10 sene sonra böyle bir iddiada bulunmasında haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla öncelikle ihtiyati tedbir taleplerinin reddine, ilk itirazlarının değerlendirilerek usulden reddine aksi durumda davanın reddine karar verilmesini, % 20'den az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....Dava konusu borçlusu ...olan 14/07/2010 düzenleme, 14/12/2010 ödeme tarihli 85.000,00 TL bedelli bononun sonradan farklı bir belgeden dönüştürülerek oluşturulduğu kanaatine varıldığından davacının davalı ... hakkındaki sübut bulan davasının kabulüne, Davacı tarafın davalı ... hakkındaki kötü niyet tazminatı talebi yönünden İİK'nun 72/5. maddesi uyarınca davanın kabulü yanında davalı tarafın haksız ve kötüniyetli olması gerekir. Davacının lehdar davalı ...'in sonraki 2. ciranta olarak yer aldığı bononun sonradan oluşturulduğunun davalının arada başka ciranta olmaması da dikkate alınarak bilebilecek durumda olması ve bonoyu icra takip işleme koyması dikkate alındığında bu davalının kötüniyetli olduğunun kabulü gerektiği kanaatine varıldığından İİK'un 72/5. maddesi gereği dava değeri olan 86.511,00 TL'nin takdiren %20'si oranında tazminatın davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı tarafların kötüniyet tazminatı talebi yönünden ise İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca tazminata hükmedilebilmesi için davanın alacaklı konumunda olan davalı lehine reddine karar verilmiş olması ve dosya kapsamında ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması gerekmektedir. Davanın davalı ... kabulüne karar verilmiş olması diğer davalı ...yönünden usulden reddedilen davada bu davalıyı etkileyebilecek ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması nedeniyle davalıların tazminat taleplerinin İİK'nın 72/4. maddesindeki koşullar oluşmadığından,1-Davacının davalı ...hakkındaki davasının hukuki yarar yokluğundan dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK'nın 114/1-h. ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine, 2-Davacının davalı ... hakkındaki davasının kabulü ile borçlusu ...olan 14/07/2010 düzenleme, 14/12/2010 ödeme tarihli 85.000,00 TL bedelli bono ve İstanbul 7. İcra Dairesi'nin... esas sayılı takip nedeniyle davacının davalı ...'e karşı borçlu olmadığının tespitine, İstanbul 7. İcra Dairesi'nin... esas sayılı icra takip dosyasının davacı yönünden iptaline, 3-Davacının davalı ... hakkındaki kötü niyet tazminatı talebinin kabulü ile, İİK'un 72/5. maddesi gereği dava değeri olan 86.511,00 TL'nin takdiren %20'si oranında tazminatın davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 4-Davalı ... ve davalı ... ...'in davacı hakkındaki kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine" karar verilmiştir.

Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle;

-söz konusu davanın, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk yerine getirilmeden açıldığını, davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddi gerektiğini, -davanın zamanaşımına uğradığını, gerek senet tarihleri gerek icra takip tarihi gerekse davacının daha önceden iş bu yönde açtığı birçok dava ve şikayet yönündeki tarihleri ile öğrenme tarihleri ele alındığında davacının iş bu davasının zaman aşımına uğradığını, davacının, 2010 yılında düzenlenmiş, hakkında birçok icrai işlem yapılmış senede karşı 11 sene sonra sahtelik iddiasında bulunmuş olmasının da kötüniyetli olduğunu, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün... esas sayılı icra takip dosyası ile takip alacaklısı ... tarafından takip borçluları ...ve ... aleyhine, 14/07/2010 düzenleme, 14/12/2010 ödeme tarihli 85.000,00 TL bedelli senet dayanak yapılarak toplam 86.511,00 TL üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile 26/01/2011 tarihinde takip başlatıldığını, takip borçlusu ...'e 28/01/2011 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiğini, ayrıca ödeme emri tebliğinden sonra takibin kesinleşmesine müteakip davacı tarafından icra dosyasına mal beyanında da bulunulduğunu, Davacı ...'in 14/06/2021 tarihinde açmış olduğu işbu dava ile İİK'nın 72/1. Maddesi uyarınca kıymetli evrak nedeniyle davalı müvekkiline karşı borçlu olmadığının tespitini istediğini, ayrıca davacı borçlu olmadığının tespiti talebini borçlusu ...olan 14/07/2010 düzenleme, 14/12/2010 ödeme tarihli 85.000,00 TL bedelli bononun sonradan farklı bir belgeden dönüştürülerek oluşturulduğu iddiasına dayandırdığını, dava konusu 2010 yılında 13 sene önce düzenlenmiş olan işbu senede dayalı olarak bu zamana kadar birçok icrai (icra takibi, haciz, mal beyanı vs) işlem yapılmış olmasına rağmen davacının bu zamana kadar herhangi bir sahtelik iddiasında bulunmadığını, davacının gerek haciz anında bizzat borca yahut senede itiraz etmediğini aksine; senede ilişkin borcuna karşılık maaşından kesinti yapılmasına da muvafakat verdiğini, Davacı ... hakkında Gölcük İcra Müdürlüğünün 2011/520 talimat numarası ile İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/1091 esas sayılı dosyası adına yapılan haciz işleminde "Borçlu hazır, sebebi anlatıldı. Anladım biliyorum. Borcu kabul ediyorum. maaşımın 1/4 oranında kesilmesine muvafakiyet veriyorum" diyerek borcu, borcun doğum sebeplerini, senedi bildiğini ve bu konuda itirazlarının olmadığını açık bir şekilde beyan ettiğini, bu aşamada yapılmış sahtelik iddiasının inandırıcılıktan oldukça uzak olmakla birlikte açıkça kötüniyetli olduğunu,-karşı taraf davacı vekilinin dava dilekçesinde ve ilerleyen dava sürecinde imzanın müvekkiline ait olduğunu kabul etmemesi ancak son duruşmalarda imzanın müvekkiline ait olduğunu kabul edip sahtelik iddiası ileri sürmesinin talep sonucunu değiştiren bir iddia olup iddia ve savunma değiştirme yasağı kapsamına girdiğini, muvafakatlerinin olmadığını duruşmalarda açık bir şekilde, hatta yazılı olarak da mahkemeye ayrıca beyan ettiklerini, Mahkemece dikkate alınmadığını, -isim ve imza kağıdın üst kenarına yazılmış diye senedin sahte olduğunun iddia edilemeyeceğini, neticede ismin veya imzanın senedin belli bir yerine yazılması gerekir şeklinde bir kural bulunmadığını, Müvekkili davalının borçlu olduğunu senetle ispatladığını, senede karşı senetle ispat zorunluluğu gereğince davacının da iddiasını senetle ispatlaması gerektiğini, Davacının kesinti yapıldığını iddia ettiği isim ve imzanın bulunduğu evrakın aslını mahkemeye sunması gerektiğini, bu aşamada ispat yükünün müvekkilinin üzerine bırakılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 K. sayılı kararı ile 06.02.2008 gün ve 2008/12-77E. 2008/90 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle “imzanın borçluya ait olduğunu” kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemesi gerektiğini, -davacının aynı senet hakkında savcılığa da sahtelik iddiasında bulunmuşsa da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/1280260 soruşturma numarası ile iş bu senet savcılık makamınca detaylı olarak incelendiğini, iş bu dosyada atanan bilirkişinin inceleme teknikleri ile aynı incelemelerin yaptığı ve tüm unsurların uygun olduğunu ve davacıya ait olduğu tespit edildiğini, yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/31042 soruşturma numarası ile bu sefer adli tıp kurumunca incelenmiş yine aynı teknik ve yöntemler uygulanmış ve tüm şartların uygun olduğunun görülmüş olduğunu, taraflar arasında yine borç ilişkisi doğuran başka bir senet ile ilgili İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/718 esas sayısı ile dava konusu edildiğini, Yargıtay 12. Hukuk dairesinin 2010/4652 es, 2010/17245 k. Numarası ile bu dosyada alınan ADLİ TIP raporu doğrultusunda karar onandığını, bu karara karşı İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/491 esas sayısı ile menfi tespit davası açılmış ise de sonradan feragat edilmesi ve davanın konusu ile bu davanın konusunun aynı olmasının da göz önüne alınması gerektiğini, kesin karar olduğundan iş bu davadaki defilerin ileri sürüleyeceğinin değerlendirilmediğini, kesin hüküm ve derdestlik itirazlarının değerlendirilmesi gerektiğini, -Davalı müvekkili ...'in işbu davada iyiniyetli 3. Kişi konumunda olduğunu, davacının lehtara karşı ileri sürebileceği defileri müvekkiline karşı ileri süremeyeceği, ileri sürse dahi senet ilişkisindeki konumu nedeniyle müvekkilinin kötüniyetli olmasının mümkün olamayacağı bu nedenle de Yerel mahkemece müvekkili aleyhine hükmedilen kötüniyet tazminatının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, -Davacının İstanbul 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/935 (yeni 2018/361) esas sayılı dosya ile mahkemeleri yanıltıcı derecede olan "ibraname" adlı sahte belge ile müvekkiline karşı devam eden davaların seyrini değiştirmek ve haksız duruma düşürme çabası da düşünüldüğünde davacının bilirkişi raporunda yazılan "senedin arka yüzünde "..." isim yazısı ve atılı 1. ciro imzasının yeterli boş alan olmasına rağmen mutat olmayan bir şekilde üst kenara yakın olduğu" kanısı ile sahte işlem gibi görünebilecek, kuşku uyandıracak haksız bir işlem yapması değerlendirilmediğini, ayrıca ceza davasındaki sahte ibranamenin tarihi ile dava konusu senet tarihlerinin birbirlerine yakın olmasının bu karineyi doğruladığını, -Türk Ticaret Kanunu’nun 776. ve 777. maddelerinde bonoda bulunması gereken zorunlu ve tercihe bağlı unsurların ortaya konduğunu ve senedin geçerlilik şartlarının belirtildiğini, kanunun saymadığı unsurların bu davada konu edilmesinin kanun dışına çıkmak olduğunu, bilirkişinin de incelemesinde kanunun unsurları dışına çıktığını, Dosyaya sunulan ve bir çok yönden incelenen, geçmiş zamanlara ilişkin raporların dikkate alınmadığını ve yerel mahkemece değerlendirilmediğini, Dava dosyasına sundukları tüm delillerin yerel mahkemece incelenmesi gerekli iken eksik inceleme durumu ortaya çıktığını, iş bu dava konusu senette bir çok davaya konu olduğunu ve incelendiğini, bunların da dikkate alınması gerektiğini kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı ... Vekili İstinafa Cevap Dilekçesinde Özetle; Yargıtay'ın menfi tespit davasının zorunlu arabulucuk kapsamına girmediğini ifade ettiğini, İİK'nun 72/1. Maddesi kapsamındaki menfi tespit davaları için kanunlarda öngörülmüş herhangi bir zamanaşımı süresinin bulunmadığını, müvekkilinin icra takibi sonrası gerekli işlemleri yapıp daha sonra işbu davayı ikame etmesinin kötü niyet göstergesi olamayacağını, diğer davalı ...tarafından müvekkili aleyhine başlatılan ve yine benzer sahtecilik yöntemiyle üretilmiş bir senetle (bu senedin borçlusu -keşidecisi- müvekkili, alacaklısı ... gibi gösterilmiştir) 2009 tarihinde yapılan icra takibinde müvekkilinin, bu senedin (imzanın değil) kendisinden sadır olmadığını düşünerek itirazda bulunduğunu, yapılan yargılamada yalnızca senetteki imzanın kime ait olduğu incelemesi yapılarak müvekkiline ait olduğu belirlendiğini, müvekkilinin; evini satarak dosya borcunu kapatmak zorunda kaldığını, Dava konusu senet için de aynı düşüncede olan müvekkilinin, takipten sonra itirazlarda bulunmuş ise de bunlar her daim 'imzaya itiraz' olarak algılandığını ve senetteki imzanın Müvekkiline ait olup olmadığının incelendiğini, daha sonra Müvekkilinin yalnızca imza sahteciliğiyle değil; kişiye ait gerçek imzanın kullanılmasıyla da sahte senetler düzenlenebildiğini duyduğunu, işbu senetteki sahteciliğin imza sahteliği ile değil; başka bir belgedeki kendi el ürünü isim ve imzası kullanılarak ve fakat tamamen iradesine de aykırı hükümsüz bir senet meydana getirilerek yapıldığını anladığından işbu davanın açıldığını, işbu dava kapsamında sahteliği tam 3 adet bilirkişi raporuyla ispat edilmiş olan bir senet için tespit davası açılmasının kötü niyet göstergesi olacağını iddia etmenin akıl ve mantığa aykırı olduğunu, taraflarınca davanın en başından itibaren imzanın müvekkiline ait olduğunun açıkça ifade edildiğini, bu nedenle davalının yargılama sürecinde beyanlarını değiştirip iddia ve savunma genişletme/değiştirme yasağını ihlal ettiği iddiasının asılsız olduğunu, davada müvekkilinin iradesi dışında bir hareketle hükümsüz bir senet yaratıldığını, senedin sahteliğini senetle ispatlama yükümlülüğü olmadığını, sunulu Yargıtay kararının huzurdaki dava ve kararla uzaktan-yakından bir ilgisi bulunmadığını, Davalı kesin hüküm itirazında bulunulmuş ise de mahkeme gerekçeli kararında bu hususa ilişkin olarak değerlendirme yapmış dosyadaki delillere ve hukuka uygun olarak; işbu dava dosyası ile İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/491 Esas, 2010/393 Karar sayılı dosyasındaki menfi tespit davalarının farklı senetler ve farklı icra takip dosyalarından kaynaklanması nedeniyle dava kapsamında verilen hükmün işbu davada kesin hüküm oluşturmayacağına kanaat getirdiğini, Davalı ... Özdemirin 'iyiniyetli 3. kişi konumunda olduğundan hakkında kötü niyet tazminatına hükmedilemeyeceği' iddia edilmiş olsa da ... lehtardan (müvekkilinden) sonraki 2. Ciranta olduğunu, ..., keşideci ... ...'in (eski) eşi olduğundan senedin sahteliğini bilebilecek durumda olduğunu, senedin müvekkili tarafından ... ...'e verildiği iddia edilen tarihten yalnızca bir gün sonra ...'e verildiğini ve aralarındaki yakın ilişki gözetildiğinde davalının kötü niyetli olduğuna şüphe olmadığını, Dava kapsamında müvekkili aleyhinde icra takibi yapmakta haksız ve kötü niyetli olduğu ortaya konduğundan davalı aleyhinde kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin hukuka uygun olduğunu, Davalının bononun geçerlilik şartlarına haiz olduğunu, (kağıdın boyutu ve cinsinin şekil şartlarından olmadığı) itirazı yersiz olduğunu, burada geçerlilik-geçersizlik değil; sahtelik-hükümsüzlük söz konusu olduğunu, sahte bir belgenin yasal/geçerli olamayacağını, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, icra takibi sonrası kıymetli evrak nedeniyle hem borçlu olmadığının hemde alacaklı olmadığının tespiti istemlerine ilişkindir.İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün... esas sayılı icra takip dosyası üzerinde yapılan incelemede, takip alacaklısı ... tarafından takip borçluları ...ve ... aleyhine, 14/07/2010 düzenleme, 14/12/2010 ödeme tarihli 85.000,00 TL bedelli senet dayanak yapılarak toplam 86.511,00 TL üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile 26/01/2011 tarihinde takip başlatıldığı, takip borçlusu ...'e 28/01/2011 tarihinde ödeme emrinin tebliğ edildiği anlaşılmıştır.Tarafların anlaşamadıkları hususlar icra takibine konu bononun sonradan oluşturulup oluşturulmadığı, davacının icra takibine konu bono nedeniyle davalı ...'e borçlu olup olmadığı, diğer davalı ... ...'den ise alacaklı olup olmadığı, icra takibinin iptalinin gerekip gerekmediği, tarafların İİK'nun 72. Maddesi uyarınca tazminat talep edip edemeyeceklerine ilişkindir.Mahkemenin 11/11/2021 tarihli ön inceleme duruşması ara kararı ile, HMK’nun 266/1. maddesi gereği bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 11/12/2021 tarihli raporunda özetle; inceleme konusu 14/07/2010 düzenleme, 14/12/2010 ödeme tarihli 85.000,00 TL bedelli bir adet senedin standart senet özellikleri taşımadığı, standart senetteki matbuu baskı özelliklerini, yazı karakterlerini göstermediği, senedin üst, alt, sağ ve sol kenarlarının standart kağıtların kenarlarında olduğu gibi düzgün bir biçimde kesilmeyip düzensiz yapıda olduğu, sağ kenar uzunluğunun 84 mm, sol kenar uzunluğunun 83mm olduğu, üst kenar uzunluğunun 167mm, alt kenar uzunluğunun 166mm olduğu, bu uzunluk ölçülerinin standart(A4, A5,B4, B5,A3) ebatlı kağıtların herhangi birisinin kenar ölçüleri ile uygunluk göstermediği, senet arka yüzende bulunan " ..." isim yazısı ve imzası kağıdın üst sınırına bitişik (mavi oklar) olduğu, bunun altında bulunan "..." isim yazısı ve imzası boyut olarak " ..." isim yazısı ve imzasından küçük olduğu, iki yazı ve imza arasında orantısızlık bulunduğu saptandığından, söz konusu belgenin Mustafa Gören isim yazısı ve imzası bulunan farklı bir belgeden dönüştürülmek sureti ile oluştuğunun kuvvetle muhtemel olduğu bildirilmiştir. Dava dosyasının Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi'ne tevdi ile rapor aldırılmasına karar verildiği, 15/08/2022 tarihli ATK raporunda özetle; inceleme konusu senedin mutat matbu senetlerden olmayıp bilgisayar ve ekipmanı vasıtasıyla oluşturulmuş olduğu, inceleme konusu senedin arka yüzünde "..." isim yazısı ve atılı 1. ciro imzasının yeterli boş alan olmasına rağmen mutat olmayan bir şekilde üst kenara yakın olduğu, söz konusu isim yazısının altında alışılmışın dışında görülen "15/07/2010" ciro tarihi ibaresinin bulunduğu, inceleme konusu senedin ön yüzündeki imzalar ve yazıların bir kalem, inceleme konusu senedin arka yüzündeki "...", "15.07.2010" yazıları ve 1. ciro imzasının farklı fiziki evsafta ikinci bir kalem, "..." yazısı ve 2.ciro imzasının farklı fiziki evsafta üçüncü bir kalem ile oluşturulmuş olduğu görülmekle birlikte inceleme konusu senedin sonradan farklı bir belgeden dönüştürülerek oluşturulup oluşturulmadığı hususunda daha ileri bir tespite gidilemediği bildirilmiştir.Mahkemenin 03/11/2021 tarihli celsesi ara kararı ile, HMK’nun 266/1. maddesi gereği bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, ... tarafından hazırlanan 26/01/2023 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle; başka bir belgede mevcut imzanın kullanılması ve bilgisayar ve ekipmanlarından yararlanmak suretiyle senet oluşturulmasının mümkün olduğu; ancak, bir senedin bu şekilde oluşturulup oluşturulmadığının her zaman kesin olarak tespit edilmesinin mümkün olamayacağı bilinmekle birlikte; inceleme konusu senedin matbu senetlerden olmayıp bilgisayar ve ekipmanı vasıtasıyla oluşturulmuş olması, senet kenarlarının forme kesim olmaması, senedin üst kenar uzunluğunun 167 mm, alt kenar uzunluğunun 167.5 mm, sol kenar uzunluğunun 83 mm, sağ kenar uzunluğunun 83.5 mm olarak ölçülmesi, senedin arka yüzünde 1. ciroya ait “...” isim yazısı ve imzanın yeterli boş alan olmasına rağmen mutat olmayan bir şekilde üst kenara bitişik olması, 1. ciroya ait “...” isim yazısı ve imzanın altında mutat olmayan bir şekilde “15.07.2010” tarihinin bulunması ve isim yazısı ve imza ile tarihin aynı fiziki evsafta bir kalemle yazılmış olması, senedin arka yüzünde 1. ciroya ait “...” isim yazısında “G” harfinin üzerinde, isim yazısının üstünde olabilecek başka bir harfin kuyruğuna benzeyen işaret bulunması ve davacı ...’in dosyada mevcut imza örneklerinde böyle bir işaret olmaması gibi bulgular tüm olarak değerlendirildiğinde, inceleme konusu senedin, davacı ...’in başka bir belgede mevcut isim yazısı ve imzasının kullanılması ve bilgisayar ve ekipmanlarından yararlanmak suretiyle oluşturulmuş olduğunun kabulü gerektiği bildirilmiştir. 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'ya eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; "(1) Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi getirilmiştir. 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir. Yasal düzenleme kapsamında, davacı tarafça davanın 14/06/2021 tarihinde açıldığı, davanın yasal düzenlemeden önce açılmış olması nedeniyle dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulmasının gerekmediği bu konudaki istinaf isteminin reddinin gerektiği anlaşılmıştır.İİK'nun 72/1. Maddesi kapsamındaki menfi tespit davaları için kanunlarda öngörülmüş herhangi bir zamanaşımı süresinin bulunmaması nedeniyle davalının ileri sürdüğü zamanaşımı defisinin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının icra takibi içerisindeki gerekli işlemleri yerine getirmesinin de menfi tespit davasını açma hakkını ortadan kaldırmayacağı, bu konudaki istinaf istemlerinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/491 esas, 2010/393 karar sayılı dosyasında, davacının ..., davalıların ise ...ve ... olduğu, İstanbul 2. İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra takip dosyası ile bu dosya kapsamındaki 15/01/2008 ödeme tarihli 140.000,00 TL bedelli senet yönünden borçlu olmadığının tespiti istemi ile 14/07/2010 tarihinde açılan menfi tespit davasında 16/07/2010 tarihinde davanın konusuz kalması nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği ve hükmün 22/10/2010 tarihine kesinleştiği, dava dosyasındaki senetlerin farklı senetler ve farklı icra takip dosyalarından kaynaklandığı, verilen kararın esasa ilişkin olmadığı, kesin hüküm ve derdestlik itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Davacının, imzanın davacıya ait olmadığını ilişkin bir iddiasının olmadığı, davanın davacıya ait isim ve imzanın bulunduğu başkaca bir belge kullanılarak dava konusu senedin oluşturulduğu iddiasına ilişkin olduğu, Dava dilekçesin de "...Senet, Müvekkilin bizzat gerçek imzası kullanılarak ve fakat bu imzanın; asıl ait olduğu kağıttan kesilip alınmasıyla; yani Müvekkilin iradesi olmaksızın oluşturulmuş, yok hükmündeki (hükümsüz) bir belgedir." şeklinde beyanda bulunulduğu, buna göre iddianın genişletilmesinden söz edilemeyeceği, davacının icra takibi içerisindeki gerekli işlemleri yerine getirmesinin işbu davayı açma hakkını ortadan kaldırmadığından kötüniyetli olarak davanın açıldığı iddiasının yerinde olmadığı, senedin sahteliği bilirkişi incelemesi ile tespit edilebileceğinden, teknik incelemenin de kesin delil niteliğinde olduğu gözetilerek senedin sahteliğini senetle ispatlama zorunluluğu olmadığı, somut olayda, alacaklının, takip dayanağı senette lehtardan sonraki ikinci ciranta olduğu, ilk cirantanın eşi olması nedeniyle, imzanın adı geçene ait olup olmadığını bilebilecek durumda olduğu, İİK'nın 72/5 maddesindeki tazminat koşullarının somut olay bakımından gerçekleştiği, dosyadaki tüm bilirkişi raporlarında da dava konusu senedin davacının farklı belgelerde bulunan isim ve imzasının kullanılması suretiyle oluşturulduğunun teknik olarak ortaya konulduğu, aynı gerekçeye dayalı olarak mahkemece davanın kabulüne karar verilemesinin dosya kapsamına uygun düştüğü, istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/03/2023 tarih ve 2021/390 E., 2023/231 K. sayılı kararına karşı davalı ... vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 5.909,57 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 1.477,39 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.432,18 TL harcın davalı ... tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 20/11/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2023/1053, K. 2025/1542, T. 20.11.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1053-e-2025-1542-k-ee04340471de