Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/446 E. 2024/1492 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/446
- Karar No
- 2024/1492
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/446 Esas
KARAR NO:2024/1492 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2018/926 Esas - 2019/804 Karar
TARİH:25/09/2019
DAVA:Sözleşmenin Uyarlanması
KARAR TARİHİ:03/10/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin soğuk su sayacı imalatı yapmakta olduğunu, işi gereği çoğunlukla Belediyelerin su işleriyle ilgili birimleri ile muhatap olduğunu, davalının da İstanbul Belediyesi'nin su işlerini yürütmekte olan birim olduğunu, bu amaçla davalı tarafından yapılan su sayacı alım ihalesinin 21.11.2017 günü yapılan açık arttırmada müvekkili şirkette kaldığını, bu ihaleye dayalı olarak davalı kurumla 23.07.2018 tarihinde mal alımına dair sözleşme akdedilmiş olduğunu, müvekkilinin bu sözleşme ile ... mm farklı marka kullanılmış sayaçlara iç mekanizma kurumu montajı, ölçü-ayar ve damgalama işini 200.000 adet tedarik etmeyi üstlendiğini, ancak ihalenin yapıldığı tarihten daha sonra başlayan piyasadaki dalgalanmanın söz konusu ihale şartlarını, yükümlüklerini yerine getirmenin müvekkili açısından imkansız hale getirdiğini, müvekkilinin kullandığı hammadelerin %97'sinin dövizli tedarik edilebilen ve borsası dövizli işleyen bir sektör olduğunu, ülkemizde Temmuz-Ağustos 2018 aylarında ortaya çıkan son 20 yıllık trendlerin çok ötesinde olan ve öngörülemeyecek miktarda döviz yükselişi olduğunu, ihalelerin yapıldığı tarihte 3,95-TL olan 1-USD'nin sözleşmenin yapıldığı tarihte 4.75-TL ye ve sözleşmenin ifa edileceği Eylül başında da 6.62-TL 'ye yükseldiğini, Haziran ayında 38,00-TL civarında olan maliyetin Eylül ayında 60,00-TL 'yi aştığını, Eylül ayında Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan ihalede tekliflerin 60,00-TL civarında olduğunu, tamamı ile müvekkilinin eylem ve iradesi dışında meydana gelen döviz fiyatının yükselişi ile müvekkili şirketin taahhütlerini yerine getirmede zora girdiğini, müvekkili bu taahhüdü nedeni ile bir miktar zararı göze almış olmakla beraber hemen hemen bütün faaliyeti benzer ihalelerle yürüyen şirketin başka da ihaleler almış olması nedeniyle öngörülemeyen piyasa hareketleri nedeniyle ticari hayattan çekilmesi gibi ciddi bir sonuç doğmasının söz konusu olabileceğini, bu duruma göre Türk Borçlar Kanunun 138. maddesinde yazılı şartların oluştuğunu ve müvekkili ile davalı arasındaki sözleşmede işlem temelinin çöktüğünü, herhangi bir müdahale olmadan sözleşmenin yürütülmesinin imkansız hale geldiğini, sözleşmenin ifası için sürenin başladığı iki partinin bir bölümünün teslim edildiğini ancak ilgili Belediye'ye itirazı kayıt gösterdiğini, bahsedilen durum nedeniyle gecikmelerin olduğu davalı tarafın müvekkiline sözleşme gereği cezai şart uygulayabilceğini, ayrıca ihale nedeniyle davalı tarafta bulunan ...Bankası Şubesinden verilen 387.000,00-TL teminat mektubunun paraya çevrilmesinin söz konusu olabileceğini, bu nedenle dava sonuna kadar müvekkiline ceza uygulanmamasını, teminat mektubunun paraya çevrilmemesi ve müvekili şirkete yasaklılık kararı konulmaması bakımından ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini beyanla müvekkili ile davalı arasında 23.07.2018 tarihinde yapılmış ihale ve bunlara bağlı sözleşmedeki şartların dürüstlük kurallarına aykırılık derecesinde müvekkilinin aleyhine değiştiğinden hakimin müdahalesi ile sözleşmedeki müvekkiline ait yükümlülüğün hakkaniyet oranında azaltılmasına ya da davalı yükümlülüğünün arttırılmasına, sözleşmenin bu şekilde tadiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının iddialarının mesnetten yoksun olduğunu, '' ...'' kapsamında müvekkili idare ile davacı arasında 23/07/2018 tarihinde sözleşme imzalandığını, davacının döviz kuru artışına bağlı olarak ürün maliyetlerinin ihale bedelinin çok üzerine çıktığını, hammadde üreticilerinin satışlarını durdurduğunu, firmanın üretim programında aksamalar yaşandığı bu olayların yükleniciden kaynaklanan bir kusurdan ileri gelmemiş olduğundan bahisle fiyat farkı hesaplanması ve sözleşmede belirtilen cezai koşulların yürürlüğünün durdurulmasını talep ettiğini, TBK m.138 sözleşmenin uyarlanması için borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı güçlüğü halini saklı tutarak ifa etmiş olmasını aradığını, borçlu eğer ifanın aşırı güçlüğü halini saklı tutarak borcunu ifa etmişse, sözleşmenin uyarlanmasını talep edebileceğini, davacı tarafça henüz dava açılmadan sözleşme kapsamında bir parti sayacın idarenin ambarlarına teslim edildiğini, davacı tarafça bu ifa yapılırken herhangi bir ihtirazi kayıt da konulmadığını, ayrıca sözleşmenin imzalandığı tarihte 4,75-TL olduğu söylenen dolar kuru Eylül başında 6.62-TL'ye çıkmış olsa da davaya cevap verilen sırada 5,27-TL civarında olduğunu, sözleşmenin imzalandığı tarihteki dolar kuru ile davaya cevap verilen tarih arasındaki artışın %10 civarında olduğunun görüldüğünü beyan ederek davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 25/09/2019 tarih 2018/926 Esas - 2018/926 Karar Karar sayılı kararında;"....Somut olayda Davacı şirket ile davalı ... arasında 23/07/2018 tarihinde '...i' hizmet alımına ait 39 ana maddeli 2.6000.000,00-TL tutarlı sözleşme imzalandığı, 9uncu maddesinde işin süresinin işe başlama tarihinden itibaren 120 gün olduğu, 25/06/2018 tarihli ihale komisyonu kararında yapılan ihaleye 6 isteklinin iştirak etmiş olduğunu, bu tekliflerin 9.000.000,00-TL, 5.240.000,00-TL, 3.494.000,00-TL ve 2.600.000,00-TL olduğu, davacı şirketin çok düşük fiyat teklif etmiş olduğu, 23/07/2018 - 23/10/2018 dolar endeksinin 4.8 ila 5.648 olarak seyrettiği, yapılan sözleşmenin para cinsinden olmadığı, olağanüstü bir durumun söz konusu olmadığı, davacının dikkatsiz ve özensiz davranışının bulunduğu, davacının sözleşmenin uyarlanmasını talebe hak kazanabilmesi için; sözleşmenin akdedilmesinden sonra taraflar arasındaki edimler arasındaki dengenin, borçludan sonuçlarını yüklenmesi istenemeyecek kadar büyük ölçüde bozulmuş olması, edimlerin dengesindeki bu değişikliğin sözleşme yapılırken öngörülemeyen savaş, ekonomik kriz, yüksek devalüasyon, doğal afetler, idari kararlar gibi olağanüstü sebeplerden ileri gelmesi, aşırı ifa güçlüğü yaratan olgunun borçludan kaynaklanmamış, olgunun gerçekleşmesine borçlunun sebep olmamış olması, borçlunun ifası güçleşen edimi henüz ifa edilmemiş ya da borçlunun ifa güçlüğünden kaynaklanan haklarını saklı tutarak ifada bulunmuş olması şartlarının birlikte bulunması gerektiği, dava konusu olayda davacının sözleşmenin uyarlanmasını talep etmesine dair bu şartların bulunmadığı, davacı basiretsizlik, özensiz ve dikkatsizliği sebebiyle sözleşme şartlarını yerine getirilmesinin ileride zorlaşabileceğini ve kendi açısından aşırı ifa güçlüğü olaşabileceğini öngermediği, ülkemizdeki dolar cinsinden paranın endeksinin öngörülemeyecek derecede artmamış olduğu, bu nedenle TBK m 138 uyarınca sözleşmenin değişen durumlara uyarlanması için gerekli şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle davacının davasının reddine karar verilmiştir..."gerekçesi ile''Davacının davasının REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararını kabul etmediklerini, Yerel mahkemenin hüküm kurarken gerekçeyi eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye göre yanlış olarak belirlediğini ve bu hatalı gerekçeye dayanarak hatalı şekilde hüküm kurduğunu, öncelikle mahkemece tek bilirkişi raporuyla yetinildiğini, itirazlara rağmen yeni bir rapor ya da ek rapor alınmayarak bilirkişilerin sadece kanaat bildirir beyanlarına göre, denetimden uzak ve soyut nitelikte bir hüküm kurularak müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, gerekçeli kararda TBK md.138'e dayanan bir Yargıtay ilamına da dayanılmasına rağmen kendilerince çok sayıda sunulan ve gerekçeli karardaki karar ile çelişen Yargıtay kararlarına değinilmediğini, maktu gerekçeler ile hüküm kurulduğunu, özellikle kanun koyucunun bile özel bir yasal düzenleme yapma gereği hissettiği bu dönemde kendilerinin dayandığı bu mevzuat hükümlerinin bahsinin gerekçeli kararda geçmediğini, bu yapılan özel düzenlemenin normlar hiyerarşisi gereği genel düzenlemeden önce geleceği ve esas alınması gerektiğinin de Yerel mahkemece dikkate alınmadığını, hükme esas alınan yargılama sırasında alınan tek bilirkişi raporunda da kendilerinin iddialarının ve yasal dayanak noktalarının doğru olarak tespit edilemediğini, kanunun teorik olarak şartlarının sağlanıp sağlanmadığı hususunun değerlendirilerek istisnai hükümler ve özel durumlar değerlendirilmeden rapor hazırlandığını, Yerel mahkemece de bu eksik ve hatalı bilirkişi raporuna göre karar verildiğini;Yerel mahkeme kararında ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda yer alan basiretli tüccar ibaresinin hatalı değerlendirildiğini, basiretli tüccarın; normal koşullarda oluşacak piyasa değişimlerini, döviz ya da fiyat artışlarını dikkate alarak duruma göre pozisyon belirlemek olarak değerlendirilmesi gerektiğini, uzun yıllar ortalamalarına aykırı ve şok etkisi yaratan olağanüstü döviz ya da fiyat artışlarını ön görememenin, basiretli tüccar kavramıyla açıklanmayacağını, bunların zaten oldukça seyrek oluşan ve tahmin edilemeyecek olgular olduğunu, döviz artışı kaynaklı krizin en çok hissedildiği 2018 yılında ve etkilerinin devam ettiği 2019 yılının ilk çeyreğinde kapanan şirket sayısında %25 artış gözlemlenmekte olup halen daha olumsuz etkileri ve ticari piyasayı vuran menfi darbesinin devam ettiğini, bu hususu sadece basiretli tüccar kavramına indirgemenin mümkün olmadığını, ülkemizde 2001 ve 2018 yıllarında görülen olağanüstü fiyat ve döviz artışlarının söz konusu olduğunu, dava konusu ihalenin de 2018 ve sonrasında yaşanan döviz krizine isabet ettiğini, bu kriz nedeniyle özellikle dövize dayalı borçlandırmaların normalin ötesine geçmiş olması nedeni ile hükümetin döviz üzerinden yapılan sözleşmelerin TL'ye çevrilmesi ve bundan sonra döviz cinsinden sözleşme yapılmasını engellediğini, gerek TBK 138. maddesi gerekse bir kısmını dosyaya sundukları çok sayıda Yargıtay kararının bu durumda sözleşmelerin uyarlanmasını zorunlu gördüğünü, ancak gerek bilirkişiler gerekse Mahkemenin bu yönde kanuna ve Yargıtay kararlarına itibar etmediklerini;Dava devam ederken yapılan yasal düzenlemenin bu konuda şartların olağanüstü hale geldiğinin ve artık basiretli tüccar kriterinin kullanılamayacağını bizzat Yasa Koyucu eliyle kabul edildiğini gösterdiğini, dava devam ederken 18.01.2019 tarihinde 4735 sayılı Kamu İhaleleri Sözleşmesine eklenen 4. madde uyarınca 31.08.2018 tarihinden önce yapılmış ihaleler için fesih, tasfiye ve devir imkanı getirildiğini, müvekkilinin o tarihte yükümlülüğünü yerine getirmiş olduğundan bu düzenlemeden yararlanamadığını, ancak bu düzenlemenin davanın başından beri iddia ettikleri şartların olağanüstü değişmiş olduğunu ve bunun öngörülemeyeceğinin Yasa Koyucu tarafından da kabul edilmesi olduğunu, bu düzenlemeyle birlikte 31.08.2018 tarihinden önce yapılmış ihaleler için uyarlama şartlarının oluştuğunun kabulünün gerekli olduğu kanaatinde olduklarını ve kanun koyucu tarafından günümüzde de bu hassas konu için yasal düzenlemeler ortaya konmaya ve bu yaygın sorunun telafi edilmesine yönelik olarak çalışmalar yapılmaya devam edildiğini;Müvekkilinin bütün olumsuzluklara ve öngörülemez şartlara rağmen iyi niyetle hareket ettiğini ve ediminin tamamını yerine getirdiğini, bu hususun bile müvekkilinin basiretli tüccar gibi davranıp edimlerini yerine getirmeye çalıştığını gösterdiğini, ihalenin süresinin, meydana çıkan değişimlerin olağanüstü olmasının, bu hususun bizzat kanun koyucu tarafından tespit edilmiş olması ve müvekkilinin iyi niyetle hareket ederek ediminin tamamını zarara uğramasına rağmen yerine getirmesinin yanında, bu konu ile ilgili yasal düzenleme ve Yargıtay kararlarının olaya aynen uyması karşısında itiraz ettikleri bilirkişi raporunun esas alınarak verilmiş davanın reddi kararının isabetli olmadığını beyanla kaldırılarak incelemenin Dairemizce yapılması ve inceleme sonunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davalının açmış olduğu ihale neticesinde taraflar arasında imzalanan 23.07.2018 tarihli hizmet alım sözleşmesinin, döviz kurlarında gerçekleşen artışlar nedeniyle işlem temelinin çöktüğünden bahisle TBK'nın 138. maddesi uyarınca yeni şartlara göre uyarlanması talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalının açmış olduğu su sayacı alım ihalesini kazandığını ve davalı ile 23.07.2018 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşme konusu ürünlerin ham maddesinin yurt dışından ithal edildiğini ve döviz ile satın alındığını, sözleşme tarihinden sonra döviz kurlarında yaşanan olağanüstü artış nedeniyle yükümlülüklerini yerine getirmesinin imkansız hale geldiğini, buna rağmen bir kısım ürünün tedarik edilerek davalıya teslim edildiğini beyan ederek sözleşmenin TBK'nın 138. maddesi uyarınca yeni şartlara uyarlanmasını talep etmiş, davalı taraf, davada TBK'nın 138. maddesinde yer alan koşulların oluşmadığını, davacının ihtirazi kayıt olmaksızın edimini kısmen ifa ettiğini, ayrıca davacının basiretli tacir olarak piyasadaki kur dalgalanmalarını öngörmesi gerektiğini, dolar kurundaki yükselişin olağanüstü düzeyde olmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; sözleşme tarihinden sonra USD kurunda meydana gelen yükseliş ile edimler arası aşırı dengesizlik oluştuğu, sözleşme tarihinde öngörülemeyecek bu durum nedeniyle dürüstlük kuralı gereği müvekkilinden sözleşmenin ifasının beklenemeyeceği, TBK'nın 138. maddesinde yer alan koşulların oluştuğu, bilirkişi raporunda ve Mahkemenin gerekçeli kararında itirazlarının ve sundukları Yargıtay içtihatlarının değerlendirilmediği, davadan sonra yaşanan kriz nedeniyle Hükümetin döviz cinsinden sözleşme yapılmasını yasakladığı ve yine yapılan yasal düzenleme ile 31.08.2018 tarihinden önce yapılmış ihaleler için fesih, tasfiye ve devir imkanı getirildiği, bu durumun da yasa koyucu tarafından olağanüstü halin gerçekleştiğinin kabul edildiği anlamına geldiği ve bu durum karşısında "basiretli tacir" kavramının davanın reddine gerekçe olamayacağı, taraflar arasındaki sözleşmede işlem temelinin çöktüğünden bahisle kararın yanlış olduğu ve kaldırılması gerektiğine ilişkindir. Sözleşmeye bağlılık ilkesinin istisnalarından birini oluşturan ve kaynağını dürüstlük kuralında bulan işlem temelinin çökmesine ilişkin 6098 Sayılı TBK'nın "aşırı ifa güçlüğü" başlıklı 138. maddesine göre; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Hükümden anlaşılacağı üzere; işlem temelinin çöktüğünün ve sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluştuğunun kabulü için; sözleşme kurulduktan sonra; taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenemeyen, borçludan kaynaklanmayan, olağanüstü yeni bir durumun ortaya çıkmış olması, bu yeni durum nedeniyle edimler arasındaki dengenin alt üst olması ve ifanın aşırı güçleşmesi, bu haliyle edimler arası denge aleyhine değişen ve henüz borcunu ifa etmemiş borçludan ifayı istemenin dürüstlük kuralına aykırı düşmesi gerekmektedir. (bkz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2021/11-972 Esas, 2023/67 Karar sayılı; 2017/(13)3-2308 Esas, 2021/994 Karar sayılı ilamları).Somut olayda; uyuşmazlık konusu 23.07.2018 tarihli "... mm Farklı Marka Kullanılmış Sayaçlara İç Mekanizma Grubu Montajı, Ölçü, Ayar ve Damgalama İşi Hizmeti Alımına Ait Sözleşme"de hizmet bedelinin 2.600.000 TL olarak belirlendiği, işin süresinin 120 gün olduğu, 14.1. maddesi ile yüklenicinin, gerek sözleşme süreci, gerekse uzatılan süre içerisinde, sözleşmenin tamamen ifasına kadar vergi, resim, harç vb benzeri mali yükümlülüklerde artışa gidilmesi veya yeni mali yükümlülüklerin ihdası gibi nedenlerle fiyat farkı verilmesi talebinde bulunamayacağının kabul edildiği, davalı tarafından açılan ihaleye davacı dışında beş şirketin katıldığı ve davacıya en yakın sunulan teklifin 3.494.000 TL, diğer tekliflerin ise çok daha yüksek olduğu, davacının tüzel kişi tacir olduğu, ülkemizin ekonomik koşulları stabil olmayan, buna bağlı olarak döviz kurlarında her zaman yükseliş veya düşüş yönünde değişkenlik yaşanması muhtemel bir ülke olması karşısında, ihale teklifini, vereceği hizmete ilişkin hammadde ihtiyacını yurtdışından ve döviz cinsinden karşılayacağını da gözetmek koşuluyla belirlemesi gerektiği, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren ifa edileceği üç aylık süre içerisinde döviz kurunda meydana gelen artışın davacı şirket için, sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum olarak kabul edilemeyeceği, sözleşmeden sonra yapılan yasal düzenlemeler ve Yürütme organınca yapılan açıklamaların da olağanüstü hal olarak nitelendirilemeyeceği, öte yandan davacı tarafından davadan önce sözleşmenin ihtirazı kayıt ileri sürülmeksizin kısmen ifa edildiği ve TBK'nın 138. maddesinde yer alan koşullar oluşmadığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına4,-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 03/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.