Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/397 E. 2025/1657 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/397
Karar No
2025/1657
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/397 Esas

KARAR NO : 2025/1657

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 30/09/2021

NUMARASI : 2019/265 Esas, 2021/633 Karar

DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ

KARAR TARİHİ: 11/12/2025

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 28.08.2017 tarihinde müvekkiline İşyerim Paket Poliçesi ile sigortalı ... Tuh. Tic. Ltd. Şti'nin faaliyet gösterdiği Meşrutiyet Mh. Kodaman Sk. ... Şişli/İSTANBUL adresinde, davalı ... sorumluluğunda bulunan ana temiz su borusu ile sigortalı işyerine gelen temiz su tesisat borusunun sokak tarafındaki bölümünün patlaması sonucu sigortalı işyerine sızan sular neticesinde sigortalıya ait işyerinde muhtelif emtiaların hasar gördüğünü, yapılan inceleme ve ekspertiz sonucunda sigortalı ... Tuh. Tic. Ltd. Şti' ne poliçe dahilinde 69.983,58TL hasar tazminatı ödendiğini, davalı ...'nin Borçlar Kanunun 49. maddesi haksız fiil hükümleri ve ... mevzuatı uyarınca meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu, Türk Ticaret Kanunun 1472. maddesinde düzenlenen halefiyet ilkesi gereği davalı aleyhine İstanbul 5. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını, takibe süresi içerisinde itiraz edilmesi sebebiyle huzurdaki itirazın iptali davasının açılması zorunluluğu doğduğunu belirterek fazlaya dair talep ve dava haklarının saklı kalmak kaydıyla; borçlunun itirazının iptali ile takibin devamına, ayrıca borçlu aleyhine %20'den az olmamak üzere icra-inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin olayda kusurlu olmadığını, gerçekleştiği iddia edilen hasar ile idarenin filleri arasında illiyet bağının kurulmasının mümkün olmadığını, idareye icra takibinde ve dolayısıyla işbu davada husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacının zarar iddiasını ve sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat etmesi gerektiğini, davacının temiz su şebekesindeki arızadan hasar meydana geldiğini iddia etmekte ise de söz konusu arızadan dolayı bu hasarın meydana gelmesinin mümkün olmadığını, zira; bina sahiplerinin bina dışından gelen su arızalarına karşı gerekli yalıtım/izolasyonu yapmış olmasının şart olduğunu, gereken önlemi almayan sigortalının hasar iddiasının kabul edilemeyeceğini, sigorta ekspertiz raporunun gerçeği yansıtmadığını, ayrıca idareye rücu belgesi ve/veya ihtarname tebliğ edilmediğini, bu itibarla idarenin mütemerrit olduğunun da iddia edilemeyeceğini, icra takibine konu alacak iddiasındaki faiz başlangıcının ödeme tarihinden itibaren istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, zira, davalı idare açılan işbu dava ile birlikte mütemerrit hale geldiğini, bu nedenle faiz isteminde dava tarihinin esas alınması gerektiğini, ayrıca talep edilen alacak miktarının da fahiş olduğunu, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI:

İlk derece mahkemesince; davacının sigortalısına ait işyerini su bastığı ve birtakım emtiaların zarar gördüğü hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, kusur durumları, zarar oluşup oluşmadığı, var ise miktarı ve davalının sorumluluğu bulunup bulunmadığı noktalarında olduğu, bunun tespiti için alınan bilirkişi raporu ile ...' nin sorumluluğundaki su borusunun patlaması sonucu davacının bodrum kattaki sigortalısına ait işyerini duvar diplerinden su bastığı ve işyerindeki muhtelif miktarda emtianın zarar gördüğünün belirlendiği, su borusunun gerekli bakım, onarım ve değişimlerinin imar yönetmeliği uyarınca davalının sorumluluğunda olduğu, yapılan incelemede davalının bu sorumluluğunu yerine getirmediği, davalı, davacının sigortalısının binanın dış cephe yalıtımının, tecrit duvarının bulunmadığı savında bulunmuş ise de bilirkişi heyetince bu şiddette boru patlamalarında dış cephe kaplamasının veya tecrit duvarının hiçbir fayda sağlamayacağının ifade edildiği, bilirkişi heyetinin bu görüşünün olayın oluşu da dikkate alınarak mahkemece de benimsendiği, davalı, sigortalının ürünlerinin yerde olması ve paletler üzerinde bulunmaması nedeni ile müterafik kusur iddiasında bulunmuş ise de, bunun zararın meydana gelmesi ile bir ilgisi bulunmaması ve ayrıca zarardan sonra sigorta şirketi tarafından bu hususta muafiyet uygulanarak ilgili miktarın düşülmesi suretiyle zararın ödenmiş olduğu hususları dikkate alınarak davalının bu yöndeki itirazlarının yerinde görülmediği, binanın imar mevzuatına aykırı yapıldığına ilişkin bir emare de bulunmadığı, patlayan su borusunun davacının sigortalısına ait iş yerinden önce konumlandırılması ve sigortalının patlayan su borusu ile ilgili bir yükümlülüğünün bulunmaması hususu da dikkate alınarak eylemden ve oluşan zarardan davalının sorumlu olduğunun sabit görüldüğü, zararın sigorta poliçesi süresi içinde meydana gelmesi, sigortalıya ödenen zararın bilirkişi raporundaki belirlenen gerçek zarar ile uyumlu olması ve sigorta şirketince yapılan ödemeye dair belgenin sunulması da dikkate alınarak davacının taleplerinde haklı olduğu sonucuna varıldığı, davalı temerrüdünün dava tarihi ile başladığı iddiasında bulunmuş ise de sigorta şirketinin ödeme tarihinden itibaren faiz talep edebileceği ve bu nedenle takip öncesi işlemiş faiz miktarı ve yasal faiz isteminin de usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davacının davasının kabulü ile alacağın %20'si oranında İİK 67/2 maddesi uyarınca icra inkar tazminatına karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkeme kararının HMK 27. Maddesine göre hukuki dinlenilme hakkının açıkça ihlali niteliğinde olduğununu, bilirkişi raporuna itirazlarının varsayıma dayalı ve kusur tespitinde hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak reddedildiğini, Mahkeme kararında davacının kusurunun açıkça tespit edildiğini,sigorta şirketi tarafından sigortalıya kusuru nedeniyle muafiyet uygulandığı gerekçesi ile kusur oranlarının tespiti gerektiğini, Mahkemenin kusur tespiti açısından eksik ve hatalı değerlendirmede bulunduğunu, sigortalının emtiayı paletle muhafaza etmediği hususunun ihtilafsız olduğunu, davacının muafiyet uygulaması ile sigortalısının belli olmayan bir oranda olsa kusurlu olduğunu kabul ve ikrar ettiğini, Mahkemenin kusur oranlarını belirlemesi ve müterafik kusur değerlendirmesi yapması gerektiğini, bilirkişi raporunda özellikle mevzuat uygulama hakkında ciddi hatalar yaptığını, heyetin görevi dışına çıkarak imar yönetmeliğini yorumladığını, yasa yorumunu da hatalı biçimde yaptığını, bilirkişi raporunda toprağa dayalı bodrum katlarda ısı ve su yalıtımı yapılması ile ilgili olan hükmün sadece yer altı sularını kapsadığı görüşünün hiç bir hukuki gerekçesinin ve yasal alt yapısının bulunmadığını, Kanunun ve Yönetmeliğin hiç bir yerinde söz konusu hükmün sadece yer altı sularını kapsadığı yönünde bir hüküm ve düzenleme bulunmadığını, bilirkişinin basınçlı ve sürekli içme suyu hatlarının İmar Yönetmeliği kapsamı dışında olduğu iddiasını hangi hukuki gerekçeye dayandırdığını açıklaması gerektiğini, 2018 yılında değişikliğe uğrayan İmar Yönemeliğinin 18. Maddesinde bodrumlar başlığı altında 6 nolu fıkrada düzenlenen su yalımı ile ilgili hükmün gayesinin bodrum katlardaki su basması ile ilgili her türlü riskin ortadan kaldırılmasını amaçladığını, su yalıtımı konusunda herhangi bir şart ve sınırlama bulunmadığını, bilirkişinin tespitinin kanuna ve hukuka aykırı olduğunu, faizin ödeme tarihinden itibaren karara bağlanmasının hatalı olduğunu, haksız fiil iddiasına dayalı alacağın likit olmadığını, bu nedenle idareleri aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:

HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, poliçe kapsamında ödenen hasar tazminatının rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.Davanın ilk olarak açıldığı İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/563 E. 2019/172 K. Sayılı ilamı ile görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiği ve kararın kesinleşmesi üzerine dosyanın İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edildiği ve yukarıdaki esasına kayıt edildiği anlaşılmıştır. İstanbul 5. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklısı ... Sigorta A.Ş tarafından, borçlu ... aleyhine 69.983,58 TL asıl alacak, 6.264,01 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 76.247,59 TL üzerinden icra takibi başlatıldığı, yasal süresinde borçlu vekilinin borca ve ferilerine itiraz ettiği, itiraz sonucu icra takibinin durduğu, davalı itirazının davacıya tebliğ edildiğine ilişkin bir tebliğ evrakına rastlanılmadığını, davacının İİK 67. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde işbu itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmıştır.Davacı sigorta şirketi ve dava dışı sigortalısı arasında 07/11/2016-07/11/2017 tarihleri arasında geçerli İşyerim Paket Sigorta Poliçesi akdedildiği, riziko adresinin "Osmanbey/Nişantaşı Valikonağı Kodaman Sk. No 8/A Şişli İstanbul" olduğu, emtia ve bina zararların teminat kapsamında olduğu, 28/08/2017 tarihinde dava dışı sigortalının riziko adresinde bulunan işyerine su sızması neticesinde yapılan eksper incelemesi ile tespit edilen hasar miktarına göre davacı sigortacı tarafından, sigortalısına 10/10/2017 tarihinde 69.983,58TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. 05/10/2017 tarihli hasar ekspertiz raporunda; sigortalı firma yetkilisi ile yapılan görüşmede 28.08.2017 tarihinde ...'ye ait ana temiz su tesisatı ile işyerine gelen tesisat borusunun patlaması sonucu sızan suların işyeri duvar diplerinden bodrum kat alanına sirayet ederek muhtelif emtea ürünleri ve demirbaş kıyetlerinde hasarın meydana geldiğinin öğrenildiği, söz konusu hasarın ...'ye ait ana temiz su hattına ait tesisattan kaynaklanmış olması sebebiyle belirlenen tazminatın ...'ye rücu imkanı olduğu, bina, demirbaş ve emtia hasarından emtinanın poliçedeki palet şartı gereği muhafaza edilmediğinden muafiyet uygulanması sonucunda, eksik sigorta ve sovtaj da uygulanmak suretiyle toplam 69.983,58 TL olarak hesap edildiği anlaşılmışır.23/06/2020 tarihli heyet bilirkişi raporunda özetle; 28/08/2017 tarihinde ...'ye ait ana temiz su tesisatı ile işyerine gelen tesisat borusunun patlaması sonucu sızan suların işyeri duvar diplerinden bodrum kat alanına sirayet ederek muhtelif emtea ürünleri ve demirbaş kıymetlerinde hasarın/maddi zararın meydana geldiğini, davalı ...'nin % 100 oranında kusurlu olduğunu, davacının sigortalı işyerinde meydana geldiği tespit olunan dava konusu takipte asıl alacak bedeli olarak talep edilen sovtaj, eksik sigorta bedeli ve muafiyet bedeli düşüldükten sonra hesap edilen 69.983,58 TL hasar tazminatının olay tarihi itibariyle rayiç piyasa değerine denk ve dolayısı ile gerçek zarar olduğunu bildirmişlerdir. 08/02/2021 tarihli ek bilirkişi raporu ile kök rapordaki kanaatlerinin aynen devam ettiklerini bildirmişlerdir. 6102 sayılı TTK'nun 1472 maddesinde halefiyet düzenlenmiştir. Maddede, sigortacının sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçeceği, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceği ifade edilmiştir. Sigortalının tazminat alacağının hukuki temelinin haksız eylemden, kanundan veya sözleşmeden kaynaklanmış olması arasında hiçbir fark yoktur. TTK'nun 1472. maddesinden kaynaklanan halefiyet hakkı sigortacıya, zarar sorumlusundan, sigortalısına ödediği sigorta bedeli kadar talep hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da zarar sorumlusuna karşı dava hakkını sağlamaktadır. Bu dava türüne doktrin ve uygulamada sigortacının rücu davası adı verilmektedir. Halefiyete dayalı olan rücu davasında, esas itibariyle sigortalının kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. Her tazminat davasında olduğu gibi, sigortacının açtığı rücu davasında da davalının kusurunu ve zararı ispat etmek davacı sigortacıya düşer. Halefiyete dayalı sigorta rücu davasında sigortacı halefiyet hukuki ilişkisi sebebiyle ancak selefinin sahip olduğu haklara sahip olur. Sigortacı halefiyete dayanarak rücu davasını zarar sorumlusu aleyhine yönelttiğine göre, sigortalının zarar sorumlusuna karşı açacağı tazminat davasında sigortalı neyi ispat etmesi gerekiyorsa, sigortacıda bu davada onu ispat etmekle yükümlüdür.TBK nun 69. (Mülga 818 sayılı B.K'nun 58) maddesi uyarınca, bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, TBK'nın anılan maddesindeki sorumluluk objektif özen yükümlülüğüne aykırılıktan doğan "ağırlaştırılmış" bir kusursuz sorumluluk halidir. Bu sorumlulukta zarar gören, yapı malikinin kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Yapı maliki de, kusurun bulunmadığı savunmasının ötesinde uygun illiyet bağının kesildiğini kanıtlamalıdır. Kusursuz sorumlulukta illiyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun olması, üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması veya zararlandırıcı sonucun meydana gelmesinde öngörülmeyen bir halin bulunması gerekmektedir. Ancak, imal olunan şey malikinin ek kusuru varsa, illiyet bağının kesilmesi malikin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Somut olayda, dava konusu hasarın, davalı ...'nin bakım ve onarımından sorumlu bulunduğu şube yolu ile su sayaçları arasındaki binanın besleme ve dağıtım borusu olan kolon borusundan kaynaklandığı bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olup aynı zamanda dosya kapsamında yer alan davalı ...'nin kurum içi 14/01/2019 tarihli yazışmasına göre, arızanın şube yolu borusunda oluştuğu ve arızanın ... ekiplerince giderildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, davalı ...’nin sorumluğunda bulunan temiz su borusundan kaynaklı olarak sigortalı işyerine sızan suların hasara neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda yapı eseri maliki olarak kusursuz sorumluluğu bulunan davalı ...'nin hasardan sorumlu olduğu açıktır. Davalı, bilirkişi raporunda toprağa dayalı bodrum katlarda ısı ve su yalıtımı yapılması ile ilgili olan hükmün sadece yer altı sularını kapsadığı görüşünün hiç bir hukuki gerekçesinin ve yasal alt yapısının bulunmadığını ileri sürmüştür. Mahkemece, bilirkişi heyetince bu şiddette boru patlamalarında dış cephe kaplamasının veya tecrit duvarının hiçbir fayda sağlamayacağı yönündeki görüşünün olayın oluşu da dikkate alınarak benimsendiği anlaşılmakla, ilk derece Mahkemesinin gerekçesine dayanak yapılmayan bilirkişi görüş ve tespitlerinin denetimi ve incelemesi mümkün görülmemiştir. Kaldı ki, somut olaydaki su sirayetinin temiz su şebekesinden gelen yüksek basınçlı sudan kaynaklandığı tespit edildiğinden olayın oluş biçimine göre sigortalı konutun bulunduğu binada uygun su izalosyon sisteminin veya drenaj sisteminin mevcut olup olmamasının teknik rapordaki tespitler dikkate alındığında zararın oluşumunu önleyemeyeceği anlaşıldığından hasardan davalı ...'nin sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 52. Maddesinde, zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde müterafik kusur düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Müterafik kusur indiriminin tatbik edilebilmesi için, her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilmesi gerekir.Dosya kapsamındaki ekspertiz raporuna göre, sigortalı işyerinin bodrum katında bulunan muhtelif emtiayı usulüne uygun muhafaza etmediği anlaşılmakla zararın artmasına neden olduğu ve sigortalının müterafik kusurunun bulunduğu anlaşılmıştır. Türk Ticaret Kanunun zararı önleme, azaltma ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü başlıklı 1448.maddesinde, "sigorta ettiren rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda, zararın önlenmesi, azaltılması, artmasına engel olunması veya sigortacının üçüncü kişilere olan rücu haklarının korunabilmesi için, imkanlar ölçüsünde önlemler almakla yükümlüdür." düzenlenmiştir. Ayrıca yukarıda da yer verildiği üzere BK'nın 52. maddesi uyarınca zarar gören, zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş ise hakim tazminattan indirim yapabilir. Bu yasal düzenlemeler kapsamında somut olay değerlendirildiğinde, davacının sigortalısının emtiaları usulüne uygun muhafaza etmediğinden zararın artmasında müterafik kusurlu olduğu gözetilerek bilirkişi tarafından belirlenen 69.983,58 TL zarardan % 25 oranında indirim yapılması dosya içeriğine ve hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılarak davalının itirazının 52.487,68 TL asıl alacak üzerinden iptaline karar verilmesi gerekmiştirDiğer taraftan, rücuen tazminata ilişkin davalarda sigorta şirketinin, dava dışı sigortalısına ödeme yaptığı tarihten itibaren faiz talep edebileceğinden, kabul edilen 52.487,68 TL asıl alacağa ödeme tarihi olan 10/10/2017 tarihinden takip tarihi olan 09/10/2018 tarihine kadar takipteki yasal faiz talebi dikkate alınarak 4.698,00 TL takip öncesi işlemiş faiz hesap edilmiştir.Davacı tarafından talep edilen tazminat miktarı likit olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden şartları oluşmayan icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece kabulüne karar verilmesi yerinde olmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin kabulü ile alacak likid ve belirlenebilir olmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkeme kararının HMK 353/1b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/265 Esas, 2021/633 Karar sayılı ve 30/09/2021tarihli kararının HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE,2-a)Davanın KISMEN KABULÜ ile, İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında davalı tarafından yapılan itirazın 52.487,68 TL asıl alacak ve 4.698,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 57.185,68 TL üzerinden iptali ile, takibin 52.487,68 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte takip talebindeki diğer şartlarla DEVAMINA, fazlaya ilişkin istemin iptaline,b)Alacak likid ve belirlenebilir olmadığından icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE,c)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 3.906,35 TL harçtan davacı tarafından başlangıçta peşin olarak yatırılan 1.302,12 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.604,23 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,d)Davacı tarafından yapılan 35,90 TL başvurma harcı, 1.302,12 TL peşin harç olmak üzere toplam 1.338,02 TL davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,e)Davacı tarafından yapılan 4.123,20 TL tebligat ve posta masrafı yargılama giderinden kabul-red oranına göre hesaplanan 3.092,40 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,f)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA,g)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AÜTT gereğince davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, ğ)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AÜTT gereğince davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 19.061,91 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,

İstinaf Giderleri Yönünden3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.303,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 687,60 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya İADESİNE,4-Davalı tarafından karşılanan 54,00 TL istinaf yargılama giderleri ile 836,10 TL istinaf başvuru ve karar harcı olmak üzere toplam 890,10 TL'nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,6-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının hüküm kesinleştiğinde ve kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmın yatıran tarafa İADESİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/12/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/397, K. 2025/1657, T. 11.12.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-397-e-2025-1657-k-df1765452b85