Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1190 E. 2026/530 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1190
Karar No
2026/530
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/1190

KARAR NO: 2026/530

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 07/04/2022

NUMARASI: 2017/314 E. - 2022/357 K.

DAVANIN KONUSU: Rekabet yasağına aykırılık- Haksız rekabet

Taraflar arasındaki davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili .... AŞ unvanı altında kurulduğunu, .... AŞ'nin hisselerinin...'da kurulu bulunan diğer müvekkil şirket ... SA tarafından satın alınması akabinde 04.11.2003 tarihinde tescil edilen unvan değişikliği ile ticari hayatına devam ettiğini, ... haricinde, kardeş şirket ... ve çeşitli ama az sayıdaki yerli ve yabancı gerçek kişi de zaman zaman ...'nin hissedarı olduğunu, ...'nin Türkiye'de faaliyet gösteren bir sigorta brokeri olduğunu, ...'in ...'te faaliyet gösteren bir sigorta brokeri iken ... ile Türkiye'de brokerlik faaliyeti gerçekleştirmeye başladığını, önceden ... Borsasında (... ...) işlem gören .... (...”)'in müvekkili ...'i satın alma işlemini 01.01.2016 tarihinde tamamladığını, 04.01.2016 tarihinde ... ile ...birleşerek ... Borsasında işlem gören ve... Türkiye'nin ana şirketi konumundaki ....'i meydana getirdiğini, bu birleşme sonrası yurtiçinde kurulu bulunan ...'nin unvanı .... AŞ (...) olarak değiştirildiğini, müvekkili şirket ...'nin sadece unvanının değiştirildiğini, hissedar yapısında bir değişiklik olmadığını, ... ile... Türkiye kısaltmalarının davacılar arasından 2 numaralı müvekkili şirketi belirttiğini, davalı ile imzalanan sözleşmelerin tamamının ve dilekçede bahsedilen olayların önemli bir bölümünün, ...'nin henüz ... unvanı ile ticari hayatına devam ettiği dönemde gerçekleştiği için iki kısaltmaya birden yer verildiğini, çoğunlukla unvan değişikliği öncesi döneme ilişkin konulardan bahsedileceği için dilekçe genelinde ... kısaltması kullanılacağını, ... ortaklarından ...'in baba mesleğini devam ettirmesi nedeniyle brokerlik alanında kendisine bağlı müşteri kitlesine sahip davalı ...'in sahibi ve yöneticisi olduğu ... & ... .... Şti'nin (......) müşteri portfolyosunu 29.09.2008 tarihinde imzalanan ''........' sözleşmesi ile transfer ettiğini, portfolyo transfer nedeniyle davalıya toplamda 3.687.000,00 Avro ödeme yapıldığını, bu portfolyo transferi ile ......'nin ve dolayısıyla davalı ...'in sahip olduğu mevcut müşteri kitlesini devralmanın amaçlandığını, bu sözleşme ekindeki çizelgeye göre grup şirket, bağımsız şirket ve şahıslardan oluşan ... müşterinin devralındığını, ...'in devraldığı bu müşteri portföyünün portfolyo sözleşmesinde hem de 29.09.2008 tarihli lisans sözleşmesinde yer alan hükümler ile ...'nin kullanımına tahsis edildiğini, böylelikle ...'in, hissedarı olduğu ...'nin ve dolayısıyla kendisinin kazanç ve kâr elde etmesinin amaçlandığını, portfolyo transfer anlaşmasından sonra davalı ...'in ...'nin bir başka ortağı ... ile 15.10.2008 tarihinde yaptığı hisse satım sözleşmesi ile birlikte ...'nin bir kısım hisselerini de satın aldığını, davalı ... ile ... arasında satın alma vaadi adlı 15.10.2008 tarihinde iki sözleşme daha imzalandığını, bu sözleşmelerin imzalanması ile tarafların bir kısım haklara sahip olduğunu, davalıya ... hisselerini satarak ortaklıktan çıkma, ...'e ise ...'deki ... hisselerini satın alarak ...'i ortaklıktan çıkarma hakkı kazandığı, ayrıca ...'in 01.10.2008 tarihinden itibaren iş sözleşmesi imzalandığı, .......de çalışmaya başladığını, davalının bunun yanı sıra ...'nin yönetim kurulunda görev aldığını, ayrıca ...'nin hissedarı olduğunu, böylece davalının ...'nin hem hissedarı, hem yönetim kurulu üyesi hem de çalışanı olduğunu, davalının 02.06.2014 yılında yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini, 11.12.2014 tarihinde hisse alım ve satım sözleşmesi ile ...'deki hisselerini devrettiğini, 08.09.2015 tarihine kadar ...'de ... olarak çalışmaya devam ettiğini, bu tarihte ...'den istifa ederek tamamen ayrıldığını, ... ile davalı ve ... arasında imzalanan portfolyo transfer anlaşmasının 8.maddesinde ...'in ve ...'nin müvekkili şirketler ile rekabete girmeme taahhüdü olduğunu, 8.maddede ''Sn. ... ve Şirket, ... Türkiye'ye ve de ... Türkiye'yi bünyesine katan ....... bünyesine katılan firmalara, Sn. ...'i in ...... Türkiye “deki müşterileri ne de işleri ile rekabet halinde olmayacaklarını garanti ederler. Yukarıda bahsedilen süre zarfında, ...'nin açık ve yazılı onayı olmadan, Sn. ... ister doğrudan ister dolaylı şekilde, her ne tarzda olursa olsun, ... Türkiye tarafından yürütülen faaliyet alanlarında Türkiye'de rekabet halinde faaliyet sürdüren bir firmada çıkara sahip olmayacaktır ancak, şirket(ler)in açık şekilde, Sn. ...'in ... Türkiye'deki hizmetinin sona erme tarihinde mevcut olan ... Türkiye müşterilerine, müşteri olarak sahip olmamayı kabul etmesi durumu saklıdır.'' denildiğini, davalının 08.09.2015 tarihi itibariyle ...'den ayrıldığını, sözleşme hükmüne göre ..., ...'deki hizmetlerinin sona erme tarihi olan 08.09.2015 tarihinden itibaren 4 yıl süre ile müvekkili şirketler ile rekabet halinde olmayacağını garanti ettiğini, ancak bu garantisine aykırı davrandığını, ... ile ... arasında 15.10.2008 tarihinde imzalanmış sözleşmelerin 8.maddelerinde davalının davacılar ile rekabete etmemeyi açık bir şekilde taahhüt ettiğini, rekabet etmeme başlıklı 8.maddesinde ''Lehdar(...);bu suretle resmen, ...'nin açık yazılı izni olmadan, Satın alma Vaadinin tamamlanma tarihinden başlayarak 4 yıl süreyle, Türkiye'de, Şirket ile rekabet halinde olan alanlarda faaliyet gösteren bir şirkette hiçbir türde çıkarı doğrudan veya dolaylı olarak iktisap etmeyecektir ancak, bu tarz şirketlerin açık şekilde, Şirket ile aynı müşterilere sahip olmamayı taahhüt ettiği durumlar hariçtir. Bu suretle resmen, Şirket ile veya Şirketi iktisap eden veya Şirketin yatırım yaptığı tüm firmalar ile bir rekabet etmeme sözleşmesi imzalamayı taahhüt etmektedir ki bu sözleşme, tüm Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını ve Satın alma Vaadinin tamamlanma tarihinde mevcut olan Şirketin tüm müşterilerini kapsayacak ve Satın alma Vaadinin tamamlanma tarihinde yürürlüğe girerek o tarihten itibaren 4 yıl süreyle geçerli olacaktır.'' denildiğini, hisse satın alma vaadinden gelen hisse satma hakkını kullanan davalının ... hisselerini ...'e sattığını, bu satışın tarihinin 11.12.2014 olduğunu, satın alma vaadi sözleşmesinin öngördüğü 4 yıl boyunca rekabet etmeme şartının 11.12.2014 tarihinden itibaren başladığını, davalının sözleşmedeki bu yükümlülüğüne aykırı davranarak ... müşterilerini...'ya yönlendirdiğini, davalının bu davranışı neticesinde müvekkili şirketlerin oldukça büyük miktarda kazanç kaybı yaşadığını, davalı ile ......arasında imzalanan ve davalının 01.10.2008 tarihinden itibaren ... olarak çalışmasının kararlaştırıldığı iş sözleşmesinin 9. ve 10.maddelerinde de rekabet etmeme hükümlerine yer verildiğini, hisse alım satım sözleşmelerinin kapsamındaki rekabet etmeme düzenlemesinde ise diğer sözleşmelere atıf yapılarak rekabet etmeme yasağı öngörüldüğünü, bir diğer ifadeyle davalı ile imzalanan dört sözleşmenin tamamında rekabet etmeme şartı bulunduğunu, davalının sözleşmelerde yer alan rekabet etmeme hükümlerine ve TTK'daki rekabet yasağına aykırı davrandığını, haksız rekabet teşkil eden temelde iki davranışı bulunduğunu, bunlardan ilkinin davalının 08.09.2015 tarihinden önce rekabet yasağına henüz ... bünyesinde çalıştığı dönemde, daha önce portfolyo transfer anlaşması ile 3.687.000,00 AVRO karşılığında ...'e devrettiği müşteri portföyünü rekabet yasağına aykırı olarak ve haksız rekabet teşkil ederek tekrardan ...İntegra'ya devretmek için çalıştığını, bu konuda yaptığı görüşmelere ilişkin emaillerin bulunduğunu, davalının ...ile başlayan iletişimi bir iş birlikteliğine dönüştüğünü, davalının İntegra yönetim kurulu üyesi olarak 09.06.2016'da atandığını, davalının haksız rekabet teşkil eden diğer davranışının ise portfolyo transfer anlaşmasının (7-2.) maddesi ile birlikte ...'de çalışan bir kısım işçilerin iş sözleşmesinin de oldukça yüksek bir bedel karşılığında ...'ye devredilmesi kararlaştırılan, iş sözleşmesi devredilen çalışanlar ...'ın ... bünyesinde çatışmaktayken ...'in ayrılmasından önce veya sonra ...'den ayrılarak...'ya geçmeleri, davalının bu kişileri İntegraya geçme konusunda yönlendirmesi olduğunu, böylelikle kendi ekibiyle çalışmaya devam etme amacında olduğunun açık olduğunu, ... hem iş sözleşmesinin 9.maddesinde yer alan yükümlülüğü ihlal ettiğini, hem de ...'nin tecrübeli çalışanlarının rakip bir firmaya geçmesini sağlayarak haksız rekabet yaratmış olduğunu ileri sürerek, davalının sözleşmelere ve TTK'nın haksız rekabet hükümlerine aykırı eylemlerinin tespitine, haksız rekabetin men'ine, davacıların uğradığı kazanç kaybı sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ve şimdilik 301.000,00-TL'nin, davalının ...'deki hisseleri ...'e devrettiği tarih olan 11.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin hissedarı ve yöneticisi olduğu dava dışı şirketin portföyünün ...'e devri hususunda taraflar arasında sözleşme imzalandığını, müvekkilinin dava dilekçesinde belirtilen ... ile 01/10/2008 tarihli iş sözleşmesi ile bu şirkette çalışmaya başladığını, müvekkilinin görevinin iş geliştirmesi olduğunu, müvekkilinin 19/02/2013 tarihinde emeklilik nedeniyle istifa ettiğini, iş sözleşmesinin bu tarih itibariyle feshedildiğini ancak, daha sonra davacıların ısrarlı talepleri doğrultusunda ... nezdinde 2,5 yıl süre daha çalıştığını, müvekkilinin Portföy Transfer Anlaşması kapsamında üzerine düşen yükümlülükleri layıkıyla yerine getirdiğini, her halükarda rekabet yasağı süresinin 19/02/2013 tarihi itibariyle başlayacağını ve 19/02/2015 tarihi itibariyle sona ereceğini, taraflar arasında geçerli bir rekabet yasağı düzenlemesi bulunmadığını, kaldı ki müvekkilinin gerek iş sözleşmesinin feshinden sonraki 2 yıllık süreçte, gerekse sonraki dönemde rekabet yasağına aykırı herhangi bir davranışı olmadığını, Ekim 2016 tarihinde dava dışı...'ya davet üzerine ortak olduğunu, bu yöndeki davacı taraf iddialarının yerinde olmadığını, davacının müşteri kaybının kendisinden kaynaklandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava; taraflar arasında yapılmış sözleşmelerdeki rekabet yasağının ve yasadan kaynaklanan haksız rekabet hükümlerinin ihlali nedeniyle haksız rekabetin tespiti ile men'ine ve davacı tarafça uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemine ilişkindir.

Davacı taraf, çalışanı olan davalının işten ayrıldığı 08/09/2015 tarihinden yaklaşık 1 yıl kadar sonra bir kısım müşteri ve çalışanlarını yeni ortağı ve çalışanı olduğu aynı alanda faaliyet gösteren dava dışı... ... A.Ş.'ne yönlendirmek suretiyle taraflar arasında yapılmış portföy ve hisse devir sözleşmelerindeki rekabet yasağı ve TTK'daki haksız rekabet hükümlerine aykırı davranmak suretiyle davalı tarafça zarara uğratıldığını ileri sürmüş; davalı taraf ise, sözleşmelerdeki ve yasadaki rekabet yasağı ve haksız rekabet hükümlerine aykırı bir davranışlarının bulunmadığını, müşteri kaybının davacı taraftan kaynaklanan nedenlerden kaynaklandığını savunmuştur. Davaya dayanak yapılan taraflar arasında yapılmış 29/09/2008 tarihli Portföy Devir Sözleşmesi, 15/10/2008 tarihli Tek Taraflı Satın Alma Vaadi Sözleşmesi ve 11/12/2014 tarihli Hisse Alım Satım Sözleşmeleri her iki tarafın kabulünde olup; 29/09/2008 ve 15/10/2008 tarihli sözleşmelerde taraflar, davalının davacı şirketteki hizmetinin sona ermesinden itibaren 4 yıl süre ile davacının yürüttüğü faaliyet alanlarında, açık ve yazılı izni olmaksızın başka bir şirkette doğrudan veya dolaylı olarak çıkar sağlayamayacağı, aynı müşterileri sahiplenemeyeceği konularında rekabet yasağı kararlaştırmışlar; 11/12/2014 tarihli sözleşmede bu iki sözleşmedeki rekabet yasağına atıf yapılarak rekabet yasağı konusundaki sözleşme hükümleri tekrarlanmak suretiyle yeniden kararlaştırılmıştır. Yine taraflar arasında yapılmış 01/10/2008 tarihli İş Sözleşmesi tarafların kabulünde olup; anılan sözleşmeyle davalının sözleşme tarihinden itibaren ... Türkiye'de pazarlama koordinatörü olarak işe başladığı, 19/02/2013 tarihinde emeklilik nedeniyle işten ayrıldığı ve emeklilik sonrası tarafların karşılıklı mutabakatı ile aynı şirkette çalışmaya devam ettiği ve daha sonra 08/09/2015 tarihi itibariyle davacı şirketten tamamen ayrıldığı; yaklaşık 1 yıl sonra da Ekim 2016 tarihinde davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren önceki ismi ...olan dava dışı ...A.Ş.'ne ortak olduğu ve bu şirkette çalışmaya başladığı dosya kapsamı ile sabittir. İddianın ileri sürülüş biçimine ve yukarıda açıklanan bilgilere göre eldeki davaya ilişkin çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taraflar arasında yapılmış sözleşmelerdeki rekabet yasağı hükümlerinin geçerli olup olmadığı, geçerli ise ne kadar süreyle geçerli olduğu; davacı tarafça ileri sürüldüğü biçimde davalının anılan sözleşme hükümlerindeki rekabet yasağına ve TTK'daki haksız rekabet hükümlerine aykırı eylemlerinin bulunup bulunmadığı, varsa bu eylemler nedeniyle davacının zarara uğrayıp uğramadığı, varsa zarar miktarının tespiti ve tahsilinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Yanlar arasındaki davada ileri sürülen haksız rekabete ilişkin sözleşme hükümlerinin yasaya uygun olup olmadığının tespiti, var ise sözleşmeye göre hangi nitelikteki eylemlerin haksız rekabet oluşturacağının tespiti için bilirkişi kurulu raporu alınmasına karar verilmiş, bu yönden bilirkişiler haksız rekabet konusunda uzman Doç. Dr. ...., ... konusunda uzman ... ve sigorta konusunda uzman Dr. ...'tan alınan 02/05/2019 tarihli raporun, mahkememizce dinlenen tanık anlatımları ile birlikte değerlendirilmek suretiyle aynı bilirkişi heyetinden ve heyete dahil edilen SMMM Prof. Dr. ... ve ticaret hukukunda nitelikli hesaplamalar konusunda uzman Prof. Dr. ...'dan alınan 21/06/2021 tarihli raporun ve taraf vekillerinin beyan ve itirazı üzerine aynı heyetten alınan 26/11/2021 tarihli ek raporun dosya arasında olduğu görülmüştür. Alınan bilirkişi kurulu raporlarında özetle; davalının davacı şirketten 08/09/2015 tarihinde ayrılarak aynı alanda faaliyet gösteren dava dışı şirkette Ekim 2016 tarihinde işe başladığı ve ortak olduğu, bu hususun taraflar arasındaki sözleşme ile kararlaştırılan rekabet yasağına aykırı olduğu, sözleşme ile kararlaştırılan 4 yıllık rekabet yasağının kamu düzenine aykırı olduğu, rekabet yasağı süresinin iki yıl ile sınırlandırılması gerektiği; bu kapsamda en son alınan ek raporda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere davacıların talep edebileceği tazminat miktarının 501.765,21 TL olabileceği yönünde görüş bildirilmiştir. Taraflarca delil olarak bildirilen tanıkların tamamı 20/12/2019 tarihli duruşmada dinlenilmiş; tanıklar ....., ..., ..., ...., ..., ..., ....'in yeminli anlatımlarında özetle; davacı şirkette çalışmakta iken ayrılarak davalının yeni ortağı ve çalışanı olduğu dava dışı... Şirketinde çalışmaya başlayan bir kısım çalışanların eski işyerinden (davacı şirketten) ayrılmalarının, davacı şirket ile bu çalışanlar arasındaki sorunlardan kaynaklandığı; yine davacı şirketin bir kısım müşterilerinin davacı ile çalışmalarını sonlandırarak dava dışı... Şirketi ile çalışmaya başlamalarının, davacının sunduğu hizmet kalitesi ve müşteri tercihinden kaynaklandığı; bir kısım çalışanların davacı şirketten ayrılarak...'da işe başlamalarında ve yine bir kısım müşterilerin davacı şirketle çalışmayı bırakıp İntegrayla çalışmaya başlamalarında davalının bir etkisinin bulunmadığı yönünde beyanlarda bulunmuşlardır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, sundukları deliller, alınan bilirkişi raporları ve dinlenen tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde; Tarafların kabulünde olan ve yukarıda değinilen taraflar arasında yapılmış sözleşmelerde kararlaştırılmış olan davalının davacı şirketteki hizmeti sona erdikten sonra aynı faaliyet alanında başka bir şirkette doğrudan veya dolaylı çıkar sağlayamayacağı, aynı müşterileri sahiplenemeyeceği/sahiplendiremeyeceği konularındaki rekabet yasağı hükmünün geçerli olduğu anlaşılmakla birlikte; sözleşmelerde ön görülen 4 yıllık sürenin, bilirkişi kurulu raporlarında değinildiği üzere, en son yapılan 21/12/2014 tarihli Hisse Alım-Satım Sözleşmesinin kurulduğu tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı TBK'nın 445/1.maddesinde süre konusunda getirilen düzenleme karşısında geçersiz olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda davalının davacı şirketten ilişiğini kestiği, aradaki hizmet ilişkisinin sonlandığı 08/09/2015 tarihinden itibaren yasada öngörülen 2 yıllık süre bitimi olan 08/09/2017 tarihine kadar rekabet yasağının devam ettiğinin kabulü gerekmekte olup; bu süre zarfında davalının sözleşmeyle kararlaştırılan rekabet yasağına aykırı bir eyleminin bulunmaması, aksi halde diğer koşulların varlığı halinde sorumluluğunun gündeme geleceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından, rekabet yasağının yürürlükte olduğu dönemde davalının, ayrıldığı şirketin iştigal ettiği alanda faaliyet gösteren başka bir şirkete ortak olması ve çalışmaya başlaması biçimindeki eylemi, Anayasa'yla güvence altına alınan çalışma hak ve özgürlüğü kapsamında bir hak olduğundan ve hiçbir şekilde kısıtlanamayacağından, taraflar arasında yapılmış sözleşmelerdeki rekabet yasağı düzenlemesine aykırılık olarak değerlendirilemez. Davacı taraf, rekabet yasağının yürürlükte olduğu dönemde bir kısım çalışanları ile bir kısım müşterilerinin davalı tarafça dava dışı şirkete yönlendirildiğini, bunların kendilerinden ayrılarak dava dışı...'yla çalışmaya başladığını ileri sürmüş ise de; birbirleriyle çelişmeyen ve tutarlı olan ve bu nedenle itibar edilen tanık anlatımlarına göre; bir kısım çalışanlar ile müşterilerin davacı şirketle çalışmayı bırakmalarının davacı şirketin uyguladığı personel yönetiminden ve müşteri ilişkilerinden kaynaklandığı, başka bir anlatımla personel ve müşterilerin bireysel tercihleri ile ilgili olduğu; çalışanların ve müşterilerin davalının yeni ortağı ve çalışanı olduğu dava dışı İntegrayı tercih etmelerinin, daha iyi koşulların sağlanmasından ve müşteri tercihinden kaynaklandığı; dolayısıyla davalının sözleşmelerdeki rekabet yasağı hükümleri ile TTK'daki haksız rekabet hükümlerine aykırı doğrudan ya da dolaylı herhangi bir eyleminin kanıtlanamadığı; buna bağlı olarak da değinilen nedenlerle zarara uğramış olsa bile davacı tarafın uğramış olduğu zarardan, nedensellik bağı bulunmadığından davalının sorumlu tutulamayacağı kanaatine varıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı taraf vekili dava dışı... defterleri üzerinde inceleme yapılmasını talep etmiş ise de, yukarıda açıklandığı üzere uğranılan zarardan davalının sorumluğuna gidilemeyeceği kanaatine varıldığından ve bu konuda yapılacak incelemenin varılan sonuca etkisi olmayacağından bu konudaki talep de yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle aşağıdaki kararı vermek gerekmiştir. " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Uzman bilirkişilerce davalının sözleşmesel rekabet yasağına aykırı davrandığının tespit edilmesine rağmen mahkemece bu tespitin tam aksi yönde hüküm kurulduğunu, bunun gerekçesinin de belirtilmediğini, davalının davacılarla iş ilişkisinin 08.09.2015'te sona erdikten sonra aynı sektörde çalışan ...'ya ortak ve yönetici olduğunu, davacıların 3.7. Milyon Euro ödeyerek kendisinden satın aldığı müşterilerle ... bünyesinde çalışmaya başlayarak dava konusu sözleşmelerde bahsi geçen rekabet yasağına aykırı davrandığını, davalının söz konusu müşterilerle ... bünyesinde çalışmaya başladığı ilgili müşterilerden sadece az sayıda bir bölümüne gönderilen müzekkerelere verilen cevaplardan kolaylıkla anlaşıldığını, eğer ki ...'nın ticari defterleri incelenmiş olsaydı bu hususun tekraren ispat edilebileceğini, sonuç olarak davalının davacıya satıp devrettiği müşteriler ile ... bünyesinde çalıştığı dosya kapsamında tartışmasız bir şekilde ispat edildiğini, başka anlatımla davalının müvekkillerine 3.7 milyon Euro karşılığında sattığı ve müvekkillerinden ayrıldıktan sonra 4 sene boyunca çalışmamayı taahhüt ettiği müşterilerle çalışmaya başlamasının başlı başına sözleşmesel rekabet yasağına aykırı eylem olduğunu, davalının söz konusu sözleşmeyi bir tacir olarak yaptığını, halihazırdaki konumundan da görüleceği üzere halen bir tacir olarak faaliyet gösterdiğini, bordrolu sıradan bir çalışan gibi değerlendirilemeyeceğini, bunun haricinde başkaca hiçbir eylemi olmasa dahi davalının sözleşmesel rekabet yasağına aykırı davrandığını, bununla birlikte davalının rakip şirket ...'ya ortak ve yönetici olarak, müvekkillerine sattığı müşterilerle çalışması haricinde de sözleşmeyle kararlaştırılan rekabet yasağına aykırı çok sayıda davranışları bulunduğunu, dilekçe ekinde yer alan ve davalı tarafından itiraz edilmeyen ve davalının henüz daha müvekkili şirket bünyesinde çalıştığı dönemde (Mart 2015 tarihlerinde) yapılan mailleşmelerde davalının, müşterilerini ...’ya (...'nın önceki unvanı) devredeceğini ve ...’ın da içinde bulunduğu yeni bir oluşuma gitme niyetinde olduğunu belirttiğini, bilirkişi raporlarında da davalının haksız rekabet gerçekleştirdiğini belirtildiğini, davalının eylemlerinin sözleşmesel rekabet yasağına aykırılık taşıdığı apaçık bir şekilde ispat edilmişken mahkemenin, hiçbir tatmin edici ve mantıklı gerekçe göstermeksizin bu tespitlerin aksine davalının sözleşmeyle kararlaştırılan rekabet yasağına aykırı bir eyleminin bulunmadığını kabul etmesinin somut gerçeğe aykırı ve son derece hatalı olduğunu, bu hatalı kabule dayalı hatalı karar kaldırılarak davalının sözleşmesel rekabet yasağına aykırı davranışlarının varlığı kabul edilerek, ... ticari defterleri incelenerek müvekkili şirketlerin gerçek kazanç kaybı hesap edilmesi gerektiğini, Davalının anayasa ile güvence altına alınan çalışma hak ve özgürlüğüne herhangi bir kısıtlama getirilmediğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmelere göre davalının davacıların müşterileri ile çalışmamak kaydıyla rakip bir şirkette çalışabileceğini, mahkemenin yapmış olduğu değerlendirmenin taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin içeriğinin tam anlaşılamamasından kaynaklanan hatalı bir değerlendirme olduğunu, çünkü taraflar arasında imzalanan sözleşmelere dikkatli şekilde bakıldığında davalının çalışma özgürlüğünü kısıtlayıcı bir düzenleme içermediklerinin anlaşılacağını, taraflar arasındaki portfolyo transfer anlaşmasının 8.maddesi, madde 8’de ifade edilen rekabet yasağı düzenlemesine bakıldığında davalının rakip bir şirkette çalışmasının önünde herhangi bir engel bulunmadığı rahatlıkla anlaşılabildiğini, PTA’nın 8.maddesinin son bölümünde kalın harfler ile yazılmış kısımda, davalının başka şirketlerde çalışabilmesinin mümkün olduğu, bunun için davalının çalışacağı şirketin ...’nin müşterilerine sahip olmamayı kabul etmesinin / sahip olmamasının gerektiğinin açıkça ifade edildiğini, görüldüğü üzere davalının, müvekkili şirketlerden ayrıldıktan sonra mutlak suretle rakip şirketlerde çalışmasını engelleyen bir hüküm bulunmadığını, bilakis davalının müvekkili şirketlerden ayrıldıktan sonra başka şirketlerde çalışabileceği kabul edilirken bu çalışmasının sözleşmeye aykırı olmaması için davalının çalıştığı şirketin ...’nin müşterilerine sahip olmamayı kabul etmesi gerektiğinin düzenlendiğini, davalının çalıştığı başka bir şirketin bu şekilde bir kabulünün davalının müvekkili şirketlerden 08.09.2015 tarihinde ayrılmasından itibaren 4 yıl ile sınırlı olduğunu, sonrasında ister davalı bizzat isterse davalının çalıştığı başka bir şirketin müvekkili şirket müşterilerine, müşteri olarak sahip olabileceğini, ... ile davalı ... arasında 15.10.2008 tarihinde imzalanmış her iki sözleşmenin ( Unilateral Promise to Buy (Satın Alma Vaadi) ve Unilateral Promise to Sell (Satma Vaadi) 8.maddesinde, davalının, müvekkili şirketler ile rekabet etmemeyi açık bir şekilde taahhüt ettiğini, bu sözleşmelerde de PTA ile getirilen rekabet yasağına benzer düzenleme yapıldığını, davalının müvekkili şirket müşterilerine sahip olmamayı taahhüt etmesi durumunda rakip şirketlerde çalışabileceğinin kabul edildiğini, yine davalı ile davacı ... arasında 11.12.2014 tarihinde imzalanan Share Sale and Purchase Agreement (Hisse Alım ve Satım Sözleşmesi) sözleşmesinin rekabet etmeme ile ilgili 4.maddesinde rekabet etmeme düzenlemesinin yukarıda belirtilen sözleşmelere atıf ile gerçekleştirildiğini, tüm bu sözleşmelerin düzenlediği rekabet yasakları dikkatli şekilde okunduğunda, bunların davalının rakip bir şirkette çalışmasına engel koyan Anayasal çalışma hak ve özgürlüğüne müdahale eden nitelikte olmadığı, davalının müvekkili şirketten ayrıldıktan hemen sonra rakip şirkette çalışmasına herhangi bir engel getirmediği, bunun yerine davalının müvekkili şirketlere 3.7. Milyon Euro karşılığında sattığı müşterilerle çalışmasına haklı olarak bir kısıtlama getirdiği, davalının söz konusu müşterilerle çalışmamak kaydıyla dilediği rakip şirkette faaliyet gösterebileceğinin açık olduğu, böyle bir kısıtlamanın ise davalının Anayasal çalışma özgürlüğüne müdahale kabul edilemeyeceğinin anlaşıldığını, Mahkemenin kararında büyük bir çelişkiye düştüğünü, gerekçeli kararın 3.sayfasının son paragrafında taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde kararlaştırılan rekabet yasağı hükmünün geçerli olduğunun anlaşıldığını, 4.sayfasının ilk paragrafında ise rekabet yasağının 2 yıl için devam ettiğinin kabulü gerektiğinin belirtildiğini, aynı kararın 4.sayfasının 2. paragrafında çalışma hakkının Anayasa ile güvence altına alınan bir hak olduğunu ve kısıtlanamayacağını belirterek davalının rakip şirkette çalışmasının rekabet yasağı düzenlemesine aykırılık olarak değerlendirilemeyeceğini belirttiğini, yani gerekçenin ilk bölümünde sözleşmesel rekabet yasağının geçerli olduğu kabul edilirken hemen devamında çalışma hakkının kısıtlanamayacağının kabul edilmesinin büyük bir çelişkiye sebebiyet verdiğini, çünkü sözleşmesel rekabet yasağının geçerli olduğunun kabul edilmesi halinde çalışma hayatının ister istemez kısıtlanması gerekeceği tartışmasız olup bu durum rekabet yasağı düzenlemesinin doğası gereği olduğunu, önce rekabet yasağını geçerli kabul edip sonrasında çalışma hakkının kısıtlanamayacağının kabul edilmesi anlaşılması imkansız bir çelişki yarattığını,

TBK'nın 444, 445 ve devamı maddelerinin olaya uygulanmasının mümkün olmadığını, çünkü bu yasal düzenlemenin hizmet (işçi-işveren) sözleşmeleri için düzenlendiğini, somut olayda hizmet sözleşmesi değil tacirler arasında imzalanan ticari nitelikte sözleşmeler bulunduğunu, taraflar tacir olarak serbestçe düzenledikleri sözleşmesel rekabet yasağına ve süre sınırlamasına uymak zorunda olduğunu, mahkemece kurulan hükümde bilirkişi heyetinin görüşüne benzer şekilde "08/09/2015 tarihinden itibaren yasada öngörülen 2 yıllık süre bitimi olan 08/09/2017 tarihine kadar rekabet yasağının devam ettiğinin kabulü gerektiği" belirtildiğini, ancak davalıyı bağlayıcı başta PTA ve Hisse Alım ve Satım Sözleşmesi olmak üzere ticari sözleşmeler bulunduğunu, bu ticari sözleşmelerde yer alan rekabet yasağı hükümlerinin TBK md. 445'e uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmadığını, adı üstünde bu sözleşmelerin ticari olduğunu, TBK md. 445'in ise işçi ile işveren arasındaki rekabet yasağının şartlarını düzenlediğini, tacir olan tarafların bu sözleşmeleri serbest iradeleriyle düzenlediğini ve bu sözleşmelerin tarafları bağlayıcı olduğunu, bu sebeple de 4 yıl için belirlenen rekabet yasağının 2 yıla indirilmesinin mümkün olmadığını,

Gerçek zararın hesaplanabilmesi için davalının ortağı ve yöneticisi olduğu ...'nın ticari defterlerinin incelenmesi gerektiğini, davalının ortağı ve yöneticisi olduğu ...'nın ticari defterleri bilirkişi marifetiyle incelenerek müvekkili şirketlerden ...'ya geçen müşterilerin kimler olduğu tespit edilip bu müşterilerin ...'ya sağladığı kazancın (yani müvekkillerinin kaybettiği kazancın (uğradığı zararın)) ne olduğunujn hesaplanması gerektiğini,Davalının müvekkili şirket çalışanlarını ayartarak ...'ya geçmelerini sağladığını, bu sebeple de haksız rekabet fiilini işlediğini, davalının, ... çalışanlarının ...’ya geçişinde kendisinin dahiliyetinin olduğunu açıkça ikrar ettiğini, davalının, cevap dilekçesinin 57.paragrafında kendisinin ayrılmasından sonra ...’de çalışanların da (... / bu çalışanlar kısaca “........ Ekibi” olarak adlandırılmıştır.) ...’da işe girdiğini ve hatta işe girenlerin bu 5 kişiden ibaret olmadığını belirterek bir anlamda haksız rekabet gerçekleştirdiğini ikrar ettiğini, çünkü bu çalışanların ...’den ayrılmasının ve...’ya geçmesinin, kendisinin ayrılmasından sonra olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, taraflar arasındaki 29.09.2008 tarihli portföy devir sözleşmesi, 25.10.2008 tarihli satma ve satın alma vaatlerine dair sözleşmeler ile 11.12.2014 tarihli hisse alım satım sözleşmesinde kararlaştırılan rekabet yasağına aykırılık sebebiyle davacıların uğradığı iddia olunan kazanç kaybının tazmini ile davalının haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin tespiti ve meni istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamının incelenmesinde; Davacı ... ....... (...) ile davalı ve dava dışı ... ve ... ... Limited Şirketi arasında imzalan 29.09.2008 tarihli portföy devir sözleşmesi ile; davalının ortağı ve müdürü olduğu, ... ve ... ... Limited Şirketinin sigorta ve reasürans şirketi olduğu, davalının mülkiyeti kendisinin olan portföyün, bedel karşılığında, Türk alt kuruluşu olan ... Türkiye vasıtasıyla işletilmesi için ...'ye devrinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin ''Rekabet Olmaması'' başlıklı 8.maddesinin '' Sn. ... ve Şirket, ... Türkiye’ye ve de ... Türkiye’yi bünyesine katan ya da onun bünyesine katılan firmalara, Sn. ...’in ... Türkiye’deki hizmetlerinin sona ermesinden itibaren 4 yıl süre ile, ... Türkiye’nin ne müşterileri ne de işleri ile rekabet halinde olmayacaklarını garanti ederler.Yukarıda bahsedilen süre zarfında, ...’nin açık ve yazılı onayı olmadan, Sn. ... ister doğrudan ister dolaylı şekilde, her ne tarzda olursa olsun, ... Türkiye tarafından yürütülen faaliyet alanlarında Türkiye’de rekabet halinde faaliyet sürdüren bir firmada çıkara sahip olmayacaktır ancak, şirket(ler)in açık şekilde, Sn. ...’in ... Türkiye’deki hizmetinin sona erme tarihinde mevcut olan ... Türkiye müşterilerine, müşteri olarak sahip olmamayı kabul etmesi durumu saklıdır." hükmünü içerdiği; bu sözleşmeden sonra ... ile davalı arasında imzalanan 15.10.2008 tarihli tek taraflı satın alma vaadi ile tek taraflı satma vaadi başlıklı sözleşmeler imzalandığı, davalının ...'nin bir kısım hisselerini satın almasının kararlaştırıldığı, bu sözleşmelerin 8.maddesinde ''i) bu suretle resmen, ...’nin açık yazılı izni olmadan, Satın alma Vaadinin tamamlanma tarihinden başlayarak 4 yıl süreyle, Türkiye’de, Şirket ile rekabet halinde olan alanlarda faaliyet gösteren bir şirkette hiçbir türde çıkarı doğrudan veya dolaylı olarak iktisap etmeyecektir ancak, bu tarz şirketlerin açık şekilde, Şirket ile aynı müşterilere sahip olmamayı taahhüt ettiği durumlar hariçtir. (ii) bu suretle resmen, Şirket ile veya Şirketi iktisap eden veya Şirketin yatırım yaptığı tüm firmalar ile bir rekabet etmeme sözleşmesi imzalamayı taahhüt etmektedir ki bu sözleşme, tüm Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını ve Satın alma Vaadinin tamamlanma tarihinde mevcut olan Şirketin tüm müşterilerini kapsayacak ve Satın alma Vaadinin tamamlanma tarihinde yürürlüğe girerek o tarihten itibaren 4 yıl süreyle geçerli olacaktır." hükmünü içerdiği; yine davalı ile ... arasında imzalanan 11.12.2014 tarihli hisse alım satım sözleşmesinin ''Rekabette Bulunmama Maddesi'' başlıklı 4.maddesinin ''Satıcı(...), işbu belge ile aşağıdakilere uygun olarak rekabette bulunmama yükümlülüğünü resmi olarak kabul ettiğini beyan eder:- 15 Ekim 2008 tarihinde Alıcı ile Satıcı arasında yapılan Hisse Senetleriyle Alakalı Vaatlerde (Satın Alma Vaadi ve Satma Vaadi’nde) yer alan hükümleri.- 29 Eylül 2008 tarihinde Alıcı ve Satıcı arasında imzalanan Portföy Transfer Anlaşması hükümleri." hükmünü içerdiği, bu şekilde yukarıdaki sözleşmelere atıf yapıldığı; ayrıca ... Türkiye ile davalı arasında 01.10.2008 tarihli iş sözleşmesi imzalandığı, davalının ... Türkiye'de pazarlama koordinatörü olarak çalışmasının kararlaştırıldığı; aynı zamanda davalının, ... Türkiye'nin yani ... ...AŞ'nin 27.05.2014 tarihli hazirun cetveline göre davalının bu şirketin hissedarı olduğu, 10.06.2013 tarihli TSG ilanına göre davalının ... ...AŞ'nin yönetim kurulu üyesi olduğu görülmektedir. TBK'nın 26 ve 27/1 maddelerin uyarınca taraflar, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine aykırı olmamak ve konusu imkânsız olmamak üzere sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. Yine HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkim Türk hukukunu resen uygular. Bir diğer ifade ile hukuki niteleme mahkemeye aittir. Bu tespit ve bilgilere göre somut olay değerlendirildiğinde:Her ne kadar mahkemece, taraflar arasındaki 01.10.2008 tarihli iş sözleşmesi uyarınca TBK'nın 444 ve devamı maddeleri kapsamında inceleme yapılarak karar verilmiş ise de; dava, taraflar arasındaki 29.09.2008 tarihli portföy devir sözleşmesi, 25.10.2008 tarihli satma ve satın alma vaatlerine dair sözleşmeler ile 11.12.2014 tarihli hisse alım satım sözleşmesinde öngörülen rekabet yasağına dayanmakta olup söz konusu hükümler TBK'nın genel hükümleri uyarınca sözleşme serbestisi kapsamında sözleşmelere konulan rekabet yasağı hükmü niteliğindedir. Davalının, davacı şirkette hisse alım satı vaadi sözleşmeleri uyarınca hissedar ve yönetim kurulu üyesi olduğu gözetildiğinde işçi olarak kabul edilmesi de mümkün değildir. Davalının davacı taraf ile aynı zamanda 01.10.2008 tarihli iş sözleşmesi imzalamış olması, davalıyı işçi statüsüne sokmayacaktır. Bu sebeple mahkemece, eldeki davanın nitelendirmesinde ve uygulanacak yasa hükümlerinde hataya düşülerek, somut olayda uygulanma yeri bulunmayan TBK'nın 444 ve devamı maddeleri uyarınca uyuşmazlığın çözümlenmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Öte yandan, yukarıda yer verilen sözleşmeler ve bu sözleşmelerde kararlaştırılan rekabet yasağı hükümlerine göre portföy devir sözleşmesi ile davalı yanca davacıya satılıp devredilen müşteri portföyü ile ilgili bir rekabet yasağı öngörüldüğü, portföy devir sözleşmesindeki rekabet yasağına benzer düzenlemenin satın alma ve satma vaadi sözleşmelerinde de yer aldığı, söz konusu rekabet yasağı maddelerine göre davalının, davacının müşterilerine sahip olmamayı taahhüt etmesi durumunda rakip şirketlerde çalışabileceğinin kabul edildiği anlaşılmakta olup mahkemece TBK'nın genel hükümleri kapsamında sözleşmelere konu rekabet yasağının geçerli olup olmadığının tespiti yapılmadan, doğrudan Anayasa'daki çalışma hak ve özgürlüğünün hiç bir şekilde engellenemeyeceği şeklindeki soyut gerekçe ile karar verilmesi de hatalı olmuştur. Bu durumda mahkemece, taraflar arasındaki 29.09.2008 tarihli portföy devir sözleşmesi, 25.10.2008 tarihli satma ve satın alma vaatlerine dair sözleşmeler ile 11.12.2014 tarihli hisse alım satım sözleşmesinde öngörülen rekabet yasağı hükümlerinin ve davalının eylemlerinin TBK'nın genel hükümleri uyarınca değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin, eksik inceleme yapılmış olması sebebiyle kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.Diğer yandan, mahkemece davacı ... ... AŞ'nin aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı üzerinde durulmadan ve bir inceleme yapılmadan karar verilmesi de usule aykırı olmuştur. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR :Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,

2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

3-Davacılar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacılara iadesine,

4-Kaldırılan kararın icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,

5-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;

HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.26.03.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1190, K. 2026/530, T. 26.03.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1190-e-2026-530-k-d499f704fb12