Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/99 E. 2022/158 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/99
Karar No
2022/158
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/539 KARAR NO : 2025/874 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/06/2022 NUMARASI : 2021/99 E. - 2022/158 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/06/2022 tarih ve 2021/99 E. - 2022/158 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, "..." ibaresinin 1969 yılından bu yana faaliyette bulunan müvekkilinin ticaret unvanı ve markası olarak tescilli olduğunu, davalının "..." ibaresini kullanarak ve ticaret unvanında da tescil ettirerek marka tecavüzü yarattığını, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu ileri sürerek, müvekkilin ticaret unvanı ve marka haklarına tecavüzün tespiti ile men’ine, "..." ibaresinin davalının ticaret unvanından terkinine, her türlü kullanımına son verilmesine, masrafı davalıdan alınarak hükmün tirajı en yüksek 5 gazeteden biri ile ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin "... Mobilya" ibaresi ile 2015'ten bu yana bilfiil faaliyette bulunduğunu, "..." unvanıyla Konya Ereğli Ticaret Sicil Müdürlüğüne ... sicil numarası ve 05.01.2015 tescil tarihi ile kayıtlı iken müvekkilinin "... Mobilya Orman Ürünleri İhracat İthalat Pazarlama Sanayii İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi" unvanı ile aynı müdürlük ve sicil numarası kaydı ile 09.01.2020 tarihinde tescil edilmek suretiyle tür değişikliğine gittiğini ve 25.09.2019 tarihinde marka başvurusunda bulunduğunu, davacının bu sicil kaydını bilebilecek durumda olduğunu, buna rağmen 6 yılı aşkın süre sessiz kaldıktan sonra bu davayı açtığını, uzun süre sessiz kaldıktan sonra bu davayı açmasının hakkın kötüye kullanımı olduğunu, müvekkilinin bu süre zarfında bir çok yatırım yaptığını, tarafların ticaret unvanının ayırt edilemeyecek kadar benzer olmadığını, tarafların farklı alanlarda faaliyet gösterdiğini, davacı markasının tanınmış olduğu iddiasını da kabul etmediklerini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalının tür değişikliğinden önceki ticaret unvanının salt "..." ibaresinden oluşmadığı, ayırt edici unsurunun "... ..." ibaresi olduğu, davalı ticaret unvanında değişiklik yapmaksızın tescil ettiği şekli ile önceki ticaret unvanını kullansaydı, bu durumda ticaret sicilinin aleniyeti ilkesi ile bağlantılı olarak "sicilin olumsuz etkisi" uyarınca, davacı yan, davalının bu ticaret unvanını bilmediğini ileri süremeyeceği, ancak davalı yan ticaret unvanında 09.01.2020 tarihinde değişiklik yaptığı, değişiklik yaptıktan sonraki güncel ticaret unvanının ayırt edici unsurunun "..." ibaresi olduğu, davalının ticaret unvanında değişiklik yaptığı ve bu durumu sicile tescil ettirdiği tarih ile dava tarihi arasındaki süre dikkate alındığında, sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşulunun davalının güncel ticaret unvanı bakımından oluşmadığı; taraflara ait ticaret unvanlarının ayırt edici nitelik taşıyan kısımlarının "..." olarak; görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayniyet taşıdığı, bununla birlikte davalıya ait ticaret sicil kaydında yer alan faaliyet alanlarının, davacıya ait ticaret sicil kayıtlarında yer alan bir kısım faaliyetler ile benzer olduğu, bu nedenle aralarında karıştırılma ihtimali bulunduğu, bu durumda davacının, 6102 sayılı TTK'nın 52. madde hükmünden kaynaklı olarak davalı tarafın sonraki tarihli ticaret unvanında yer alan "..." ibaresinin kullanımını men edebileceği, bu ibarenin ticaret sicilinden terkinini sağlayabileceği, bu eylemin ticaret unvanına tecavüz oluşturduğunun tespitini ileri sürebileceği; davacı markalarının esas unsurunun "..." ibaresi olduğu; davacıya ait markalarla benzer olduğu gibi davacı markaları kapsamlarında yer alan bir kısım mal ve hizmetler ile davalıya ait ticaret unvanının tescil edildiği faaliyet alanları arasında da benzerlik bulunduğu; bu hale göre özellikle benzerlik bulunduğu tespit edilen hizmet sektöründe; daha önce davacıya ait "..." markalarını gören, bu markalı hizmetlerden yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, daha sonra davalı şirkete ait ticaret unvanını gördüğünde veya işittiğinde, davalı ... davacıya ait markaların sahibi zannedebileceği, bir kısım tüketici kesiminin davacıya ait markaların farklı ticari kökeni işaret ettiğini algılama ihtimalinde dahi davacı ile davalı arasında idari veya ekonomik bir bağlantı bulunduğu hususunda yanılsamaya düşebileceği, bu nedenle SMK'nın 29/1-a ve 7/3-e maddesi hükümleri uyarınca somut olay özelinde davalının salt ticari unvanını tescil ettirmesi eyleminin yukarıda mal veya hizmet benzerliği olduğu belirtilen davacıya ait marka haklarını ihlal eylemi niteliğinde olduğu; bu durumda salt davalının ticaret unvanını tescil ettirmesi eyleminin de, davacıya ait marka haklarına tecavüz oluşturduğundan, davalının bu tecavüz eyleminin tespiti, tecavüz eyleminin men'i, "..." ibaresinin ticaret unvanından terkini istemlerinde bulunulabileceği; ticaret unvanı ve marka hakkına tecavüz eylemleri nedeniyle davacı yanın ayrıca hükmün ilanı isteminde de hukuki yararı bulunduğu; davalı yanın 2015 yılından bu yana "..." ibaresini markasal olarak kullanıldığını ileri sürerek sessiz kalma yolu ile hak kaybı savunmasında bulunduğu, 556 sayılı KHK döneminde marka ihlal yargılaması bakımından kesin bir süre verilmesinin doğru olmadığı ve bu sürenin somut olayın özelliklerine göre 5 yıldan az veya fazla olabileceği uygulanagelmişse de, 6769 sayılı SMK'ya mehaz oluşturan AB marka direktifi ve tüzüğü uygulamasında bu sürenin gerek hükümsüzlük gerekse tecavüz iddiaları bakımından 5 yıl olarak baz alındığı, SMK'nın 25/6. maddesi hükmünde hükümsüzlük davası yönünden de 5 yıllık sürenin benimsendiği dikkate alındığında tecavüz davası için de kıyasen sessiz kalma olgusunun en az 5 yıl olması gerektiğinin mahkemece benimsendiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02/10/2012 tarih ve 2011/7104 E.- 2012/14860 K. sayılı kararda belirtildiği üzere, sessiz kalma yolu ile hak kaybının bir def'i olmayıp itiraz mahiyetinde olduğu, taraflar ileri sürmese bile, mahkemece re'sen dikkate alınması gerektiği, davalının "..." esas unsurlu markasal kullanımlarının 05.03.2015 tarihinde başladığı, davalının o tarihten bu yana önceki tür değişikliği de dikkate alındığında eklemeli olarak; mobilya ürünlerine ilişkin imalat ve satış faaliyetinde bulunduğu, bu faaliyetlerini yerine getirirken "..." esas unsurlu markasal kullanımlarda bulunduğu, davalının "..." esas unsurlu markasal kullanımları ile 2015-2020 yılları arasında toplamda 9.267.980,45-TL’lik brüt satış hacmine ulaştığı, davalının "..." ibaresini markasal olarak kullanmaya başladığı 2015 yılının Mart ayı ile dava tarihi arasında 6 yılı aşkın zaman bulunduğu, bu süreç içerisinde, davacının, davalının markasal kullanımlarına karşı hukuki takibatta bulunmadığı, dava dışı 2019/90983 sayılı markaya ilişkin olarak Ankara 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2020/389 Esas sayılı dava dosyası ile ikame edildiği belirtilen YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasının, davalının fiili markasal kullanımlarına yönelik bir aksiyon olarak algılanamayacağı, zira markanın hükümsüzlüğü istemi ile marka hakkına tecavüzden kaynaklı hukuki istemlerin birbirlerinden farklı amaçlara hizmet eden iki ayrı hukuki müessese oldukları, davacının tescilli markaları kapsamındaki mal ve hizmetlerle benzerlik teşkil eden davalı faaliyetlerinin "..." ibaresi altında yürütüldüğünü bilmesi veya en azından 6102 sayılı TTK'nın 18/2. maddesi uyarınca basiretli bir tacir gibi davranarak bilmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerektiği, davacının, davalının "..." esas unsurlu markasal kullanımlarının bulunduğunu, bu markasal kullanımlarının 6 yılı aşkın süre devam ettiğini en azından bilmesi gerektiği halde hukuki aksiyonda bulunmayarak sessiz kaldığı, davalının markasal kullanımlarına ilişkin eylemlerin ciddi surette süreklilik arz ettiği, davacı aleyhine kötü niyetli olarak ticari faaliyetlerde bulunduğu hususunun ispatlanamadığı, her ne kadar davacı yanın "..." ibareli markalarına özellikle inşaat sektöründe, özellikle konut, rezidans ve otel türü projelerde tanınmışlık kazandırdığı kabul edilse bile salt bu durumun, davalı yanın kötü niyetli olarak "..." esas unsurlu markasal kullanımlarda bulunduğu göstermeyeceği, gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile; davalının, davacıya ait ticaret unvanı ve marka haklarına tecavüz eyleminde bulunduğunun tespitine, bu eylemin men'ine, "..." ibaresinin davalının ticaret unvanından terkinine, "..." ibaresinin her türlü kullanımına son verilmesi isteminin reddine, karar kesinleştiğinde masrafı davalıdan karşılanmak kaydıyla hükmün ulusal düzeyde yayın yapan bir gazetede ilan edilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, ilk derece mahkemesinin "sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşulunun, davalının güncel ticaret unvanı bakımından oluşmadığı kanaatine varılmıştır.'' şeklindeki gerekçesinin hatalı olduğunu, davalı müvekkili iç ve dış pazarda büyüme gerçekleştirdiği için tür değişikliğine gitmek durumunda kalsa da ticari işletme sahibi, faaliyet alanı aynı olmakla birlikte en önemlisi '... Mobilya' ibaresi tür değişikliğinden önce de sonra da her iki unvanda bulunduğunu, mevcut unvanın önceki unvanın devamı niteliğinde olduğu, kararda sicil tarihlerinin birbirinden ayrı olarak değerlendirilerek sessiz kalma süresinin bölünerek hesaplanmasının hatalı olduğunu, bu iki unvanın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ilk tescil tarihinden itibaren 5 yıllık sessiz kalma süresinin geçtiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, ticaret unvanı ve markadan kaynaklanan haklara tecavüzün tespiti, men'i, durdurulması, ticaret unvanı terkini ve ilan istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının "..." ibareli ticaret unvanı TTK'nın 52. maddesi uyarınca davacının "..." ibareli ticaret unvanına tecavüz oluşturduğu gibi, SMK'nın 29/1-a ve 7/3-e maddesi uyarınca davacının markalarından kaynaklanan haklarına da tecavüz ettiği, öte yandan, davalı şirketin ticaret unvanının 09.01.2020 tarihinde tescil edilip 16.01.2020 tarihinde ilan edildiği, son unvanın öncekinden farklı olduğu ve kılavuz unsurunun sadeci "..." ibaresinden oluştuğu, bu unvanla birlikte davalının faaliyet alanının da genişlediği, bu itibarla, sessiz kalma yoluyla hak kaybı için hesaplanacak sürenin yeni ticaret unvanından başlatılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, 02.04.2021 dava tarihi itibariyle davacının, davalının ticaret unvanına hak kaybına uğrayacak ölçüde sessiz kaldığından da bahsedilemeyeceği anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 25/04/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 11/05/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/99, K. 2022/158, T. 02.04.2021, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-99-e-2022-158-k-c9a49332df66