Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2021/637 E. 2024/547 K.

Konu: Menfi Tespit

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/637
Karar No
2024/547
Karar Tarihi
Konu
Menfi Tespit

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/637

KARAR NO: 2024/547

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 01/12/2020

NUMARASI: 2019/638 Esas - 2020/583 Karar

DAVA: Menfi Tespit

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/04/2024

Taraflar arasındaki Menfi Tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde temlik alan davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili aleyhine Bakırköy .... Noterliğinin 23/08/1999 tarih ... yevmiye nolu ihtarname keşide edildiğini, ihtarnamedeki bedelin 9.688.944.650 (Eski TL) olduğunu, ihtarnamenin müvekkiline tebliğ edilip edilmediğinin belli olmadığını, bu nedenle hesap kat ihtarına, temerrüt faizlerine, borca ve tüm ferilerine itirazlarının mevcut olduğunu, 31/05/2017 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, müvekkili adına vekaleten itiraz edildiğini, takibe dayanak belge olarak .... Bankası A.Ş. Hesap Kat İhtarı ve Hesap Özeti olarak gösterildiğini, mevcudiyeti ileri sürülen borçla ilgili olarak müvekkilinin hiçbir ilgisinin olmadığını, takibe konu kredi ana alacağının 7.488,37 TL olduğunu, takibe geçilen miktarın 261.990,88 TL olduğunu, müvekkilinin kredi sözleşmesinde böyle bir yükümlülüğü bulunmadığını, talep edilen faiz oranı ve faiz miktarının fahiş olduğunu, kefil sıfatı ile müvekkilinin bu borçtan sorumlu olmadığını, ayrıca takip konusu borcu kabul etmediklerini ve zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, bu nedenlerle müvekkilinin davalıya İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasından borçlu olmadığının tespitine, takibe, borca, faize ve faiz oranına itirazlarının kabulü ile takibin iptaline, davalının haksız ve kötü niyetle takip yapması nedeniyle %20' den az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı borçlunun itirazlarının yersiz, ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, görev itirazında bulunduklarını, dava konusu edilen takipte asıl borçlunun davacının kredi kullanılan dönemde ortağı ve temsilcisi olduğu ...Tic. Ltd. Şti. olduğunu, davacının harç ödeme yükümlülüğünden kaçmak için davayı Tüketici Mahkemesinde açtığını, davanın Tüketici Mahkemesinde açılması ve görülmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacının borcu olmadığı yönündeki iddianın mesnetsiz olduğunu, kat ihtarnamesinin davacıya tebliğ edildiğini, borcun muaccel hale geldiğini, borcun varlığının gerek sözleşme gerek kat ihtarnamesi ile ortaya konulduğunu, zamanaşımı iddiasının da yasal dayanaktan yoksun olduğunu, takip ile talep edilen faiz oranının akdi faiz oranı ve akdi temerrüt faiz oranı olduğundan borçlunun faize ilişkin itirazının da reddinin gerektiğini, bu nedenlerle öncelikle Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmesine ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, haksız, maddi ve yasal dayanaktan yoksun itirazın iptaline ve takibin devamına, takip tutarı üzerinden %20 icra inkar tazminatının davacıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "..Dava dışı borçlu ... Tic. Ltd. Şti. ile davalı (temlik eden ... Bankası) arasında kredi sözleşmesi imzalandığı, ... Bankası A.Ş'nin 26.02.2019 tarihli yazısına göre dava dışı borçluya kullandırılan krediye ilişkin olarak Bakırköy .... Noterliği'nin 23 Ağustos 1999 tarih ve ... yevmiye nolu kredi hesabının kat'ına ilişkin bilgi ve belgelerin gönderildiği, gerçek kişi davalının sözleşmede kefil olduğunun belirtildiği, 6098 sayılı TBK'nin 598/3. maddesine göre, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yıl geçmesi ile kendiliğinden ortadan kalktığı, icra takibinin 31.05.2017 tarihinde başlatıldığı, TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle kefaletin TBK'nin 598/3. maddesi gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı kanunun 5. maddesi gereğince ek sürenin de 01/07/2013 tarihi itibariyle dolduğu, dava konusu takipten dolayı düşürücü süre sebebiyle davacının borçlu olmadığı sonucuna ulaşılmış ve davanın kabulüne İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, Davalının takipte kötüniyetli olduğu saptanmadığından davacının kötüniyet tazminat talebinin reddine " karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Temlik alan davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Genel alacak zamanaşımı süresinin 10 yıl olup, fon alacağı haline dönüşmüş olan bu alacak için 5020 Sayılı Yasanın 27.maddesi ile mülga 4389 Sayılı Yasaya eklenen ek madde 3 ile zamanaşımı süresi 20 yıla uzatıldığını, yine 5411 Sayılı Kanunun 141. Maddesinde de bu kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunun belirtildiğini, yine 5411 Sayılı Kanunun geçici 16. Maddesi ile bu kanun ile fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda fon lehine getirilen hükümler makable şamildir, hükmünün getirildiğini, geçici Madde 16'da yer alan ''...zamanaşımı...'' sözcüğü, Anayasa Mahkemesi'nin 12.09.2014 tarih ve 29117 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 04.06.2014 tarih, 2014/85 E. Ve 2014/103 K. Sayılı kararı ile iptal edilmiş ''zamanaşımı'' sözcüğü ile uygulama alanı kalmayan ''ve'' sözcüğünün de iptaline karar verilmiştir. 04.023.2011 tarihinde 27836 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5. Maddesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü ve zamanaşımı süresi dolmuş olacağı hükmünün düzenlendiğini, Anayasa Mahkemesi kararı ve anılan düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde dava konusu alacağın 10 yıllık zamanaşımı süresinin 10 yıllık süre sonunda dolacağını, ancak henüz 10 yıllık süre dolmadan mülga 4389 Sayılı Bankalar Kanunu'na 26.12.2003 tarihli, 25328 Sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe giren 5020 Sayılı Yasanın 27. Maddesi ile eklenen Ek 3. Madde ile getirilen değişiklikler sonucu zamanaşımı süresinin 20 yıla uzatıldığını, 20 yıllık süre dolmadan icra takibi yapılmış olması karşısında ilk derece mahkemesinin alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, diğer taraftan her ne kadar TBK m.598 "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar." hükmünü haiz ise de Bankacılık Kanunu, Borçlar Kanunu'na göre özel kanun niteliğinde olup 20 yıllık zamanaşımı süresinin davalı açısından geçerli olduğunu, kaldı ki Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'unun 6. Maddesi "Bu Kanunun 5 inci maddesi, uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır." hükmüne amir olduğunu beyanla Yerel mahkemenin 2019/638 E., 2020/583 K. Sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talebimiz doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE :Dava, icra takibine konu edilen alacak nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti (menfi tespit) davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davaya konu icra takibinden dolayı davacının borçlu olup olmadığı noktasındadır.

Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı ve diğer borçlular hakkında, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında 7.488,37 TL asıl alacak, 242.384,00 TL işlemiş faiz, 12.118,51 TL BSMV si olmak üzere 261.990,88 TL toplam alacağın tahsili istemiyle 31.05.2017 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmıştır.Davacı tarafça, kefil sıfatı ile borçtan sorumlu olmadığı, davalıya borçlu olmadığı iddiasıyla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca eldeki menfi tespit davası açılmıştır.Dosya kapsamına göre dava dışı borçlu ... Tic. Ltd. Şti. ile davalı (temlik eden ... Bankası) arasında 1999 tarihinden önce kredi sözleşmesi imzalandığı, ... Bankası A.Ş'nin 26.02.2019 tarihli yazısında dava dışı borçluya kullandırılan krediye ilişkin olarak Bakırköy .... Noterliği'nin 23 Ağustos 1999 tarih ve ... yevmiye nolu kredi hesabının katına ilişkin bilgi ve belgelerin gönderildiği, gerçek kişi davalının sözleşmede kefil olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 142. Maddesinde, ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlayacağı düzenlenmiştir. Hak düşürücü süre, itiraz niteliğinde olup, taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi hakim tarafından da taraflarca ileri sürülmese dahi her zaman resen nazara alınması gerekir. Hak düşürücü sürenin varlığı halinde hak maddi anlamda sona erer. Zamanaşımı ise, bir def'dir ve hakim tarafından resen nazara alınması mümkün olmayıp, savunma yoluyla cevap süresi içerisinde ileri sürülebilir. Zamanaşımının varlığı ise alacağı eksik borç haline getirir. Dolayısıyla hak düşürücü sürenin söz konusu olduğu hallerde hak sona ermiş olduğundan artık zamanaşımına uğradığı kabul edilebilecek bir alacak bulunmaz. Dolayısıyla hem hak düşürücü süre hem de zamanaşımının aynı anda bulunması halinde öncelikle hak düşürücü sürenin incelenmesi gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 598. maddesinde, “Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmü düzenlenmiş olup, anılan kanuni düzenlemeye göre 10 yılın geçmesiyle kefalet ortadan kalkacağına göre maddi anlamda hak sona erdiğinden bu 10 yıllık süre hak düşürücü süre niteliğindedir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5.maddesinde "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur" düzenlemesi yer almaktadır. Yargıtay 11. HD'nin 2020/7503 E- 2022/4265 K sayılı, 31/05/2022 tarihli emsal karar içeriğinde de belirtildiği üzere Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden daha uzun olamaz.Somut olayda davaya konu kredi sözleşmesinin 1999 yılı öncesi olduğu ihtilafsızdır. Dosya kapsamındaki delillere göre icra takibine konu krediye ilişkin davacı tarafından uzatılan veya yeni bir kefalet verilmediğinin anlaşılmasına göre TBK'nın yürürlük tarihi olan 01.07.2012 tarihi itibariyle on yıllık hak düşürücü süre dolmuş olup, davalının anılan kefalete dayalı olarak bir yıllık ek süre içinde takipte bulunma hakkı 01.07.2013 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla davalı tarafından 31.05.2017 tarihinde davacı hakkında icra takibi başlatıldığı gözetildiğinde kefil olduğu belirtilen davacının icra takibine konu kredi nedeniyle sorumluluğu kalmamıştır. Davalı, alacağın fon alacağı olması nedeniyle 20 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ileri sürmüş ise de zaman aşımı süresinin geçmemesinin, 10 yıllık hak düşürücü süreye bir etkisi bulunmamaktadır. Bu haliyle mahkemece menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik olmayıp, davalının aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı harçtan muaf olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362(1)g. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 17/04/2024

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/637, K. 2024/547, T. 17.04.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-43-hukuk-dairesi-2021-637-e-2024-547-k-ab189711791b