Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/6133 E. 2021/1463 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/6133
Karar No
2021/1463
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/686 KARAR NO: 2024/827 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2017/1380 Esas KARAR NO: 2020/474 DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 05/06/2024 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacının davalıdan cari hesap bakiyesi alacağını tahsil edemediğini, bunun üzerine alacağın tahsili için İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü' nün ... E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalının itirazının haksız ve yersiz olduğunu iddia ile itirazın iptaline, takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekilince yasal süresinde cevap dilekçesi sunulmamış olup sonradan sunulan beyan dilekçesi ile; Müvekkil firmanın davacı ... firmasına 2008 yılından sözleşmenin haksız olarak feshedildiği 2014 yılına kadar uzunca bir süre yetkili servisliğini yaptığını, davacı firma ile en son 08.05.2014 tarihinde 1 yıl süreli yetkili servis sözleşmesinin yeniden imzalandığını, ancak müvekkili firmaca tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesine ve müşteri memnuniyet ve güveni yaratılmasına karşın 20.10.2014 tarihinde müvekkil firmaya TTK kapsamında geçerli olmayan mail yoluyla yetkili servis sözleşmesinin feshedildiğine ilişkin bildirim yapıldığını, uzun zamandan beri ... markasının yetkili servisliğini yapmasından dolayı çok sayıda bilgisayar yedek parçası ve diğer aksesuarların stoklandığını, ancak servis sözleşmesinin feshi nedeniyle bu stokların müvekkilinin elinde kaldığını, davacı şirket tarafından müvekkilinin mağduriyetlerinin giderilmemesi üzerine davacı firmaya 17.04.2015 tarihinde Diyarbakır ...Noterliğinden sebep olunan zararların ödenmesini içeren ihtarname gönderildiğini, verilen cevapta müvekkilinin talebinin haksız ve kötü niyetli olduğundan bahsedildiğini, davacı firmayla anlaşma yapılmış olması nedeniyle müvekkilinin yatırımlar ve stoklamalar yaptığını, müvekkilinin bundan kaynaklanan zararlarını istemesinin haklı olduğunu savunarak haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davanın dayandığı takip yönünden borçlu bulunulmadığının tespiti ile takibin iptaline, kötü niyetli takip nedeniyle %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, "...Mali müşavir ve sözleşme uzmanından oluşan 2 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilerek düzenlenen ve mahkememizce de benimsenerek hükme esas alınan rapor da dikkate alınarak davacı ve davalı tarafın defter ve kayıtları HMK 222 uyarınca usul ve yasaya uygun tutulduğu iş bu nedenle sahibi lehine delil teşkil ettiği, Davalı Firmanın İncelenen Ticari Defter ve Kayıtları itibarıyla, Ticari Defter Kayıtlarının Davacı Şirket ile Tam bir mutabakat içinde oldukları, buna göre tarafların 2013 Yılından Devir gelen 5.732,76 TL borç/alacak Bakiyesinde Mutabık oldukları gibi, taraflar arasındaki Ticari İlişkinin sonlandığı 12.10.2014 Tarihi itibarıyla da 19.911,50 TL Borç/Alacak Bakiyesinde Mutabık oldukları; Netice itibarıyla Davalı Firmanın Takip ve Dava Tarihi itibarıyla, Faturalara Dayalı açık C/H Bakiyesinden kaynaklı olarak, Davacı Şirketle Mutabık olunduğu üzere Davacı Şirkete 19.911,50 TL borçlu Durumda bulunduğu , davacının taraflar akdi ilişkiye dayalı açık cari hesap ilişkisinden dolayı davalıdan bakiye 19.911,50 TL tutarlı alacağı olduğunu ispat etmiş olduğu, Davalı her ne kadar davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi zamansız ve haksız feshetmesi nedeniyle birtakım zararları uğradığını iddia etmişse, bu zararın bizim davamızla ilgisi olmadığı, bununla ilgili açılmış bir dava olmadığı kanaatine varılarak ve davalı tarafça da davacı ile aralarında sözleşme olduğu kabul edildiği cevap dilekçesinde bu durumun anlaşıldığı iş bu nedenle davalının ileri sürdüğü husumet yönündeki itirazı yerinde olmadığı " gerekçesiyle davanın kabulü ile Davalının İstanbul Anadolu ... İcra müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin takip şartlarındaki haliyle aynen devamına, asıl alacağın takip tarihinden itibaren yıllık % 9.75 Avans faiz uygulanmasına, İİK 67/2 maddesi gereğince davalının asıl alacak 19.911,50 TL üzerinden % 20 icra inkar tazminatına mahkumiyetine, davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili tarafından beyan dilekçesindeki nedenler tekrarlanarak istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava; ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesaba dayalı başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının, davalı şirket aleyhine cari hesap şirket ekstresine istinaden toplam 19.911,50 TL alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Somut olayda; taraflar mutabık kaldıkları, davacının cari hesaptan kaynaklı 19.911,50 alacağı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; davalı tarafından ileri sürülen, davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi zamansız ve haksız feshetmesi nedeniyle davalının uğradığı bir takım zararlardan dolayı takas yoluyla davanın reddine karar verilmesini talep etmesi nedeniyle takas definin işbu davada ileri sürülüp sürelemeyeceğini ilişkindir. Mahkemece, davanın konusunu oluşturmadığı, dava yoluyla talep edilmesi gerektiği gerekçesiyle davalının takas defi yerinde görülmemiştir. Borçlar Kanunu’nun (TBK) 139. maddesi;“İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir” hükmüne yer verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/(23)6-873 Esas 2022/605 Karar sayılı ilamında ifada edildiği şekilde; Takasın söz konusu olabilmesi için iki tarafın karşılıklı olarak birbirinden alacaklı (birbirinden borçlu olması) gerekir. Alacak ve borç karşılıklı değilse veya iki kişi arasındaki borç ilişkisinin, dışında kalan kişilerden olan alacaklar ya da borçlar takasa konu olamaz. Takas bildiriminde bulunan kimse karşı tarafa borçlu bulunmalı, aynı zamanda karşı taraftan alacaklı olmalıdır. Ayrıca takas için, yalnız borçlularda değil, borçlarda da karşılıklılık bulunmalıdır. Ancak aynı nitelikteki cins (nevi) veya özdeş edimlerin takası mümkündür. Özdeşliğin, TBK’nın 143. maddesindeki “Borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirdiği anda” mevcut olması gerekir. Karşılıklı alacaklardaki özdeşlik, cins ve nitelik bakımından aranır. Yoksa miktar bakımından bir özdeşlik söz konusu değildir. Çünkü, TBK’nın 143. maddesinin birinci fıkrasında da belirtildiği gibi, takasla, her iki borç, takas edilebilecekleri anda, daha az olan borç tutarınca sona erer. Aynen ifa borcu, sonradan tazminat borcuna dönüşmüşse, diğer tarafın borcu da para borcu ise, özdeşlik gerçekleşmiş olduğundan takas yapılabilir. Özdeşlik koşulu, alacakların kaynağının da aynı olmasını gerektirmez. Bu bakımdan sözleşmeden doğan bir alacağın, karşı tarafın haksız fiilden doğan tazminat alacağı ile takası mümkündür (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1,3. Baskı, Temmuz 2013, s. 920-925). Başka bir ifadeyle alacakların aynı cinsten olması, borçlanılan edimlerin ifada birbirlerinin yerine geçebilecek nitelikte olması anlamına gelmektedir. Takas için aranan üçüncü koşul kural olarak her iki borcun muaccel (ifasının istenebilir) olmasıdır. Dördüncü koşul ise, tarafların alacak ve borçlarının geçerli ve ifa edilebilir olması gerekmektedir. Taraflardan birinin alacağı muaccel olduğu hâlde, karşı tarafa olan borcu için bir vadeden yararlanıyorsa, bu alacak talep edildiğinde diğer taraf henüz muaccel olmayan kendi alacağını takas olarak ileri süremez (Uygur, s. 925). Yenilik doğuran bir hak olan takasın, davadan önce ve dava sırasında alacak sahiplerinden her biri tarafından ileri sürüleceği gibi, bu yola gitmeksizin taraflar alacaklarını ayrıca dava konusu edebilirler. Diğer bir anlatımla takas talebinin mutlaka karşı dava şeklinde ileri sürülmesi zorunlu olmayıp, savunma olarak da ileri sürülmesi olanaklıdır. İlke olarak, takas def'î de diğer def'îler gibi süresinde verilen cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Aksi hâlde takastan kurtulmak isteyen borçlu hemen bir ihtilaf çıkartarak amacına ulaşabilir. Öte yandan ihtilaflı alacağın takas edilebilir olduğunu söylemekle de takasın ortaya konulması ile ihtilafın alacaklı lehine hâlledilmiş olduğu anlamı çıkmamalıdır. Sonuçta hâkim anlaşmazlığı çözerek sonucuna göre takas def’î talebini red veya kabul edecektir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli, 2019/(22)9-267 E., 2021/1463 K. sayılı kararı). Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı tarafça, cari hesap alacağının ödenmediği iddiası ile davalı şirket aleyhine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı ile icra inkâr tazminatının tahsili istemiyle açılan eldeki davada, davalı şirketin, davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi zamansız ve haksız feshetmesi nedeniyle davalının uğradığı bir takım zararlardan dolayı alacaklı olduğunu savunarak takas def’inde bulunduğu görülmüştür. Şu halde, taraflar arasındaki sözleşmenin tek taraflı haksız şekilde feshedildiğinden bahisle uğranılan zararın tazmini talep edildiğine göre iddia olunan sözleşmenin feshedildiği andan itibaren, şartları oluşmuş ise davalının zararının oluştuğu ve alacağın muaccel hale geldiği, her iki dava konusunun da para alacağı olduğu, davalı alacağının çekişmeli olması takas def’ine engel olmayacağı gibi takas talebinin mutlaka karşı dava şeklinde ileri sürülmesi zorunlu olmayıp, savunma olarak da ileri sürülmesi olanaklı ise de takas bir "Defi" olduğundan dava dilekçesine cevap verilirken ileri sürülmelidir. Aksi halde, davalı "savunmanın genişletilmesi yasağı" ile karşılaşabilir. ( Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 13/10/2022 tarih 2021/6133 E. 2022/4742 K. Sayılı ilamı da bu yöndedir.) 6100 sayılı HMK'nın 141. maddesinde, Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebileceği yahut değiştirebileceği düzenlenmiştir. Dosya kapsamına göre, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmesine rağmen yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmamış, bilhare sunulan beyan dilekçesi ile takas definde bulunulmuştur. Davacı vekili ise, ön inceleme duruşmasında, davalının süresinde cevap dilekçesi vermediği için beyan dilekçesini kabul etmediklerini sözleşmeye ilişkin vakaların ileriye sürelemeyeceğini, davalının beyan dilekçesine muvafakat etmediklerini beyan etmiştir. O halde, savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında yasal süresi içerisinde ileri sürülmeyen takas define, davacı tarafça muvafakat edilmediğinden takas definin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararı gerekçe yönünden hatalı ise de sonuç itibariyle doğru olması nedeniyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b,1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, aşağıda şekilde hüküm kurulmuştur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-HMK' nın 353/1.b.1 Maddesi gereğince davalının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2- Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcının, davalı tarafından yatırılan 340,03 TL harçtan mahsubu ile bakiye 87,57 TL' nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 4-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine bırakılmasına,5- Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.05/06/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/6133, K. 2021/1463, T. 18.11.2021, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-6133-e-2021-1463-k-1b58aa734bcb