Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/485 E. 2021/971 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/485
- Karar No
- 2021/971
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/624 - 2024/1037 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/624 KARAR NO : 2024/1037 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/06/2021 NUMARASI : 2017/295 Esas 2021/469 Karar DAVACI : DAVALI : DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan) KARAR TARİHİ : 12/09/2024 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 25/09/2024 İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 21.09.2016 tarihinde, davalı şirkete zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı, dava dışı ... idaresindeki ... plakalı aracın, yolun karşısına geçmek isteyen yaya davacıya çarparak yaralanmasına ve malul kalmasına neden olduğunu, davalı şirkete maluliyet tazminatının ödenmesine ilişkin başvurusunun haksız olarak reddedildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL geçici iş göremezlik ve 100,00 TL daimi iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 28.09.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile geçici iş göremezlik tazminatı talebini 1.393,06 TL’ye, daimi iş göremezlik tazminatı talebini 92.020,11 TL’ye yükseltmiş, 03.06.2021 tarihinde, bedel artırım dilekçesi sunarak, daimi işgöremezlik tazminatı taleplerini 151.889,10 TL olarak artırdıklarını bildirmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça davadan önce başvuru şartının usulünce yerine getirilmediğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, tedavi gideri taleplerinin teminat dahilinde olmadığını, davacının sürekli sakatlığının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi'nden alınacak rapor ile tespit edilmesi gerektiğini, zararın hesabı için seçilecek bilirkişinin aktüerler siciline kayıtlı kişilerden olması gerektiğini, davalı şirketin faizden yalnızca dava tarihinden itibaren sorumlu olabileceğini ve bu faizin yasal faiz olması gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece yapılan yargılama sonunda; Ankara Adli Tıp Kurumu'nun 13.09.2018 tarihli raporunda, kazanın meydana gelmesinde davacının %60, davalı şirkete sigortalı araç sürücüsünün %25, kazaya karışan dava dışı çekici sürücüsü ...'ın %15 kusurlu olduğuna ilişkin kanaat bildirildiği, davacı yanın itirazı üzerine İTÜ Trafik Kürsüsü'nden oluşturulan heyetin düzenlediği 17.05.2019 tarihli raporda, Adli Tıp Kurumu ile aynı oranların bildirildiği, raporların birbirini doğruladığı ve kazanın oluşumuna uygun olduğu, davacının maluliyetinin belirlenmesi yönünden İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 16.12.2019 tarihli raporda, davacının % 36 oranında daimi maluliyetinin ve 9 ay iyileşme süresinin belirlendiği, Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen raporun kaza tarihinde yürürlükte olmayan yönetmelik uyarınca düzenlenmiş olması nedeni ile hükme esas alınmadığı, davacının geçici sürekli işgöremezlik zararlarının hesaplanması yönünden aktüer bilirkişiden rapor ve ek raporlar alındığı, 17.05.2021 tarihli ek raporun hükme esas alındığı ancak bu raporda davacının daimi maluliyet oranı %36 yerine %37 olarak hesaplandığından bu hususta mahkemece resen hesaplama yapılarak karar verildiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne, 1.393,06 TL geçici, 147.784,00 TL kalıcı işgöremezlik tazminatının temerrüt tarihi olan 08.02.2017 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş; karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının kaza sonucu bacağının iyileşmemesi nedeniyle yargılama süresinde ampute edildiğini, Adli Tıp Kurumu tarafından belirlenen maluliyet oranının az olduğunu, maluliyet artışının dikkate alınmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı tarafın bedel artırım dilekçesinin tebliğinden sonra cevap için gerekli süre beklenmeksizin karar verildiğini, savunma haklarının kısıtlandığını, maluliyet oranının Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre belirlenmesi gerektiğini, aktüerya hesabında TRH 2010 yaşam tablosu ve %1.8 teknik faiz yönteminin kullanılmamasının hatalı olduğunu, geçici işgöremezlik zararının poliçe teminatı kapsamında olmadığını, davalı şirketin, sigortalının kusuru oranında sorumlu tutulması gerektiğini, davalı şirketin usulüne uygun temerrüde düşürülmemesi nedeniyle dava tarihinden itibaren faize hükmedilebileceğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Davacı vekili, davalı şirkete ZMSS poliçesi ile sigortalı aracın yaya olan davacıya çarpması sonucu yaralandığını ve malul kaldığını belirterek geçici ve sürekli işgöremezlik tazminatı talep etmiştir. 1-Anayasanın 36/1 maddesinde "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" düzenlemesine; 6100 Sayılı HMK'nın 27. maddesinde "Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını içerir" düzenlemesine yer verilmiştir. Bir davanın görülmesi için taraf teşkilinin sağlanması esas olup, hakimin bu hususu re'sen gözetmesi gerekir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılamanın aşamalarından haberdar edilmesi ile mümkündür. Anılan tüm bu yasal düzenlemelerde, davada taraf olanların haklarının korunması amaçlanmış olup tarafların yargılama süreçlerine etkin katılımının sağlanması ise, mahkemece yapılan tüm tebligatların usulüne uygun olması ile sağlanabilecektir. Somut olayda, davacı vekili tarafından 03.06.2021 tarihli bedel artırım talepli dilekçenin dosyaya sunulduğu, bu dilekçenin davalı vekiline 09.06.2021 tarihinde tebliğ edildiği, tebliğden itibaren iki haftalık cevap süresi beklenmediği ve davalı vekilinin de katılmadığı 15.06.2021 tarihli celsede, davanın kısmen kabulüne karar verilerek yargılamanın sonlandırıldığı, bu haliyle davalı vekilinin savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmıştır. 2-Yargıtay HGK'nın 2021/485 E. - 2021/971 K. sayılı kararında "…Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukukî ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinde kısmi dava türü düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Kısmi dava madde 109; (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez”. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır, Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 E., 2019/576 K., sayılı kararında da benimsenmiştir. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir. Davanın fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak açılmış olması halinde dava kısmi dava olup, davanın, özel bir dava türü olan ve HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen "belirsiz alacak davası" olarak açılması için dava dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerektiğinden, kısmi dava niteliğindeki davada dava değeri ancak ıslah yolu ile ancak bir kez artırılabilir (Yargıtay HGK'nın 2021/485 E. - 2021/971 K. sayılı emsal kararı) bu nedenle kısmi davada dava değerinin artırılmasına yönelik ilk dilekçesinin talep artırım, ikinci dilekçenin ıslah olarak kabul edilmesine olanak da bulunmamaktadır." denilmiştir. HMK’nın 119. Maddesinde dava şartları düzenlenmiş, talep sonucu, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlardan en önemlisi ve (HMK m. 119, II) zorunlu unsur olarak belirtilmiştir. Davacının talep sonucunu tüm dava türlerinde açıkça ifade etmesi gerekir. Talep sonucunun açıkça ifade edilmesi, davanın türünü, ne şekilde yürütüleceğini, derdestliği, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağını, kesin hükmü ve hükmün icra edilmesini belirlemek bakımından önem taşır. Davacı, dilekçeler teatisi aşamasının tamamlanmasından sonra başlayan talep sonucunun genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağını ancak ıslah yoluyla aşabilir. 6100 sayılı HMK'nun 176. Maddesinde yer alan “Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.” düzenlemesine göre yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmamaktadır. Somut olayda, dava dilekçesi içeriğinden ve talep kısmının incelenmesinden, davanın fazlaya ilişkin haklar saklı tutulduğu belirtilerek kısmi dava olarak açıldığının anlaşıldığı, davanın HMK'nın 107. Maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası olarak açıldığının dilekçede belirtilmediği görülmüştür. Davacı vekilinin, 28.09.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile talep ettikleri tazminat miktarlarını artırdıktan sonra 03.06.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi adı altında ıslah ile talep edilen tazminat miktarını ikinci kez artırması mümkün olmadığından mahkemenin, hukuki geçerliliği bulunmayan 03.06.2021 tarihli bedel artırım dilekçesini hükme esas alarak davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurması doğru görülmemiştir. 3-Davacı vekili, 15.06.2021 tarihli celsede, dava konusu kaza nedeniyle davacının bacağının ampute edildiğini, davacının artan maluliyetinin olduğunu ileri sürmüş olup bu durumda mahkemece, davacının son durumuna ilişkin tedavi evraklarının getirtilerek, mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen ve maluliyet oranının belirlenmesine esas teşkil eden arazlarında artan bir durum olup olmadığının belirlenmesi, davacıda yeni bir ampute edilme durumunun tespit edilmesi halinde, bunun dava konusu kazadaki yaralanması ile illiyet bağının bulunup bulunmadığının tespiti ve illiyet bağının kurulması halinde yeniden maluliyet oranının belirlenmesi yönünden Adli Tıp Kurumundan ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülüp sonucuna göre karar verilmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kararın kaldırılma sebebine göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK.nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, Davanın yeniden görülüp sonucuna göre bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 2-Kararın kaldırılma sebebine göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 3-Davacı vekili ve davalı vekili tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının talepleri halinde iadesine, 4-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda gözetilmesine, 5-Kullanılmayan istinaf gider avansının iadesine, 6- Ankara 24.İcra Müdürlüğü 2021/10350 sayılı dosyasına yatırılan 280.000,00 TL teminat mektubunun yatıran tarafa iadesine, 7-Karar tebliği ve harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu HMK'nun 353/1.a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 12/09/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.