Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/318 E. 2022/348 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/318
- Karar No
- 2022/348
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1182 - 2025/1355 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1182 KARAR NO : 2025/1355 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/12/2022 NUMARASI : 2021/318 E. - 2022/348 K. DAVANIN KONUSU : Markaya Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Durdurulması, Önlenmesi, Maddi- Manevi Tazminat, Hükmün ilanı Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/12/2022 tarih ve 2021/318 Esas - 2022/348 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, Müvekkilinin 2004/12723 sayılı ve "..." ibareli markanın sahibi olduğunu, davalının müvekkilinin markasıyla iltibas yaratan "..." ibaresini, müvekkilinin markasının tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetlerde kullandığının Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2021/93 D.İş sayılı dosyası kapsamı ile sabit olduğunu, davalının dava konusu eylemlerinin müvekkilinin markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, aynı olay sebebiyle davalı hakkında başlatılan Konya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/40452 sayılı soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporunda marka hakkına tecavüzün tespit edildiğini ve Konya 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/883 esas sayılı dosyası ile ceza davası açıldığını ileri sürerek, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, durdurulmasını ve önlenmesini, SMK'nın 151/2-c maddesi uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1000,00 TL maddi tazminat ile 20.000 TL manevi tazminatın delil tespitinin yapıldığı 16/08/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte tahsili ve hükmün ilanını talep ve dava etmiş, 14/11/2022 tarihli bedel artırım dilekçesi ile de 270.470,02 TL maddi tazminatın delil tespitinin yapıldığı 16/08/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. Davalı vekili, müvekkilinin terzilik yaptığını, müşterilere ait ürünlerin tadilatını ve kendi ürettiği ürünlerin satışını yaptığını, davacı tarafa ait ürünler ile davacıyla aynı hizmet sınıflarındaki ürünlerin satışını yapmadığını, müvekkiline ait iş yerinin küçük bir işletme olduğunu, müvekkilinin faaliyetinin davacıdan farklı olduğunu, müvekkilinin torunun isminin "..." olduğunu, bu nedenle "..." ismini kullandığını, müvekkilinin, davacıya ait "..." markasından haberdar olduktan sonra "..." isimli iş yeri tabelasını kaldırdığını, müvekkilinin, davacının marka hakkına tecavüz etme kastı bulunmadığını, müvekkilinin kullandığı "..." ibaresinin davacıya ait "..." markasıyla iltibas yaratma ihtimalinin olmadığını, 2021/93 D. İş sayılı dosyada alınan raporda da belirtildiği üzere müvekkiline iş yerinde de "..." ibareli ürün bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının "..." markasının 35.sınıfta malların satışı hizmeti bakımından genel olarak tescilli olduğu, bunun yanı sıra 25.sınıfta yer alan ve davalının satışını yaptığı emtiaları içerecek şekilde tescil kapsamında emtiaların bulunduğu, 35. sınıfta tekstil ürünlerinin satışı hizmetleri ile bu tekstil emtiaları arasında benzerlik bulunduğu, zira bir malın üretilmesinin doğal sonucunun, o malın satışı/pazarlanması olduğu, bu nedenle davacıya ait tescilli marka kapsamında yer alan tekstil emtiaları ile davalının tekstil emtialarının satışı hizmeti arasında benzerlik bulunduğu, davalının işyerinde markasal fonksiyon icra edecek şekilde kullandığı "..." ibaresinin, görsel, işitsel ve kavramsal olarak davacıya ait "..." markası ile iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olduğu, zira; davalını markasal kullanımında yer alan logonun "..." ve "..." kelimelerinin baş harflerinin biraraya getirilerek oluşturulmuş stilize bir formu olduğu, "..." ibaresinin, tekstil emtiaları bakımından kimsenin tekeline verilemeyecek ve ticari hayatta herkes tarafından kullanılabilecek "..." kelimesine atıf yapması nedeniyle markasal ayırt edicilik incelemesinde arka planda kaldığı, bu hale göre davalıya ait markasal kullanımın esas unsurunun "..." ibaresi olduğu, davacıya ait markanın tek ve esaslı unsurunun da "..." ibaresi olduğu, yine davalıya ait "..." hesap adlı instagram sayfasında yer alan "... ..." ibaresi ile davacıya ait marka arasında yukarıda yer verilen gerekçelerle iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, bu nedenle davalının tespit edilen eylemlerinin davacıya ait 2004/12723 sayılı marka hakkına tecavüz ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğu ancak davalının, davacıya ait marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer bir işareti ticari faaliyetlerinde kullanmadığı, ancak ortalama tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi doğuracak derecede benzer "..." ve "..." işaretlerini davacıya ait tescilli marka kapsamındaki emtialarla benzer hizmetler üzerinde markasal olarak kullandığı, "..." ibaresinin orijinal, fantezi ve davacı yanca uydurulmuş bir sözcük olmadığı, aynı zamanda toplumda "..." olarak da kullanılan bir kelime olduğu, nitekim davalı yanın bu sözcüğü torununun adı olduğu için tercih ettiğini savunma argümanı olarak ileri sürdüğü, marka silicinin aleni olmasından kaynaklı olumsuz etkisi uyarınca her ne kadar davalının, davacıya ait 2004/12723 sayılı markanın tescilli olduğunu bilmesi gerektiği kabul edilse bile, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi değerlendirmesinin; önceki tarihli markanın somut ayırt edici gücü, ilgili tüketici kesiminin algısı, önceki tarihli markanın zaman içinde bilinilirliğinin artması veya azalması, karşılaştırılan mal veya hizmetlerin benzerlik derecesi, karşılaştırılan markaların benzerlik derecesi gibi birden çok faktöre bağlı olarak yapıldığı, bu yönüyle söz konusu değerlendirmenin içinde subjektif özellikler barındırmasının kaçınılmaz olduğu, davalının Konya ilinde nispeten küçük bir işletme olarak faaliyette bulunduğu, içinde tekstil sektöründen kimsenin de bulunduğu bilirkişi heyetinin raporunda ifade ettiği üzere objektif ölçütlere göre davalının ticari faaliyet yürüttüğü ilgili sektörde "..." ibaresinin davacıya ait "..." markası ile iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer işaret olduğunu bilebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği saptaması karşısında davalının tecavüz ve haksız rekabet oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak kusurlu olmadığı kanaatine varıldığı, davalı eylemleri kusurlu görülmediğinden kusura dayalı maddi ve manevi tazminat istemlerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının, davacıya ait 2004/12723 sayılı marka hakkına tecavüz oluşturan eylemlerde bulunduğunun tespitine, bu eylemlerin durdurulmasına ve önlenmesine, maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine, karar kesinleştiğinde masrafı davalıya ait olmak üzere hükmün ulusal düzeyde yayın yapan gazetelerden birinde ilan edilmesine, karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davalının dava konusu kullanımının müvekkilinin markasına tecavüzü oluşturduğunun sabit olduğunu, davalının bu eylemde kusurlu bulunduğunu, dava konusu olay nedeniyle açılan ceza davasında da kusurlu olduğunun kabul edildiğini, davalının basiretli davranması gerektiğini, müvekkilinin tekstil sektöründe özellikle de kadın giyim sektöründe önemli bir üretici olup markası ve ürünleri ile piyasada bilinen, tanınan ve çokça tercih edilen bir marka olduğunu, davalının müvekkilinin markasını bilmemesinin hayatı olağan akışına aykırı bulunduğunu, ayrıca müvekkilin sadece Ankara'da faaliyet göstermediğini, davalının faaliyeti gerçekleştirdiği yerde de şubesinin bulunduğunu, davalının iş yerinin bulunduğu Konya ilinin demografik yapısı itibariyle büyük bir kesiminin muhafazakar olduğunu, müvekkilinin markasının özellikle tesettür giyimde bilindiğini ve tanındığını, bu nedenle davalının müvekkilinin markası ile iltibasa neden olacak derecede benzer nitelikteki dava konusu kullanımında kusurlu olduğunu, maddi ve manevi tazminat istemlerininde yerinde bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. Davalı vekili katılma yolu ile istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin kullanımı ile davacının markası arasında iltibasa neden olacak bir benzerlik bulunmadığını, markaların hitap ettiği tüketici yönünden markaların karıştırılma ihtimalinin olmadığını dinlenen tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere müvekkilinin müşterilerinin, müvekkilinin terzilik yaptığını, "..." markaları ürünler satmadığını bildiğini ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. GEREKÇE :1-Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemi ile hükmün ilanı istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı adına 25 ve 35 sınıfta tescilli 2004/12723 sayılı ve "..." ibareli markanın bulunduğu, davalının dava konusu "..." ibaresini 25 sınıf malların satışı hizmetlerinde markasal olarak kullandığı, davalının bu eyleminin davacının markasına tecavüz oluşturduğu, zira davacının tescilli markasının asli unsuru olan "..." ibaresinin dava konusu kullanımda aynen yer aldığı, dava konusu kullanımda yer alan diğer ibarenin yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, dava konusu kullanımların gerçekleştiği bahsi geçen hizmetlerin davacının tescilli markası kapsamında yer alan mal ve hizmetlerle benzer bulunduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin istinaf itirazlarına gelince, davalının eylemi davacı adına tescilli markaya tecavüz oluşturmasına rağmen, davalının maddi ve manevi zararı tazmin ile yükümlü tutulabilmesi için somut olayda kusurlu bulunması gerekmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 24/04/2013 Tarih, 2012/9828 Esas ve 2013/8166 Karar). Zira, SMK'nın 150-151. maddeleri kapsamında açılan tazminat davası, özünde bir haksız fiil davası olup, her ne kadar madde metninde açıkça belirtilmemekte ise de, zarar ile fiil arasında nedensellik bağı yanında maddi tazminat talep edilebilmesi için mütecavizin kusurunun varlığı da gereklidir (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 4. Baskı, İstanbul, 2018, s.774). Diğer bir ifade ile tecavüz, özü itibariyle bir haksız fiil olduğundan, kanun koyucu Türk Borçlar Kanunu'nun 49. vd. maddelerindeki genel hükümlere paralel olarak, burada tazminat bakımından da zarar ve illiyet bağının yanında kusurlu sorumluluğunu kabul etmiştir (Cahit Suluk, Tasarım Hukuku, 2003, Ankara, s.496; Fatih Aydın, TBB Dergisi, 2017, s.525). Bu husus sadece maddi ve manevi tazminat açısından değil, aynı zamanda itibar tazminatı istenebilmesi bakımından da geçerlidir (Fatih Aydın, TBB Dergisi, 2017, s.531). Bu nedenle davalının tazminat ile sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olduğunun da ortaya konulması gerekmektedir. Kusur, kasıt biçiminde olabileceği gibi ihmal biçiminde de olabilir. İhmal halinde de, gösterilecek özenin derecesi objektif kriterler yanında, mütecavizin mesleği, iştigal alanı, tacir olup olmadığı, somut olayın özellikleri gibi hususların da gözetilmesi gerekir (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 4. Baskı, İstanbul, 2018, s.774). İhmal, esasen davalının kendisinden beklenilecek hususları yerine getirip getirmediği ile ilgilidir. Örneğin tacirler arasında özen yükümlülüğü oldukça yüksek olduğundan bir markayı kullanmak isteyen kişinin ilk olarak marka ile ilgili araştırma yapması beklenir. Bu araştırma da marka tescillerinin araştırılması yönündedir (Fatih Aydın, TBB Dergisi, 2017, s.535). Mahkemece, davalının dava konusu eylemlerini kusurlu olarak gerçekleştirmediğinden, kusur esasına dayalı maddi ve manevi sorumluluğu bulunmadığı kabul edilmişse de, yukarıda açıklanan hususlar karşısında davalının kusurlu olmadığının kabulü mümkün değildir. Zira yukarıda da açıklandığı üzere davalının bir özen göstermiş olması, örneğin bu kapsamda kendi iştigal alanı ile ilgili marka tescillerini ve işletmeleri araştırması gerekmektedir. Davacının markasının tescilli bulunması ve bu durumun davalı tarafça yapılacak basit bir araştırma ile dahi tespit edilebilecek olması karşısında davalının dava konusu eylemlerinde kusurlu olduğu ve bu bağlamda davalının marka tecavüzü nedeniyle davacının maddi ve manevi zararından sorumlu bulunduğunu kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü doğru olmamıştır. Davacı tarafça 6769 sayılı SMK'nın 151/2-c maddesi uyarınca, maddi tazminat istenilmiş olup, mahkemece alınan bilirkişi raporu ile davalının markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeli 270,470,02 TL olarak hesaplanmışsa da, bilirkişi raporundaki bu sonuca davalının ticari defterlerine göre dava konusu eylemden kaynaklanan satış tutarının belirlenmesi mümkün olmadığı belirtilerek, sadece davacı tarafın ticari defterleri dikkate alınmak suretiyle varıldığı, dosya kapsamına emsal lisans sözleşmesinin de sunulmadığı hususları dikkate alındığında bilirkişi raporunun maddi tazminat miktarı yönünden hükme esas alınması mümkün değildir. Borçlar Kanunu'nun 50/2. maddesine göre, uğranılan zarar miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri gözönünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. Somut uyuşmazlıkta da, yukarıda ifade edildiği üzere, mahkemece alınan bilirkişi raporunun tam olarak zararı belirlemeye elverişli olmadığı, dosyaya sunulması gereken bilgi ve belgelerin de sunulmadığı, dosyada bulunan diğer bilgi ve belgelerden gerçek bir maddi zararın belirlenemeyecek olduğunun anlaşılması nedeniyle gerçek zararın hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın tespitinin somut olay açısından belirtilen gerekçelerle mümkün olamayacağı, bu nedenle 6098 sayılı TBK'nın 50. maddesi uyarınca makul bir tazminat belirlenmesi gerektiği (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/4580 Esas, 2016/2044 Karar ve 25.02.2016 Tarih) kabul edilmiştir. Dairemizce bu kapsamda yapılan değerlendirmede 40.000 TL maddi tazminatın somut olayın özelliklerine ve hakkaniyet uygun olduğu kanaatine varıldığından, anılan tutar maddi tazminat olarak hüküm altına alınmıştır. Öte yandan, davacının marka hakkının ihlali nedeniyle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 149/1-ç maddesine dayalı olarak manevi tazminat talebinde bulunabileceği pek tabiidir. Ancak özel durumlar göz önünde tutularak hükmedilecek manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Açıklanan hususlar dikkate alındığında davalının markaya tecavüzü nedeniyle davacı lehine manevi tazminat ödemekle de yükümlü bulunduğu, davacı tarafça talep edilen 20.000 TL manevi tazminatın dosya kapsamı ile hakkaniyete uygun bulunduğu kabul edilerek, anılan tutar hüküm altına alınmıştır. Davalının ihlal oluşturan dava konusu eylemlerinin tespit tarihinin, davadan önce Konya 3 ASHHM'nin 2021/93 D.İş sayılı dosyasında davalıya ait iş yerinde 18.08.2021 tarihinde yapılan keşif tarihi olduğu ve uyuşmazlığın niteliği gözetildiğinde, Dairemizce hüküm altına alınan tazminat tutarlarına 18.08.2021 tarihinden itibaren avans faizi işletilmiştir. Diğer taraftan davacı tarafça haksız rekabetin tespiti, durdurulması ve önlenmesi istemlerine bulunmasına rağmen mahkemece davacının bu istemleri yönünden hüküm kurulmaması doğru değilse de davacı vekilinin bu yönde istinaf itirazında bulunmadığından, bu husus Dairemizce kararın kaldırılması nedeni yapılmamış ve ilk derece mahkemesi gibi sadece markaya tecavüzün tespitine, durdurulmasına ve önlenmesine karar verilmiştir. Bu taleplerin kabulü kararına karşı yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmekle bu yönden esas ilişkin bir inceleme yapılmadığından anılan taleplerin kabulü nedeniyle ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürülükte bulunan Tarife hükümleri dikkate alınarak davacı yararına vekalet ücretine hükmetmek gerekmiştir. Ayrıca, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.05.2023 tarih ve 2023/143-3288 E.-K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, somut olayda 6100 sayılı Kanun'un 110. maddesiyle düzenleme altına alınan davaların yığılması durumunun söz konusu olduğu, birden fazla talebin bulunduğu, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan maddi ve manevi davası arabuluculuğa tabi ise de markaya tecavüzün tespiti, durdurulmasına ve önlenmesine ilişkin davanın, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan bir alacak ya da tazminat davası olmadığından arabuluculuğa tabi bulunmadığı, bu durumda, arabuluculuğa tabi olmayan bir dava ile birlikte açılan maddi ve manevi tazminat davasının da arabuluculuk dava şartına tabi olmayacağı, açıklanan nedenlerle somut uyuşmazlık bakımından dava açılmadan evvel arabuluculuğa başvurulması zorunlu olmadığı halde davacı tarafça arabuluculuğa başvurulması nedeniyle oluşan arabulucuk giderinden davalının sorumlu tutulmaması gerektiği kanaatine varıldığından, arabuluculuk giderinin tamamının davacıdan tahsiline karar verilmiştir. HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/12/2022 gün ve 2021/318 Esas - 2022/348 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın KISMEN KABULÜ ile davalının dava konusu "..." ibareli kullanımlarının, davacının 2004/12723 sayılı ve "..." ibareli markasına tecavüz oluşturduğunun TESPİTİNE, markaya tecavüzün DURDURULMASINA ve ÖNLENMESİNE, 4-40.000,00-TL maddi tazminatın 18.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-20.000,00-TL manevi tazminatın. 18.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddine, 7-Karar kesinleştiğinde masrafı davalıya ait olmak üzere hükmün ulusal düzeyde yayın yapan gazetelerden birinde ilan edilmesine, 8-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken maddi olmayan talepler yönünden 615,40-TL maktu, maddi tazminat yönünden 2.732,40-TL nispi, manevi tazminat yönünden 1.366,20-TL nispi olmak üzere toplam 4.714,00-TL karar ve ilam harcının 4.960,63-TL peşin ve tamamlama harcından mahsubu ile bakiye 246,63-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya iadesine, 9-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen maddi olmayan talepler yönünden ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre belirlenen 15.000,00 TL, kabul edilen maddi tazminat talebi yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre belirlenen 40.000,00-TL, kabul edilen manevi tazminat yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre belirlenen 20.000,00-TL olmak üzere toplam 75.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen maddi tazminat yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre belirlenen 40.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 11-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.400,00-TL bilirkişi ücreti, 213,00-TL tebligat ve posta masrafı, istinaf aşamasında yapılan 252,00-TL tebligat ve posta masrafı, 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 3.357,00-TL yargılama giderinin, davanın kabul ve ret oranına göre takdiren 693,42-TL'ye, mahsup edilen 4.960,63-TL peşin ve ıslah harcı, 59,30-TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 5.713,35-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 12-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 270,00-TL posta masrafı, 1.683,10-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 1.953,10-TL yargılama giderinin, davanın kabul ret oranına göre takdiren 1.549,66-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, 13-1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 14-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 15-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 16-Davalıdan alınması gereken maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin olarak alınan harcın mahsubu ile yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 17-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 27/06/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/07/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.