Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/208 E. 2018/188 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/208
Karar No
2018/188
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/775 KARAR NO: 2024/682 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 02/02/2021 NUMARASI: 2018/671 Esas - 2021/61 Karar DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/05/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, 28.05.2010 tarihinde imzalanmış bulunan "Acentelik Sözleşmesi" başlıklı sözleşme ve buna bağlı sair sözleşmeler ile kurulmuş olduğunu, müvekkilinin, davalı şirketin Karabük bölgesindeki acenteliğini yürüttüğünü, taraflar arasındaki akdi ilişkinin Nisan 2017 itibariyle sona ermiş olduğunu, acentelik sözleşmesine ek Cari Hesap Sözleşmesi 4. maddesi gereğince, taraflar arasındaki sözleşmenin temel mantığının; "Acentenin ciro artışına dayalı olarak kazanç elde etmesidir” şeklinde tanımlandığını, bu amaçla acenteye, bağımsız tacir sıfatıyla devredilecek ... Kargo Şubesinin, devir tarihi itibariyle mevcut aylık giderlerinin tespit edileceğini ve bu gider tutarının, devir sonrasında da ... Kargo tarafından, acenteye düzenli olarak ödeneceğini, böylece acentenin devir nedeniyle zarara uğramasının önlenmiş olacağını, şubenin devir cirosunda, devir tarihinden sonra yaşanacak artıştan Acenteye pay verilmesi suretiyle de, Acentenin performansına dayalı olarak kar elde etmesine imkan sağlanacağını, dolayısıyla Acente devir cirosunda artış sağlayamadığında gelir elde edemeyeceğini, ancak masrafları ... Kargo tarafından sağlandığı için, ciro artışı oluşmasa dahi zarar etmeyeceğini, bu temel mantığa göre, Acentenin, acentelik faaliyetine ilişkin tüm masraflarının davalı şirket tarafından ödeneceğini, bu masrafların da her altı ayda bir gözden geçirilerek güncelleneceğini, Davalı şirket tarafından üstlenilen bu giderlerin, aylık olarak düzenlenen Devir Masraf Tutanağı adı altındaki belgeler karşılığında ödendiğini, akdi ilişkinin devam ettiği uzun süreç içerisinde, Acente faaliyet giderlerinin doğal olarak artmasına rağmen, davalı tarafından bu gider kalem ve miktarların sözleşmeye aykırı olarak, gerçek faaliyet giderlerini karşılayacak şekilde güncellenip artırılmadığını, yapılan sınırlı sayıdaki güncellemenin ise Acentenin gerçek faaliyet giderlerini karşılamaktan uzak ve gerçek giderlere göre, sürekli olarak eksik kaldığını, Davalı tarafın bu akde aykırı davranışının, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine ve dahi ticari hayatın olağan akışına açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi, anılan akde aykırılık nedeniyle, müvekkili Acentenin sürekli olarak zarar eden ve/veya gerekli oranda kâr edemeyen bir işletme haline gelerek, tek taraflı ve sadece davalı tarafın menfaat elde etmesine dayalı bir hal aldığını, bu nedenle, akde aykırı olarak müvekkiline ödenmemiş olan sözleşme dönemi içerisindeki gerçek faaliyet giderleri ile ödenen kısmi faaliyet giderleri arasındaki farkın müvekkiline ödenmesinin gerekmekte olduğunu, taraflar arasındaki sözleşme gereği, kargo faaliyeti nedeniyle düzenlenen faturaların, davalı adına düzenlenerek, bu faturalara ilişkin tahsilâtların ise müşterilerin rızaen yaptıkları ödemelerin, ya doğrudan davalının banka hesaplarına, ya da nakit olarak müvekkiline yapılıp yine davalıya aktarılmakta, müvekkili Acentenin, geciken veya hiç ödenmeyen kargo ücretlerinin hukuki takipler yapmak suretiyle tahsili hususunda herhangi bir yetki ve sorumluluğunun bulunmamakta olduğunu, alacakların tahsili hususunda, müvekkilinin bu "hukuki imkânsızlık halinin" davalı tarafça bilindiği halde, bu türden müşteriler hakkında hukuki takip yapılıp, alacağın tahsiline gidileceği yerde, bu yola gidilmeyerek, vadesi dolan ve ödenmeyen fatura bedelleri ve dahi gecikmeye ilişkin vade farkları, doğrudan Acentenin borç hanesine kaydedilerek Acentenin alacaklarından mahsup edildiğini, bu kalemdeki fiillerin de, açıkça akde aykırı olduğunu, bu kapsamda muhtelif kalemler ve süspan kesintileri adı altında müvekkilinden yapılan tüm kesintilerin iade edilmesi gerektiğini, faaliyet kapsamında gerçekleştirilen tüm kargo faaliyetlerinin sigortalanmakta olduğunu, kargo kayıp ve sair tüm sebeplerden meydana gelen hasarların sigorta şirketleri tarafından tazmin edilip, bu bedeller davalı tarafa ödendiği halde, bu hasar bedellerinin, mükerrer olarak Acenteden yapılması ve/veya bu bedellerin Acente alacaklarından mahsup edilmesinin akde aykırılık teşkil etmekte olduğunu, Acenteden bu kalemde yapılan kesintilerin iade edilmesi gerektiğini, Davalı tarafından yapılan reklam harcamalarına ilişkin olarak, sözleşme gereği Acentenin hiçbir sorumluluğu olmadığı halde, bu kalemde yapılan harcamaların da Acenteye borç kaydedildiği ve alacaklarından düşülmüş olması nedeniyle, anılan kalemde yapılan kesintilerin Acenteye iadesi gerektiğini, acentenin sözleşme kapsamındaki faaliyetlerinden olan giden kargolara ilişkin hizmetleri ücretlendirildiği halde, gelen kargoların dağıtımına ilişkin hizmetlerinin hiçbir şekilde ücretlendirilmemiş olduğunu, Acentenin bu faaliyetlerinin de parasal karşılığının Acenteye ödenmesi gerektiğini, Davalı şirket elemanlarınca yapılan anlık kontrollerde, gerçekte var olan ve dahi istendiği an sistemden bir sureti tekrar üretilebilecek olan müşteri faturalarının, sadece o an itibariyle temin edilememiş olması sebebiyle, anılan fatura bedellerinin, henüz tahsil edilip edilmediği ve/veya doğrudan davalının hesabına yatırılıp yatırılmadığı kontrol edilmeksizin, Acente tarafından tahsil edilmiş varsayılarak, "suiistimal nedeniyle hak ediş alacağından düşülen tutar" adı altında, Acenteye borç kaydedilmesi ve alacaklarından düşülmesinin, akde açıkça aykırı olduğunu, bu kalemde Acenteden tahsil edilen miktarların iadesinin gerektiğini, İnternet üzerinden yapılan alışverişlerin gelişmesi üzerine son zamanlarda yaygınlaşan "kapıda ödemeli mal bedelli kargoların teslim ve tahsilâtın da sözleşme dışı olarak Acente tarafından yapıldığını, davalı tarafça göndericiden Acente tarafından yapılan mal bedeli tahsilâtları üzerinden %5-10 arasında komisyon tahsil edildiği halde, Acentenin bu türden faaliyetlerinin hiçbir şekilde ücretlendirilmediğini, Acentenin bu kalemdeki faaliyetlerine ilişkin ücretlerin de Acenteye ödenmesi gerektiğini, Acente alacağının hiç ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle, Acente haksız bir finansman zararına uğramış olmakla, bu kalemdeki Acente alacaklarının da ödenmesi gerektiğini, müvekkili Acenteden, sözleşmenin başlangıcından itibaren yapılmış bulunan, yukarıda belirtilen ve sair kalemlerdeki akde aykırı kesintilere ilişkin olarak, davalı tarafça, VUK.'na aykırı olarak hiçbir faturanın düzenlenmediğini ve bu nedenle de bu miktarlarla ilgili giderlerin Acente kayıtlarına geçirilemediğini, bu miktarlardaki giderlerin gösterilemediğini, sonuç itibariyle de akde ve açıkça kanuna aykırı davalı fiilleri neticesinde, Acentenin, haksız yere fazla vergi ödemek zorunda kalmış olmakla, bu kalemdeki Acente zararlarının da tazmin edilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın kabulü ile kalem ve miktar itibariyle fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında imzalanmış olan 28.05.2010 tarihli Acentelik Sözleşmesi, Acentelik Sözleşmesi Ek Protokolü, Cari Hesap Sözleşmesi niteliğindeki Ek Protokol ve Alt Kira Sözleşmeleri uyarınca davacıya müvekkili şirketin Karabük İrtibat Bürosu (Şubesi)’nin acente olarak devredildiğini ve davacının işletmesine bırakıldığını, 08.11.2014 tarihli Acentelik Sözleşmesi, Acentelik sözleşmesi Ek Protokolü, Cari Hesap Sözleşmesi niteliğindeki Ek Protokol ve Alt Kira Sözleşmeleri uyarınca davacıya müvekkili şirketin Safranbolu İrtibat Bürosunun (Şubesi) acente olarak devredildiğini, Safranbolu acentesine ait acentelik sözleşmesinin davacı tarafından tek taraflı olarak kendi isteği ile feshedildiğini, Karabük Acentesine ilişkin ise; Türk Ticaret Kanununda açıkça tarif edildiği üzere, acentelik ilişkisi güvene dayalı bir ilişki iken 26.04.2017 tarihinde Karabük Acentede yapılan denetimde, kasa sayımında 32.514,49.TL tutarında 1215 adet faturanın birimde bulunmadığı, müvekkili şirket adına müşterilerden tahsil edilmiş olmasına rağmen tahsil edilmemiş gibi gösterilmek suretiyle acente yedine alınmış olduğunu, yani kasa açığı fiilini işlediğinin, Söz konusu hususların, tespit tutanağı ile tespit edildiğini, acente sahibi ve müdürü davacı tarafından da tespit tutanağı imza edilerek sübut bulduğunu, bunun üzerine, müvekkili şirket tarafından acenteye ihtarname gönderilmek ve ihtarnamede fesih gerekçeleri de açıkça belirtilmek suretiyle Acentelik Sözleşmesi ve eklerinin Beyoğlu ... Noterliği marifetiyle gönderilen 02.05.2017 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarname ile haklı nedenle tek taraflı olarak feshedildiğini, acentelik ilişkisine son verildiğini, Davacının fesih gerekçesinden ve müvekkili şirketin güvenini suiistimal eden işbu fiilinden hiçbir şekilde bahsetmeyerek bir takım gerçeğe aykırı taleplerde bulunmuş ise de, Acentelik Sözleşmesinin 20. maddesinde davacının tahsil etmiş olduğu fatura bedellerini hangi vadede yatırması gerektiği ve yatırmadığı takdirde günlük % 0,1 fazlalığı ile ödemesi gerektiğinin açıkça ifade edildiğini, bu vadede yatırılmamasının açık olarak haklı nedenle fesih sebebi olduğunun öngörüldüğünü, davacının bu fatura bedellerini süresinde yatırmadığı gibi, bundan çok daha ağırını yaptığını, bu bedellerin tahsil edildiğini müvekkili şirketten sakladığını ve yedine aldığını, aynı zamanda müvekkili şirketi kandırdığını ve emniyeti suiistimal suçunu işlemiş olduğunu, bu nedenle müvekkili şirketin haklı nedenle feshi karşısında davacı taleplerinin mesnetsiz ve haksız olduğunu, Taraflar arasında akdedilen sözleşme uyarınca tüm ödemelerin fatura karşılığı yapılmakta olup, acente tarafından ödenmesi gerekip de ödenmeyen ve müvekkili şirket tarafından yapılan ödemelere ilişkin de fatura düzenlendiğini, davacının tacir sıfatı dolayısıyla vergisel yükümlülüklerinin ise tamamen davacının tacir sıfatından kaynaklı olup, kendi sorumluluğunda olduğunu, davacının müvekkil şirketi töhmet altında bırakır nitelikteki mesnetsiz iddialarının kabulünün mümkün olmayıp bu durumun ticari kayıtlarıyla da tespit edilebileceğini, bu nedenlerle haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Davacı şirket ile Davalı şirket arasında imzalanmış olan 28.05.2010 tarihli Acentelik Sözleşmesi, Acentelik sözleşmesi ek protokolü, cari hesap sözleşmesi niteliğindeki ek protokol ve alt kira sözleşmeleri uyarınca davacıya davalı şirketin Karabük İrtibat Bürosu (Şubesi) acente olarak devredilip ve davacının işletmesine bırakıldığı, taraflar arasındaki akdi ilişkinin Nisan 2017 itibariyle sona ermiş olduğu davacı tarafça “Akde aykırı olarak ödenmemiş olan sözleşme dönemi içerisindeki gerçek faaliyet giderleri ile ödenen kısmi faaliyet giderleri arasındaki fark” talep edilmektedir. 26.04.2017 tarihinde davacının işletmesinde olan Karabük Acente biriminde yapılan denetimde, kasa sayımında 32.514,49 TL tutarında 1215 adet faturanın birimde bulunmadığı, faturaların davalı şirket adına davacı tarafından tahsil edilmiş olmasına rağmen tahsil edilmemiş gibi gösterilerek kasa açığı fiilinin işlendiği gerekçesiyle Acente Sahibi Davacı ... ile Acente personellerinin de imzaladığı tutanak tutulduğu, Sonrasında davalı tarafından acenteye ihtarname gönderilmek ve ihtarnamede fesih gerekçeleri de açıkça belirtilmek suretiyle Acentelik Sözleşmesi ve ekleri Davacı tarafından Beyoğlu ... Noterliği marifetiyle gönderilen 02.05.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile tek taraflı olarak feshedilerek ve acentelik ilişkisine son verilmiştir. Tutanakta 1215 adet faturanın birimde bulunmadığı, toplam tutarlarının 32.514,49 TL olduğu ve bu faturaların Davacı tarafından müşterilerden tahsil edildiği ancak Davalı banka hesaplarına aktarılmadığı beyan edilmiş, davacı, birim çalışanları ve denetimi gerçekleştiren yetkililer tarafından tespit tutanağı imza altına alınmıştır. Kasa açığı nedeniyle davacı hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ve Karabük Cumhuriyet Başsavcılığımın E.2018/351 sayılı iddianamesiyle davacı hakkında kamu davası açılmıştır. Davacı hakkında açılan kovuşturma neticesinde, Karabük 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nin E.2018/188 K. 2018/789 ve 15.11.2018 tarihli kararıyla ... , hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkum edilmiş olup, 1 yıl 6 ay hapis ve 1.660 TL adli para cezası verildiği görülmüştür. Taraflar arası sözleşme uyarınca davacı acente ile davalı "... Kargo" arasında çıkacak çekişmelerde "... Kargo"nun defter ve kayıtları geçerli ve KESİN DELİL olacağı kararlaştırılmıştır. Bu yönü ile taraflar arasında cari hesabın işleyişinden davalı sorumlu, hesap bakiyesinden borçlu ve kayıtları taraflar açısından delil olarak kabul edilmiştir. Davalı şirket defter kayıtlarına göre; 18.07.2018 dava tarihi itibariyle, Safranbolu Acente Şb. alacak bakiyesinin 13.348,60 TL, Karabük Şb. borç bakiyesinin 7.147,66 TL, dolayısıyla dava tarihindeki davacı şirket net alacağının 6.200,94 TL olduğu, Önceki raporda tespit edilen 5.350,94 TL tutarındaki alacak miktarının; 31.12.2018 tarihi itibariyle 13.348,60 TL olan Safranbolu Şb. alacak bakiyesinden 7.997,66 TL olan Karabük Şb. borç bakiyesinin mahsubu sonrası kalan net tutar olduğu, dava konusunun Karabük acenteyle sınırlı olup, Taraflar arasında akdedilen Acentelik cari hesap sözleşmesinde; gelen kargoların dağıtımına ve kapıda yapılan kargo ödemelerine ilişkin olarak, davacıya hakediş ödemesi yapılacağı hakkında bir hükmün bulunmadığı, 2010/Haziran-2016/Aralık arasındaki dönemde “faaliyet giderleri” nedeniyle düzenlenmiş olan davacı faturalarının toplam tutarının 1.041.610,70 TL olup, anılan faturaların davalı kayıtlarına da alınarak, davacı cari hesabına alacağına kaydedildiği, masraf listelerine göre; fiili giderler toplamı 1.379.305,76 TL olduğundan, eksik ödendiği iddia edilen tutarın 337.695,06 TL olarak hesaplandığı, Davalı şirketçe sunulan cari hesap ekstrelerinde; ‘‘suiistimal nedeniyle” Karabük Şb. acente cari hesabına; 2015 yılında 3.481,75 TL, 2016 yılında 1.483,91 TL borç kaydedildiği, 2017 yılında ise; 26.04.2017 tarihli tutanak uyarınca 25.05.2017 tarihinde 32.514,49 TL, muhtelif tarihlerde ise toplam 370,93 TL, ayrıca “Kasa Açığı” açıklaması ile 31.05.2017 tarihinde de 31.500,74 TL borç kaydedildiği, Davacı acentenin kendisine yansıtılan kayıp kargo tutarlarına ilişkin herhangi bir kusurunun olmadığını ve dava dilekçesinde yer alan diğer iddiaların dayanağı somut belge ve bilginin sunulmadığı, davalı şirkete borç kaydedilen faturaların içerikleri ile ilgili açıklama bulunmadığından rakamsal bir tespitin yapılamadığı mali müşavir bilirkişi raporu ile 18.07.2018 dava tarihi itibariyle Karabük Şb. borç bakiyesinin 7.147,66 TL, dolayısıyla dava tarihindeki davacı şirket net alacağının bulunmadığı tespit edilmekle davanın reddi" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davadaki taleplere dayanak olan acentelik sözleşmesine ek cari hesap sözleşmesi'nin 4. maddesi gereğince, taraflar arasındaki sözleşmenin temel mantığı; “Acentenin ciro artışına dayalı olarak kazanç elde etmesidir” şeklinde tanımlandığını, kargo faaliyeti nedeniyle düzenlenen faturalar, davalı adına düzenlendiğini, bu faturalara ilişkin tahsilatlarda ise, müşterilerin rızaen yaptıkları ödemeler, ya doğrudan davalının banka hesaplarına, ya da, nakit olarak davacıya yapılıp yine davalıya aktarıldığını, davacı acentenin, geciken veya hiç ödenmeyen kargo ücretlerinin hukuki takipler yapmak suretiyle tahsili hususunda herhangi bir yetki ve sorumluluğu bulunmadığını, faaliyet kapsamında gerçekleştirilen tüm kargo faaliyetleri sigortalanmakta olup, kargo kayıp ve sair tüm sebeplerden meydana gelen hasarlar sigorta şirketleri tarafından, kusursuz sorumluluk esasına göre tazmin edildiğini, bu bedeller davalı tarafa ödendiği halde, bu hasar bedellerinin, mükerrer olarak acenteden yapılması ve/veya bu bedellerin acente alacaklarından mahsup edilmesi açıkça akde aykırılık teşkil ettiğini, acente’den bu kalemde yapılan kesintilerin iade edilmesi gerektiğini, davalı tarafından yapılan reklam harcamalarına ilişkin olarak, sözleşme gereği acente’nin hiçbir sorumluluğu olmadığı halde, bu kalemde yapılan harcamaların da, acente’ye borç kaydedildiğini ve alacaklarından düşülmüş olması nedeniyle, anılan kalemde yapılan kesintilerin acente’ye iadesi gerektiğini, acente’nin sözleşme kapsamındaki faaliyetlerinden olan giden kargolara ilişkin hizmetleri ücretlendirildiği halde, gelen kargoların dağıtımına ve kapıda mal bedelli kargoların mal bedellerinin müşteriden tahsil edilip ... Kargo A.Ş.'ne aktarılmasına ilişkin hizmetleri hiçbir şekilde ücretlendirilmediğini, acente’nin bu faaliyetlerinin de parasal karşılığının acente’ye ödenmesi gerektiğini, davalı şirket elemanlarınca yapılan anlık kontrollerde, gerçekte var olan ve dahi istendiği an sistemden bir sureti tekrar üretilebilecek olan müşteri faturalarının, sadece o an itibariyle temin edilememiş olması sebebiyle, anılan fatura bedellerinin, henüz tahsil edilip edilmediği ve/veya doğrudan davalının hesabına yatırılıp yatırılmadığı kontrol edilmeksizin, acente tarafından tahsil edilmiş var sayıldığını, “suistimal nedeniyle hak ediş alacağından düşülen tutar” adı altında, acente’ye borç kaydedilmesi ve alacaklarından düşülmesi, akde açıkça aykırı olup, bu kalemde acente’den tahsil edilen miktarların iadesi gerektiğini, davacı acenteden, sözleşmenin başlangıcından itibaren yapılmış bulunan ve sair kalemlerdeki akde aykırı kesintilere ilişkin olarak, davalı tarafça, V.U.K.’na aykırı olarak hiçbir fatura düzenlenmediğini ve bu nedenle de, bu miktarlarla ilgili giderler acente kayıtlarına geçirilemediğini, bu miktarlardaki giderler gösterilemediğini, akde ve açıkça kanuna aykırı davalı fiilleri neticesinde, acente, haksız yere fazla vergi ödemek zorunda kalmış olmakla, bu kalemdeki acente zararlarının da tazmin edilmesi gerektiğini, sonuç itibariyle, mahkemece, taleplerinin ne olduğu dahi anlaşılmadan verilmiş bulunan karar, usul ve esas bakımından bariz eksik incelemeler ve hatalı değerlendirmeler nedeniyle usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, öncelikle tehir-i icra kararı verilmek suretiyle,İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.02.2021 tarih ve Esas:2018/671, Karar: 2021/61 sayılı kararının kaldırılmasına ve yeniden duruşmalı olarak yargılama yapılmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini vekaleten talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava, taraflar arasında 28/05/2010 tarihinde düzenlenen acentelik sözleşmesi, alt kira sözleşmesi, 2 adet zeyilname, cari hesap sözleşmesi ve ek protokoller kapsamında yürütülen Karabük acenteliği süresince davacıdan yapılan kesintiler nedeniyle ödenmeyen alacak ve davacıya ödenmesi gereken giderlerden dolayı alacak istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının acentelik sözleşmesi nedeniyle davalıdan masraf alacağı bulunup bulunmadığı, davacıdan yapılan kesintilerin sözleşme hükümlerine aykırı olup olmadığı noktasındadır.Taraflar arasında Karabük acenteliği için başlayan ilişki 28/05/2010 tarihinde başlamış, davalı tarafça Beyoğlu .... Noterliğinden gönderilen 02/05/2017 tarihli ihtarname ile ihtarnamenin tebliği tarihi itibarıyla feshedilmiştir. Taraflar arasında ayrıca Safranbolu acenteliğine ilişkin sözleşme ve ticari ilişki bulunup sonlandırılmış olsa da o ilişki uyuşmazlık konusu değildir. Ayrıca eldeki uyuşmazlığın konusu davacı iddiaları ile sözleşmenin feshinin haklılığı yada haksızlığı olmayıp davacı talepleri feshe bağlı olmayan taleplerdir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Hukuk Genel Kurulunun 2021/208 E., 2023/822 K sayılı ilamında belirtildiği gibi; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil sözleşmesi” başlıklı 193 üncü maddesinde; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükümde düzenlenen delil sözleşmesi, ispat yükünün kimde olduğuna ilişkin değil, ispatın nasıl yapılacağı hakkındadır. Delil sözleşmesi, belli bir vakıanın, belli bir delille veya diğer deliller yanında kararlaştırılan türdeki deliller ile de ispat edilebileceği konusunda taraflar arasında davadan önce veya yargılama sırasında yapılan usulî bir sözleşmedir. Delil sözleşmesi etkisini doğrudan yargılama hukukunda gösterir. Delil sözleşmesiyle birlikte taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunmaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741). Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193/2 nci maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir.Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü resen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur (Muammer Öztürk, Zeki Gözütok, Usul ve Esaslarıyla Eser Sözleşmesi Uygulaması, Ankara 2023, s. 1098).Bu açıdan taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 40. Maddesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. "..Acente ile ... Kargo arasında çıkacak çekişmelerde ... Kargo'nun defter ve kayıtları geçerli ve kesin delil olacaktır." düzenlemesinin bulunduğu görülmektedir. Anılan düzenleme ile taraflar arasındaki uyuşmalıklarda davacını ticari defter ve kayıtlarının kesin delil olacağı düzenlenmiş olup münhasır delil olacağına yönelik bir ibare yoktur. HMK'nın 193/2. maddesi hükmü uyarınca, taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesine rağmen bu delilin aksi, yine aynı kuvvetteki başka bir delille ispatlanabileceği gibi, taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya büyük ölçüde güçleştiren delil sözleşmeleri de geçersizdir. Dolayısıyla delil sözleşmesinin varlığı, karşı tarafın yasal delillerini sunma olanağını ortadan kaldırmayacağı gibi, ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine de engel teşkil etmeyecektir. Davacı tarafta dava dilekçesinde sözleşmeler ile birlikte davacı ve davalı tarafa ilişkin mali kayıtlar (yerinde inceleme talep olunmaktadır) beyanıyla tarafların ticari defterlerine dayanıldığı görülmektedir. Bu duruma taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 40. Maddesi davacının kesin deliller ile davalı iddialarının aksini ispatlamasına engel değildir. Bu genel açıklamadan sonra davacı taleplerinin değerlendirmesine geçilmiştir. Davacının birinci talebi cari hesap sözleşmesinin 4. Maddesi gereği kendisine yapılacak masraf ödemelerinin davalı şirketçe sözleşmeye uygun olarak ödenmemesi nedeniyle fiilen yapılan masraflar ile davalının yaptığı ödeme arasındaki fark talep edilmektedir. Taraflar arasındaki cari hesap sözleşmesinin 4. maddesinde acentenin ciro artışına dayalı olarak kazanç elde edeceği, devir tarihindeki şubenin ciro ve aylık giderlerinin belirleneceği, davacıya bu giderlerin devir sonrasında da ödeneceği, böylece acentenin devir nedeniyle zarara uğramasının önlenmiş olacağı, şubede devir tarihinden sonra yaşanacak artışlardan acenteye pay verilmesi suretiyle acentenin performansına bağlı kar elde etmesinin sağlanacağı, ciro artışı olmaz ise acentenin kar edemeyeceği ancak masraflar ödendiği için ciro artışı olmasa bile zarar etmeyeceği, devir tarihindeki giderler ana başlık olarak satıldıktan sonra şubenin aylık masraflarının taraflarca tutanak altına alınacağı, yukarıda belirtilen masraf kalemleri her 6 ayda bir "... Kargo" tarafından gözden geçirileceği, söz konusu masraf kalemlerinde yürürlükteki mevzuat, yurt sathında uygulanan tariflerdeki birim fiyat değişimleri gibi hukuki dayanaklardan veya artış/eksilişlerinden meydana gelen zorunlu değişimlerin oluştuğu anlaşılır ise bu değişimlerin masraf tutarına etkileri "Mng Kargo" tarafından hesaplanacağı, Acentenin de fikri alındıktan sonra söz konusu değişimlere bağlı artış veya eksilişlerin, masraf tutarına eklenmesi veya çıkarılması konusundaki nihai karar mercii '... kargo' olacaktır" düzenlemesinin bulunduğu görülmektedir. Davacı taraf bu düzenleme gereği kendisine vaat edilen ödemelerin yapılmadığını iddia etmiştir. Dosyada toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre sözleşmenin ayakta kaldığı 7 yıl boyunca bu kaleme ilişkin gider yansıtma faturaları davacı tarafça davalıya düzenlenmiş ve davalı tarafça ticari defterlerinde davacı cari hesabına işlenmiştir. Davacı taraf gerçekte yaptığı masrafların davalıya yansıttığı giderlerden fazla olduğunu, bu kısmın sözlemenin yukarıda özetlenen hükmü gereği kendisine ödenmesi gerektiğini iddia etmektedir. Davacı tarafça bu hususa ilişkin davalı adına düzenlenmiş bir fatura ve evrak ta dosyaya ibraz edilmemiştir. Davacı tarafça sözleşme ilişkisi süresince gider yansıtma faturalarının davalı adına düzenlenmesi, masrafların bedellerinin tahsil edilmesi karşısında tacir olan davacının TTK'nın 18/2. maddesi uyarınca, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, TTK 21/2 maddesi uyarınca, faturalara 8 gün içerisinde itiraz edilmediği takdirde faturadaki gösterilen içeriğin ve iskontonun kabul edilmiş sayılması gerektiği, kendi düzenlediği fatura bedelini çekincesiz tahsil etmiş, bu hususta sözleşme süresince masrafların güncellenmesi gerektiğine dair bir talebinin davalıya iletildiğine dair bir iddiası ve delili dosyaya sunulmamış ve sözleşmenin bahsi geçen maddesinin son cümlesinin "... söz konusu değişimlere bağlı artış veya eksilişlerin, masraf tutarına eklenmesi veya çıkarılması konusundaki nihai karar mercii '...kargo' olacaktır" düzenlemeleri birlikte değerlendirildiğinde davalıdan daha fazla masraf alacağının bulunduğuna yönelik talebi ve istinaf gerekçeleri yerinde görülmemiştir. Kendisine gelen kargoların teslimi ve kapıda yapılan kargo ödemelerine ilişkin ücret ödenmesi gerektiğine ilişkin istem ve istinaf talebi yönünden yapılan değerlendirmede: acentelik sözleşmesinin 9, 11 ve 17. maddeleri ile acentenin bahsi geçen dağıtım işini üstlendiği, yapılan işlerin sözleşme kapsamında kaldığı, yine sözleşmenin 37. Maddesi ile de hak edişlerin nasıl hesaplanacağı hususlarının açıkça düzenlemesi karşısında, davacının sözleşme dışı bir faaliyet yürütmediği bu nedenle ayrıca bir ücret hakkı bulunmadığı anlaşılmakla bu yönlere ilişen istinaf sebepleri de yerine değildir. Davacının davalı adına düzenlediği faturalardan müşterilerden tahsil edilmeyen kısım nedeniyle kendisinden yapılan kesintilere ilişkin istem ve istinaf yönünden yapılan değerlendirmede; TTK'nun 105. Maddesinde davacının aracılık ettiği sözleşme ile ilgili her türlü dava ve takibi müvekkili adına yapabileceği, bu hususta hukuki imkansızlık bulunmadığı, sözleşmenin 20. Maddesi ile de faturaların tahsilinin acentenin sorumluluğunda bulunduğu, süresinde tahsil edilmeyen faturaların acentenin ücretinden kesileceğine ilişkin düzenleme karşısında bu hususa ilişkin istem ve istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davacı acenteden sözleşmenin başlangıcından itibaren yapılmış bulunan yukarıda belirtilen ve sair kalemlerdeki akde aykırı kesintilere ilişkin olarak davalı tarafça VUK'na aykırı olarak fatura düzenlenmemiş olması nedeniyle acente kayıtlarına girilemeyen giderler, fazla vergi ödendiği gerekçesiyle zarar tazminine ilişkin olarak; iddiaların somutlaştırılmadığı, soyut ve genel geçer ifadelerle talepte bulunulduğu, HMK 194. Maddesi gereği somutlaştırma yürü yerine getirilmediğinden, bu talebin reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik yoktur. Davacının kargo kayıp ve hasarları nedeniyle kendisinden yapılan kesintilerin ayrıca sigorta şirketlerinden tahsil edilmesi nedeniyle, mükerrer tahsilat bulunduğuna yönelik istem ve istinafı yönünden yapılan değerlendirmede: dosyada bu hususa ilişkin yapılan kesinti olup olmadığı, eğer davacıdan yapılan bir kesinti var ise bu kesinleştiğinin ayrıca sigorta şirketlerinden tahsil edilip edilmediği anlaşılamamaktadır. Bu hususta davacı ve davalı defterleri üzeride inceleme yapılması, eğer davacıya yansıtılıp ayrıca aynı zarara ilişkin sigorta şirketlerinden tahsil edilen bir tazminat var ise, TTK 1472 maddesi gereği bu hakkın sigorta şirketlerine geçeceği, davalının mükerrer olarak bu zararları davalıdan talep edemeyeceği hususları üzerinde durularak bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır. Reklam harcamalarına ilişkin istem ve istinaf sebepleri yönünden yapılan değerlendirmede; taraflar arasında düzenlenen 2010 tarihli acentelik sözleşmesinin reklam, tanıtım ve tedarikler başlıklı kısımının 31 ve 32. Maddelerinde reklam harcamalarından davacının sorumlu tutulacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak taraflar arasında düzenlenen ZEYİLNAME (B TİPİ) başlıklı belgede reklam harcamalarının acenteye yansıtılmasına ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Bahsi geçen zeyilnamenin 28/05/2010 tarihli sözleşme ve cari hesap sözleşmesine ekleme yapıldığı belirtilmiştir. Dosyada bulunan zeyilnamenin düzenleme tarihi bulunmadığı gibi zeyilnamenin sözleşmenin başından itibaren tüm reklam giderlerini kapsadığına dair yürürlüğüne ilişkin bir düzenleme de içermemektedir. Davacı taraf bu zeyilanmenin 01/01/2017 tarihinde düzenlendiğini savunmakta, bu tarihten önce kendisinden yapılan reklam kesintilerinin iadesi gerekitğini iddia etmektedir. Ancak dosyaya kazandırılaran bilirkişi raporlarında zeyilname tarihi öncesi reklam kesintisi bulunup bulunmadığı hususunda bir tespit yapılmamıştır. Bu durumda zeyilnamenin imza tarihi belirlenip, davacı ve davalı ticari defteleri üzerinde inceleme yapılıp, yapılacak tespitlerden sonra davacı talebinin hukuki değerlendirmeye tabi tutularak karar verilesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır. Davacı tarafın davalı şirket elemanlarınca ani yapılan denetim sonucu faturaların bulunmaması nedeniyle fatura bedellerinin tahsil edilip edilmediği belirlenmeden suistimal nedeniyle hakedişten düşülecek tutar olarak düşülmesinin hatalı olduğuna ilişkin istinaf yönünden; Öncelikle davacı acentenin ve çalışanının imzasına taşıyan ve taraflarca imzası inkar edilmeyen mahkeme dışı ikrar niteliğindeki 26/04/2017 tarihli tutanağın içeriğine yönelik itirazların dinlenmeyeceği, ancak davacıdan bu tutanak dışında yapılan kesintilerin kaynakları belirlenerek ve müşterilerden bu faturalara ilişkin bir ödeme var ise mahsup edilerek bu kalemler konusunda karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece az yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen hususlarda eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 08/05/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/208, K. 2018/188, T. 02.02.2021, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-208-e-2018-188-k-95f9ed020ecd