Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2020/5775 E. 2021/408 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2020/5775
- Karar No
- 2021/408
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ : 26/12/2024 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ: 15/04/2021 DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ: 26/12/2024 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... karşılığı olmayan ve herhangi borç ilişkisine dayanmayan 01 Ağustos 2016 düzenleme, 08 Eylül 2016 ödeme tarihli ve 200.000,00 TL bedelli senet keşide edip teslim ettiğini, senedin düzenleme amacının o dönem ekonomik olarak sıkıntı yaşayan davacının malları üzerine 3. kişiler tarafından haciz konulmasının bir nebze önüne geçilmesi ve ekonomik sıkıntı bitene kadar mallarının haraç mezat satılmasını önlemek için olduğunu, bahsi geçen senedin ... tarafından Antalya 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile 21 Eylül 2016 tarihinde takibe konulduğunu, taraflar arasında gerçek bir borç ilişkisi bulunmadığından icra dosyasının kesinleşmesi için gereken tebligat işlemlerinin alacağı sürelerin bertaraf edilmesi için ödeme emrinin müvekkili tarafından 22 Eylül 2016 tarihinde elden, icra müdürlüğü kaleminden bizzat tebliğ alındığını, bu sayede 3. kişilerden evvel müvekkilinin mallarına haciz konulmasını sağladığını ve hatta aynı gün borçlu görünen müvekkilinin Konyaaltı ve Aksu Tapu Müdürlükleri'nde kayıtlı iki taşınmazının haczedildiğini, davacının ekonomik yönden sıkıntılarını atlattıktan sonra ve piyasaya olan borçlarını ödedikten sonra alacaklı görünen davalı ...taşınmazların satışından vazgeçmiş ve hacizlerin kaldırılmasını talep ettiğini, bunun üzerine haricen tahsil harcı ödenerek dosyanın 30 Kasım 2018 tarihinde işlemden kaldırıldığını, müvekkili ... tarafından ,...ait yahut icra dosyasına herhangi bir ödeme yapılmadan, ... satıştan ve hacizlerden vazgeçmesinin haricen tahsil harcı ödenip, hacizlerin kaldırılması sonrasında icra takibi üzerinden hiçbir icrai işlem yapılmamış olmasının senedin karşılıksız olduğunu ortaya koyduğunu, her ne kadar bahsetmiş oldukları şekilde aslında senet bir borç ilişkisine dayanmasa da davalı tarafından takibe konulmuş, icra dosyası üzerinden uzunca bir süre işlem yapılmadan beklenilmiş ve en nihayetinde davacı tarafından haricen tahsil harcının ödenmesi ile dosyanın infaz edildiğini, haricen tahsil harcının ödenmesi senet dolayısı ile borç ilişkisinin ortadan kalktığını, dava konusu bononun konu edildiği takibin 2 yıl işlemsiz bırakıldığını ve yine işlemsiz bırakılan dosyanın yaklaşık 2 yıl sonra yenilenmek istendiğini, bu da bononun aslında karşılıksız olduğunu, alacaklı olduğunu iddia eden davalının herhangi bir mal yahut hizmet alışverişine dayanmayan bono nedeniyle alacaklı olmadığını ortaya koyduğunu, bu sebeplerle, davanın kabulü ile, davacının davalıya Antalya 9. İcra Dairesi'nin ...Esas sayılı doyasına konu edilen bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitini, ve takibin iptalini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili, takip tarihinin 21/09/2016 olduğunu, borçlunun hem Aksu hem de Konyaaltı ilçelerine bağlı tapu müdürlüklerindeki taşınmazlarına haciz konulduğunu, çünkü borçlunun borç isterken bu gayrimenkullerinin bulunduğunu, paranın teminatı anlamında haciz konulabileceğini bildirdiğini, bu şekilde tarafınca borç verildiğini, zaten kendisinin de dava dilekçesinde ikrar ettiği üzere o dönem banka vs. büyük borçlar altında hiçbir kredisi kalmadığını ve bu şekilde kendisiyle irtibat kurarak borç istediğini, zaten bu sebeple de haciz işlemlerinin hızlanması, paranın teminatı olarak taşınmazların gösterilmesi sebebiyle dairede tebligat yapıldığını ve taşınmazlara haciz konulduğunu, İcra İflas Kanunu'nun açık hükümleri dairede tebligat yapılması, sürelerden feragat edilmesi vs. hususlar sanki suçmuş gibi ifade edildiğini, bunun dahi, borçlunun kötü niyetini gösterdiğini, hacizlerden sonra her iki taşınmaz için de satış talep edildiğini, daha sonrasında borçlunun taşınmazlardan birini satacağını, her türlü bağlantıyı anlaşmayı yaptığını hemen satış sonrası paranın ödeneceğini söyleyerek ödeme teklifinde bulunduğunu, aradaki başka iş ilişkileri ve bir tane yenilenmesi düşmesi vs, hususların icra dairesinin işlemi olduğunu, kaldı ki bu hususta, dosyasının hacizli gayrimenkul nedeniyle satış talebinin de olduğunu diğer taşınmazında satış avansının yattığını, satış talebi de devam ettiğini ve halen devam etmekte olduğunu, borçlunun taşınmazın satışı sonrası taraflarına para ödemediği gibi, türlü bahanelerle şahsını işlerini takip eden oğlunu sürekli oyaladığını, borçlunun bir dönem oğlu ile ortak işleri bulunması ve bu para alışverişi dahil işlerinin oğlu tarafından takip edilmesi sebebiyle uzun süre parayı süresinde tahsil edilemediğini bilmediğini, dosyada alacağın garantisi sayılabilecek bir haciz baştan beri bulunmakta olup bunun da yasal haciz ve satış koşullarını yerinde getirildiğini ve ödemenin beklendiğini, uzun zaman sora parayla ilgili tahsilatta problemler yaşanınca haciz işlemleri olduğunu ve kötü niyetli davacının iş bu davayı açtığını, bu sebeplerle davanın reddini, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...6100 sayılı HMK'nın 200. maddesi uyarınca senede karşı senetle ispatın zorunlu olduğu, aynı Kanun'un 201. maddesi uyarınca da senede karşı tanıkla ispatı mümkün olmadığı, davalının senedine karşı iddianın da ancak yazılı belge ile ispatlanması gerektiği, davacı tarafından yukarıdaki belgeler dışında herhangi bir yazılı belge sunulmadığı, davacının başvurduğu yemin delili neticesinde de davasını ispat edemediği" gerekçesiyle kesin delillerle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin, davalıya yemin teklif etme konusundaki ara kararlarında hukuken hata ettiğini, davacı lehine olan hukuki karine gereği aslında davacının davasını ispat ettiğini, bu davada yemin teklifine gerek olmadığını, yemin teklifi edilecekse bu külfetin davalıda olduğunu, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin ...E. .,.. K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere haricen tahsil harcının ödenmesinin alacağın tamamının ödendiğine dair karine teşkil ettiğini, karine uyarınca, alacağın ödenmiş olduğunun, icra dosyasına yatırılan tahsil harcı ile ispat edildiğini, karinenin davacı lehine olduğundan, aksinin ispat külfetinin davalı yanda olduğunu, davalının, bu karinenin aksini ispat için, “borç ödenmediği halde, tahsil harcının yatırıldığı” konusunda ya yazılı delil sunması ya da yazılı delil sunamıyorsa, son çare davacıya yemin teklif etmesi gerektiğini, yüksek bedelli bir bononun takibe konulduktan sonra işlem yapılmadan 2 yıl süre bekletilmesinin, uzun süre sonra tekrar yenilenmek istenmesinin, bononun aslında karşılıksız olduğunu, alacaklı olduğunu iddia eden davalının herhangi bir mal yahut hizmet alışverişine dayanmayan bono nedeniyle alacaklı olmadığını ortaya koymaya yeterli olduğunu, davalının ayrıca yemin teklifine de sadık kalmayarak yemini eda ettiğini, yemin teklifine konu metnin, davalıya tebliğ edildiğini, davalının yemin metnine itiraz ettiğini, teklif edilen yemini etmeyeceğini açıkça ikrar ettiğini, bu nedenle, davacının yemin teklif ettiği, davalının da yemini edaya hazır olduğu, bu yüzden de davacının yemin teklifinden vazgeçerek, başka bir delile dayanamaması, yeni bir delil gösterememesi kuralının, davada uygulanamayacağını, mahkemenin yemin hususunu ve ıslahlarını görmezden geldiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince, yargılama aşamasında ispat külfetinin davacıda olduğu kanaatiyle, davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış ve davalının yemini eda etmesi üzerine davanın reddine karar verilmiştir. Öncelikle söylemek gerekir ki; Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Hukukumuzda, senet delilinin uygulanma alanı oldukça geniştir çünkü hukukumuzda, hukuki işlemler için "senetle ispat" kuralı mevcuttur. Esasen, "senetle ispat kuralı" kavramı yerine "kesin delille ispat" kuralı denilmesi daha doğrudur. Çünkü, senetle ispatı zorunlu olan bir hukuki işlem, diğer kesin delillerle de (ikrar, yemin, kesin hüküm) ispat edilebilir. Senetle ispat zorunluluğu, "tanıkla ispat yasağı" olarak da ifade edilmesine rağmen, bunun da esasen "takdiri delille ispat yasağı" olarak belirtilmesi daha uygundur. Senetle ispat kuralı, kendisini iki temel durumda gösterir. Bunlardan birincisi olarak; Belli bir meblağı aşan hukuki kural olarak yalnız senetle ispat olunur. Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri kanunla belirlenen miktarı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir Senetle ispat kuralının kendisini gösterdiği ikinci durum ise, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler kanunda belirtilen miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz olmasıdır. HMK m. 203 de senetle ispat kuralının istisnaları düzenlenmiştir. Yargılamaya konu uyuşmazlık dava tarihi itibariyle hem miktar anlamında hem de kambiyo senedine dayanması nedeniyle senetle ispat (kesin delille ispat) kuralına tabidir. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s.322-323; YHGK, 2017/(19)11-931 E, 2020/700 K) İstinaf incelemesine konu dosyada da, yukarıdaki açıklamalar ışığında bakıldığında, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat külfeti kural olarak davacıdadır. Ancak, beyan dilekçelerinde de geçtiği üzere, davalı/icra dosyası alacaklısı, icra dosyasında haciz kaldırma talep etmiş, bunun üzerine icra müdürlüğünce haciz kaldırma yazısı yazılmış ve 30/11/2018 de haricen tahsil harcı alınmıştır. Borçlu taşınmazlarından bir kısmının dahi üzerindeki hacizlerden vazgeçilmesi alacağın haricen tahsil edildiğine karinedir. (Yargıtay 12. HD, 2020/5775 E., 2021/408 K., 2016/17731 E., 2017/9947 K., 2016/22006 E., 2017/13731 K., 2019/8322 E., 2020/5001 K., 2020/5775 E, 2021/408 K, 2022/11853 E, 2023/3639 K, 2020/7534 E, 2021/2515 K) Uyuşmazlığa konu dosyada da icra takibine konu bonodan kaynaklı alacağın tahsil edildiğine yönelik karine mevcut olduğundan, uyuşmazlıkta ispat külfeti yer değiştirerek davalıya geçmiştir. Yemin delili, ispat yükü altında bulunan tarafın başvurabileceği delillerden biridir. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Bir başka deyişle; Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir. (Yargıtay HGK, 2015/22-2376 esas, 2019/370 karar) İstinaf incelemesine konu dosyada da yukarıdaki açıklamalar gereği, ispat külfeti davalıda olduğundan, ispat külfetinin davacıda olduğundan bahisle davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılması ve kullandırılması usul ve yasaya aykırıdır. İspat yükü kendisine düşmeyen taraf (ispat yükünün kendisine düştüğü sanısıyla) diğer tarafa yemin teklif ederse, diğer taraf yemin etmiş olsa bile bu yemin geçersizdir, başka bir ifadeyle kesin delil teşkil etmez ( Kuru, B.: Medenî Usul Hukuku El Kitabı, Ankara 2020, C.1, s. 738; Yargıtay HGK, 2017/3-457 E, 2020/469 K). Bu kabul doğrultusunda, davacının "yemin" deliline ve delil durumuna ilişkin sair istinaf sebeplerinin incelenmesine gerek yoktur. Tüm açıklamalar ışığında, mahkemenin, somut dosyada ispat külfetinin davalıda olduğunu gözeterek, deliller ışığında yargılama yapıp, karar vermesi gerekirken, ispat külfetini yanlış tarafa yükleyerek, davanın reddine karar vermesi hatalı olmuştur. Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE, 2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/04/2021 tarih ve ....Esas - ...Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davacıya İADESİNE, 5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi. ...