Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi 2020/2229 E. 2024/45 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2020/2229
- Karar No
- 2024/45
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2229
KARAR NO: 2024/45
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2016/1165
KARAR NO: 2019/902
KARAR TARİHİ: 08/10/2019
DAVA: Menfi Tespit ve Alacak (Sebepsiz Zenginleşme İddiasına Dayalı)
KARAR TARİHİ: 17/01/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin yaklaşık 30 yıldır ticaret hayatı içerisinde yer aldığını, diğer müvekkili ... ise bu şirketin temsil ve ilzama yetkili ortağı olduğunu, müvekkili ...'in, babası ..., kardeşi ... ile birlikte ticari faaliyetlerine ek olarak ... Tic. AŞ.'yi kurduklarını, bu şirketin kurucu ortakları müvekkili ..., babası ... ile kardeşi ... şirketteki tüm hisselerini aktif ve pasifleriyle 01/03/2016 tarihinde dava dışı ... devrettiğini, bu hisse devriyle müvekkilinin adı geçen şirket ile hiçbir bağı kalmadığını, devir sonrası şirketin unvanının .... Tic. AŞ olarak değiştirildiğini, daha sonra şirketin tüm hisselerinin ... tarafından 30/03/2016 tarihinde davalı ... devredildiğini, müvekkilinin davalı ... tanımadığını, 21/11/2016 tarihinde Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Tal. sayılı dosyasıyla müvekkili ... Tic. Ltd. Şti.'nin ticari merkezine hacze gelindiğini, müvekkili ... adına kayıtlı olan ve müvekkili şirket merkezinde kurulu bulunan ... ve ... numaralı telefonlar ile yine müvekkili şirketin ticari merkezinde kurulu olup adına kayıtlı bulunan ... numaralı telefon ile aynı yerde kurulu olan müvekkilinin babası ... adına kayıtlı ... ile ... numaralı telefonların bilgi ve rızaları dışında davalı ... ile .... Tic. A.Ş. tarafından ticari faaliyetlerine dayanak tanıtım kartlarında kullanılması sebebiyle cebri icraya maruz kaldıklarını, haciz zaptından ticari merkeze yapılan haczin dayanağının müvekkiline ait telefonların adı geçen davalıların tanıtım kartlarında kullanılması olduğunun anlaşıldığını ancak alacaklı vekilinin bu iddiasının gerçek dışı olduğunu, müvekkili ile adı geçen davalılar arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, devri yapılan şirkete ait eski vergi levhasının müvekkili işyerinde bulunmasının davalılar ile aralarında ilişki olduğu şeklinde yorumlanamayacağını, maruz kalınan cebri icra tehdidi altında ticari itibarlarının zedelenmemesi için 10.567,50 TL ödeme yapıldığını, kuruluş aşamasında bastırılan fatura ve irsaliye gibi belgelerde ilgili telefon numaralarının yer aldığını, bilgi ve rızaları dışında telefonlarının kullanılmış olmasının muvazaa iddiasına dayanak oluşturmayacağını, davalıların bu telefon numaralarını tanıtım kartlarında kullanmasının ve üçüncü kişileri dolandırmasının müvekkillerinin bilgisi ve rızası dışında olduğunu, bu hususta Büyükçekmece .... Noterliği'nin 22/11/2016 tarih ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davalı ... tanıtım kartlarında kullanılan telefon numaralarının kayıtlardan ve tanıtım kartlarından silinmesi ve benzer şekilde kullanılmaması ile doğmuş ve doğacak maddi ve manevi zararların telafisi amacıyla dava ikame edecekleri hususunun ihtar edildiğini, ihtarı takiben davalıların İstanbul Ticaret Odası internet tanıtım sayfasında yer alan firma detay bilgisinde müvekkiline ait telefonları kaldırdığını, böylelikle davalıların suçlamaları ve mağduriyetlerine neden olan ticari ahlaka, teamüllere ve hukuka aykırı eylemlerini kabul ettiklerini, daha sonra davalı ... aleyhine Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/43719 Sor. Sayılı dosyası ile suç duyurusunda bulunduklarını ve hile yapmak suretiyle dolandırıcılık ve kişilik haklarına saldırı suçlarından cezalandırılmalarını talep ettiklerini belirterek; davalılara borçlu olmadıklarının tespiti ile İstanbul.... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasından bahisle Büyükçekmece .... İcra Müdürlüğünün ... Tal. sayılı dosyasına istinaden cebri icra tehdidi altında 21/11/2016 tarihinde ödenen 10.567,50 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen istirdadına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP Davalı ... A.Ş. vekili dava dilekçesinde özetle; Davanın istihkak davası olduğunu ve icra mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, davacının icra takip borçlusu olmadığından menfi tespit davası açmakta aktif dava ehliyeti bulunmadığını, borçlu ile davacı arasında organik bağ bulunduğunu, her iki şirketin de ... tarafından kurulduğunu, borçlu şirket ile davacı şirketin iç içe geçmiş bir faaliyet yürüttüklerini, borçlu şirketin ...’ta yapmış olduğu paylaşımlarda “...” kuruluşu olarak tanıtıldığını, davacı ...’in borçlu şirket adına fuara katıldığını ve borçlu şirketin tanıtımını yaptığım, TÜYAP fuarında davacı şirket stantlarının borçlu şirket ünvanı ile paylaşıldığını, şirketlerin adreslerinin kaydi olarak farklı olduğunu ancak fiilen aynı olduğunu, aynı numaranın birden fazla adreste kullanılamayacağını, borçlu şirkete ait evrakların ve borçlu şirketin eski ortağı ...’ın da haciz mahallinde bulunduğunu, davacıların muvazaalı devirlerle borçlu şirket ile arasındaki bağı gizlemeye çalıştığını belirterek davanın reddine karar verilmesini ve davacının alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; ''...Dosya kapsamı ile uyumlu bulunarak hükme esas alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davalı ... , takip borçlusu ... ve ... şirketleri ile davacı ... şirketi arasında organik bağ olduğundan bahisle davacı şirkete hacze gittiği, Davacıların icra tehdidi altında 10.567,50 TL ve 3.165,00 TL ödediklerini iddia ederek iadesini istedikleri davacı taraf, borçlu olmadığı halde bir parayı ödediğini öne sürdüğünden dava sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak talebidir. İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile başlatılan takipte takip alacaklısının ... A.Ş., takip borçlusunun ise ... şirketleri olduğu davanın davacısı ise ... ve ... davalısı ... şirketi olduğu, davanın hukuki niteliğinin sebepsiz zenginleşme olup davalı tarafça ileri sürülen istihkak davası olduğu bu nedenle mahkememizin görevli olmadığı yönündeki savunmaya itibar edilmemiş davaya bakmaya mahkememizin görevli olduğu anlaşılmıştır. Davalı tarafça borçlu ile davacı arasında organik bağ bulunduğu, her iki şirketin de ... tarafından kurulduğu, borçlu şirket ile davacı şirketin iç içe geçmiş bir faaliyet yürüttükleri, borçlu şirketin Facebook’ta yapmış olduğu paylaşımlarda “Gönen” kuruluşu olarak tanıtıldığını davacı ...’in borçlu şirket adına fuara katıldığı ve borçlu şirketin tanıtımını yaptığı, TÜYAP fuarında davacı şirket stantlarının borçlu şirket ünvanı ile paylaşıldığı, şirketlerin adreslerinin kaydi olarak farklı olduğu ancak fiilen aynı olduğun aynı numaranın birden fazla adreste kullanılamayacağı, borçlu şirkete ait evrakların ve borçlu şirketin eski ortağı ...’ın da haciz mahallinde bulunduğu ileri sürmüştür. Davalı faktoring şirketinin organik bağ ile ilgili iddialarına ilişkin olarak takip borçlusu şirketin, davacı adına kayıtlı telefon numaraları olduğu, davacıların bu konuda, takip borçlusu şirketin kendilerine ait telefon numarasını kullandığını hacizle birlikte öğrendikleri, bu durumu öğrenir öğrenmez rıza dışı gerçekleşen bu kullanımın sona erdirilmesi ve numaranın bir daha kullanılmaması için davalı takip borçlusuna ihtarname gönderildiği ve akabinde bu kimseler hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu yönünde savunmasında bulundukları davacı şirket ile takip borçlusu davalı şirket arasında organik bağ iddiasının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Takip borçlusu ile davacı arasında organik bağ olmadığı nazara alındığında ... A.Ş.’nin sebepsiz zenginleştiği, aynı eylem sebebiyle hem borçları ödenen .... Tic. AŞ.’nin hem de alacağını tahsil eden ... A.Ş.’nin sebepsiz zenginleşmesinin mümkün olmadığı, Dosyada bulunan dekontlardan, davacılardan ... Tic. Ltd. Şti. tarafından icra dosyası kapsamında 21/11/2016 tarihinde 10.567,50 TL ve 02/01/2017 tarihinde ise 3.165,00 TL ödeme gerçekleştirildiği görülmekle diğer davacı ... in açılan davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı, yine Davalılar ..., .... A.Ş nin pasif husumet ehliyetlerinin bulunmadığı, Dosya kapsamında sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu ve ayrıca temerrüt bildiriminin de yapılmadığı nazara alınarak 10.567,50 TL bakımından dava tarihinden, 3.165,00 TL bakımından ise ıslah dilekçesi tarihinden itibaren faiz işleyeceği..." gerekçesiyle, "1-Davacı ... yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeni ile REDDİNE, 2-Davacı ... Tic. Ltd. Şti. tarafından Davalılar ... , ... Tic. A.Ş aleyhine açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile REDDİNE,3-Davacı ... Tic. Ltd. Şti. Tarafından davalı ... Şirketine açılan sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasının KABULÜ ile 10.567,50-TL'nin dava tarihi olan 28/11/2016 tarihinden, 3.165-TL'nin ise ıslah tarihi olan 21/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine tahsiline" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı ... A.Ş. vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davacının davası menfi tespit istemine ilişkin olmasına rağmen mahkeme tarafından dava konusunun sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası olarak nitelendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bunun yanı sıra kararın hiçbir gerekçe ihtiva etmediğini, dava konusu itibari ile istihkak davası niteliğinde olup istihkak davaları yönünden görevli mahkemelerin icra mahkemeleri olduğunu, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı düzenlendiğini, delillerin toplanmadığını, ticari defterler ve kayıtların incelenmediğini, davacı ve borçlunun çalışanlarını gösterir SGK kayıtlarının celp edilmediğini, mahkemece eksik inceleme neticesinde karar verildiğini,Kaydi verilere bakıldığında borçlu şirket ile davacı şirket arasında hiç bağ bulunmasa da davacının sosyal medya hesaplarına göre borçlu şirketin davacı şirket kuruluşu olduğunu, davacı şirket yetkilisinin borçlu şirket adına fuarlara katıldığını, kaydi olarak ... ve ... borçlu şirket ile hiç bir ilgisi bulunmasa da perde arkasında yöneticisi olduğunu, yine borçlu şirketin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda kendilerine ait fuar standı olarak paylaştıkları fotoğrafta davacı şirket ünvanının yer aldığını, bu durumda davacı ve borçlunun aynı şirketler olduğunu ve gizli birliktelik içerisinde bulunduklarını perde arkasında şirketlerin tamamen birlikte faaliyet gösterdiklerini, Davacı şirketin borçlu şirket ile aynı telefon hattını kullandığını bilmemesinin mümkün olmadığını, kaldı ki dışarıdan borçlu adına hiç bir çağrı gelmediği kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, borçlu şirket davacı şirket arkasına gizlenerek aynı adreste çalışmasına rağmen borcu ödememek için bu bağı gizlemek adına en son olarak savcılığa şikayette bulunulduğunu, bu haliyle bilirkişinin raporunda tarif ettiği şekilde davacı ve borçlu şirket arasında organik bağın sabit hale geldiğini beyan ederek karrın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Dava, davacı şirket ile dava dışı borçlu ... Tic. A.Ş. arasında organik bağ olmadığı iddiasıyla menfi tespit ve haciz işlemi sırasında ödenen bedelin istirdadı istemine ilişkindir. Davalı alacaklı ... A.Ş. tarafından, davalı borçlular ..., ... Tic. A.Ş ile dava dışı ... A.Ş hakkında 10.000,00 TL bedelli çek nedeniyle, 9.170,00 TL asıl alacak, 19,77 TL işlemiş faiz, 81,60 TL ihtiyati haciz masrafı, 400,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti ve 29,13 TL komisyon olmak üzere toplam 10.240,50 TL alacağın tahsili için takip başlatılmıştır. Alacaklı ... A.Ş. Vekilinin haciz talebine istinaden 17/11/2016 günü davacı ...Tic. Ltd. Şti.'ye ait işyerine hacze gidilmiştir. Haciz tutanağının incelenmesinde; evrak araştırmasında borçlu adına bir evraka rastlanmadığı, davacının borçluyu tanımadığını beyan ederek istihkak iddiasında bulunduğu, alacaklı vekilinin tüm cezai ve hukuki sorumluluğu kabul ederek haciz uygulanmasını talep etmesi üzerine haciz işlemine geçildiği, malların yediemin olarak teslim edildiği, davacı tarafından icra dosyasına 21/11/2016 tarihinde 10.567,50 TL yatırıldığı, yine 02/01/2017 tarihinde hacze gidildiği ve ...'in önceki bakiyeyi ihtirazi kayıtla yatırdıklarını beyan ederek kalan miktarı da ihtirazi kayıtla alacaklıya verilmemek üzere yatıracaklarını beyan ettiği, 02/01/2017 tarihinde 3.165,00 TL yatırıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece Mali Müşavir Bilirkişi ... ve Öğretim Üyesi Bilirkişi Doç. Dr. ...'den alınan 11/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle; dosya kapsamında davacı ...’in, takip borçlu ... şirketi adına fuarlara katıldığı, davacı ...'in Facebook paylaşımlarında takip borçlusu şirketin ... Kuruluşu olduğuna dair yazılar bulunduğu, TÜYAP fuar merkezinde davacı şirket adına düzenlenmiş tanıtım stantlarına ait görüntülerin takip borçlusu şirket adına paylaşıldığı, internet sitelerinde ve haberlerde davacı şirket ile borçlu şirketin isimlerinin tek bir isim olarak kullanıldığı hususlarında bir delile rastlanmadığı, Somut olayda davalı faktoring şirketinin organik bağ ile ilgili iddialarına ilişkin olarak tek hususun takip borçlusu şirketin davacı adına kayıtlı telefon numaraları olduğu ancak davacıların bu konuda takip borçlusu şirketin kendilerine ait telefon numarasını kullandığını hacizle birlikte öğrendikleri beyan ederek bu durumu öğrenir öğrenmez rıza dışı gerçekleşen bu kullanımın sona erdirilmesi ve numaranın bir daha kullanılmaması için davalı takip borçlusuna ihtarname gönderdiği ayrıca bu kimseler hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, bu verilere göre davacı şirket ile takip borçlusu davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunun kabulünün mümkün olmadığı, nihai değerlendirmenin Mahkemeye ait olduğu, takip borçlusu ile davacı arasında organik bağ bulunduğu sonucuna varılması halinde ... A.Ş.'ye yapılan ödeme haklı nedene dayanacağından davalı ... A.Ş.'nin sebepsiz zenginleştiğinden söz edilmeyeceği bu halde ...Tic. AŞ.'nin sebepsiz zenginleştiklerinin gündeme geleceği, aksine organik bağ bulunmaması halinde ise ... A.Ş.'nin sebepsiz zenginleştiğinin kabul edileceği, aynı eylem sebebiyle hem borçları ödenen .... Tic. AŞ.'nin hem de alacağını tahsil eden ... A.Ş.'nin sebepsiz zenginleşmesinin mümkün olmadığı, somut olayda sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğunun kabulü halinde 10.567,50 TL bakımından dava tarihinden, 3.165,00 TL bakımından ise ıslah dilekçesi tarihinden itibaren faiz işleyeceği; buna karşılık, sebepsiz zenginleşenin kötüniyetli olduğunun kabulü halinde ise faizin, 10.567,50-TL bakımından ödemenin yapıldığı 21/11/2016 tarihinde, 3.165-TL bakımından ise 02/01/2017 tarihinde işlemeye başlayacağı kanaati bildirilmiştir.İİK'nın 72.maddesinde, borçlu tarafından açılan menfi tespit ve istirdat davalarına ilişkin hükümler düzenlenmiş olmakla birlikte, takip dosyasında borçlu olmamasına rağmen haciz baskısı altında borcu ödeyen 3. şahısların durumu açıkça düzenlenmemiştir. 6098 sayılı TBK'nın 77/1.maddesinde "Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Somut olayda takip dosyasında borcu ödeyen takip borçlusu değil işyerinde haciz tatbik edilen davacı firmadır. Bu durumda davacı 3. şahsın yaptığı ödeme ile takip borçlusu borcundan kurtulmuş aynı şekilde takip alacaklısı ise alacağını borçlu olmayan 3.kişiden tahsil ederek sebepsiz zenginleşmiştir. Davacı tarafın dava dilekçesinde, borçlu şirket ile herhangi bir bağı olmamasına rağmen haciz baskısı altında takip borcuna istinaden ödeme yapmış olması sebebiyle söz konusu bedelin tahsili istemi sebepsiz zenginleşme iddiasına dayanmaktadır. Nitekim emsal nitelikte olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10/02/2022 tarihli 2022/3-80 E. 2022/107 K sayılı ilamında; "...Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davalının, dava dışı üçüncü kişiden olan alacağı için davacıya yönelttiği haciz tehdidi altında, davacının dosya borcunu yatırması nedeniyle zenginleşenin alacaklı olan davalı mı yoksa dava dışı borçlu mu olduğu, buradan varılacak sonuca göre sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayanılarak açılan davanın davalıya mı yoksa davanın İİK’nın 72. maddesinden kaynaklanan istirdat davası olduğu değerlendirilerek dava dışı borçluya karşı mı açılması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın açıklanmasında yarar bulunmaktadır.Türk Hukuk Lûgatında istirdat (geri alma) davası şu şekilde tanımlanmaktadır: “1-Haklı bir neden olmaksızın mal ediniminden doğan ve bu yolla edinilen malın geri alınmasını içeren dava (TBK m. 77-82, TMK m. 122), 2- Hakkında yapılan ilamsız icra takibine süresinde itiraz etmediği ya da itirazın kaldırılması nedeniyle gerçekte borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kalan borçlunun ödediğini geri almak amacıyla açtığı dava. (İİK m.72)” (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 414).Lûgatta istirdat davası başlığı altında yapılan ilk tanım borçlar hukukunda yerini bulan sebepsiz zenginleşme davasına karşılık gelmekte olup bu davanın ikinci tanımda açıklanan ve icra iflas hukukuna özgü bir eda davası olan istirdat davası ile benzer yönleri bulunmaktadır. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/1. maddesi “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü içermektedir. Aynı maddenin 7. fıkrasında ise “Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir” düzenlemesi mevcuttur.Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da itirazının icra mahkemesince kaldırılmış olması nedeniyle kesinleşen icra takibine rağmen, borçlu olmadığı kanısında bulunabilir. Böyle bir borçlu, borçlu olmadığını tespit ettirmek için menfi tespit davası açabilir ve bu davada hiç değilse icra dairesinin banka hesabına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alarak (İİK m. 72/III/2.c.) aleyhine yapılmakta olan icra takibinin durdurulmasını ve davayı kazanınca da takibin iptalini sağlayabilir. Borçlu, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için istirdat davası açabilir (İİK m. 72/VII). Borçlunun menfi tespit davası açmış olması hâlinde, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce borcun ödenmesi üzerine de menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilmelidir (İİK m. 72/VI).İstirdat davası, esasen sebepsiz zenginleşme iddiasına dayanan bir eda davası olup, bununla icra takibi sırasında sebepsiz olarak ödenmiş olduğu iddia edilen bir paranın geri verilmesi istenir. Yalnız, davanın şartı icra hukukuna dayanmaktadır: Borçlunun, borcu bulunmadığı bir parayı icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olması (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/ Hanağası, Emel: İcra İflas Hukuku, Ankara 2018, 4. Baskı, s. 228).İcra ve İflas Kanunu’nda yerini bulan istirdat davasından sonra sebepsiz zenginleşme kavramına ilişkin açıklama yapmak yerinde olacaktır.Borcun kaynaklarından biri olarak öngörülen sebepsiz zenginleşme, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 61 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Benzer hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 ve devamı maddelerinde de yer almaktadır. BK’nın 61. maddesi; “Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisabeden kimse, onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi lazımdır” hükmünü haizdir. Haklı bir neden olmaksızın başkasının mal varlığından ya da emeğinden zenginleşen kimse bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür (TBK 77). Bu yükümlülük özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan ya da gerçekleşmemiş veya sona ermiş bir nedene dayanması durumunda doğmuş olur. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlakî bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Hukuka ya da ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez (Türk Hukuk Lûgatı, s. 962).Buna göre borcun kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli haklı bir sebebe dayalı olmaması gerekmektedir.Sebepsiz zenginleşmeden bahsedilebilmesi için diğer şartların yanında en önemlisi zenginleşenin mal varlığında meydana gelen artışın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Zira zenginleşmeyi doğuran sebep, kazandırma veya zenginleşenin müdahalesi ya da umulmayan bir olay olabilir. Nitekim BK’nın 61. maddesinde özellikle “haklı bir sebep olmaksızın” ifadesine yer verilmiş ve haklı olmayan sebep teşkil edecek hususlar örnek olarak sayılmıştır. Bu durumda kazandırmaya (edime) dayanan sebepsiz zenginleşme; “geçerli olmayan sebebe” veya “gerçekleşmemiş sebebe” veyahut “sona ermiş sebebe” dayalı olarak gerçekleşebilir.Sebepsiz zenginleşme hâlinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğmakta olup, bu borcun konusu mal varlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. Sebepsiz zenginleşmede sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Görüldüğü gibi, sebepsiz zenginleşme, ikincil (talî) niteliktedir ve mal varlığındaki azalmanın başka aslî nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Başka bir anlatımla aynı olayda, aynî haktan (istihkak davası), zilyetlikten, sözleşmeden, sözleşme benzeri hukukî ilişkiden veya haksız fiilden kaynaklanan bir talebin ileri sürülmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulama alanı bulamayacaktır.Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli ve 2017/(23)6-868 E., 2021/1646 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirketin alacaklı sıfatıyla dava dışı borçlu ... San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlattığı, anılan borçlu şirketin adresine ödeme emrinin tebliğ olduğu ancak alınan ihtiyatî haciz kararı üzerine haciz işlemi için borçluya ait olduğu iddiasıyla davacı şirketin adresine gelindiği, haciz tutanağında “mahalde borçlu firmaya ait emareye rastlanmadığı” kaydının yazıldığı, davacı vekilinin borçlu firma ile organik bağlarının bulunmadığını beyan etmesine rağmen alacaklı davalı vekilinin tüm cezai ve hukukî tazmin sorumluluğunun kendisine ait olmak üzere haciz işleminin yapılmasını talep etmesi üzerine davacı şirket vekilinin borç miktarını haciz tehdidi altında ve ihtirazî kayıtla yatırması üzerine alacaklı davalının hacizden vazgeçtiği anlaşılmaktadır. Davacı şirket ... Tic. Ltd. Şti. ile icra dosyasında borçlu şirket olan ... Tic. Ltd. Şti. arasında organik bağ bulunmadığına ilişkin kesinleşen İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... tarihli ve... E,... K. sayılı kararı bulunmaktadır ve bu karar kuvvetli delil mahiyetindedir. Bu durumun aksi ispat olunmadığından davacı şirketin icra dosyasına, kendisiyle ilgisi bulunmayan asıl borçlu şirketin borcunu ödemiş olduğu açıktır. Gelinen noktada, icra takibinin davacı şirket adına yapılmamış olması, başka bir deyişle davacının icra dosyasının borçlusu konumunda bulunmaması davanın istirdat davası olmaması yönünden ayırıcıdır. Çünkü yukarıda da izah edildiği üzere, istirdat davalarında icra takibinin borçlusu, borçlu olmadığını düşündüğü bir parayı cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olmaktadır. Kaldı ki, dosya kapsamı itibariyle, hacze gelinen adresin dahi asıl borçlu şirkete ait olmadığı, davacı şirkete ait olduğu, ödeme emri tebligatının dahi bu adrese yapılmadığı görülmektedir. Tüm bunlara rağmen, asıl borçluyla ilgisi bulunmayan davacının adresine gelinerek malları haczedilmeye çalışılmış, bunun üzerine davacı vekili haczi engellemek adına dosya borcunu ihtirazî kayıtla ödemek durumunda kalmıştır. O hâlde, eldeki davanın sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olduğu kabul edilmelidir.Bu durumda uyuşmazlığın çözümü açısından sebepsiz zenginleşenin kim olduğunun tespiti önem kazanmaktadır.Davacının icra dosyasına haciz tehdidi altında yatırmış olduğu parayla kim menfaat temin ediyorsa onun sebepsiz zenginleşme davasının muhatabı olacağı hususunda kuşku bulunmamaktadır. İİK'nın 12. maddesine göre icra dairesi takip edilen para alacağına mahsuben üçüncü şahıs tarafından ödenen paraları kabule mecburdur. Bununla borçlu bu miktar kadar borcundan kurtulur. Somut olayda da, yapılan ödemeyle ilk bakışta icra dosyasının borçlusunun borcunun söndüğü, bu nedenle menfaat temin edenin dava dışı asıl borçlu şirket olduğu, sebepsiz zenginleşme davasının muhatabının da anılan şirket olması gerektiği düşünülebilirse de, davacı ihtirazî kayıtla yatırdığı parayı asıl borçlunun borcundan kurtulması amacıyla kendiliğinden değil, haciz tehdidinden korunmak amacıyla ve bu hususu da haciz tutanağında açıkça belirterek yatırmıştır. Yatırılan para davalı alacaklının mal varlığına dâhil olmuştur. Davacının istemi, kendisinden haksız şekilde tahsil edilerek davalının mal varlığına giren paranın iadesi olduğuna göre muhatap da davalı olmalıdır. Aksinin kabulü, davacıyı muhatabı olmayan, borcu ödeme kabiliyetinin olup olmadığı belirsiz dava dışı borçluya yönelmeye zorlayacaktır ki, bu tür bir riskin davacıya yüklenmesi adil olmaz. Öyle ise, dava konusu olayda sebepsiz zenginleşenin davalı olduğunun kabulü gerekir..." şeklinde değerlendirme yapılarak, takip dosyasında borçlu konumunda olmayan 3.kişinin icra tehdidi altında yaptığı ödemenin iadesi yönünde açtığı davanın sebepsiz zenginleşme iddiasına dayandığı ve sebepsiz zenginleşenin ise icra dosyasındaki alacaklı taraf olduğu açıklanmıştır. Somut olay değerlendirildiğinde; borçlu .... Tic. A.Ş.'nin kuruluşunun 23/01/2015 tarihinde tescil edildiği ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde 29/01/2015 tarihinde ilan edildiği, ... kurucu ortakları arasında yer aldığı, 01/03/2016 tarihinde ise ...'in hisselerini dava dışı ...'a devrettiği, şirket unvanının 01/04/2016 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen kararla ...Tic. A.Ş. olarak değiştirildiği, 05/04/2016 tarihinde şirketin tek pay sahipli anonim şirket olarak faaliyetine devam edileceğinin ve tek pay sahibinin ... olduğunun Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği tespit edilmiştir. Haciz ise 17/11/2016 tarihli olup haciz işlemi sırasında, davacı şirket ile dava dışı borçlu şirket arasında organik bağ olduğuna dair bir belgeye rastlanmadığı, davalı vekili tarafından organik bağ iddiasına yönelik sunulan kayıtların (fuar, sosyal medya) 2015 yılına ait olduğu, davacı şirkete ait telefon numaralarının davalı borçlu şirkete ait tanıtım kartlarında kullanıldığının tespiti üzerine davacı şirket tarafından keşide edilen Büyükçekmece ... Noterliği'nin 22/11/2016 tarih ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile telefon numaralarının kayıtlardan ve tanıtım kartlarından silinmesi hususunun ihtar edildiği ayrıca Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/43719 Sor. Sayılı dosyası ile suç duyurusunda bulunulduğu, bu tespitler karşısında organik bağ iddiasının ispatlanamadığı ve icra dosyasına davacı şirket tarafından haciz tehdidi altında ihtirazi kayıtla yapılan ödeme neticesinde davalı ... A.Ş'nin sebepsiz zenginleştiği kanaatine varılmıştır.Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara ve gerekçe içeriğine göre mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın somut olayın özelliklerine uygun olarak belirlendiği, yargılamanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda belirtilen usullere uygun olarak yürütüldüğü, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı anlaşılmış, delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı gibi usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davalı ... A.Ş. vekilinin vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 17/01/2024