Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2020/204 E. 2022/4 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2020/204
- Karar No
- 2022/4
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1413 KARAR NO : 2025/108 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 18/01/2022 NUMARASI : 2020/204 E. - 2022/4 K. DAVACI VEKİLİ : DAVALI : DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/01/2022 Tarih ve 2020/204 Esas - 2022/4 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkiline ait 2019/12352 numaralı “... tamamlayıcı sağlık sigortası” ibareli marka başvurusunun davalı şirketin 2016 36866 sayılı “... ...” markasına benzer bulunarak reddedildiğini, müvekkilinin 2017 14445 sayı ile tescilli “... sigorta” markasının asli unsuru olan “...” ibaresini koruyarak “... tamamlayıcı sağlık sigortası” marka başvurusunu yaptığını, markada yer alan “tamamlayıcı sağlık sigortası” ibaresinin ayırt edici bir ibare olmadığını, önceki markasının yoğun ve ciddi biçimde kullanıldığını, kazanılmış hakka sahip olduğunu, sigorta hizmetleri ve finansal hizmetlerin Ülkemizde çok sınırlı sayıda firma tarafından sunulan, tüketicilerin satın almadan önce detaylı araştırma yaptığı ve tüketici dikkat düzeyinin yüksek olduğu hizmetlerden olduğunu, “...” ibaresinin münhasıran ayırt edici niteliği haiz bir ibare olmadığını, Kurum kararında ... ibaresi dışından kalan ibarelerin tanımlayıcı nitelikte olduğu tespitinin hatalı olduğunu, ... ibaresinin sigorta hizmetleri yönünden tanımlayıcı olmadığını, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, ... ibaresinin ihtilafa konu hizmetler yönünden ayırt edici niteliği haiz ibare olmadığını ileri sürerek 2020-M-4200 sayılı kararının iptal edilmesine ve 2019/12352 başvuru numaralı “... tamamlayıcı sağlık sigortası” markasının tescil işlemlerinin devam edilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı ... vekili, redde mesnet markalardan en yeni olanının başvuru yılının 2016 olduğunu, tescili talep edilen işaretin başvuru tarihinin ise 08.02.2019 olduğunu, tarihler incelendiğinde başvuruya konu işaret ile iddialara mesnet marka arasında başvuru aşaması açısından tarihsel öncelik sonralık ilişkisinin SMK’de öngörülen şekilde gerçekleştiğini, taraf markalarının aynı, aynı türden mal ve hizmetleri barındırdığını, ...” ibaresinin yanı sıra, taraf markalarının kapsamlarında yer alan hizmetler dikkate alındığında başvuruya konu işaret ile redde mesnet markaların diğer unsurları arasında da güçlü bir kavramsal bağ bulunduğunu, mahkemenin reddedilen marka başvurusunun tescil işlemlerinin devamına karar vermeye yetkili olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı şirket vekili, müvekkilinin tanınmış ... ve ... markaları da dahil birçok markanın sahibi olduğunu, yıllardır yoğun kullanım neticesinde markasını tanınmış marka konumuna yükselttiğini, önceki tarihli markalar ile kazanılmış hakların, sonradan tescil edilecek seri markalara sirayet edebilmesi için önceki markanın çekişmesiz olması gerektiğini, “... SİGORTA” markasının 21.06.2018 tarihinde tescil edildiğini, dava konusu marka başvurusunun tarihinin ise 08.02.2019 olduğunu eski tarihli markanın tescili üzerinden 1 yıl geçmediğini, “tamamlayıcı sağlık sigortası” ibaresi tescili istenen 36. Sınıf bakımından tanımlayıcı ve tali nitelikte olduğunu doğrudan hizmetlerin kendisine referans yaptığını, marka başvurusundaki tek esaslı unsurun “...” kelimesi olduğunu, bu kelimenin müvekkili markasının esas unsuru ile birebir aynı olduğunu, markanın zayıf marka olması ya da nihai tüketicinin dikkat düzeyinin somut olayda önem arz etmediğini, tescil edilmek istenen sınıf ile müvekkilinin dayanak ... esas unsurlu markaların kapsamında aynen yer aldığını, ... unvanının Arapça kökenli ... anlamında dolduğunu, ... kelimesinin müvekkilinin http://www...com ve http://www...org.tr/ ibareli alan adlarının da esaslı unsurunu teşkil ettiğini, davalı başvurusunun müvekkilinin alan adından doğan haklarını da ihlal ettiğini, iltibas nedeniyle, SMK 6/5 gereği başvuru sahibinin haksız çıkar sağlamasına, müvekkili markasının sulanmasına ve ayırt ediciliğinin de zedelenmesine neden olacağını, davacının müvekkilinin faaliyet gösterdiği sektörde müvekkilinin büyük sermaye ve emek harcayarak tanınırlığını sağladığı ... markasını seçmiş olmasının tesadüf olmayacağını, davacının kötüniyetli olduğunu, kullanımın isptlamanadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı başvuru markası kapsamında yer alan 36. Sınıf “Sigorta hizmetleri. Finansal ve parasal hizmetler. Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği hizmetleri.” ile davalının 2016/36866 tescil numaralı redde mesnet markası kapsamındaki 36. Sınıf hizmetlerinin aynı, aynı tür olduğu, ... Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ibareli dava konusu markanın herhangi bir şekil unsuru içermeyen ve her kelimenin baş harfinin büyük olarak yazıldığı kelime markası olduğu, markanın ... sözcüğü ile başladığı ve devamında yer alan “tamamlayıcı sağlık sigortası” ibaresinin tali olarak bulunduğu, ... ... ibareli markanın baş harfi büyük olmak üzere ... ibaresi ile başladığı ve devamında büyük harfler ile ... ibaresine yer verildiği, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal yönden birbiri ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu, taraf markalarındaki esas unsurun ... ibaresi olduğu, davacı markasında yer alan diğer ibarelerin 36. Sınıf yönünden cins, vasıf bildirici olması sebebiyle ayırt ediciliğinin bulunmadığı, davalı markasındaki ... kısaltmasının markaları farklılaştırmadığı, dikkat ve özen seviyesi görece yüksek olan bilinçli tüketici kitlesinin dikkate alınması gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkiliine ait devir işlemlerine huzurdaki uyuşmazlıktan önce başlanılıp, hakkında ihtiyati tedbir kararı verilen 2007 54449 numaralı ibareli markanın üzerinde bulunan tedbir kararı kaldırıldığından, mezkur markanın müvekkiline devir işleminin sicile işlendiği hususunun ... tarafından 30.05.2022 tarihinde bildirildiğini, hukuken hatalı tanzim edilen bilirkişi heyeti raporunun ve hukuka aykırı ilk derece mahkemesi kararının “müktesep hak” konusundaki hatalı değerlendirmelerinin temelsiz kaldığını, müvekkilinin “...” markasını sigorta hizmetleri üzerinde uzun süredir yoğun bir şekilde kullanmakta olup aynı zamanda 2017 14445 sayı ile tescilli “... sigorta” markasının sahibi olduğunu, bu nedenle müvekkilinin “...” markası üzerinde kazanılmış hakkı bulunduğunu, müvekkilinin 2017 14445 sayı ile tescilli “... sigorta” markasının asli unsuru olan “...” ibaresini koruyarak “... tamamlayıcı sağlık sigortası” marka başvurusunu yaptığını, müvekkilinin 2017 14445 sayı ile tescilli “... sigorta” markasının ve “...” markası üzerinde çok yoğun ve ciddi kullanımı ile kazanılmış hakka sahip olduğunu, ayrıca tüketici dikkat düzeyinin 36. Sınıfta yer alan hizmetler için yüksek olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, ret gerekçesi 2016 36866 markası için aynı şeyler söylenemeyeceğinden ve “...” ibaresi münhasıran ayırt edici niteliğe haiz bir ibare olmadığından markasının bir bütün olarak en fazla asgari ayırt edici niteliği sahip olduğunun kabulü gerektiğini, markalar arasında karıştırılma ya da ilişkilendirme ihtimali bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : 1-Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, başvuru markasının kapsamında bulunan hizmetler ile davalının 2016/36866 tescil numaralı redde mesnet markası kapsamındaki hizmetlerin aynı, aynı tür olduğu, "... Tamamlayıcı Sağlık Sigortası" ibareli başvuru konusu markanın esaslı unsurunun ... olduğu, itiraza mesnet markanın da esaslı unsurunun ... kelimesi olduğu, bu itibarla taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal yönden birbiri ile benzer olduğu, dikkat seviyesi yüksek olan tüketicinin dahi davacının seri markası olduğu zannına kapılabileceği, ilgili alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davacının "... Tamamlayıcı Sağlık Sigortası" markasını gördüğünde bunun davalının mesnet markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği, tescilli markanın bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olduğu, diğer yandan 2007 54449 numaralı ibareli markanın üzerinde bulunan tedbir kararı kaldırıldığından, ilk derece mahkemesi kararının “müktesep hak” yönünden temelsiz kaldığı ileri sürülmüş ise de, HMK'nın 357. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenemeyeceği, yeni delillere dayanılamayacağı, bu madde bağlamında ilk kez istinaf aşamasında öne sürülen bu iddianın dinlenilmesi mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki diğer istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak, davacı vekilince, müvekkilinin “...” markasını sigorta hizmetleri üzerinde uzun süredir yoğun bir şekilde kullanmakta olup, aynı zamanda 2017 14445 sayı ile tescilli “... sigorta” markasının sahibi olduğunu, bu nedenle müvekkilinin “...” markası üzerinde kazanılmış hakkı bulunduğunu, müvekkilinin 2017 14445 sayı ile tescilli “... sigorta” markasının asli unsuru olan “...” ibaresini koruyarak “... tamamlayıcı sağlık sigortası” marka başvurusunu yaptığını, müvekkilinin 2017 14445 sayı ile tescilli “... sigorta” markasının ve “...” markası üzerinde çok yoğun ve ciddi kullanımı ile kazanılmış hakka sahip olduğunu ileri sürmüş olup, bu iddianın ilk derece mahkemesince değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.09.2008 tarih ve 2007/7547 E.-2008/10251 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, kazanılmış hakkın varlığının kabulü için, kazanılmış hakka dayanak teşkil eden tescilli marka ile yeni markadaki ibarelerde, asli unsurların muhafaza edilmiş olması ve eski markanın en azından hükümsüzlük davası açılabilecek kadar belli bir sürede çekişmesiz şekilde kullanılması, karşı taraf markalarına yanaşma niyeti olmadan ve iltibas tehlikesi yaratmayacak şekilde, eski ve yeni markalar arasında işletme ile bağlantının ve tüketici nezdinde yaratılan izlenimin korunmuş bulunması, yeni markada kazanılmış hak iddia edilen markaya nazaran emtia kapsamının genişletilmemiş olması şartlarının bir arada bulunması gerekmektedir. Bu bağlamda somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, eski markanın en azından hükümsüzlük davası açılabilecek kadar belli bir sürede çekişmesiz şekilde kullanılmadığı anlaşıldığından Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin müktesep hak müessesesine ilişkin belirlediği kriterler çerçevesinde, davacının müktesep hak müessesesinden faydalanamayacağı anlaşılmıştır. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarında (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 18/01/2022 gün ve 2020/204 Esas - 2022/4 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 561,00.TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden ilk derece karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 7.375,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/01/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/01/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...