Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/96 E. 2021/98 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/96
- Karar No
- 2021/98
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/670 - 2024/897 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/670 KARAR NO : 2024/897 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/04/2021 NUMARASI : 2019/96 E. - 2021/98 K. DAVACI VEKİLİ : DAVALI : DAVANIN KONUSU : YİDK Marka Kararı İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/04/2021 tarih ve 2019/96 E. - 2021/98 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili ile davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2018/56112 başvuru numarası ile "... +şekil" ibaresinin marka olarak tescili için davalı ... başvuruda bulunduğunu, davalı şirketin "..." ibareli markalarını mesnet göstererek yaptığı itiraz üzerine davalı Kurum Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun kararıyla müvekkilinin başvurusunun nihai olarak reddedildiğini, oysa taraf markaları arasında anlamsal, işitsel ve görsel olarak benzerlik bulunmadığını ileri sürerek, YİDK’nın 2019-M-1186 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şirket vekili, taraf markalarının arasında görsel ve işitsel benzerlik bulunduğunu, davacının marka başvurusunda yer alan “e” ve “r” harflerinin markalar arasında farklılık yaratmadığını, tarafların markalarının kapsamında yer alan malların aynı/aynı tür olduğunu, böylelikle markalar arasında iltibas tehlikesinin bulunduğunu, müvekkili şirket markaları tanınmış olup, dava konusu marka başvurusunun tescilinin SMK'nın 6/6 ve 6/9 maddesi uyarınca mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalı adına tescilli "..." esas unsurlu markalar ile davacının "...+şekil" ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davacının "...+şekil" markasını gördüğünde bunun davalının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı, her iki kelimenin "..." ve "..." heceleri arasına konumlandırılmış yeni bir hece ile tamamen farklılaştığı, taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi raporunda müvekkili adına tescilli markaların tartışılmadığını, başvurunun bu markaların devamı niteliğinde olduğunu, başvuruda kullanılan logonun müvekkili ile özdeşleştiğini, müvekkilinin bir başka şirket adına tescilli "..." ibareli markaların bulunduğunu, bu şirketin ortaklarının sorulması taleplerinin reddedildiğini, "..." ve "..." ibarelerinin anlamsal olarak farklı olduklarını, "..." ibaresi ise "sanayi" kelimesinin kısaltması olup, benzerlik değerlendirmesinde dikkate alınmayacağını, markaların bir bütün olarak bıraktıkları izlenimin dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili, gerekçede hükmün tam tersi yönünden cümleler kurulduğunu, markaların benzer olmadığının belirtildiğini, davalının yeni bir marka başvurusunda bulunduğunu, bu markaya karşı dava açma hazırlığında olduklarını, ancak işbu kararın açılacak davada kullanılamayacak hale geldiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK marka kararı iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/21-1791-1676 sayılı kararında “... mahkeme kararlarının gerekçeli olması Anayasal bir zorunluluktur. Mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiği, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayanıldığını ortaya koyar; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur” denilmiştir. Keza bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ile ona paralel bir düzenleme içeren HMK'nın 297. maddesi de bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. İstinaf denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması gerekir. Diğer yandan, 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 E. - 2009/123 K. sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 E. - 1992-4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta da, davacı tarafça müvekkili şirket marka başvurusunu davalı şirketin itirazına mesnet markaları ile benzer bulan YİDK kararının iptali talep edilmiş olup, mahkemece kararın gerekçe kısmında taraf markalarının benzer olmadığı belirtilmiş ise de, hüküm kısmında davanın reddine karar verilmiştir. Görüldüğü üzere ilk derece mahkemesi kararında taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı kabul edilmesine rağmen YİDK kararının iptali isteminin reddine karar verilmesi gerekçe hüküm çelişkisi oluşturmaktadır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi, kararın HMK'nun 391.maddesine uygun bir karar olmadığı, HMK'nun 297. ve Anayasa'nın 141/3. maddesi bağlamında yasal gerekçe içermediği açıktır. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla Dairemizce, davacı şirket ile davalı şirket vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı şirket vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekili ile davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 08/04/2021 gün ve 2019/96 E. - 2021/98 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı ile davalı şirket tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde anılan taraflara ayrı ayrı iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 10/05/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 24/05/2024 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.