Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/225 E. 2020/765 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/225
- Karar No
- 2020/765
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/703 KARAR NO: 2024/1028 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 08/12/2020 NUMARASI: 2019/225 E. - 2020/765 K. DAVANIN KONUSU: Alacak Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; bir aile şirketi olan müvekkili şirkette ortaklardan ... %30.62, ... % 11.28, ... % 28.46, ... % 0.39, ... % 28.46, ...'nin %0.39, ... AŞ'nin %0.39 oranında pay sahibi olduğunu, davacı şirketin kuruluşundan yani 1984'ten 19.03.2018 tarihine kadar ... başkanlığındaki yönetim kurulları tarafından idare edildiğini, davalı şirketin ise 2003 yılında kurulduğunu, davalı şirket ortaklarının kardeş olduğunu, %69.70 hissesinin ..., %15.15 hissesinin ..., %15.15 hissesinin ise ... ait olduğunu, davalının da kuruluşundan bu yana ... başkanlığındaki yönetim kurulları tarafından idare edildiğini, davacı şirketin 19.03.2018 tarihli genel kurulunda yönetim kurulunun değiştiğini, ... ve eski yönetim kurulu üyelerinin çoğunun görevden alındığını, yönetim kurulu üyeliklerine ... ve ... seçildiğini, yeni yönetim kurulu üyelerince, eski yönetimden şirket defterleri ve belgelerini teslim aldığında, davacı müvekkili şirketin menfaatlerine aykırı, zararına olacak şekilde gerçekleştirilmiş bazı uygulama ve işlemler ile karşılaşıldığını, davacının menfaatlerine aykırı bu işlemlerin çoğunluğunun, eski yönetim kurulu başkanı ... pay çoğunluğuna sahip olduğu şirketler ile yapıldığının görüldüğünü, davalının davacıya ticari defterler kayıtlarına göre 31.12.2017 tarihi itibariyle 51.094.619 TL borcu bulunduğunu, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı ... 2017 yılı Aralık ayında henüz müvekkili şirketin de yönetim kurulu başkanı iken, bu borcun davacı açısından kabul edilemeyecek kadar ağır şartlarla ertelenmesini sağlamaya çalıştığını, bu kapsamda 25.12.2017 tarihli yönetim kurulu kararı alarak taraflar arasında borç tasfiye protokolü imzaladığını, bu toplantıya yönetim kurulu üyesi ... çağrılmadan, dört yönetim kurulu üyesinden üçünün yani ..., ... ve .... tarafından imzalanarak karar alındığını, bu sebeple söz konusu yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu iddiası ile müvekkili tarafından İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/844 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, bu yönetim kurulu kararı ile yapılması kararlaştırılan ve davacı şirket aleyhine elverişsiz şartlarda olan bu protokol ile amaçlananın borcun ödenmemesini temin olduğunu, zira taraflar arasında varlığında mutabakat sağlanmış bir borcun ödenmesinin ticari olarak fevkalade elverişsiz tarihlere ertelenmesinin amaçlandığını, protokole göre hayatın olağan akışına ve ticari örf ve adetlere tamamen aykırı şekilde davacının davalıdan olan alacaklarının ödenmesinin 10 yıla yayıldığını, alacaklı davacının protokolü feshinin engellendiğini, hatta protokolün alacaklı davacı tarafından feshedilmesi halinde borçlu davalıya 5 milyon ABD Doları cezai şart ödemesinin öngörüldüğünü, davacı şirketin yeni seçilen yönetim kurulunun 04.06.2018 tarihinde aldığı yönetim kurulu kararı ile 25.12.2017 tarihli ve 9 numaralı yönetim kurulu kararının, gerekse de bu karara dayanılarak imzalandığı anlaşılan borç erteleme sözleşmesi/protokolünün yoklukla malül olduğunun belirtildiğini, ihtarname ile davalıdan 51.094.619 TL'nin sözleşme imzalanmadan önceki hüküm ve şartlar çerçevesinde ödenmesinin istendiğini, protokol şirket yetkilileri tarafından da imzalanmış olsa, yöneticilik sıfatının kötüye kullanılarak şirketin zararına işlem yapılması sebebiyle protokolün geçersiz olduğunu, alacaklı ve borçlu şirketi temsil eden aynı kişilerin bir araya gelerek, alacaklı şirketin zararına protokol imzalamalarının butlan sebebi olduğunu, 22.06.2018 tarihli ihtardan sonra bir kez daha ihtar gönderildiğini, ödeme talep edildiğini, ancak davalının ödemekten imtina ettiğini, davalının borcunun 47.280.146,92 TL olduğunu, ancak bu tutarın uygulanacak ticari faiz oranı ile artacağını, davacının ayrıca faiz ile karşılanamayan zararının da söz konusu olduğunu, davacının net alacağının, şirket defter ve kayıtlarının incelenmesi sonunda bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağını, bu sebeple şimdilik, bu aşamada fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkını saklı tutarak şimdilik 100.000 TL alacağının tahsilini talep ettiklerini ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000 TL kısmi alacağın temerrüt tarihinden fiili tahsil tarihine kadar uygulanacak TCMB kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 07.10.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değeri 47.201.891,50 TL arttırılmakla toplam 47.301.891,50 TL'nin TCMB kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı ile birlikte tahsilini istemiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı ve davalının aile şirketleri olduğunu, borcun tasfiyesine ilişkin protokolün şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından imzalandığını ve geçerli olduğunu, davacının muaccel olmayan bir alacağı talep ettiğini, temsilin hükümlerini düzenleyen Borçlar Kanunu'nun 40. maddesi hükmü gereğince davacı şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından imzalanan 31.12.2017 tarihli protokol ve protokolün sonuçlarının doğrudan doğruya temsil olunan davacı şirketi bağladığını, sözleşmenin içeriğine ilişkin Borçlar Kanunu m. 26. hükmü gereğince 31.12.2017 tarihli protokolün içeriğinin kanunda öngörülen sınırlar içerisinde belirlendiğini, ne kanuna ne ticari hayata ne de hayatın olağan akışına aykırı herhangi bir husus içermediğini, şirketler topluluğu arasında şirketlerin birbirlerine daha ağır sonuçları olan kefalet ve garanti verebilmelerini dahi kabul etmişken davacı şirketin diğer grup şirketi ile dava konusu edilen borcun tasfiyesine dair protokol yapamayacağını söylemenin mümkün olmadığını, şirketler birbirine yardım edemeyecekse aynı grubun içinde olmanın bir anlamı kalmayacağını, kaldı ki davacı taraf ... grubu içinde yer alan şirketlerin daha önce diğer şirketlere kefil olarak kredi sağladığını bildiğini, yapılan protokolün borcun tasfiyesini amaçladığını, davacı şirketin bugüne kadar bu konuda bir zarara uğratılmadığını, nihayetinde davacının emsallerine uygun olarak faiz geliri de elde ettiğini, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilerin imzası ile şirketin bu işlemleri yapabileceğini, bu işlemlerin de davacı şirketi bağlayacağını, ...'ın grup şirketlerin nerede ise tamamında yönetim kurulu başkanlığı yaptığını, eğer bu yüzden yapılan anlaşmalar ve sözleşmeler geçersiz olacak ise grubun çalışamaz hale geleceğini, protokolün/sözleşmenin butlanının tespiti ile hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılması için müvekkili aleyhine açılmış herhangi bir dava da bulunmadığını, davacı şirketin 19.03.2018 tarihinde yapılan 2017 yılı olağan genel kurul toplantısında 2017 yılı bilanço kar/zarar hesaplarının oy birliği ile kabul edildiğini, bunun karşısında protokole ilişkin iddiaların kabul edilebilir olmadığını, davacının tümü ile haksız ve kötüniyetli olduğunu, borcun tasfiyesine ilişkin protokol hükümlerine uygun olarak müvekkili şirket tarafından ödemeler yapıldığını, davacı şirket tarafından da ihtirazi kayıtsız olarak bu ödemelerin tahsil edildiğini, müvekkili davalının borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmiyor ya da etmemiş olmadığını, dava dilekçesinde temerrütten hiç bahsedilmediği gibi dava dilekçesinden müvekkili şirketin davacıya borcunu geçerli protokol hükümlerine uygun olarak ödediğinin açıkça anlaşıldığını, 31.12.2017 tarihli protokol ile 51.094.619 TL tutarlı borcun ödenmesine ilişkin usulün düzenlendiğini, protokolün 3.maddesi uyarınca borcun aşağıda ödeme planına uygun olarak ödenmesinin kararlaştırıldığını, bu ödeme planı uyarınca müvekkili tarafından 2018 yılında yapılması gereken ödeme yapıldığı gibi 2019 yılında yapılması gereken ödemenin yarıdan fazlasının da davacı şirkete ödendiğini, 31.12.2017 tarihli protokol uyarınca ödemelerin davacı şirketin yeni yönetim kurulunun göreve başladığı tarihten sonra yapıldığı gözönünde bulundurulduğunda ilk ödemeden 1 yıl sonra ve BK madde 84 hükmü uyarınca ifayı reddetmemiş olan davacı şirketin açtığı davanın da reddi gerektiğini, peşin ödenmesi gereken bir borcu borçlu kısmen ifa ederse alacaklının m. 84'e göre kısmi ifayı kabul etmek zorunda olmadığından borcun tamamının ifasını isteyerek ifa etmeme hâlinde borçluyu borcun tamamı için temerrüde düşürebilme imkanı olduğunu, buna karşın alacaklının bugüne kadar bütün kısmi ifaları kabul ettiğini, protokolde faiz oranının ''10 yıllık devlet tahvillerine ödenecek faiz'' nispeti olarak belirlendiğini, bu sebeple davacının ''TCMB kısa vadeli avanslar için uygulanan faiz oran'' ile tahsil talebinin de 31.12.2017 tarihli protokol hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, müvekkili şirketin temerrütünün de söz konusu olmayıp protokol hükümlerine açıkça aykırı davrananın davacı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava; taraf şirketler arasında imzalanan 31/12/2017 tarihli 'Borç Tasfiyesine Dair Protokol'ün yok hükmünde olduğunun tespiti ile, davalı şirketten olan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususlar; davacı şirketin 25/12/2017 tarihli yönetim kurulunda alınan kararın geçersizliğinin, taraf şirketler arasında imzalanan 31/12/2017 tarihli 'Borç Tasfiyesine Dair Protokol'ün geçersizliği sonucunu doğurup doğurmayacağı, anılan protokol şartlarının davacı şirketi zarara uğratıcı mahiyette olduğu iddiasının, taraflar şirketler adına protokolü imzalayan .. , ... ve ... her iki şirketin aynı anda yönetim kurulu üyesi olmalarının protokolün geçerliliğine etki edip etmeyeceği, protokolün geçersizliği varsayımında davacının davalıdan alacağının varlığı ve miktarı noktalarında toplanmaktadır. Taraflarca gösterilen deliller toplanmış, taraf şirketlerin sicil kayıt örnekleri, protokol örneği, İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/844 esas sayılı dosyası celbedilerek incelenmiştir. Dava konusu 31/12/2017 tarihli protokol incelenmiş, tarafların da kabulünde olduğu üzere protokolün, davacı şirket adına ...; davalı şirket adına ... ve ... tarafından imzalandıkları anlaşılmıştır. Dosyada mevcut sicil kaydı ve taraflarca ibraz edilen temsil ve ilzam yetkisinin sınırlarının da yer aldığı imza sirkülerlerinden protokolün imzalandığı tarihte ... ve ...'ın davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili oldukları tespit edilmiştir. İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/844 esas sayılı dosyası celbedilmiş, ... tarafından ... A.Ş.'ye karşı 25/12/2017 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 9 nolu yönetim kurulu kararının iptali talepli dava açıldığı görülmüştür. İptali talep edilen yönetim kurulu kararı incelenmiş, 31/12/2017 tarihli protokolün imzalanmasına yönelik yönetim kurulu kararı alındığı anlaşılmıştır. Toplanan deliller ve dosya kapsamı ve taraf şirketlerin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak rapor alınmış; 03/06/2020 teslim tarihli bilirkişi raporunda özete; taraf şirketler arasında imzalanan 31/12/2017 tarihli 'Borcun Tasfiyesine Dair Protokol' geçersiz kabul edildiği taktirde dava tarihi olan 19/04/2019 tarihli itibariyle davacı şirkettin davalı şirketten 46.864.806,24 TL asıl alacak, 437.085,26 TL işlemiş direnim faizi alacağı bulunduğu, davacı şirketin 10.000,00 TL alacağın tahsili isteminde bulunduğu belirtilmiştir.Eldeki dava, bir yönetici sorumluluğu davası olmayıp, davalı şirketin davacı şirkete olan borcunun tasfiyesine dair 31/12/2017 tarihli protokolün yok hükmünde olduğunun tespiti ve protokole konu alacağın, protokol şartları dikkate alınmaksızın tahsili talebine ilişkindir. Uyuşmazlığın çerçevesi bu şekilde çizildikten sonra belirtmek gerekir ki; tüzel kişiliği haiz iki şirket arasında yapılan bu protokolün davacı şirket zararına olduğu iddiası sözleşmenin geçerliliğine etkili edecek unsurlardan değildir. Türk Borçlar Kanununun 26. maddesinde de ifadesini bulan sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca, taraflar bir sözleşmenin içeriğini kanundan doğan sınırlamalar çerçevesinde özgürce belirleyebilirler. Her iki tarafın ticari şirket olduğu nazara alındığında, sözleşmenin bir tarafının zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden bahsedilemeyeceğinden Türk Borçlar Kanunun 28. maddesinin de somut olayda uygulanma olanağı bulunmaktadır. Bu saptama karşısında davacı tarafça ileri sürülen, protokolün davacı şirket zararına olduğu iddiası dinlenebilir değildir. Nitekim protokolün uygulanmaya başladığı ve protokol kapsamında yapılan ödemelerin davacı şirketçe kabul edildiği alınan bilirkişi raporlarından anlaşılmaktadır. Davacı yanın protokolün geçersizliği iddiasını dayandırdığı diğer hukuki sebep, protokolün imzalanması hususunda, davacı şirket yönetim kurulu tarafından alınan 25/12/2017 tarihli yönetim kurulu kararının geçersiz olduğu iddiasıdır. Bu hususta İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/844 esas sayılı dava dosyasında devam eden yargılamada 25/09/2020 tarihinde; davanın kabulüne ... A.Ş.'nin 25/12/2017 tarihli 9 nolu yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmiştir. Karar henüz kesinleşmemiştir. Dosyaya mübrez temsil ve ilzam yetkisinin sınırlarının da yer aldığı yönetim kurulu kararına dayalı imza sirkülerleri içerisinde, dava konusu protokolün imzalandığı tarihte geçerli 30/03/2017 imza sirküleri incelendiğinde; davacı şirketin imza yetkililerinin 1. ve 2. derece imza yetkililerinden oluşacağının belirtildiği, hangi işlemlerde şirketin hangi müşterek imzalar ile temsil edileceğinin de karara bağlandığı görülmüştür. Kararın 1, 2, 3 nolu bentlerinde sayılan işlemler için birinci derecede imza yetkililerinden ikisinin müşterek imzası aranmış, 1 nolu bentte sayılan işlemler için ise bunlardan birinin yönetim kurulu başkanı olması şartı koşulmuştur. Aynı durum 21/03/2016 tarihli yönetim kurulu kararına dayanan imza sirkülerinde de geçerlidir. Dava konusu protokolü imzalayan ... ve ..., protokol imza tarihinde birinci derece imza yetkilileridir. ... aynı zamanda yönetim kurulu başkanıdır. Dava konusu protokol, 30/03/2017 tarihli sirkülerin 2.bendinde sayılan işlemlerdendir, birinci bendinde sayılan işlemlerden olduğu kabul edilse dahi, ... o tarihte aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olduğundan protokolün şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilerce imzalandığı ve davacı şirketi bağladığı, yetkisiz temsilin söz konusu olmadığı açıktır. Dava konusu protokolün geçerliliği için, protokolün imzalanmasına yönelik ayrıca bir yönetim kurulu kararı almaya gerek bulunmamaktadır. Başka ifade ile İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/844 esas sayılı dosyası dava dosyasına konu 25/12/2017 tarihli yönetim kurulu kararı alınmasaydı dahi, dava konusu 31/12/2017 tarihli protokolün bu haliyle geçerli olduğu sabittir. Yapılan bu saptama karşısında 25/12/2017 tarihli yönetim kurulu kararının geçersizliğinin dava konusu protokolün geçerliliğine bir etkisi olmadığı anlaşıldığından, İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/844 esas sayılı dava dosyası bekletici mesele yapılmamıştır. Davacının, protokolün imzalanması hususunda, davacı şirket yönetim kurulu tarafından alınan 25/12/2017 tarihli yönetim kurulu kararının geçersiz olması nedeniyle protokolün de geçersiz olduğu iddiası yerinde görülmemiştir. Mahkememizce yapılan tüm bu saptamalar ve dosya kapsamı deliller karşısında; taraf şirketler arasındaki 31/12/2017 tarihli protokol için yokluk veya kesin hükümsüzlük hallerinden herhangi birinin mevcut olmadığı anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemenin davanın hukuki temelini doğru tespit edemediğini, hukuku yanlış uyguladığını, yönetim kurulu üyelerinin kasten, temsil ettikleri şirketin zararına ve fakat başka şirket yararına yaptığı işlemleri yönetiminde oldukları şirketi bağlamayacağını, şirket ile yönetim kurulu arasında vekalet akdi olduğunu, Türk hukukunda ve Yargıtayın istikrarlı kararlarında kabul edildiği üzere, şirket yönetim kurulu üyeleri ile şirket tüzel kişiliği arasında bir vekalet sözleşmesi ilişkisi bulunduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/9-328 Esas, 2010/370 Kararı, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2012/16979 Esas, 2013/11856 Karar sayılı kararı ile 2013/5688 Esas, 2013/27744 Karar sayılı kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2017/694 Esas, 2018/8148 Karar sayılı kararı ile Yargıtay CGK'nın 2017/23-497 Esas, 2020/133 Karar sayılı kararının bu yönde olduğunu, kötü niyetli vekilin işlemlerinin şirketi bağlamayacağını, vekilin kötü niyetli olarak, müvekkili aleyhine ve karşı taraf lehine işlem yapması halinde, işlem yapılan 3.kişinin bu kötü niyetli davranışı bilmesi halinde yapılan işlemin müvekkilini bağlamayacağını, bu hususun Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1993/1-79 Esas, 1993/1-195 Karar sayılı kararında açıkça ifade edildiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bu kararının Yargıtayın çeşitli daireler tarafından da aynen uygulandığını, bunların, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2017/1154 Esas, 2017/2706 Karar Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 2016/17152 Esas, 2020/1558 Karar, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 2016/8841 Esas, 2019/2705 Karar, 2016/4010 Esas, 2019/4541 Karar sayılı kararları ile Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2015/589 Esas, 2015/2838 Karar sayılı kararları olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin davacı aleyhine kasıtlı hareket ettiklerini, bunu davalı şirkete menfaat sağlamak için yaptıklarını, davalının da bunu bildiğinin hiçbir şüpheye yol açmayacak şekilde görüldüğünü, davacı şirketin o tarihteki yönetim kurulu başkanının ...'ın aynı zamanda davalı şirketin de %70 pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğunu, davacının 51.094.619 TL muaccel alacağının protokol ile 10 yıl ertelenmesinde hiçbir menfaati olmadığını, protokolde davacı aleyhine ağır maddeler bulunduğunu, faiz, cezai şart, ödeme sürelerine bakıldığında davacı aleyhine hükümler olduğunun görüleceğini, bu borç ertelemesinin yapıldığı tarihte davalının 570 milyon TL'nin üzerinde öz kaynak açığı bulunduğunu, erteleme için kendilerinden hiçbir teminat alınmadığını, her iki şirkette birden yönetim kurulu başkanı olan bir kişinin, paylarının çoğunluğuna sahip olduğu şirketin iflas etmemesi için diğer temsil ettiği şirketin yani davacının mali açıdan sıhhatini feda ettiğini, bir şirketten diğerine, alacaklı açısından olağanüstü derecede elverişsiz şartlarda nakit aktarımını içeren bir sözleşme akdettirdiğini, 31.12.2017 tarihli protokolün davacının zararına olduğunu, protokolü imzalayan yönetim kurulu üyelerinin vekalet yetkisini, kasten vekil edenin zararına, yönetim kurulu başkanının %70 pay sahibi olduğu davalı şirket yararına kullandığını, davalının da işbirliği içerisinde, vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını pek tabii bildiğini, bu vakıalara bağlanması gereken hukuki sonucun da davacının 31.12.2017 tarihli protokol ile bağlı olmadığının kabulü olması gerektiğini, çifte temsilin hukuki sonuçlarının dikkate alınmadığını, protokolde davacı adına ... ve ...'ın, davalı ... ve ...'nin imzaları bulunduğunu, ...'nin aynı zamanda davacının o tarihlerdeki yönetim kurulu üyesi olduğunu, çifte temsil halinde yapılan işlemin geçerli olabilmesi için şirketin açık rızasının bulunması gerektiğini, ya da şirketin zarara uğrama riskinin bulunmaması gerektiğini, çifte temsilin söz konusu olduğu hallerde, yapılan işlemin geçerli olabilmesi için ya temsil olunanın açık rızasının bulunması ya da temsil olunanın hiçbir zarara uğrama tehlikesinin olmamasının şart olduğunu, çifte temsil halinde yapılan işlemin geçerli olabilmesi için temsil olunanın onay vermesinin ya da sözleşmenin niteliğinin bir çıkar çatışmasına imkan vermemesinin zaruri olduğunun bizzat davalı tarafın sunduğu Prof.Dr. ...’in hukuki mütalaasında da belirtildiğini, çifte temsil bulunduğu saptanınca protokolün geçersiz olduğunun da otomatik olarak ortaya çıkacağını, zira, böyle bir protokolün imzalanması için davacının verdiği açık bir yetkinin bulunmadığını, mütalaada yer verilen Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 1.2.2007 tarihli kararında ''Temsilcinin şirket mallarını gerçek fiyatının çok altında temsil yetkisi bulunan davalı şirkete sattığını ileri sürmesi halinde dahi zarara uğrama ihtimalinin mevcut olduğunu ve bu nedenle temsilcinin yaptığı işlemin davacıyı bağlamayacağın''nın hüküm altına alındığını, dava konusu olayda durumun çok daha net olduğunu, 51.000.000 TL alacağın tahsil edilmediğini, 10 sene ötelendiğini, faiz işletilmesinin kısıtlandığını, düşük faiz kararlaştırıldığını, temerrüt halinde dahi protokolün feshinin çok zorlaştırıldığını, hatta bunun için 5.000.000 ABD Doları cezai şart öngörüldüğünü, mahkemece, 25.12.2017 tarihli yönetim kurulu kararının nazara alınmadığını, söz konusu protokolün yapılması kararı alan davacı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu iddiası ile dava açtıklarını, mahkemece böyle bir yönetim kurulu kararı alınmasına neden gerek görüldüğünün hiç değerlendirilmediğini, bu yönetim kurulu toplantısına yönetim kurulu üyesi ...nin hiç çağrılmadığını, bu sebeple alınan kararın yok hükmünde olduğunu, İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan bu davanın da kabul edildiğini, Ticaret Hukuku Uzmanı Prof.Dr. ...'ın mütalaasında ''Yönetim kurulu şirketi temsil yetkisini kurul olarak kullanabileceği gibi, TTK m. 370 vd uyarınca devrederek de yerine getirebilir. Buradan hareketle yönetim kurulu kararı hiç olmasaydı bile, şirketi temsile yetkili olan kişiler imza sirkülerinde tanımlanan yetkilere göre protokolü imzalayabilirdi. Ancak, 31.12.2017 tarihli “Borç Tasfiyesine Dair Protokol” un temeli 25.12.2017 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 9. Nolu karara dayanmaktadır. Bir başka ifade ile yönetim kurulunun iradesi; söz konusu protokolün imzalanması hususundaki temsil yetkisini temsilciler aracılığı ile değil, bizzat kullanmak yönünde olduğunu, bu noktadan sonra protokolün geçerliliği bağlı olduğu yönetim kurulu kararının da hukuken geçerli olmasına bağlıdır. Somut olayda ise, yönetim kurulu kararı yoklukla malul olduğu için, protokol de -imza sirkülerindeki yetkililer tarafından imzalanmış olsa bile- yoklukla maluldür'' denildiğini, ilk derece mahkemesince bu yönden inceleme yapılmadığını, davalı tarafından yapılan kısmi ödemelerin zaruret nedeniyle kabul edildiğini, protokolün kabul edildiği anlamına gelmediğini, davalının kısmi ödemelerin kabul edilmesinin protokolün davacı tarafından kabul edildiğini ve itirazsız uygulanmaya başlandığını göstermeyeceğini, davalı tarafın da kabulünde olduğu gibi, davacının 14.01.2016 tarihli kredi sözleşmesi nedeniyle ... Bankası AŞ'ne 8 milyon Amerikan doları kredi borcu bulunduğunu, 2016 yılında kredi alınmasının sebebinin de davacının davalıya borç vermiş olması ve bu borcun ödenmemesi olduğunu, başka bir geliri bulunmayan davacının kredi borcunu davalı şirket tarafından yapılan kısmi ödemelerle karşılamaya çalıştığını, davacının, davalının yaptığı kısmi ödemeleri kabul etmekten başka çaresi bulunmadığını, davacının 31.12.2017 tarihli protokolün varlığını öğrenir öğrenmez bu protokol ile bağlı olmadığını, protokolün yok hükmünde olduğunu davalıya ihtarname ile bildirdiğini, protokolün kabul edildiği izlemini doğracak hiçbir davranışı olmadığını, bilirkişilerin isabetli tespiti neticesinde kısmi alacak davası olarak açılmış davalarını, 07.10.2020 tarihinde ıslah ettiklerini, bilirkişi raporunda tespit edilen alacağın varlığının dikkkate alınmayarak hatalı karar verildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacı ve davalı arasında imzalanan 31.12.2017 tarihli ''Borcun Tasfiyesine Dair Protokol'' başlıklı protokolün yok hükmünde olduğunun tespiti ile davacının protokolde belirtilen alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davalının davacı müvekkiline borcu bulunduğunu, borcun ödenmesi şartlarına ilişkin olarak davacı ve davalı arasında 31.12.2017 tarihli protokolün imzalandığını, imza tarihinde davacı şirketin yönetim kurulu başkanı ve hissedarı ... aynı zamanda davalı şirkette de hissedar ve yönetim kurulu başkanı olduğunu, yine ... ile ...'ın da yönetim kurulu üyesi olduklarını, bu protokolün yapılması konusunda karar alınan davacı şirketin 25.12.2017 tarihli yönetim kurulu kararının da, yönetim kurulu üyesi ...'nin toplantıya çağrılmaması sebebiyle yok hükmünde olduğunu, bu amaçla dava da açıldığını, yargılamanın devam ettiğini, bu protokol hükümlerinin davacının zararına ve aleyhine hükümler içerdiğini, ödeme şartlarının davalı lehine düzenlendiğini, davalıyı borçtan kurtarmaya yönelik olduğunu, yöneticilik sıfatının kötüye kullanılarak şirketin zararına işlem yapılması sebebiyle protokolün geçersiz olduğunu, alacaklı ve borçlu şirketi temsil eden aynı kişilerin bir araya gelerek, alacaklı şirketin zararına protokol imzalamalarının butlan sebebi olduğunu ileri sürerek, protokolün geçersiz ve yok hükmünde olduğunun tespiti ile alacağın davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili ise; davacı ve davalı şirketlerin aile ve grup şirkeler olduğunu, protokolün geçerli olduğu, temsile yetkili yönetim kurulu başkan ve üyelerince imzalandığını, davanın haksız olduğunu savunmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; davacı şirketin 25.12.2017 tarihli yönetim kurulunda alınan taraflar arasındaki davalının davacıya olan borcunun ödenmesine ilişkin protokol yapılmasına dair kararın geçersizliğinin, yönetim kurulu kararı gereği taraflar arasında imzalanan 31.12.2017 tarihli borcun tasfiyesine dair protokolün geçersizliği sonucunu doğurup doğurmayacağı, taraflar adına protokolü imzalayan ..., ... ve ... her iki şirketin aynı anda yönetim kurulu üyesi olmalarının protokolün geçerliliğine etki edip etmeyeceği, protokolün geçersiz sayılıp sayılamayacağı ve bunun sonucuna göre de davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince karar istinaf edilmiştir. Dosyada mevcut ticaret sicil kayıtlarına göre protokolün imzalandığı tarihte davacı şirkette ... %30,62 pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu, ... yönetim kurulu üyesi olduğu, yine aynı tarihte davalı şirkette ... %69,70 pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu, ... ve ... de yönetim kurulu üyesi olduğu görülmektedir. Dava konusu 31.12.2017 tarihli protokolün incelenmesinde; davacı şirket adına ... ve ...; davalı şirket adına ... ve ... tarafından, imzalandığı, davalının 51.94.619 TL'lik borcu davacıya nasıl ve ne şekilde ödeyeceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu 31.12.2017 tarihli protokolün imzalanması husunda davacı şirketin 25.12.2017 tarihli ve 9 no'lu yönetim kurulu toplantısında karar alındığı, söz konusu kararın davacı şirket yönetim kurulu başkanı ... ve diğer yönetim kurulu üyesi ile birlikte alındığı, bu yönetim kurulu kararına karşı toplantıya çağrılmadığı ve kararın yok hükmünde olduğu iddiası ile yönetim kurulu üyesi ... tarafından İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/844 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, bu davada mahkemece davanın kabulüne ve yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğuna karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesinin 28.01.2022 tarih ve 2019/2718 Esas, 2022/110 Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine ise Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 20.09.2023 tarih ve 2022/2858 Esas, 2023/5133 Karar sayılı kararı ile ilgili kararın yoklukla malul olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, her ne kadar, davacı şirketin, dava konusu protokolün yapılmasına ilişkin 25.12.2017 tarih ve 9 no'lu yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmiş ise de; dava konusu borç ödeme protokolünün yapılması için davacı şirket yönetim kurulunca bir karar alınması gerekmemektedir. Zira bu protokol, davacı şirketi temsile yetkili yönetim kurulu başkanı ve/veya üyeleri tarafından varsa miktar ve yetki sınırlarına ilişkin yayınlanan sirküler veya genelgede belirlenen sınırlamalar dahilinde yapılabilecektir. Somut olayda, davacı şirket adına bu protokolü yapan yönetim kurulu başkanı ... ve yönetim kurulu üyesi ... 30.03.2017 tarihli imza sirkülerine göre 1.derecede imza yetkisi sahibi oldukları, sirkülerin 1, 2 ve 3 nolu bentlerinde sayılan işlemler için birinci derecede imza yetkililerinden ikisinin müşterek imzasının arandığı, 1 no'lu bentte sayılan işlemler için bunlardan birinin yönetim kurulu başkanı olması şartı koşulduğu, protokol imzalanması işleminin sirkülerin 2.bendinde sayılan işlemlerden olduğu, birinci bendinde sayılan işlemlerden olduğu kabul edilse dahi, ... o tarihte aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olduğu, protokolün şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilerce imzalandığı ve davacı şirketi bağladığı, yetkisiz temsilin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple, söz konusu yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğuna karar verilmiş olması, dava konusu protokolün geçersizliği sonucunu doğurmayacaktır. Davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davacı vekilince davacı şirket yönetim kurulu üyelerinin vekalet görevini kötüye kullandıklarını, bu sebeple protokolün davacıyı bağlamayacağı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de; somut olayda borç protokolü incelendiğinde, davacının davalıdan olan alacağının faizi ile tespit edilerek belirli tarihlerde yapılacak ödemelerle borcun tasfiyesinin öngörüldüğü, bunun şirkete zarar verme amacını güden bir işlem olduğunun kanıtlanmadığı anlaşıldığından, vekalet görevinin kötüye kullanıldığına dair istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davacı vekilince, somut olayda çifte temsilin şartlarının bulunduğu ve protokolün bu kapsamda geçersiz olduğu da istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. Ancak somut olayda çifte temsilin şartları oluşmamıştır. Protokol iki ayrı tüzel kişilik arasında ve tüzel kişilerin yetkili temsilcileri eliyle imzalanmıştır. Şirket yöneticilerinin temsil yetkisi bakımından vekalet hükümleri ancak kıyas yoluyla uygulanır. Temsil yetkisinin sınırları ise TTK'da düzenlenmiştir. Yukarıda yer alan gerekçede ve ilk derece mahkemesi karar gerekçesinde belirtildiği üzere, protokolü imzalayan kişiler, davacı şirketi temsil ve ilzama yetkilidir. Temsilcilerin iki şirkette de yetkili olması, tek başına geçersizlik sonucunu doğurmaz. Kaldı ki davacı şirketin dava konusu protokol tarihinden sonraki 19.03.2018 tarihli ilk genel kurul toplantısında davacı şirketin mali tablolarının, kâr- zarar bilançolarının genel kurulda oy birliği ile kabul edildiği, böylece yapılan işlemlerin şirket genel kurulunun bilgisinde olduğu, genel kurulda ortakların bu işlemlerle ilgili bir çekincelerinin ortaya konulmadığı anlaşılmaktadır.Yine, ilk derece mahkemesince dosyanın tevdi edildiği bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporundan da davacı şirketin protokol kapsamında ödemeleri herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın kabul ettiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili, taksit ödemelerinin, şirketin içinde bulunduğu ekonomik zorluk nedeniyle kabul edildiğini ileri sürmüş ise de bu ödemeler kabul edilirken bu konuda bir çekincenin ileri sürüldüğü de iddia ve ispat edilmemiştir. Gerek genel kurulda mali tablolarının, kâr- zarar bilançolarının oy birliği ile kabul edilmiş olması gerekse protokol uyarınca yapılan taksit ödemelerinin davacı şirket tarafından çekincesiz kabul edilmiş olması nedeniyle, protokolün şirket tarafından benimsendiğinin de kabulü gerekir. İlk derece mahkemesinin karar gerekçesi ve yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.28.06.2024