Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2019/620 E. 2020/586 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2019/620
Karar No
2020/586
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2021/602 KARAR NO : 2023/1825 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15.12.2020 NUMARASI : 2019/620 E. - 2020/586 K. DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 08.10.2019 KARAR TARİHİ : 13.12.2023 KARAR YAZIM TARİHİ : 13.12.2023 İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.12.2020 tarih 2019/620 E. - 2020/586 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, ihtiyati haciz kararı üzerine davalı tarafından davacı hakkında icra takibi başlatıldığını, davacının vadesi gelmiş bir senet borcu bulunmadığını, davacının muacceliyet sözleşmesine taraf olmadığını, takip tarihi tibariyle davacının muaccel bir borcu bulunmadığını, belirterek; davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile % 20 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, eksik harcın tamamlatılması gerektiğini, takibe konu senetlerde davacının aval veren olduğunu, asıl borçlu lehine aval verildiği için asıl borçlu gibi sorumlu olması gerektiğini, asıl borçlu ile muacceliyet sözleşmesi düzenlendiğini, davacının sözleşmeden haberdar olduğunu, davacı yönünden de muaccel bir borç bulunduğunu, dava tarihi itibariyle diğer senetlerin bir kısmında muaccel hale geldiğini, belirterek; davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı 30 adet bonoda aval konumunda ise de söz konusu muacceliyet sözleşmesinin tarafı olmadığı, sözleşmenin sonuçlarına katlanmasının kendisinden beklenemeyeceği, takip tarihi itibariyle muacceliyet şartı gerçekleşmediği, belirtilerek; davacının davasının kısmen kabulüne, 18/12/2018 - 18/08/2020 vade tarihleri arasındaki toplamda 113.500,00-TL senet yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, bono bedelleri üzerinden % 20 kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline, karar verilmiştir. Karara karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, aval veren kimsenin kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olduğunu, buna göre lehine aval verilen kişiye başvurma hakkı doğduğunda avaliste de başvurma hakkı doğacağını, aval verenin lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini defi ya da itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremeyeceğini, takip dayanağı bonolar üzerinde yer alan muacceliyete ilişkin kayıtlar yazılmamış olsa da, borçlu tarafından da kabul edilen borç ödeme ve garantörlük protokolü başlıkla belgedeki muacceliyet şartının geçerli olduğunu, alacaklı tarafından bonolarda yazılı olan vade tarihlerinden önce dayanak bonolara dayalı olarak takip yapmasında yasaya aykırı bir yön bulunmadığını, muaceeliyet sözleşmesinin aval veren davacı huzurunda imzalandığını, davacının muacceliyet sözleşmesinden haberdar olmamasının mümkün olmadığını, bu konuda tanıkların dinlenmediğini, eksik inceleme yapıldığını, belirsiz alacak davası şeklinde açılan davada harcın sonradan tamamlatılamayacağını, karar tarihi itibariyle de senetlerin vadeleri geldiğini, aval veren konumunda bulunan davacı açısından da borcun her halükarda muaccel olduğunu, kötüniyet tazminatı koşullarının oluşmadığını, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istnafa cevap dilekçesi ile davacının istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, bonoya dayalı takip dosyası kapsamında menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. 1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2. Takibe konu senetlerde davacının kefil sıfatı ile yer aldığı, senetlerdeki imzaların inkar edilmediği, keşideci ile senet alacaklısı arasında düzenlenen muacceliyet sözleşmesiyle birbirini takip eden senetlerden birinin vade tarihinde ödenmesi halinde diğer senet bedellerinin muaccel olacağının kararlaştırıldığı, ancak davacının muacceliyet sözleşmesinde imzasının bulunmadığı, bonoların düzenlenme tarihi ile muacceliyet sözleşmesinin düzenlenme tarihinin aynı olduğu ve ihtiyati haciz kararına dayanılarak keşideci ile kefil aleyhine takip başlatıldığı sabittir. 3. 6102 sayılı TTK’nın 778. maddesinin göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 701. maddesi gereğince; bononun yüzüne konulan her imza aval niteliğinde olduğundan ve bono üzerine kefil ibaresi konsa dahi bu ibare, aval olarak nitelendirileceğinden senetleri kefil sıfatıyla imzalayan da aval veren sıfatını taşır. TTK'nın 702/1. maddesine göre aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur. TTK'nın 614. maddesi gereğince aval veren, bononun diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur. TTK'nın 636. maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval, bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini, def'i veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel def'ilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin, mutlaka poliçe, bono, çek veya alonj üzerine yazılması gerekir. Bono üzerine kefil ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, senedin diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur. Kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Türk Ticaret Kanunu'nda özel hükümler olması nedeniyle, kambiyo senetlerinde TBK'nun 584. ve 603. maddeleri de uygulanamaz. 4. Takip dayanağı bonolarda da davacının senet üzerinde kefil olarak imzası bulunuyor ise de anılan yasal düzenleme ışığında dava dışı keşideci lehine aval verildiği kabul edilmelidir. Dolayısıyla kambiyo ilişkisi bağlamında davacı kefil değil avalistir. Söz konusu bonolarda davacıya atfen atılı imzaların davacı borçlu tarafından atıldığı çekişme konusu değildir. Bu durumda; davacı, senet borcundan lehine aval verdiği dava dışı borçlu keşideci gibi sorumlu olup muacceliyet sözleşmesi kapsamında dava dışı keşideci yönünden muaccel hale gelen borç aynen onun gibi sorumlu olan davacı avalist yönünden de muaccel hale gelecektir. 5. Yine, İİK'nın 257/2. maddesine göre vadesi gelmemiş borçtan dolayı borçlunun muayyen yerleşim yeri olmaması ile borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeye, kaçırmaya çalışması veya kendisinin kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunması durumlarında ihtiyati haciz istenebileceği ve aynı maddenin üçüncü fıkrasında bu suretle ihtiyati haciz konulursa borcun muacceliyet kesbedeceği belirtilmiştir. Buradan hareketle alacaklı İİK'nın 257/2.maddesinde yazılı sebeplerden birine dayanarak müeccel bir alacağı için ihtiyati haciz kararı alır ve kararı İİK.nun 261.maddesine göre icra ettirip, borçlunun mallarına ihtiyati haciz koydurursa, artık müeccel borç, borçlu bakımından İİK'nın 257/3.maddesi hükmüne göre muaccel hale gelecek, borçlu artık borcun vadesinin gelmediği itirazında bulunamayacaktır. O halde, eldeki dava dosyası kapsamında İİK'nın 257/2-3. ve 261.maddeleri uyarınca dava dışı keşideci ile davacı avalist hakkındaki takip, geçerli bir ihtiyati haciz kararına dayalı olarak başlatılıp, ihtiyati haciz kararı da icra edildiği için takip tarihinde vadesi gelmemiş borcun davacı bakımından da muaccel hale geldiğinin kabulü gerekir. 6. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere göre, davalı hamilin kambiyo senedine dayalı alacak yönünden davacıya karşı takip hakkı bulunduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde varılan hukuki kabulde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, istinaf talebi yerindedir. Bu durumda, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki şekilde hüküm verilmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesininn 15.12.2020 tarih 2019/620 E. - 2020/586 K. sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Kaldırılan kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile; Davacının davasının REDDİNE, 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85-TL harcın peşin alınan 512,33-TL'den mahsubu ile fazla yatan 242,48-TL harcın istek halinde davacıya iadesine, Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca hesaplanan 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili davalıya tahsiline, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ve istek halinde yatıran tarafa iadesine, 3-İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan 162,10-TL başvurma harcından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 13.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2019/620, K. 2020/586, T. 13.12.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2019-620-e-2020-586-k-4bf2b8645e11