Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/3926 E. 2020/2954 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/3926
- Karar No
- 2020/2954
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/764 KARAR NO: 2024/869 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2017/737 KARAR NO: 2020/485 DAVA TARİHİ: 16/08/2017 KARAR TARİHİ: 20/10/2020 DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 12/06/2024 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında bir finansal Danışmanlık ve Kaynak Teminine Aracılık Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşme kapsamında müvekkilinin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, söz konusu hizmetlere ilişkin olarak ise davalıya toplamda 47.200,00.-TL tutarında iki adet fatura düzenlendiğini ancak fatura bedellerinin ödenmediğini, bu nedenle müvekkili tarafından davalı aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itirazları üzerine takibin durduğunu, müvekkili tarafından sözleşme kapsamında yapılan çalışmaların davalı tarafından bilindiğini ve mail yazışmalarının bu durumu ispatladığını beyanla neticeten itirazın iptali ile takibin devamına, alacak miktarının %20’sinden az olmamak üzere davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen sözleşmede belirtilen hizmetlerin davacı tarafından yerine getirilmediğini, davacının iddia ettiği çalışmaların başkalarınca yapıldığını ayrıca hazırlanan sunumların, tüm finansal tablo ile analizlerin müvekkili şirket çalışanları tarafından hazırlandığını, davacı tarafından düzenlenen dava konusu faturaların Kadıköy ... Noterliği'nin 07/07/2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile iade edildiğini, davacı tarafından delil olarak gösterilen mail yazışmalarının delil vasfına haiz olmadığını, davacı tarafından talep edilen kötü niyet ve icra inkar tazminatı taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını beyanla neticeten davanın reddine, davacı aleyhine %20 oranından az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; "...Dava, fatura alacağından kaynaklanan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasında yapılan finansal danışmanlık ve kaynak teminine aracılık sözleşmesi gereğince tarafların edimlerini yerine getirip getirmediği, davacının İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında davalıdan alacaklı olup olmadığı ve alacaklı ise miktarı hususlarında toplanmaktadır.Davaya konu İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyası dosyamız arasına alınıp incelendiğinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine 08/06/2017 tarihinde fatura alacağından kaynaklı 47.200,00 TL'lik ilamsız takipte bulunduğu, ödeme emrinin borçluya 04/07/2017 tarihinde tebliğ olduğu, davalı borçlu vekili 06/07/2017 tarihli dilekçesi ile borca itiraz etmesi üzerine takibin durduğu ve süresi içerisinde itirazın iptali davası açıldığı görülmüştür.Tarafların tanık listesi sunmaları üzerine davacı tanıkları mahkememiz huzurunda dinlenmiş, ancak davalı vekilince yasal süresi içinde cevap dilekçesi ve delil listesi sunulmadığı, davacı vekilinin de süresi içinde ibraz edilmeyen cevap dilekçesi ve delil listesini kabul etmeyip davalı vekilini bildirmiş olduğu tanığın dinlenmesine de muvafakat etmediği görüldüğünden davalı vekilinin süresinde ibraz edilmeyen delil listesi ve bildirdiği tanığın dinlenmesi talebinin reddine karar verilmiştir. Tanık beyanlarının alınmasının ardından mahkememizin 14/05/2019 tarihli ara kararı gereğince dosyamız rapor hazırlanmak üzere mali müşavir bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından ibraz edilen 27/08/2019 teslim tarihli raporda özetle; taraflar arasında 02/12/2016 tarihli bir Finansal Danışmanlık ve Kaynak Teminine Aracılık Sözleşmesi’nin akdedildiği, davacı tarafından davalıya 30/12/2016 ve 31/01/2017 tarihli olmak üzere iki adette toplam 47.200,00.-TL bedelli fatura düzenlendiği, faturaların fatura tarihlerinde davalı tarafından ticari defterlerine kaydedilmiş olduğu, akabinde ise davalı tarafından davacıya 30/06/2017 tarihli, ... numaralı ve 47.200,00.-TL bedelli bir İADE faturası düzenlendiği, taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında taahhüt edilen hizmetlerin davalıya verildiği iddiasına ilişkin olarak davacı tarafından gerek dava dilekçesi ve gerekse 04/05/2018 tarihli dilekçe ekinde birtakım mail yazışmalarının ve sunumların sunulduğu, işbu maillerden bazılarının raporun 8. maddesinde özetlendiği, söz konusu maillerden taraflar arasında sözleşme süresince sürekli bir iletişim sağlandığının ve bilgi alış-verişi olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafından davalıya düzenlenen ve huzurdaki davaya konu edilen fatura bedellerinin, taraflar arasında akdedilen sözleşmede kararlaştırılan Danışmanlık Hizmet Bedeline uygun olduğu, davacı iddialarının ve huzurdaki davanın kabulü halinde, icra takibine ve huzurdaki davaya konu edilen iki adette toplam 47.200,00.-TL bedelli fatura tutarının davacı tarafından talep edilebileceği yönünde görüş ve tespitlerde bulunulmuştur.Davalı tarafın rapora ilişkin itirazlarının söz konusu olması nedeniyle mahkememizin 11/02/2020 tarihli ara kararı gereğince taraflar arasındaki sözleşme doğrultusunda üstlenilen edimin yerine getirilip getirilmediği, yoksa kısmi olarak mı yerine getirildiği, bu hali ile davalının davacıya borçlu olup olmadığı, kısmi olarak yerine getirilmiş ise bunun sözleşme hükümleri gereğince karşılığının tespiti açısından rapor düzenlenmesi için dosyamız finansman bilirkişisi ve akit bilirkişilerine tevdi edilmiş, bilirkişiler tarafından ibraz edilen 12/05/2020 tarihli raporda özetle; davacı iddialarının ve huzurdaki davanın kabulü halinde, icra takibine ve huzurdaki davaya konu edilen iki adette toplam 47.200,00.-TL bedelli fatura tutarının davacı tarafından talep edilebileceği, faturaya ilişkin TTK. m. 21/2 hükmü ve ticari defterlerin delil olmasına ilişkin HMK. m. 222 hükmü birlikte dikkate alındığında; dava konusu faturaları tebliğ alarak yasal süresi içeresinde faturalara itiraz etmeyen, faturaları aynen ticari defterlerine işleyen davalının, ticari defterlerinde yer aldığı şekliyle, 47.200,00.-TL’lik cari hesap alacağından sorumlu olduğunun kabul edilmesi gerektiği yönünde tespitlerde bulunulmuştur. Dosya kapsamında alınan her iki raporun ayrıntılı, gerekçeli, dosya kapsamına uygun nitelikte düzenlenmiş olduğu, birbiriyle aynı yönde, hüküm kurmaya elverişli tespit ve değerlendirmeler içerdiği görülmüş, bu doğrultuda davalı vekilinin ek rapor alınması yönündeki talebinin reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; taraflar arasında 02/12/2016 tarihli sözleşmenin imzalandığı hususunda herhangi bir ihtilafın bulunmadığı, davacı tarafından düzenlenen ve davalıya tebliğ edilen faturalar nedeniyle davalı tarafından TTK m.21/2 de belirtilen yasal süre geçtikten sonra iade faturası düzelenmiş olduğu, takip dosyasında sözleşme kapsamında iki aya ilişkin fatura bedelinin talep edildiği, davacı tarafından sunulan mail ve sunum içeriklerinden sözleşmenin ilk iki ayına ilişkin hizmetlerin ifa edildiği kanaatine varıldığı, buna göre davacı tarafından takibe konu faturalar nedeniyle alacak talebinde bulunulmasında haklı olunduğu anlaşıldığından davanın kabulüne, davalının İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin 47.200,00 TL asıl alacak üzerinden kaldığı yerden devamına, alacak miktarının likit olması nedeniyle asıl alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine..." dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirketten alacağı bulunmadığını, mail çıktılarının delil vasfını haiz olmadığını, davacı tarafça iddiaların ispatlanamadığını, davacının taahhüt ettiği işleri yerine getirmediğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığını, davacı yanın usul ve yasaya aykırılık teşkil eden faiz başlangıcı ve fahiş faiz oranlarının uygulanmasına ilişkin taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı şekilde takibin olduğu gibi devamına karar verildiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, tacirler arası hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacı tarafından, davalı aleyhine her biri 23.600,00 TL bedelli 2 adet faturadan kaynaklı toplam 47.200,00 TL alacağın tahsili için 29/06/2017 tarihinde takip başlatıldığı, ödeme emrinin davalıya 04/07/2017 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlu vekilinin 06/07/2017 tarihli dilekçesi ile borca itiraz etmesi üzerine takibin durduğu, davanın İİK'nın 67.maddesi uyarınca yasal sürede açıldığı tespit edilmiştir. Taraflar arasında Finansal Danışmanlık ve Kaynak Teminine Aracılık Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede davacı "Danışman", davalı "Şirket" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin Hizmetin Kapsamı başlıklı 2.maddesi; "Şirket'in bilanço yapısının kuvvetlendirilerek uzun vadeli büyüme planlarının desteklenmesi amacı doğrultusunda, Şirket bilançosunun “Yükümlülükler” kısmının gözden geçirilerek Şirket'e, detayları aşağıda verilecek kapsamda kaynak sağlamak amacı ile; *Yerli ve yabancı menşeli bankalar, finans kuruluşları ve ilgili olabilecek diğer kurumsal kaynak sağlayıcılar (bundan böyle “Finansörler” olarak anılacaktır) ile Şirket adına temasların kurulması, görüşmelerin yürütülmesi, pazarlıkların yapılması, görüşmelerin Şirket hissedarları ve yetkilileri tarafından uygun görülecek koşullar çerçevesinde sonuçlanması gerekli desteğin verilmesi,*Bu görüşmeler esnasında kullanılacak ve Şirket'in Finansörler'e karşı tanıtımını sağlayacak dokümanların hazırlanmasında Şirket yetkililerine destek olunması,*Söz konusu iş ve işlemleri hayata geçirmek adına hizmetlerine ihtiyaç duyulabilecek yasal, muhasebe, bağımsız denetim gibi uzman kuruluşların seçiminde Şirket'e destek olunması ve bu kuruluşların süreç esnasında Şirket yetkilileri ile birlikte koordinasyonu,*Giriş bölümünde belirtilen ve yukarıda sayılan işlerin gerçekleşmesi için burada belirtilmemiş olan diğer hazırlık, yürütme ve işlemlerin sonlandırılması ile ilgili tüm görevlerin Şirket adına yerine getirilmesi,sunulacak hizmetlerin genel kapsamı olarak özetlenebilir...",Ücret başlıklı 7.maddesi; "Şirket, Danışman tarafından sunulacak olan işbu sözleşme kanusu hizmetleri karşılığında, Danışman'a, aşağıda yer alan danışmanlık hizmet bedelini ve buna ek olarak ödenecek başarı ücreti ile başarı primini nakden ve defaten ödemeyi kabul ve taahhüt eder.Danışmanlık Hizmet Bedeli Danışman, işbu Sözleşme'ye konu hizmetler için, sözleşmenin imza tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık 20.000 (yirmi bin) Türk Lirası + KDV tutarında sabit danışmanlık ücreti (“Sabit Ücret”) alacaktır. Danışmanlık Hizmet Bedeline dair fatura, her ayın son iş günü hazırlanarak Şirket'e iletilecektir. Söz konusu fatura, fatura tarihinden itibaren 5 (beş) iş günü içinde, Danışman'ın banka hesabina nakit olarak aktarılacaktır." şeklinde düzenlenmiştir. Takibe konu edilen 30/12/2016 tarihli ... no.lu 23.600,00 TL (KDV dahil) bedelli "Aralık Ayı Danışmanlık Hizmet Bedeli" açıklamalı ve 31/01/2017 tarihli ... no.lu 23.600,00 TL (KDV dahil) bedelli "Ocak 2017 Dönemi Danışmanlık Hizmet Bedeli" açıklamalı faturalar, sözleşmenin 7.maddesinde düzenlenen ve sabit ücret olarak belirlenen danışmanlık hizmet bedeline ilişkindir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu ile söz konusu faturaların, fatura tarihlerinde davalı defterlerine kaydedildiği tespit edilmiştir. Ancak davalı tarafından faturalar 30/12/2016 ve 31/01/2017 tarihlerinde defterlerine işlenmesine rağmen 30/06/2017 tarihli, ... numaralı ve 47.200,00 TL bedelli iade faturası düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir. Taraflara ait ticari defterler üzerinde yapılan incelemede, davacı tarafça takibe konu edilen faturaların davalı tarafından fatura tarihlerinde defterlerine işlendiği, 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, iade faturasının ise son fatura tarihinden 5 ay sonra düzenlendiği tespit edildiğinden, yukarıda yer verilen emsal kararlar uyarınca, davacının davalıdan 47.200,00 TL alacaklı olduğu sabit hale gelmiştir. Davalı tarafça hizmetin verilmediği ileri sürülmüş ise de faturaların ticari defterlerine kaydedilmesi ve süresi içerisinde iade edilmemesi karşısında ispat yükü davalı üzerindedir. Ancak davalı tarafça bu savunmanın ispatına yönelik bir delil sunulmadığı, aksine yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacı tarafından faturalara konu hizmetin verildiği görülmekle, davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İİK'nın 67/2 maddesinde "...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." düzenlemesi yer almaktadır. İtirazın iptali davalarında İİK'nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka takibe konu alacağın likit ve belli olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. (HGK'nın 07/06/2006 tarihli, 2006/19-295 E. 2006/341 K. sayılı ilamı) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2023 tarihli 2022/6-1019 E. 2023/267 K. sayılı ilamında bu husus; "...Likid alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012 tarihli ve 2012/9-838 Esas, 2012/715 Karar sayılı kararı)." şeklinde açıklanmıştır.Somut olayda; davaya konu alacak, faturaya dayalı likit bir alacak olduğundan, mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya uygundur. Davalı vekili faiz başlangıç tarihi ve oranı yönünden itirazda bulunmuş ise de; icra dosyasında takip tarihinden itibaren avans faiz talep edildiği, takip tarihi itibariyle alacağın muaccel olduğu anlaşıldığından, faiz başlangıç tarihine yönelik itirazlarının reddi gerekmiştir. Yine taraflar tacir olup 3095 sayılı yasanın 2/2.maddesi uyarınca davacı tarafın avans faizi talebi de yerindedir. 6098 sayılı TBK'nın 146. maddesi uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde her alacak on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Somut olayda Finansal Danışmanlık ve Kaynak Teminine Aracılık Sözleşmesine istinaden düzenlenen 30/12/2016 tarihli ve 31/01/2017 tarihli faturalar nedeniyle 29/06/2017 tarihinde takip başlatıldığı ve 20/10/2020 tarihinde dava açıldığı belirlendiğinden, zamanaşımı itirazları yerine görülmemiştir. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcının, davalı tarafından yatırılan 865,35 TL'den mahsubu ile bakiye 437,75 TL'nin istemi halinde davalı tarafa iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere karar verildi.12/06/2024