Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2018/461 E. 2019/1208 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2018/461
Karar No
2019/1208
Karar Tarihi
Konu
Alacak

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/81 KARAR NO: 2024/227 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 24.12.2019 NUMARASI: 2018/461 E. - 2019/1208 K. DAVANIN KONUSU: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Kurumsal Bayilik Sözleşmesinin haksız olarak erken feshinin tespitini, bu fesih nedeniyle denkleştirme tazminatının ve müspet zararı ile manevi tazminatının belirlenip davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini ve davalılara verilmiş olan teminat mektubunun işbu davanın sonuna kadar tedbiren durdurulmasını, her bir davalıdan ayrı ayrı 500,00-TL olmak üzere 1.500,00-TL denkleştirme tazminatı, her bir davalıdan ayrı ayrı 500,00-TL olmak üzere 1.500,00-TL müspet zararı ve her bir davalıdan ayrı ayrı 35.000,00-TL olmak üzere 105.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 108.000,00-TL'nin sözleşmenin sona erdiği 27/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek T.C. Merkez Bankasınca öngörülen avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, HMK'nın 107.maddesinde belirtildiği gibi, talep ettiği alacakların miktar ya da değerini, bu aşamada tam ve kesin olarak belirleme olanağı bulunmadığından, yargılama aşamasında alınacak bilirkişi raporlarında belirlenecek meblağa yükseltilmek üzere müvekkile ödenmesini, denkleştirme tazminatına karşılık, şimdilik her bir davalıdan ayrı ayrı 500,00-TL olmak üzere toplam 1.500,00-TL'nin sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek T.C. Merkez Bankasınca öngörülen avans faizi ile birlikte, müspet zarara karşılık şimdilik her bir davalıdan ayrı ayrı 500,00-TL olmak üzere şimdilik toplam 1.500,00-TL'nin sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek T.C Merkez Bankasınca öngörülen avans faizi ile birlikte, manevi tazminata olarakta her bir davalıdan ayrı ayrı 35.000,00-TL olmak üzere toplam 105.000,00-TL'nin sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek T.C Merkez Bankasınca öngörülen avans faizi ile birlikte, şimdilik toplam 108.000,00-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak tarafına verilmesini, davalılar lehine verilmiş ve davalıların uhdesinde olan, 24/06/2015 tarihli, kesin ve süresiz 100.000,00-TL ... mektup nolu ... Bankasının Samsun Çiftlik şubesince düzenlenmiş olan teminat mektubunun davalılarca paraya çevrilmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilerek davanın sonuna kadar paraya çevrilmesinin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili savunmasında özetle; Davacı ile müvekkili şirketler arasında imzalanan sözleşmenin süreye ilişkin hükümlerinin açık olduğunu, sözleşmenin bir 1 yıl süre için yapıldığı hususunda tarafların mutabık olduğunu, somut olayda davacı ile ticari bir ilişkiye girildiğini, ticari ilişkisi sonucunda eğer bir maliyete katlanmışsa, bunun külfetine katlanmayı da göze almış olması gerektiğini, kaldı ki yatırım maliyetlerini karşılayamadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, bayilik sözleşmesinin çok açık ve net bir şekilde bayinin ve müvekkili şirketlerin hak ve yükümlülüklerini düzenlemekte olduğunu, bayilik sözleşmesinin sözleşme hükümlerine uygun olarak sona erdirildiğini, huzurdaki davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak davanın reddi ile teminat mektubuna tedbir konulması talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "..Yukarıdaki açıklamalar ve emsal Yargıtay kararı ışığında somut olaya bakıldığında; Taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olduğu, acentelik ilişkisinin bulunmadığı, davacının tek satıcı da olmadığı, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının olmadığı, bu nedenle davacının denkleştirme tazminatı isteyemeyeceği anlaşıldığından davacının denkleştirme tazminatı talebinin de reddine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davacı taraf manevi tazminat talep etmiş ise de; manevi zarar mal varlığında bir azalmayı değil ve fakat kişilik haklarına vaki tecavüz nedeniyle bir kimsenin duyduğu cismani ve manevi acı ve ızdırabı, elemi ve böylece yaşama zevkinde bir azalmayı ifade eder. TBK'nın 58. maddesine (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi) göre; şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Şahsiyet haklarına saldırıda, manevi tazminat istenebilmesi için TBK'nın 58. maddesinde (818 sayılı BK'nın 49. maddesi) belirtilen şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar ise şahsiyet haklarına saldırı olması, saldırının haksız olması, manevi zarara uğranılması, kusurlu olunması ve illiyet bağı bulunmasıdır. (Bkz. Prof Dr. Safa Reisoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, yirminci baskı, S.202-208) Somut olayda; davacının mal varlığında meydana gelen azalma iddiası manevi tazminata hak kazandırmayacağından davacı tarafın manevi tazminat talebinin de reddine karar vermek gerekmiş... " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılara üç dört yıllık bayilik, son üç yılda da ana bayilik olarak yedi yıl hizmet verdiğini, müvekkili şirketin 27.04.2015 tarihli sözleşmeyi davalıların haksız ve erken feshetmesi sonucu maddi ve manevi büyük zararlara uğradığını, mahkemenin denkleştirme taleplerinin reddine karar verdiğini, müvekkilinin yaklaşık yedi yıldır Trabzon ilinde davalılara başarılı bir şekilde hizmet verdiğini, davalıların 14.12.2017 tarihindeki ihtar ile sözleşmenin 27.04.2018 tarihinde sona ereceğini müvekkiline bildirdiklerini ve son erdirdiklerini, müvekkilinin davalı şirketler grubuna uzun süre hizmet verdiğini, sözleşmenin haksız ve erken fesih edilmesi nedeniyle müvekkilinin büyük zararlara uğradığını, müvekkilinin sözleşme ilişkisi kapsamında edimlerini eksiksiz yerine getirebilmek için istihdam ettiği personelini ve mevcut araçları yapılan fesih nedeniyle tasfiye etmek zorunda kaldığını, yapılandırdığı vergi borçlarını ödemeyerek acze düştüğünü, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin yaptığı yatırımların maliyetini dahi karşılayamayarak zarara uğradığını, ayrıca ticari itibarının sarsıldığını, TTK'da acenteliklerin sona erdirilmesi halinde uygulanacak hükümlerin net bir şekilde belirlendiğini, denkleştirme isteminin TTK 122 maddede düzenlendiğini, bilirkişi raporuna itirazlarında belirttikleri üzere bilirkişi heyetinin TTK hükümlerini yok saydığını, portföy tazminat talebinde bulunabilmek için davalılar tarafından fesih yapılmasının yeterli olduğunu, ayrıca sözleşmenin sona ermesi akabinde davalıların acentenin bulduğu müşteriler sayesinde sözleşme sona erdikten sonra da önemli menfaatler elde ettiğini, davalıların acentenin bulduğu ve anlaşma yaptığı müşterilerle abonmanlık münasebeti devam ettiğini ve para kazanmaya devam ettiğini, bilirkişinin bu hususları dikkate almadığını, yok sayarak rapor düzenlediğini, müvekkili şirket için TTK'nın açık hükümleri de dikkate alınarak hakkaniyet uygun bir denkleştirme bedelinin öngörülmesi gerektiğini, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olduğu, acentelik ilişkisinin bulunmadığı, davacının tek satıcıda olmadığı, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının olmadığı, bu nedenle denkleştirme tazminatının istenemeyeceğinin belirtildiğini, mahkemenin değerlendirmesinin eksik ve hatalı olduğunu, hakimin TBK 19 maddesi gereğince sözleşmeyi nitelendirirken tarafların kullandığı sözcük ve ifadelerle bağlı olmadığını, tarafların gerçek iradelerini araştırmak zorunda olduğunu, bu nedenle sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak nitelendirilmesinin bir öneminin bulunmadığını, taraflar arasında acentelik ilişkisinin bulunduğunun sözleşmenin hak ve borçları dikkate alındığında anlaşılacağını iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve yeniden esas hakkında karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, kurumsal bayilik sözleşmesinin erken ve haksız feshi nedeniyle portföy tazminatı ve müspet zarar ile manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, sözleşme ilişkisinin varlığı, sözleşmenin sona ereceğinin davalı tarafça bildirildiği ve sona erdiği konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, sözleşmenin erken ve haksız fesih edilip edilmediği, davacının denkleştirme tazminatına, müspet zarara ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin TTK'da düzenlenen acentelik sözleşmesi şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, TBK 19 maddesi gereğince mahkemece sözleşmenin resen değerlendirilme şekli ile bilirkişi raporu ve mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, taraflar arasında 27.04.2015 tarihinde kurumsal bayilik sözleşmesinin oluşturulduğu, davacı şirketin sözleşmede kurumsal bayi olarak yer aldığı, sözleşmenin konusu ve amacının 3.maddede belirtildiği, söz konusu maddede, şirketler tarafından kurumsal bayiye bildirilen ve/veya izin verilen ürün ve hizmetlerin kurumsal bayi tarafından şirketlerin belirlediği usul ve esaslar çerçevesinde ürünün hizmete ürüne ilişkin yetkilendirilmesi olan şirketin unvanı ile sunulması koşuluna riayet edilerek, davalı şirketlerin markaları altında müşterilere, abonelere sunulması, satış ve pazarlamasının kurumsal bayinin istihdam edeceği, doğrudan satış ekibi yapılması ile müşteri/abone talepleri doğrultusunda abonelik sözleşmesinin kurulmasına ve sonlandırılmasına aracılık edilmesi, satış öncesi-sonrası hizmetlerin yerine getirilmesi ve fakat bunlarla sınırlı olmaksızın tarafların karşılıklı hak, yetki ve yükümlülükleriyle diğer hususların düzenlenmesi şeklinde açıklandığı, sözleşmenin yürürlüğe girişi ve süresinin 4.maddede düzenlendiği, 4.1.bentte, iş bu sözleşme süresinin sözleşmenin imza edildiği tarihten itibaren 1 yıl olduğu, sözleşme süresinin taraflardan herhangi birinin sona ermesinden bir ay önce yazılı bildirimde bulunmadığı takdirde 1 yıl uzamış sayılacağı, iş bu sözleşme süresinin bu şekilde ve devam eden yıllarda uzaması halinde sözleşme süresinin hiçbir şekilde 5 yıldan fazla olamayacağı ve tarafların 5 yıl sonunda sözleşme konusu işe devam etmek istedikleri takdirde aralarında anlaşarak yeni bir sözleşme imzalayacaklarına yer verildiği, 5.madde, yetkilendirme ve kapsamı başlığı ile 5.1.bentte, sözleşme konusu faaliyetler kapsamında yer, bölge, zaman ve/veya satış faaliyetleri vb hususlarda kurumsal bayinin tek yetkili olmadığı, kendisine tekel hakkının tanınmadığı, şirketlerin sözleşme ile kurumsal bayiye tanıdığı tüm hak ve yetkileri her zaman, kısmen veya tamamen dilediği yer veya bölgede kurumsal bayiden başka kişilere ve kuruluşlara da tanıyabileceği ifadelerinin bulunduğu, tarafların hak ve yükümlülüklerinin 6.maddede düzenlendiği, 6.2.bentte, kurumsal bayinin iş bu sözleşmeyi akdetmeye yetkili ve ehil olduğu, sözleşmenin başka herhangi bir yükümlülüğü veya taahhüdü ile çelişmediğini, sözleşme süresi boyunca alınması gereken/gerekecek tüm izinleri masrafları kendisine ait olmak üzere almayı ve devam ettirmeyi, sözleşme konusu faaliyetleri sürekli ve kesintisiz olarak ifa etmeyi kabul ve taahhüt ettiğinin belirtildiği, 25.maddede, sözleşmenin feshi ve sona ermesi başlığı ile 25.4.maddede, sözleşmede fesih sebebi olarak belirtilen sebeplerden birinin var olmamasına rağmen şirketlerin sözleşme süresi içerisinde herhangi bir zamanda iş bu sözleşmeyi herhangi bir sebep göstermeksizin 7 gün öncesinde, kurumsal bayinin ise 2 ay önceden yazılı bildirimde bulunmak kaydıyla tazminatsız olarak feshedebileceği, bu durumda fesih talebinde bulunan tarafın sorumluluğunun karşı tarafın talepte bulunması halinde TTK'nın 121/4 bentte belirtilen zararla sınırlı olduğu, bu halde sözleşmenin fesih bildiriminin karşı tarafa ulaştığı tarihten itibaren işleyeceği ve bu bent hükmünde belirtilen sürenin hitamı ile sona ereceği hükümlerine yer verildiği, 25.maddede, sözleşmenin sona ermesinin sonuçlarının değişik bentler halinde düzenlendiği, davalılar tarafından davacı şirkete 14.12.2017 tarihli bildirim ile 27.04.2015 tarihinde 1 yıl süreli olarak bayilik sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmenin 4.2 maddesinde yer alan sözleşme süresinin sona ermesinden 1 ay önce taraflardan herhangi birinin yazılı bir bildirimde bulunmadığı takdirde bir yıl uzamış sayılacağı hükmü gereği 27.04.2017 tarihinde bayilik sözleşmesinin 1 yıl süreli olarak uzadığı, bu yazılı bildirim ile uzama süresi sonu olan 27.04.2018 tarihi itibariyle bayilik sözleşmesinin sona ereceğinin ihbar edildiğinin belirtildiği, devamında sözleşmede yer alan sona erme hükümlerine riayet edilmesinin beklendiğine yer verildiği, davacı şirket tarafından bunun üzerine iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. 07.08.2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda; taraflar arasındaki sözleşmenin “Kurumsal Bayılık Sözleşmesi” adı altında 27.04.2015 tarihinde akdedilen ve taraflar arasında varlığı ihtilafsız olan bir sözleşme olduğu, yine taraflar arasındaki bu sözleşmenin süresinhin sözleşmenin 4.2. maddesine göre 1 yıl olduğu, sözleşme bitim tarihinden 1 ay evvelinden yazılı olarak bildirimde bulunulmadığı taktirde 1 yıl uzamış olacağı, ancak bu şekilde 1'er yıllık uzatmaların en fazla 5 yıl için olacağı, 5.yılın sonunda ise “yeni bir sözleşme” yapılacağı, 4.2." İşbu Sözleşme'nin süresi, Sözleşme'nin imza edildiği tarihten itibaren (bir) yıl olduğu, sözleşme süresi, taraflar'dan herhangi birinin Sözleşme süresinin sona ermesinden (bir) ay önce yazılı bildirimde bulunmadığı takdirde, bir yıl uzamış sayılacağı, İşbu sözleşme'nin süresinin bu şekilde ve devam eden yıllarda uzaması halinde, sözleşme süresi hiçbir şekilde 5 (beş) yıldan fazla olamayacak ve taraflar, 5 (beş) yılın İşbu Sözleşme'nin süresi, Sözleşme'nin imza edildiği tarihten itibaren (bir) yıl olduğu, sözleşme süresi, taraflar'dan herhangi birinin Sözleşme süresinin sona ermesinden (bir) ay önce yazılı bildirimde bulunmadığı takdirde, bir yıl uzamış sayılacağı, İşbu sözleşme'nin süresinin bu şekilde ve devam eden yıllarda uzaması halinde, sözleşme süresi hiçbir şekilde 5 (beş) yıldan fazla olamayacak ve taraflar, 5 (beş) yılın sonunda sözleşme konusu işe devam etmek istedikleri takdirde aralarında anlaşarak yeni bir sözleşme imzalayacaklardır. " davacı tarafın dava dilekçesinde, "müvekkili şirket ile davalılar ... arasında 27,04.2015 tarihlerinde imzalanmış olan Kurumsal Bayilik Sözleşmesi, ortada herhangi bir olumsuz neden olmamasına karşın davalılar .../.../... 14.12.2017 tarihindeki ihtar ile 27.04.2018 tarihinde sona ereceği tarafımıza bildirilmiş ve sözleşme haksız olarak sona erdirilmiştir.” ifadelerini kullanmış olduğu, yine davacı tarafın dava dilekçesinin 4.maddesinde aynen" Müvekkil şirket, davalılar ... /.../... 3-4 yıl bayilik, son 3 yılda da ana bayilik olarak hizmet vermiş olan müvekkil şirket,davalıların, taraflar arasında yapılmış 27.,04,2015 tarihli sözleşmeyi, haksız ve erken fesih etmesi sonucu büyük zararlara uğramıştır." şeklinde yazılı beyan vermiş ve davalıların kendisine yaptığı fesih bildirimine ait yazılı evrakı ve 47 sayfalık boş ve imzasız sözleşme örneğini dava dilekçesini eklediği, ( sözleşmenin boş olması nedeni ile, sözleşmenin taraflarca imzalı 47 sayfalık hali davalı taraflardan temin edilerek incelendiği) 27.04.2015 tarihinde imzalanan sözleşmenin sadece 1 yıllık ve sözleşmenin 27.04.2016 ve 27.04.2017 tarihlerinden 1 ay önce taraflar birbirlerine bildirimde bulunmadıklarından 2 kez uzadığının anlaşılamadığı, sözleşmenin 4.2. maddesi, bu 1 yıllık “sözleşmenin uzatılması” ya da “süresinin sona ermesi” iradesini, her 2 tarafa da verdiği, davalı tarafların, 1 yıllık bu sözleşmenin 3.kez uzatılması iradesini kullanmayarak, davacı tarafın dava dilekçesinde konu ettiği yazılı bildirimi 14.12.2017 tarihinde düzenledikleri ve 27.04.2018 tarihinde sözleşme süresinin sona ereceğini davacı tarafa bildirdikleri, neticeten ; sözleşmede yer alan 1 ay önceden bildirilme koşulunun, fazlasıyla davacı tarafa tanındığı yaklaşık 4.5 ay önceden ) ve sözleşmenin davalılar tarafından 4.2. maddesine “uygun” olarak ve “süresinde” sona erdirildiğinin anlaşıldığı, davacı tarafın sadece TTK 122.maddesinin lafızlarını öne sürerek portföy tazminatı hak ettiğini varsaydığı, hesaplama her ne kadar teknik bir konu olsa da, davacı firmanın en azından hesaplama safhasına kadar portföy tazminatını hak ettiği iddiasını dava dosyasında kanıtlar halde olması gerektiği, örneğin ; davalıların hangi önemli menfaatleri elde ediyor olduğu gibi, bunu tüm detaylarıyla ortaya koyması gerektiği, dava dosyasında bu yönde bir davacı kanıtı bulunmadığı, hangi menfaatler sorusuna cevap bulunması, açığa çıkartılması ve kanıtlanması, bilirkişi heyetlerinin görevi olmadığı, bunların davacı iddiasındaki hususlar olduğu, bilirkişi heyetlerinin ilgili TTK maddesine göre kanıtlanmış vakalarda, taraflarca hesaplanması zor ya da mümkün olmayan tazminat taleplerinin hesaplanması safhasında devrede olması gerektiği, neticeten ; portföy tazminatı hesaplamasının yapılması için davacının portföy tazminatı hak ettiği iddiasına dair delillerin dava dosyasında bulunmadığı, dolayısıyla davacı tarafın yapamayıp da, bilirkişi heyetinin yapabileceği bir hesaplamanın da bu aşamada bulunmadığı, Yargıtay HGK'nın 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. 2010/427 K'da, müspet zarar tanımının oldukça detaylı izah edildiği, buna göre; müspet zarar : sözleşmenin ifa edilmemesinden doğan zararı ifade ettiği, müspet zararın borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerinc getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark olduğu, diğer bir anlatımla, müspet zararın sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarar olduğu, kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine aldığı, müspet zararın alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olacağı, sözleşmenin ortadan kalkmadığı, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alacağı, burada sözleşmenin feshedilmesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğunun gözardı edilmemesi gerektiği, davacı tarafın müspet zarar iddialarını hesaplayabilmeleri için, davalının sözleşmeyi hiç veya gereği gibi yerine getirmediğine dair davacı iddialarını incelemeleri ve bunlara ait hesaplamaları da yapmaları gerektiği, ancak ortada süresi içerisinde ve sözleşmeden gelen hakkın kullanılmasıyla davalılar tarafından süresi sona erdirilen bir sözleşme olduğu, davalılar sözleşmeden gelen hangi yükümlülüklerini hiç veya gereği gibi yerine getirmemişlerdir ki davacı tarafın bu tazminat isteminde bulunduğunun, dava dosyasında davacı tarafın bu iddialarını detekleyecek delilleri bulunmadığından inceleme de yapılamadığı, davacı tarafın bu konuda dilekçesinde, "...davalılar, genel uygulamaları, sözleşme görüşmeleri sırasındaki ve sözleşmeden sonraki söylemleri ve davranışları ile bu sözleşmenin süresinin 5 yıl, iş ilişkisinin ise en az 10 yıl süreceği konusunda müvekkil şirkette güven uyandırmışlardır” demiş olsa da, bu iddianın ispatlanması gerektiğinin çok açık olduğu, davacı tarafın buna dayanarak sözleşmenin süresinden önce ve haksız sona erdirildiği iddiasına dayandığı, raporun 3.1. maddesinde ise sözleşmenin süresinde ve sözleşmeden gelen bir hak ile yani sözleşmeye uygun bir şekilde davalılar tarafından sona erdirildiğinin tespit edildiğini, neticeten, davacı tarafın müspet zarar iddialarını ayrıca destekler delilleri de dosyada bulunmadığından hesaplama yapılamadığı, davalıların taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak sözleşmeyi fesih ettikleri, daha doğrusu sözleşmeyi yenileme iradesine sahip olmadıklarını sözleşmede öngörülen feshi ihbar süresi içinde geçerli biçimde açıkladıkları, dolayısıyla sözleşme son bulduğuna göre, davacının herhangi bir portföy tazminatı ve uğradığını ileri sürdüğü müspet zararları nedeniyle tazminat istemesi mümkün olmadığı, mahkemenin bir an için aksi görüşü benimsediğinin kabulü halinde ise tazminat hesabını yapmaya elverişli herhangi bir delil ve bilginin de dosyada olmadığı, zararın varlığını ve miktarını davacının ispat zorunda olduğu, davacının işbu ispat külfetini yerine getirebilmiş olmadığı, keza davacının manevi tazminat talebi bakımından hangi kişilik değerlerinin ihlal edildiğinin de anlaşılmadığı, sözleşmeye uygun olarak sözleşme yenilenmemekle davacının herhangi bir kişilik hakkının ihlalinin söz konusu olmayacağı, sonuç olarak davalıların sözleşmeyi yenilememe iradesini sözleşmedeki feshi ihbar süresine uygun olarak beyan etmişler ve bu suretle sözleşme ilişiği son bulmuş olduğu, davacının herhangi bir portföy (denkleştirme) tazminatı ve müspet zarar tazminatı isteyemeyeceği gibi, manevi tazminat istemi münhasıran mahkeme'nin takdirinde olmak üzere, davacının hangi kişilik değerlerinin ihlal edildiği de anlaşılmadığından, bu istemin de kabule şayan sayılamayacağı belirtilmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın reddine karar verilmiştir. Her iki taraf tacir olup, özgür iradeleri ile sözleşmeyi imzalamışlardır. Sözleşmenin yukarıda yer verilen hükümleri kapsamında davalı şirketler tarafından sözleşme süresinin yeniden uzatılması yolu tercih edilmeyerek sözleşmede kendilerine tanınan hak kapsamında süreye de riayet edilerek sözleşmenin süre sonu itibariyle sona ereceği, uzamayacağı ihbar edilmiştir. Bu kapsamda, sözleşmenin sona ereceği bildiriminin tarafların birlikte belirlemiş oldukları sözleşme hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilmiş olduğunun kabulü gerekecektir. Ve haksız veya erken fesihden söz etmek mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan, davacı tarafça her ne kadar sözleşme başlığının bayilik sözleşmesi olarak tanımlanmış ise de sözleşme içeriğinin mahkeme tarafından TBK'nın 19. maddesi uyarınca resen değerlendirilmesi gerektiği iddia edilmiştir. Somut olayda, sözleşmenin her bir maddesi tarafların hak ve edimleri ile birlikte sözleşme süresi ve fesih şekilleri de dahil olmak üzere ayrıntılı , açık ve de TBK'nın 19. maddesinin tartışılmasına gerek duyulmaksızın düzenlenmiştir. TBK'nın 19. maddesinde, sözleşmenin yorumu ve muvazaalı işlemler başlığı ile ilk fıkrasında, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Somut olayda ise taraflar arasındaki sözleşmede taraflarca yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklerden söz etmek ve bu kapsamda gerçek ve ortak iradelerine yönelik bir tartışmaya girmek mümkün görülmemektedir. Zira sözleşmenin tanımları dahil olmak üzere, konu, amaç ve diğer düzenlemeleri oldukça ayrıntılıdır. Kamu düzenine de aykırılık olmadığı anlaşılan sözleşmenin hükümleri ile tarafların bağlı olduğunun kabulü gerekir. Davacı tarafın iddiası, sözleşme her ne kadar bayilik sözleşmesi şeklinde adlandırılmış ise de sözleşmenin aslında acentelik sözleşmesi olduğuna yöneliktir. Acentelik TTK'nın 102 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nın 102 maddesinde, genel olarak tanımlanan acentelik, ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denildiği ifade edilmiştir. Bayilik sözleşmesinde ise davacı bayinin tanımı konu ve amaç kısmında açıklanmış olup yukarıda ayrıntılı şekilde yer verildiği üzere TTK'nın 102/1 fıkrada yer verilen acentelik tanımı değildir. 3.maddede, şirketin unvanı ile markaları altında müşterilere ve abonelere sunulması ve pazarlanmasının yapılması vb. hususlara yer verilmiştir. Bu kapsamda, davacı vekilinin aksine iddiaları yerinde görülmemiştir. Diğer taraftan sözleşmenin haksız feshi durumunda TTK'nın 121. maddesindeki zararla sınırlı olduğuna dair sözleşmedeki 25.4 maddenin varlığı sözleşmenin acentelik sözleşmesi olarak kabulü için yeterli bir düzenleme değildir. Sonuç olarak, davalı şirketlerin yasal prosedür çerçevesinde sözleşme kapsamında sözleşmenin uzatılmayacağına dair ihbar bildirimleri sonucunda sözleşmenin sona ermesi, davacı tarafın iddia ettiği zararlarının varlığı hâlinde dahi bu zararlar davalıların sorumluluğunu gerektirmeyecektir. Zarardan sorumluluk için öncelikle davalı eyleminin haksız olması gerekecektir. Davalıların sözleşmeye aykırı eylemi ispat edilemediğinden bu aşamada dosyaya ibraz edilerek emsal olduğu iddia edilen raporların değerlendirilmesinde hukuki gereklilik ve yarar görülmemiştir. Mahkemenin ret kararında bir isabetsizliğin olmadığı sonucuna varilmıştır.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 373,20 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. 15.02.2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2018/461, K. 2019/1208, T. 15.02.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2018-461-e-2019-1208-k-d983a7e2edff