Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2018/366 E. 2019/562 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2018/366
Karar No
2019/562
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2021/26 KARAR NO: 2024/423 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 26/12/2019 NUMARASI: 2018/366 E. - 2019/562 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka İtibarının Kaybı Nedeniyle Tazminat İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/02/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1959 yılında inşaat sektöründe faaliyet göstermek üzere "..." unvanı ile kurulduğunu, müvekkilinin "..." ünvanın aynı zamanda Türk Patent Enstitüsünde tescilli olduğunu, ülkemizin birçok büyük projesinde görev aldığını, sektöründeki tüm firmalar ve hatta tüketici nezdinde en çok bilinen tanınmış ve itibarlı bir şirket olduğunu, "..." markasının 60 yıldır müvekkil şirket ve grubu tarafından kullanılan tanınmış marka olduğunu, davalı şirketin ise 2016 yılında daha çok yeni olarak kurulduğunu ancak müvekkiline ait 60 yıllık ünvan ve tescilli markası olan "..." isminin verildiğini, davalının bu kullanımının markaya tecavüz teşkil ettiğini, 1.000.000,00 TL sermaye ile kurulan davalı şirketin bilinen, sonuçlanmış bir işine rastlanmadığını, davalının müvekkilinin meşhur ettiği bu marka ve ünvandan haksız menfaat temin etmeye çalıştığını, davalıya tecavüzünü kaldırması ve haksız kullandığı ünvanı terk etmesi için bildirim yapıldığını ancak hiçbir cevap alınamadığını bildirimlere rağmen, davalı şirketin aynı unvan altında faaliyetine devam ettiği, aynı sektörde iş yapmak üzere kurulmuş olan davalı şirketin müvekkil şirketi bilecek durumda olduğunu, dürüstlük kuralına aykırı olarak, bu yolda hiçbir emek harcamadan iş dahi yapmadan müvekkilimizin yıllarca oluşturduğu markadan yararlanma ve bu emek ve başarı kendisine aitmiş intibaı yaratma yolundaki bu eyleminin 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunun 7. Maddesi ve 29. Maddesi vd. maddelerine ayrıca markaya tecavüz, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 54. Maddesi vd. Hükümleri uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğini, tecavüz ve haksız fiil nedeniyle müvekkil şirket maddi manevi zarara uğratıldığını, manevi zararlarının tazmininin gerektiğini, zira davalının ihaleye katılmak bakımından müvekkilin ticari itibarı kullanılmaya çalıştığını bu durumun davacı açısından sektörde büyük sıkıntıya yol açtığını, ... da artık belge sattığı, ünvanını kiraya verdiği ihalede taşaron kullandığı gibi söylentiler yayıldığını, bu imkandan yararlanmak isteyen kimi şahıs ve firmalar müvekkil şirket kapısını aşındırmaya başladığını, müvekkilinin ticari ve iş ahlakını titizlikle gözeterek, iş disiplini ve yaptığı kaliteli işlerle çok uzun yıllardır büyük emekle oluşturduğu itibarının büyük zarar gördüğünü, meydana gelen iltibas nedeniyle itibar kaybına uğradığını, davalının süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmadığını, münkir addolunması gerektiğini belirtmiş, davalı tarafından gerçekleştirilen markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, önlenmesine, bu eylemlerden kaynaklı 40.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan avans faiziyle tahsiline, verilecek olan hükmün masrafı davalıdan alınarak tirajı en yüksek 5 gazeteden biri ile ilanına karar verilerek yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin kuruluş aşamasında "..." ibaresinin tescilli marka olduğu hususunu bilinmediği için unvan olarak aldığını, davacı tarafın iddiasının aksine (kabul anlamına gelmemek üzere) herhangi bir kasıt söz konusu olmadığını, zira marka hakkının ihlali bir haksız fiil niteliğinde eylem olduğu için mutlaka kusur unsurunun da bulunması gerektiğini, müvekkil şirketin bu durumun farkedilmesinden sonra 11/12/2018 tarihli ve 9721 sayılı ticaret sicil gazetesinde unvan ve adres değişikliği yaptığını, davacı tarafın manevi tazminat talebinin reddinin gerektiğini, davacı tarafın iddia ettiği marka hakkına tecavüz gerçekten olsa bile TBK md. 49 bağlamında bu durum haksız fiil niteliğinde eylem olduğunu TBK md. 50 hükmüne göre haksız fiilden dolayı zarar görenin, zararını ispat yükü altında olduğunu, d davacı tarafın manevi yönden zarara uğradığını gösterir herhangi bir delilin sunulmadığını, zarar gördüğünü iddia edenin bu zararını ispatlaması, gerektiğini, marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerde manevi zarardan kastedilen husus genel manada marka sahibinin uzun süre boyunca emek harcayarak bir anlam kattığı markaya müşteri-tüketici nezdinde duyulan güvenin, tecavüz fiili sebebiyle sarsılmasına dayalı olduğunu, müvekkilinin tüzüğünde belirtilen esas faaliyet alanı olan kamu ihalelerinde bugüne kadar herhangi bir iş almadığını, gerçek kişilere ve özel hukuk tüzel kişilerine karşı da yine herhangi bir yüklenimde bulunmadığını, dolayısıyla müvekkil firmanın ürettiği ürün veya yaptığı işler bulunmaması sebebiyle, davacının tescilli markası hakkında üçüncü şahıslar nezdinde olumsuz intiba veya tereddüt oluşturacak herhangi bir eylemi eş deyişle sebep olduğu bir zarar bulunmadığını, hatta davacı taraf, kendisi dahi müvekkil şirket hakkında, "bilinen, sonuçlanmış bir işine rastlanmamıştır" diyerek bu hususu ikrar ettiğini, kaldı ki müvekkil şirketin tüzüğünde belirtilen kamu ihalelerinde iş almış olması durumunda dahi manevi zararın doğması mümkün olmadığını zira kamu ihalelerinde bir nevi müşteri nezdindeki idarelerin, ihaleyi yaparken sadece yeterlilik ve kullanılan teklifi dikkat aldıklarını, bunun dışında istekli firmanın tanınmışlığı, bilinirliği, markasının tescilli olup olmaması vb hususların bir kriter olmadığını belirtmiş müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmaması, durumu öğrenmesinden sonra unvan değişikliğine gitmiş olması ve ortada herhangi bir maddi ve manevi zarar bulunmaması sebebiyle, başta manevi tazminat olmak üzere davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; her ne kadar davacı tarafça uzun yıllardır ticaret unvanı ve tescilli marka olarak kullandığı "..." ibaresinin dava tarafça ticaret unvanı olarak tescil ettirildiği, yapılan ihtara rağmen kullanıma devam ettiği, davalı kullanımının markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği iddiasıyla iş bu dava açılmış ise de; davalının yargılama safahatında davacının davasına dayanak ticaret unvanında değişikliğe gittiği, markasal kullanımların tespiti yönünden oluşturulan inceleme ara kararının, davacı vekilinin (inceleme yapılmasını istemediklerini bildirmesi üzerine) talebi üzerine yerine getirilemediği, davacı vekilinin duruşmadaki beyanlarında markasal kullanıma ilişkin herhangi bir delillerinin olmadığı bu yönde iddialarının olmadığını bildirdiği, esasen tescilli ticaret unvanı kullanımının tek başına markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceği, izahı yapılan mevzuat kapsamında dava değerlendirildiğinde markasal nitelikte kullanımı bulunmayan ticaret ünvanı kullanımının önlenmeyeceği, davalının tescilli ticaret unvanı kullanımı dışında markaya tecavüz ya da haksız rekabet olarak kabulü gereken herhangi bir eyleminin bulunmadığı, kullanımın markasal nitelikte olduğu, markanın fonksiyonlarından birine zarar verildiğinin ispatlanamadığı anlaşılmakla davacının sübut bulmayan davasının reddine " karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -davalının açık kabulü ve tecavüzünü kaldırması neticesi haklılığı sabit olmakla konusuz da kalmış bulunan davalarının kabulü gerekirken, esastan reddine dair usul ve yasa hükümlerine aykırı kararının kaldırılması gerektiğini, -davalının, davacının kullandığı ve maruf ve meşhur hale getirdiği ticaret ünvanı ve aynı zamanda tescilli markası olan “...” ismini, davacının ana iştigal konusu olan “inşaat” sektöründe kullandığını ve dava açıldıktan sonra tecavüzünü sonlandırdığını ve davanın konusuz kaldığını ancak davanın esastan reddine karar verildiğini, davalının ihtara ramen haksız kullanımını devam ettirdiğini, dava açıldıktan sonra sicilden terkin ettirdiğini, davanın kabulü gerektiğini, “...” ibaresinin aynı zamanda müvekkilinin Türk Patent Enstitüsünde tescilli markası ve logosu olduğunu, 30 dan fazla şirketlerinde de şirket ismi olarak da kullandıklarını, ana iştigal konusunun “İnşaat” işi olup, tanınır ve güvenilir olduklarını, -davalının cevap dilekçesindeki beyanının kabul beyanı niteliğinde olduğunu, davalının bu beyanı ve terkin işlemi ile hukuken tecavüzün varlığının kabulü anlamında olduğunu, ilk derece mahkemesinin, “davalının marka olarak bir talep ve başvurusu bulunmadığı" yönündeki beyanlarını yanlış yazıp, yorumlayarak, tescilli ticaret ünvanı kullanımının tek başına markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceğini markasal nitelikte kullanımı bulunmayan tescilli ticaret ünvanı kullanımının önlenemeyeceğinden” bahisle subut bulmayan davanın reddine karar verdiğini, Davalının aynı sektörde iş yapmak üzere daha sonra kurduğu firmasında ... sözcüğünü birebir aynısıyla unvan olarak tescil ettirdiğini, iltibas yaratır nitelikte haksız kullanım ve çok açık bir tecavüz olduğunu, davalının kabulüne rağmen , haklılığı sabit olmuş davalarının kabulüne veya davalının kabulü ve tecavüzü kaldırması neticesi davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına hüküm verilmesi gerekirken, davalının savunma yapmadığı hususlardan bahisle esastan reddine dair verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davanın konusu, davacı tarafından davalının davacının ... markasını kullanarak marka hakkına tecavüz ettiğini ve haksız rekabette bulunduğunun tespiti önlenmesi, davalının ticari unvanın ticaret sicilinden terkini, manevi tazminat davasıdır.TPMK kayıtları incelendiğinde, ... tescil nolu "..." ibareli markanın 06, 19, 35 ve 37.sınıf emtialarında, 11/07/2007 tarihinde tescil edildiği ve davacı ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.Davalı Şirket kayıtları incelendiğinde, eski unvanının ... Anonim Şirketi olduğu, yeni unvanın ... olduğu ve tescil tarihinin 29/09/2016 olduğu dava sonrası 11/12/2018 tarihinde unvan değişikliğine gidildiği anlaşılmıştır. Davala tarafça sunulan beyan dilekçesinde “… öncelikle müvekkil şirketin kuruluş aşamasında ... tescilli marka olduğunu bilmediğini bir kastın söz konusu olmadığını…keza müvekkil şirketin durumu fark edilmesinden sonra 11.12.2018 tarih ve 9721 sayılı ticaret sicil gazetesinde unvan değişikliği yapmış olduğunu" beyan etmiştir.Marka hakkı sahibi 6769 sayılı SMK'nun 7/3-e md'sine göre işaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılmasını yasaklayabilir. Buna göre marka hakkına tecavüzün ve sonuçlarının kaldırılması talebi kapsamında daha önce tescil edilmiş bir marka nedeniyle sonradan tescil edilen ticaret unvanının sicilden terkini talep edilebilir. Ticaret unvanının tescilli olduğu biçimde kullanılması halinde; esasen ticaret unvanının kullanım amacının bir tacirin diğerlerinden ayırt edilmesini sağlaması, markanın ise bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması amacına hizmet etmesi sebebiyle marka ve ticaret unvanının fonksiyonlarının birbirlerinden farklı olduğu, markasal kullanım dışında tescilli bir markanın kullanımının markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığı benimsenmiştir. Davalı markasal kullanımının kendi tescilli mal ve hizmetlerini aşarak, davacı tanınmış markasının sınırları içine girip girmediğinin tespit edilebilmesi için markasal kullanımın ispatlanması gerektiği, bu hususta ispat yükünün davacıda olduğu, dosyaya sunulan delillere göre, davalının davacı markasıyla iltibas oluşturabilecek bir markasal kullanımının ispatlanamadığı, salt davalı ticaret unvanı tescil ve kullanımının davacı markalarına tecavüz teşkil etmeyeceği, davacı vekilinin 12/09/2019 tarihli duruşmada, davanın müvekkilinin markası ve ticaret unvanının davalı tarafın unvanında kullanılmasından kaynaklı markaya tecavüz ve haksız rekabet hükümleri kapsamında ticaret unvanının terkinine ilişkin olduğunu, markasal kullanıma yönelik iddiasının bulunmadığını beyan ettiği, ticaret unvanı terkini talepli dava açılmadığı, markaya tecavüz ve haksız rekabetin ispatlanamadığı anlaşılmakla Mahkemece markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespitine ilişkin red kararının yerinde olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf talebinin, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 26/12/2019 tarih ve 2018/366 E. 2019/562 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 29/02/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2018/366, K. 2019/562, T. 11.12.2018, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2018-366-e-2019-562-k-1419273f0cd4