Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi 2021/479 E. 2024/529 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/479
Karar No
2024/529
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2021/479 Esas KARAR NO: 2024/529 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 08/12/2020 NUMARASI: 2018/338 E. - 2020/235 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/03/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... Tic. Ltd. Şti.'nin yirmi beş yılı aşkın süredir Türkiye'de tente üretim sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkili şirketin "..." ibareli markanın sahibi olduğunu, müvekkili firmanın anılan markaya belli bir bilinirlik ve güvenirlik kazandırdığını, müvekkili şirketin gastronomi alanında Türkiye'nin katma değeri yüksek markalara hizmet verdiğini, "..." ibareli markanın 1989 yılından beri müvekkili firma tarafından kullanıldığını, müvekkili şirketin anılan markayı 2015 yılında tescil ettirdiğini, müvekkili tarafından tanınmış hale getirilen markanın davalı tarafından taklit edildiğini, davalının "..." adı altında ticari faaliyette bulunduğunu, müvekkili firmaya ait internet alan adresi "..." şeklinde iken davalının internet alan adresinin "..." şeklinde olduğunu, davalının Van ili ve çevresinde faaliyet gösterdiğini, davalının müvekkili şirkete ait markasının tanınmışlığından faydalandığını, davalının söz konusu kullanımlarının iltibasa neden olduğunu, davalı tarafından "..." ibaresinin müvekkili şirket ile aynı sektör ve aynı hizmet sınıfında kullanıldığını, davalı tarafından kullanılan işaret ile müvekkiline ait marka arasında yalnızca bir harflik fark bulunduğunu, davalının söz konusu kullanımlarıyla SMK m.7, m.29, m.30 ve TTK m.54 hükümlerini ihlal ettiğini, tecavüze konu işaret ile karşılaşan ortalama tüketicinin şirketler arasında organik bağ bulunduğu izlenimine kapılabileceğini belirterek, davalı tarafından gerçekleştirilen kullanımların marka tecavüzü ve haksız rekabet yarattığının tespitine, marka tecavüzü ve haksız rekabet teşkil eden davalı kullanımlarının önlenmesine, anılan eylemlerin durdurulmasına, söz konusu fiillerin sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, müvekkili şirkete ait markanın davalının "www...com" alan adlı internet sitesinde kullanımının önlenmesine, davalının "..." ibaresini internet ortamı da dahil iş yeri tabelasında, iş evrakında, ürünleri üzerinde ve işletme adında her türlü kullanımının yasaklanmasına, davalının "..." markası ile davacının markasının tescilli olduğu sınıflarda yer alan mal ve hizmet üretimi yapmasının, üretim yaptırmasının, satmasının, sağlamasının, dağıtımını yapmasının, ithal ya da ihraç etmesinin, elinde bulundurmasının yasaklanmasına, davalıya ait ve üzerilerinde "..." ibaresinin yer aldığı ürünler, ambalajlar, ilan, reklam, broşür, afiş, tabela ve sair her türlü tanıtım malzemesi, basılı evrak, faturalar ve benzerleri her türlü ticari evraka el konulmasına, karar kesinleştiğinde masrafı davalıdan alınmak suretiyle imhasına, davalının ticaret unvanının terkinine kamuya yayın yoluyla duyurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 24/03/2019 tarihli dilekçesi ile, süresinde sunulmayan cevap dilekçesini ıslah talebiyle birlikte sunduğunu belirterek, müvekkilinin "..." ibaresini markasal olarak kullandığını, davacı şirketin tanınmışlık iddiasını yeterince temellendiremediğini, derdest davada gündeme gelen markaların benzer olmadığını, müvekkiline ait tescilsiz markanın kötü niyetli olarak kullanılmadığını, dava dilekçesinde "..." ibareli marka için sunulan görsel ile TÜRKPATENT nezdinde kayıtlı tescil görselinin farklı olduğunu, davacıya ait marka ile müvekkiline ait markanın esas unsurlarının aynı olmadığını, müvekkiline ait markanın esas unsuru ... ibaresi iken davacıya ait markanın esas unsurunun "..." ibaresi olduğunu, davacıya ait markanın özgün bir marka olmadığını, müvekkiline ait marka ile davacıya ait marka arasında iltibas bulunmadığını, somut uyuşmazlığa konu markaların kullanıldığı ürünlerin toplumun her kesimine hitap eden ürünler olmadığını, davacıya ait markanın ürünlerin teşhir edilmesine ilişkin pazarlama ve reklamcılık alanında tescil edilmediğini, müvekkilinin müşteri çevresinin büyük bir kesimini Van ilindeki tüketicilerin oluşturduğunu, davacının sektörde tekelleşmek için müvekkiline baskı uyguladığını, davacının bu eylemleriyle haksız rekabete sebebiyet verdiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; " Somut olay incelendiğinde, davacı adına 22. Sınıfta yer alan "çadırlar, tenteler, brandalar, stor perdeler" emtialarını da kapsar şekilde tescilli olan ... tescil numaralı "...+Şekil" markasının asıl unsurunun "..." ibaresi olduğu, diğer kelimelerin tanımlayıcı nitelikte olan ve markaya ayırt edicilik sağlamayan unsurlar oldukları, davalının aynı alanda vergi mükellefi olup, faaliyetinde "..." ibaresini tescilsiz olarak kullandığı, bu kullanımın da esas unsurunun "..." ibaresi olduğu, davacının markasının esas unsuru ile yalnızca bir harfinin farklı olduğu, ancak "..." harfinin okunuşu itibariyle her iki ibarenin işitsel anlamda aynı oldukları, görsel olarak da son harfleri dışında benzer oldukları, bu nedenle davalının kullandığı "... " ibaresinin davacıya ait marka ile karıştırılabileceği, taraflar ayrı şehirlerde faaliyet gösterseler dahi tüketicilerin her iki taraf arasında bağlantı olduğunu düşünecekleri, markalardaki yüksek oranda benzerlik nedeniyle hitap ettikleri tüketiciler bilinçli tüketici bile olasalar karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğu, kaldı ki, tente, çadır, stor perde gibi ürünlerin ortalama tüketici tarafından da satın alınabileceği, davalının bu kullanımının davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet niteliğinde olduğu, her ne kadar davalının ticaret unvanının terkini de talep edilmişse de, davalının tescilli bir ticaret unvanı veya işletme adının mevcut olmadığı, yine internet sitesinin kapatılması talep edilmişse de, ... alan adının yargılama sırasında kullanım süresinin dolduğu ve boşta olduğu, bu nedenle internet sitesinin kapatılması talebinin konusuz kaldığı, ancak davalının bu alan adının sahibi olmadıklarına dair beyanda bulunmadıkları, aksine 2. cevap dilekçesi olduğunu belirterek sundukları dilekçede, Google arama motorunda davalının adıyla yapılan aramada yalnızca bir kaç sonucun çıktığını beyan ederek, internet alan adını kullandıklarını kabul ettikleri, davacının bu davayı açmakta haklı olduğu,"gerekçeleriyle, Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, Davalının davacıya ait ... numaralı "..." markası ile karışıklığa yol açacak derecede benzer olan "..." ibaresini davacının markasının tescilli olduğu mal ve hizmetler için markasal olarak internet sitesi alan adında ve içeriğinde, işletme adı olarak kullanmak suretiyle davacının marka haklarına TECAVÜZ ETTİĞİNİN VE HAKSIZ REKABETTE BULUNDUĞUNUN TESPİTİNE, Marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin ÖNLENMESİNE VE DURDURULMASINA, Davalının "..." ibaresini internet ortamı da dahil iş yeri tabelasında, iş evrakında, ürünleri üzerinde ve işletme adında her türlü kullanımının YASAKLANMASINA, Davalının "... " markası ile davacının markasının tescilli olduğu sınıflarda yer alan mal ve hizmet üretimi yapmasının, üretim yaptırmasının, satmasının, sağlamasının, dağıtımını yapmasının, ithal ya da ihraç etmesinin, elinde bulundurmasının YASAKLANMASINA, Davalıya ait ve üzerilerinde "..." ibaresinin yer aldığı ürünler, ambalajlar, ilan, reklam, broşür, afiş, tabela ve sair her türlü tanıtım malzemesi, basılı evrak, faturalar ve benzerleri her türlü ticari evraka EL KONULMASINA, karar kesinleştiğinde masrafı davalıdan alınmak suretiyle İMHASINA, ... alan adlı internet sitesinin kapatılması talebi konusuz kaldığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, Davalının ticaret sicil kaydı bulunmadığından ticaret unvanının terkini talebinin REDDİNE,Karar kesinleştiğinde hüküm özetinin masrafı davalıdan alınarak Türkiye'de yayın yapan bir gazetede bir kez ilanına, karar verilmiştir. İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket adına 23.07.2018 tarihinde tecavüzün giderilmesi istemli olarak dava açtıklarını, mahkemece davanın kısmen kabul edildiğini, davanın kısmen reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme davalı tarafça müvekkili şirketin marka haklarına tecavüz ettiğini tespit etmiş olmakla birlikte davalının ticaret sicil kaydının bulunmaması sebebiyle ticaret unvanının terkini talebinin reddine karar verdiğini, dava dilekçesinde "Kullanımın ticaret sicilinde unvan kaydı bulunması halinde terkinine" şeklinde ifade ettiklerini, unvan kaydının bulunması halinde terkinini talep ettiklerini, davalı tarafın unvan kaydı bulunmaması halinde talepleri hakkında karar vermeye yer olmadığına şeklinde karar verilmesi gerektiğinden bahisle mahkeme kararının kaldırılmasını, reddedilen talepleri hakkında karar vermeye yer olmadığına dair karar verilemesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davanın kısmen kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece gerekçeli kararın delil değerlendirme bölümünde davalı tarafından ıslah dilekçesi ile süresinde verilmeyen cevap dilekçesi dosyaya ibraz edilmiş ise de HMK 176/1 mad.göre hiç yapılmayan usul işlemlerini ıslahla süresinden sonra yapılması mümkün olmadığından ıslah talebinin yerinde görülmediği ve cevap dilekçesinin süresinde ibraz edilmediğinden davalının davacının iddialarını inkar etmiş sayılacağını belirtmiş ise de 26.03.2019 tarihli ilk celsede söz konusu dilekçenin cevap dilekçesi olarak kabul edildiğine ilişkin 3 nolu ara kararında "Davalı tarafa yapılan tebligat usulsüz olduğundan ve davacı vekilinin sunduğu cevap dilekçesini bu nedenle süresinde kabul edildiğinden ıslah yapılmasına yer olmadığının tespitine, " şeklinde ara kararı kurduğunu, bu şekilde mahkemece usulsüz tebliğ nedeniyle taraflarınca verilen ıslah dilekçesini usulüne uygun cevap dilekçesi olarak kabul ettiğini, mahkemenin delil değerlendirmesinin hatalı olduğunu, dosya kapsamında hazırlanan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda marka benzerliği açısından yapılan tespitler incelendiğinde raporun usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun 15-19 sayfaları arasında marka benzerliği açısından yapılan tespitlerin yerinde olmadığını, esasa ilişkin olarak mahkemece müvekkilin markası marka olarak değerlendirmese de SMK hükümlerine göre, tescil markanın ön koşulu değil, sadece 3.kişilere karşı hak iddiası açısından gerekli bir düzenleme olduğunu, müvekkilin markası olan "..." markası SMK 4. madde kapsamında değerlendirildiğinde marka olduğunun açık olduğunu, burada markanın esas unsurunun " ..." olup "..." markanın tali unsuru olduğunu, müvekkilinin markayı tescil ettirmemesinin markayı kullanmasına engel olmayacağını, SMK uzun süreli tescilsiz kullanımları da tescilli marka ile aynı değerde gördüğünü, mahkemenin müvekkilinin markasını yalnızca "tescilsiz işaret" olarak değerlendirmesi hatalı olduğunu, müvekkilin markası ile davacı markası arasında benzerlik söz konusu olmadığını, SMK kapsamında marka tecavüzü açısından açıkça aranan en önemli şart "aynılık" "benzerlik" "karıştırılma ihtimali" olduğunu, karıştırılma ihtimali olmayan ancak aynı alanda ve yakın ibareler kullanan markalar arasında iltibas ihtimalinin var olacağı şeklinde kanaat fikri mülkiyet hukuku ilkeleri ile ters düşeceğini, karıştırılma ihtimalinde değerlendirmesinde esas olarak markanın tüm unsurları ile bir bütün halde göz önünde tutularak değerlendirme yapılması gerektiğini, ortalama tüketici gözünde oluşan izlenim dikkate alınması gerektiğini, ortalama/makul tüketici markayı kullanan, markanın alıcısı olan tüketici olduğunu, ürünün satın alınması aşamasında ortalama tüketicinin harcadığı zaman ve ürünün bedeli karıştırılma ihtimalinin belirlenmesinde rol oynadığını, söz konusu mal sektörsel tüketiciye hitap ettiğini, sektörel tüketicilerin bilinç düzeyinin daha yüksek olduğunu, malı satın alırken daha fazla araştırma yapacağı kabul edileceğini, bu kişilerin markaları karıştırma ihtimalinin daha düşük olacağını, bu kişilerin markaları karıştırmayacağını, marka ne kadar özgün ise diğer markalar ile karıştırılma ihtimali o kadar düşük olduğunu, markanın özgünlüğü esas unsurundan hareketle belirlenmekte olup yardımcı (tali) unsurlar değerlendirmeye alınmayacağını, esas unsurun anlamı, kelimeleri, şekli fonetiği, rengi ve/veya bunların kombinasyonları ne kadar özgün ise markanın koruma kalkanı o kadar geniş ve güçlü olduğunu, bu noktada markaları görsel, fonetik, kavramsal olarak değerlendirmeden önce uyuşmazlık konusu markaların esas unsurlarını belirlemekte yarar olduğunu, bilirkişi raporundaki hukuka aykırı değerlendirme ve bu değerlendirmeyi hüküm gerekçesi yapan yerel mahkemenin kararının markaların esas ve yan unsurları aksine olduğunu, davacı markasının esas unsuru, ... yan unsuru, ... Sistemleri, müvekkil markasının esas unsuru ... yan unsuru ... olduğunu, iki markanın kavramsal, fonetik, görsel açıdan birbirinden farklı olduğunu, markaların sadece görsel açıdan benzemesi, sadece kavramsal ya da sadece fonetik açıdan benzeşmesi tek başına yeterli olmadığını, davacı taraf her ne kadar markasının tanınmış bir marka olduğunu, bu alanda öncü firma olduğunu iddia etse de dava dilekçesinde sunduğu delillerle çelişkiye düştüğünü, tanınmış bir markanın gerek ibareleri itibariyle gerekse şekil unsuru yönünden net belirli ve yerleşmiş olması gerektiğini, dava dilekçesinde ileri sürülen marka Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... başvuru numaralı "..." 06. 18. 20. Ve 22. Sınıflarda tescilli "..." ibareli markanın şekil unsuru olduğunu, dava dilekçesinde ileri sürülen markadan farklı bir renk ve görsel düzene sahip olduğunu, tente ve branda sistemlerinin piyasa değeri tacir olmayan sıradan tüketiciler açısından da dikkat gerektirdiğini, hiçbir şirket yahut işletme kulaktan dolma bilgi ile salt "okunuş benzerliği" söz konusu ürünü satın alırken hataya düşmeyeceğini, pazar araştırması yapmadan maliyeti yüksek söz konusu ürün almayacağını, uyuşmazlık konusu tarafların ürettiği tente, branda vs. ürünler çikolata, mevye suyu, gibi ucuz ve her kesime hitap eden emtialar olmadığını, davacı tarafça kullanılan "..." ibareli marka özgün bir marka olmadığını, özgün olmayan markasal kullanım açısından tekel hakkı oluşturulması marka hukuku ilkelerine aykırı olduğunu, ... ibaresi söz konusu üretilen ürünün adı olup bu ibarenin herhangi bir harf kombinasyonu ile marka yaratılması mümkün olduğunu, ... branda üretimi yapan bir firmanın yine ... ibaresini markalaştırdığından hareketle tanınmışlık iddiasında bulunması ve bu noktada tekel hakkı iddiası yersiz olduğundan tüm bu nedenlerle istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın tümden reddini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu, davacının marka haklarına tecavüz edildiği ve haksız rekabette bulunulduğu iddiasıyla açılan, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması, alan adının iptali, ticaret unvanının terkini davasıdır. TPMK kayıtlarına göre, ... Tescil no, 29/04/2015 tescil tarihi, 18/03/2016 sicile kayıt tarihi, ...+şekil markasının 06,18,20,22 emtialarında davacı adına kayıtlı olduğu görülmüştür. Davacıya ait ... alan adı 15/10/2014 tarihinde tahsis edildiği, davalıya ait olduğu iddia edilen ... alan adının ise 27/06/2016 tarihinde ... tahsis edildiği, en son sahibinin Van ilinde ... olduğu, 26/06/2019 tarihinden sonra yenilenmediği için sahipliğin sona erdiği tespit edilmiştir. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinin sunulmadığı, cevap dilekçesi süresinde sunulmadığı için HMK'nun 176/1. maddesine göre ıslah kanun yoluna başvurdukları belirtilmiştir. Van Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde davalının kaydının bulunmadığı, davalı adına vergi levhasının bulunduğu, ana faaliyetinin "..., stor (güneşlik), yelken, çadır ve kamp malzemeleri (şişme yataklar dahil)" olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, 04/03/2020 tarihli raporda özetle; "..." alan adının güncel sorgulamasında bir sahibinin olmadığının tespit edildiğini, yani alan adının hali hazırda satın almaya müsait durumda olduğunu, "...com" alan adı kaydının ilk kez 27/06/2016 tarihinde " ..." isimli kişi tarafından yapıldığını, bu kişiye ilişkin herhangi bir iletişim bilgisinin mevcut olmadığını, ilgili alan adının son sahibinin ise " ... " olduğunu, bu kişiye ait iletişim bilgisinde "... Mah. ... Caddesi, ... Tic. Mrk. ... Blok, Kat:... No:... Van Merkez " adresi ile "..." şeklindeki telefon numarasının yer aldığını, söz konusu alan adının sahiplik süresinin 26/06/2019 tarihinde bittiğini ve bu tarihten sonra alan adının yenilenmediğini, davacının markasının esas unsurunun "..." , davalının markasal olarak kullandığı işaretin esas unsurunun ise "..." ibaresi olduğunu, davalının markasal olarak kullandığı işaretin esas unsuru ile davacının markasının esas unsurunun aynı şekilde okunduğunu, bu nedenle davacının tescilli markası ile davalının markasal olarak kullandığı işaret arasında benzerlik bulunduğunun kabul edilmesi gerektiğini, dosyada mevcut TÜRKPATENT Kurumu yazılarından, davacıya ait markanın "..." emtiasının da içerisinde yer aldığı 22.sınıfta tescilli olduğunun görüldüğünü, davalı vekilinin cevap dilekçesinden ise davalının tente üretimi ve/veya satış hizmetlerinde faaliyet gösterdiğinin anlaşıldığını, o halde somut olayda davalının marka kullanımlarının davacının markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerin kapsamında kaldığını, davacı markasıyla davalının markasal olarak kullandığı işaretin aynı okunuşa sahip oluşu, yani markalar arasındaki sıkı benzerlik nedeniyle, ortalama tüketicinin markalar arasında karışıklık yaşayabileceğini, her ne kadar davalı vekili cevap dilekçesinde, tarafların hitap ettiği tüketici kitlesinin sıradan vatandaşa göre çok daha yüksek dikkat seviyesine sahip tüketiciler olduğunu belirtmişse de, taraf markaları arasındaki sıkı benzerliğin, dikkat seviyesi çok yüksek tüketicilerde dahi karışıklık yaratabileceğini, somut olayda iltibasın bütün şartlarının gerçekleştiğini, bu nedenle somut olayda davalının markasal kullanımlarının, SMK m29 ve SMK m. 7/1-b uyarınca marka hakkına tecavüz oluşturduğunu, TTK m. 55 hükmünde, başkasının iş ürünleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler alınmasının haksız rekabet teşkil eden eylemlerden sayıldığını, o halde davalının, davacının iş ürünü niteliğindeki markasıyla karışıklığa yol açan marka kullanımlarının TTK m. 55 uyarınca haksız rekabete de sebebiyet verdiğini beyan etmişlerdir. Mahkemece kararın gerekçesinde; davalı vekili tarafından ıslah dilekçesi ile süresinde verilmeyen cevap dilekçesini dosyaya sunmuş ise de HMK 176/1 mad. gereğince hiç yapılmayan usul işlemlerinin ıslahla süresinden sonra yapılması mümkün olmadığından davalı vekilinin ıslah talebinin yerinde görülmediği ve davalının cevap dilekçesinin süresinde ibraz etmediğini belirtilmiş ise de; davalı adına çıkartılan tebliğin "..." olarak çıkartıldığı ve yapılan tebligatın usulsuz olduğu anlaşıldığından davalı tarafından ibraz edilen cevap dilekçesinin süresinde ve delillerin süresinde olduğunun kabul edilmesi gerektiği, kaldı ki mahkemenin 26/03/2019 tarihli ilk duruşmada, tebligatın usulsüz olduğundan davalı vekilinin cevap dilekçesinin süresinde kabul edildiğinden ıslah yapılmasına yer olmadığının tespitine karar verildiği anlaşılmakla, mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Davalı tarafından cevap dilekçesinin süresinde ve delillerin süresinde ibraz edildiğinin kabul edilmesi gerektiği davalının branda ... satış hizmeti sınıfında ... ibaresini markasal kullanımını en eskisi 11/07/2016 tarihli faturalara dayandığı, ancak davacı markasının başvuru tarihinin 28/04/2015 tarihi olup davalıya önceye dayalı hak sahipliği sağlamayacağı, yine davalının faturadaki kullanımı ile internet sitesi ve sosyal medya hesaplarındaki kullanımını davacının tescilli markası ile iltibas teşkil ettiği anlaşıldığından davalının buna ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir. Davacı tarafından istinaf dilekçesinde dava dilekçesinde taleplerinin kullanımı ticaret sicilinde unvan kaydı bulunması halinde terkinine şeklinde olduğunu, unvan kaydı bulunmadığı halde de bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de davacının talebinin ticaret sicilinden terkini talebi mevcut olduğundan mahkemenin bu talep yönünden davanın reddine dair verilen karar hukuken yerindedir. Mahkemenin karanın gerekçesi dairemizce düzeltilmekle davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının gerekçesinin düzeltilerek kaldırılmasına, ilk derece mahkemesi kararının aynen derciine davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile,3- İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 08/12/2020 tarih, 2018/338 E., 2020/235 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince gerekçesi düzeltilerek KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3- Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,-Davalının davacıya ait ... numaralı " ..." markası ile karışıklığa yol açacak derecede benzer olan "..." ibaresini davacının markasının tescilli olduğu mal ve hizmetler için markasal olarak internet sitesi alan adında ve içeriğinde, işletme adı olarak kullanmak suretiyle davacının marka haklarına TECAVÜZ ETTİĞİNİN VE HAKSIZ REKABETTE BULUNDUĞUNUN TESPİTİNE, -Marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin ÖNLENMESİNE VE DURDURULMASINA, -Davalının " ..." ibaresini internet ortamı da dahil iş yeri tabelasında, iş evrakında, ürünleri üzerinde ve işletme adında her türlü kullanımının YASAKLANMASINA, -Davalının " ..." markası ile davacının markasının tescilli olduğu sınıflarda yer alan mal ve hizmet üretimi yapmasının, üretim yaptırmasının, satmasının, sağlamasının, dağıtımını yapmasının, ithal ya da ihraç etmesinin, elinde bulundurmasının YASAKLANMASINA, -Davalıya ait ve üzerilerinde "..." ibaresinin yer aldığı ürünler, ambalajlar, ilan, reklam, broşür, afiş, tabela ve sair her türlü tanıtım malzemesi, basılı evrak, faturalar ve benzerleri her türlü ticari evraka EL KONULMASINA, karar kesinleştiğinde masrafı davalıdan alınmak suretiyle İMHASINA,-... alan adlı internet sitesinin kapatılması talebi konusuz kaldığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,-Davalının ticaret sicil kaydı bulunmadığından ticaret unvanının terkini talebinin REDDİNE,-Karar kesinleştiğinde hüküm özetinin masrafı davalıdan alınarak Türkiye'de yayın yapan bir gazetede bir kez ilanına, 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından peşin alınan 35,90 TL'nin mahsubu ile 391,70 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 35,90 TL peşin harç ve 35,90 TL başvurma harcı, 5,20 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 77,00 TL harç giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 4/c-Davacı tarafından yapılan; 114,35 TL tebligat ve müzekkere masrafları ile 2.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 2.114,35 TL yargılama giderinden, davanın kabul ve red oranına göre, (% 67) 1.416,61 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, bakiye, (% 33) 697,73 TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, 4/ç-Markaya tecavüz ve haksız rekabet davası yönünden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/d-Reddedilen ticaret unvanının terkini davası yönünden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 5/c-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 31,50 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 193,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,5/ç-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5/d-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 14/03/2024

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, E. 2021/479, K. 2024/529, T. 14.03.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-44-hukuk-dairesi-2021-479-e-2024-529-k-f2402d42a12b