Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2018/1410 E. 2020/472 K.
Konu: Sözleşmenin Uyarlanması
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2018/1410
- Karar No
- 2020/472
- Karar Tarihi
- Konu
- Sözleşmenin Uyarlanması
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2020/2015 KARAR NO: 2023/1888 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 23/09/2020 NUMARASI: 2018/1410 E. 2020/472 K. DAVANIN KONUSU: Sözleşmenin Uyarlanması Taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ile davalılar arasında 13/02/2018 tarihinde imzalanan sözleşme gereği davalılardan ...'in, ... Ticaret AŞ'de sahip olduğu hisseleri davacılardan ... ve ...'e devrettiğini, imzalanan sözleşme gereği, devir bedelinin 450.000 USD olarak belirlendiğini, 400.000 USD için 40 adet senet düzenlenerek davalı tarafa verildiğini, 50.000 USD için sözleşme hükmünün uygulandığını ve bu hususun ihtilafsız olduğunu, müvekkilleri tarafından senetlerin karşılığı olan devir bedelinin her ay davalıya ödenmekle birlikte henüz vadesi gelmemiş 33 adet senet ile toplamda 350.000 USD borç bulunduğunu, döviz kurundaki değişim ile Türk Lirasının USD karşısında değer kaybetmesi sonucunda mevcut borç miktarının fazlasıyla arttığını, ileriki dönemde akıbeti belirsiz büyüyen bir borçlanmanın söz konusu olduğunu, TBK 138.maddesinde "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da bu borcunu henüz ifa etmemiş veya İfanın aşırı ölçüde güçlenmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hakimden sözleşmenin yeni koşullara ayarlanmasını isteme hakkına sahiptir'' denildiğini, konuya ilişkin Yargıtay uygulamaları ve içtihatları bulunduğunu, gerek anılan madde gerekse Yargıtay içtihatları uyarınca dava konusu sözleşmenin uyarlanması gerektiğini ileri sürerek, 13.02.2018 tarihli hisse devri sözleşmesinin uyarlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar ... ve ... San.Tic. Ltd. Şti.vekili, savunmasında özetle; müvekkilleri ile davacılar arasında 13.02.2018 tarihinde sözleşme imzalandığını ve bu sözleşmeye göre müvekkili ...Sanayi ve Tic. AŞ' de sahip olduğu hisseleri davacılar ... ve ...'e devrettiğini, söz konusu devre ilişkin devir bedelinin taraflar arasında 450.000 USD olarak kararlaştırıldığını ve söz konusu bedele ilişkin 40 adet sıralı senet imzalandığını, müvekkilinin sözleşme sonrası kendi edimini yerine getirdiğini ve şirket hisselerini davacılara devrettiğini, söz konusu sözleşmenin tacirler arasında düzenlenen ve anonim şirket hisse devrine konu bîr sözleşme olduğunu, sözleşmenin taraflarının TTK hükümlerine tabi olup basiretli tacir sıfatına sahip olduklarını, bu nedenle davacıların dosyada mübrez sözleşmenin uyarlanmasını talep edemeyeceklerini, gerek TBK'nın 138.maddesi gerekse TBK'nın 480.maddesinde bahsi geçen taraflarca öngörülemeyen durumun ortaya çıkması halinin her olayın özelliklerine göre yorumlanması gerektiğini, ülkemizde devalüasyon yaşanmadığını, basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olan davacılar için devalüasyon, enflasyon, fiyatların artması gibi durumların uyarlanma nedeni teşkil etmeyeceğini, basiretli davacı sıfatına sahip davacıların döviz kurundaki artışı öngörmemesinin düşünülemeyeceğini, ülkemizde döviz kuru artışının normal olduğunu ve şu anda devalüasyon kapsamında nitelendirilemeyeceğini, taraflar arasında söz konusu borca ilişkin sıralı senetler tanzim edildiğini ve söz konusu senetlerden 7 tanesinin ödendiğini, halihazırda devam eden senetlerin de ödendiğini, ifa imkansızlığından bahsedilemeyeceğinden davaya konu sözleşmenin uyarlanması talebinin açıkça hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini, davacıların bu dava ile sözleşme ile belirlenen borç miktarını düşürmeyi amaçladıklarını, ülkede 1958 yılından beri devalüasyon ilan edildiğini ve sık sık para ayarlamaları yapıldığını, hal böyle iken ülkedeki istikrarsız ekonomik durumun basiretli tacir olan davacılar tarafından tahmin edilebileceğini, yasal düzenlemeler kapsamında "sözleşmeye bağlılık'' ilkesinin esas olduğunu, sözleşmeye müdahale müessesesinin istisnai olup uygulanabilmesi için kanunda belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, dava konusu olay bakımından bu koşulların birlikte gerçekleşmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava, TBK'nun 138. maddesi gereğince sözleşmenin uyarlanması istemine ilişkindir.Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekten de sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke, özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki ortaya çıkar ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık beklenmeyen hal şartı/sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır.Tarafların iradelerini etkileyip sözleşmeyi yapmalarına neden olan şartlar daha sonra çok önemli surette, çarpıcı ve öngörülemez biçimde adaletsizliğe yol açan olayların gerçekleşmesi ile değişmişse, taraflar artık o akitle bağlı tutulmazlar. Değişen bu koşullar karşısında TMK'nun 2. maddesinden yararlanılarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesi zorunluluğu doğar.Sözleşmenin edimleri arasındaki dengeyi bozan olağanüstü hallere harp, ülkeyi sarsan ciddi ekonomik krizler, enflasyon grafiğindeki ani ve aşırı yükselmeler, şok devalüasyon, para değerinin önemli ölçüde düşmesi gibi, sözleşmeye bağlılığın beklenemeyeceği durumlar örnek olarak gösterilebilir.Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişimler yüzünden alt üst olması, borcun ifasının önemli ölçüde güçleşmesi durumunda işlem temelinin çökmesi gündeme gelir. İşte bu durumda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve sözleşmeye müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar.Sözleşmenin yeni durumlara uyarlanması yapılırken önce sözleşmede, daha sonra kanunda bu hususta intibak hükümlerinin bulunup bulunmadığına bakılır. Sözleşmede ve kanunda hüküm bulunmadığı takdirde sözleşmenin değişen hal ve şartlara uydurulmasının gerekip gerekmeyeceği incelenir. Bazen de sözleşmede olumlu ve olumsuz intibak kaydı bulunmakla beraber, bu kayda dayanılarak sözleşmenin kayıtla birlikte aynen uygulanmasını talep etmek TMK'nun 2/2. maddesi hükmü anlamında hakkın kötüye kullanılması anlamına gelebilir. Böyle bir durumda sözleşmedeki intibak kaydına rağmen edimler arasında aşırı bir nispetsizlik çıkmışsa uyarlama yine yapılmalıdır. İşlem temelinin çöküşüne ilişkin uyuşmazlıkların giderilmesinde kaynak olarak TMK'nun maddesi 1., 2. ve 4.maddelerinden yararlanılacaktır. İşlem temelinin çöktüğünün dikkate alınması dürüstlük kuralının gereğidir. Diğer bir anlatımla durumun değişmesi halinde sözleşmede ısrar etmek dürüstlük kuralına aykırı bir tutum olur. Değişen durumların, sözleşmede kendiliğinden bulunan sözleşme adaletini bozması halinde, taraflar öngörülemeyen bu haller için bir tedbir almadıklarından, sözleşmede bir boşluk vardır. Bu boşluk sözleşmenin anlamına ve taraf iradelerine önem verilerek yorum yolu ile ve dürüstlük kuralına uygun olarak doldurulur. Bu yönteme sözleşmenin yorum yoluyla düzeltilmesi veya değişen hal ve şartlara uyarlanması denilir.Sözleşmeye müdahale için, gerekli koşullara gelince; sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. Yine değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olmalıdır. Uyarlama isteyen davacı olağanüstü hal ve şartların ortaya çıkmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermemelidir. Değişen hal ve şartlar, taraflar bakımından önceden öngörülebilir, beklenebilir, olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir. (Bkz. Doç.Dr.İbrahim Kaplan Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi Ankara-1987 sh.152.- vd; Hatemi/SEROZAN/Arpacı Borçlar Hukuku Özel Bölüm 1992 sh., 186 vd). Yukarıda da değinildiği gibi, şayet bir borcun ifası imkansızlaşmış olmamakla beraber, borçlunun sorumlu olmadığı sebeplerle aşırı derecede güçleşmiş ise, bu durumun borç ilişkisine ne gibi bir etki yapacağı hususunda 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda bir hüküm bulunmamaktaydı. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda ise bu hususta genel bir düzenleme yer almaktadır. TBK m. 138 hükmü, "Aşırı İfa Güçlüğü" kenar başlığı altında, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan bazı durumların sözleşmenin uyarlanması veya sona erdirilmesi sebebi oluşturacağını düzenlemiştir.TBK m. 138 hükmüne göre; sözleşme taraflarından birinin hakime yapacağı başvuru üzerine talep doğrultusunda bir karar verilebilmesi için aşağıdaki şartlar bulunmalıdır.1) Sözleşme kurulduktan sonra, tarafların edimleri arasındaki denge, borçludan sonuçları yüklenmesi istenemeyecek kadar büyük ölçüde bozulmuş olmalıdır. Şayet aşırı ifa güçlüğü sözleşme kurulduğu sırada da mevcut olup sadece taraflarca bilinmiyorsa, bu TBK'nun 138. maddesi hükümlerine değil, şartları varsa yanılma (TBK m. 30 vd.) hükümlerine göre iptale konu olabilir. Sonradan ortaya çıkan ifa güçlüğünün, mutlaka borçlunun ekonomik olarak mahvına veya ağır zararına yol açacak olması gerekmez. Maddede, “kendisinden ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir" olması yeterli görülmüştür. Elbette bu değerlendirmede, karşı tarafın durumu da gözönüne alınacaktır.2) Edimlerin dengesindeki değişiklik sözleşme yapılırken öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen (Savaş, ekonomik kriz, devalüasyon, tabii afetler, ithal ve ihraç konusunda getirilen yasak ve tahditler gibi) olağanüstü bir durumdan ileri gelmelidir. Bu husus da “Emprevizyon” olarak ifade edilebilir. Maddede her ne kadar "taraflarca öngörülmeyen" denmişse de, olağanüstü olgunun sözleşme kurulurken sadece aşırı ifa güçlüğüne düşen taraf açısından öngörülemez olması yeterli sayılmalıdır. Aşırı ifa güçlüğüne düşenin bu durumu sözleşme yapılırken öngörmediğini ispat etmesi yetmez, bu durum onun için "öngörülmesi beklenemez" olmalıdır. Kendi özensizliği veya dikkatsizliği sebebiyle bu olguyu öngörememişse, 138. maddeden yararlanamayacaktır.3) Aşırı ifa güçlüğü yaratan olgu borçludan kaynaklanmamalıdır. Olgunun kendisinin borçludan kaynaklanmaması yanında, bunun aşırı ifa güçlüğü yaratması da borçludan kaynaklanmamalıdır.4) Edimler henüz ifa edilmemiş olmalıdır. Kural olarak ifada bulunduktan sonra aşırı ifa güçlüğünden söz ederek uyarlama veya sözleşmeden dönme yollarına başvurulamaz. Ancak, borçlu doğan haklarını saklı tutarak ifada bulunmuşsa, ifadan sonra da bu haklarını kullanabilecektir. Bu takdirde, uyarlamanın sonucuna göre veya sözleşmeden dönme halinde, ifa etmiş bulunduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre kısmen veya tamamen geri isteyebilecektir.TBK'nun 138. maddesi uyarınca bu şartlar gerçekleştiğinde, önce hakimden uyarlama talep edilmesi gerecektir. Uyarlama edim yükümünün azaltılması veya karşı edimin arttırılması şeklinde yapılabileceği gibi, vadelerin veya ifa tarzının değiştirilmesi gibi hakimin uygun bulacağı her şekilde yapılabilir. Hakim, davacının talebinde öngörmediği bir tarzda uyarlama da yapabilir. Ancak borç uyarlamaya uygun değilse veya ifa güçlüğünü katlanır kılacak herhangi bir uyarlama bu kez karşı taraf açısından katlanması beklenilmez bir durum yaratıyorsa, borçlu ancak bu şartla sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir. Öte yandan, maddenin son fıkrasında aynen; "Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmü getirilmiştir. Böylece dövize endeksli borçlanmalarda da bu madde hükmünün uygulanacağı tereddüte yer vermeyecek açıklıkta kabul edilmiştir.Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayın irdelenmesine gelince;Davacılar vekilince, davalılardan ...'in, davacı ... Ticaret A.Ş.'de sahip olduğu hisselerini davacılar ... ve ...'e devrettiği, 13/02/2018 tarihli, dava konusu sözleşme gereğince hisse devir bedelinin 450.000 USD olarak belirlendiği, bu bedelin 50.000 USD'lik kısmı için sözleşmenin uygulandığı, ihtilaf olmadığı, 400.000 USD'lik kısmı için 40 adet senet düzenlendiği, hali hazırda vadesi gelmemiş 350.000 USD tutarında borç bulunduğu, döviz kuru karşısında Türk Lirasının aşırı değer kaybetmesi sonucu borç miktarının fazlasıyla artış gösterdiğinden habisle 13/02/2018 tarihli sözleşmeden öngörülen hisse devir bedeline ilişkin düzenlemenin uyarlanması Mahkememizedn talep edilmiştir.Mahkememizce taraf delilleri toplanmş, dosyanın ekonomist bir bilirkişiye tevdiine karar verilerek rapor alınmış, sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında, 9 aylık bir dönemde, USD'nin TL karşısında yaklaşık %40 oranında değer kazandığı, bu denli büyük artışın önceden öngörülmesinin çok muhtemel olmadığı, son 5 yılda USD'nin TL karşısında ortalama %20 değer kazandığı, USD'nin TL karşısında her yıl belli bir oranda artış yaşadığının dikkate alınması gerektiği kanaatinin bildirildiği görülmüştür. Mahkememizce davaya konu sözleşmenin A.Ş. hissesi devrine ilişkin olduğu, bunun davacılar açısından bir yatırım aracı veya mal varlığını değerlendirme yolu olarak davaya konu sözleşmenin yapıldığı, bu kapsamda vadelere yayılan ödemelerin kararlaştırıldığı, vadelerin uzun olup borçlanmanın USD üzerinden yapılması ile kurdaki değişimlerin bir risk faktörü olarak değerlendirilerek bu yatırımın yapıldığı, sonrasında meydana gelen kur farkının yüksek olduğu tartışmasız olmakla beraber, bunun sözleşme yapılırken öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumdan kaynaklanmadığı, özellikle ödemelerin daha uzun vadelere yayılması ile bu riskin de daha geniş çerçevede, daha uzun sürede üstlenildiğinin kabulü gerekeceği kanaaatiyle TBK'nun 138. maddesindeki koşulların oluşmadığı Mahkememizce değerlendirilmiş, davacılar ... ve ...'in davalı ...'e yönelik sözleşmenin uyarlanması talebinin esastan reddine dair karar vermek gerekmiştir. Davanın, davaya konu sözleşmenin, hisse bedelinin USD ile kararlaştırıldığı, kur farkından ötürü TBK'nun 138. maddesindeki koşulların oluştuğu iddialarına dayanması nedeniyle, sözleşme konusu hissenin alıcısı davacılar ... ve ... dışındaki davacı ... A.Ş.'nin aktif husumetinin bulunmadığı, yine hissenin satıcısı davalı ... dışındaki davalılar ... ile davalı ... Ltd. Şti'nin de pasif husumetlerinin bulunmadığı Mahkememizce değerlendirilmiş, kendileri yönünden davanın usulden reddine dair karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle, davacı ... ... AŞ yönünden açılan davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalılar ... ve ... Ltd.Şti. yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacılar ... ve ... tarafından davalı ...'e yöneltilen sözleşmenin uyarlanması davasının sübut bulmadığından reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava dosyasında mevcut bilirkişi raporunda, bilirkişi tarafından "Sözleşmenin imzalandığı 13.02.2018 tarihi ile dava tarihi olan 23.11.2018 tarihi arasında ABD Doları TL karşısında yaklaşık olarak %40 oranında değer kazanmıştır. Sadece 9 aylık bir dönemde bu denli büyüklükte bir artış olacağının önceden öngörülmesinin çok muhtemel olmadığı"nın belirtildiğini, döviz kurundaki değişim ile Türk Lirasının USD karşısında değer kaybetmesi sonucunda mevcut borç miktarının fazlasıyla artış gösterdiğini, ileriki dönemde akıbeti belirisiz büyüyen bir borçlanma söz konusu olduğunu, TBK 138.maddesinde "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkına sahiptir" denildiğini, bu sebeple yapılacak inceleme sonucunda yerel mahkeme tarafından verilen kararın kaldırılması ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TBK'nın 138.maddesi uyarınca, döviz kurundaki artış iddiasına dayalı sözleşmenin uyarlanması talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacılar, davalılar ile yapılan 13.02.2018 tarihli şirket hisse devri sözleşmesi uyarınca kararlaştırılan ve USD cinsinden belirlenen devir bedelinin TL'nin döviz karşısında değer kaybetmesi sebebiyle belirsiz büyüyen bir borçlanmanın söz konusu olduğunu ileri sürerek, sözleşmenin uyarlanmasını talep etmiştir. Dosya kapsamında bulunan 13.02.2018 tarihli sözleşmenin incelenmesinde; tarafların davacılar ve davalılar olduğu, sözleşme ile davalılardan ...'in, ... AŞ'de sahip olduğu %30 oranındaki hisselerin yarı yarıya davacılardan ... ve ...'e devrinin kararlaştırıldığı, imzalanan sözleşme gereği, devir bedelinin 450.000 USD olarak belirlendiği, 400.000 USD'nin keşidecisinin davacı ... ... AŞ, kefillerinin davacı ... ve ...nin olduğu, lehdarı da davalı ... ve ... Ltd. Şti.olan 40 adet ve 10.000 USD'lik senetler ile ödenmesinin kararlaştırıldığı, 50.000 USD için dava konusu edilmeyen bir taşınmaz devrinin davalılara yapılacağının belirtildiği, davalılardan ...'ün de davacı ... ...AŞ'de olan hissesinin %5'er oranında davacı ... ve ...'ye devredeceğinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda; 2014-2018 arasında USD'nin TL karşısında ortalama %20 değer kazandığı, sözleşme tarihi ile dava tarihi arasındaki 9 aylık bir dönemde ise USD'nin TL karşısında yaklaşık %40 oranında değer kazandığı, bu denli büyük artışın önceden öngörülmesinin çok muhtemel olmadığı, USD'nin TL karşısında her yıl belli bir oranda artış yaşadığının dikkate alınması gerektiği kanaati bildirilmiştir. Yargıtay tarafından benimsenen ve sözleşmeye bağlılık ilkesinin de istinasını oluşturan, uyarlama davası, 6098 sayılı TBK'nın 138.maddesinde düzenlenmiş olup madde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında düzenlemiştir. Anılan madde, ''Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." hükmünü içerir. Görüldüğü üzere, TBK'nın 138. maddesi uyarınca hâkimin sözleşmeye müdahalesinin istenebilmesi için sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen veya öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkmış olması ve bu olağanüstü durumun, edimler arasındaki dengeyi katlanılamayacak ölçüde bozmuş olması gerekir.Bu bilgilere göre somut olay incelendiğinde; taraflar arasındaki sözleşmeye bağlılık esas olup, sözleşmenin uyarlanması ise TBK'nın 138. maddesindeki koşullarının varlığı hâlinde istisnai bir durumdur. Somut olay bakımından ülkemizde zaman zaman ekonomik dalgalanmaların mevcut olduğu, bu dalgalanmanın döviz kurlarının yükselmesine neden olduğu, bu hususun toplumun büyük çoğunluğunca bilinen bir olgu olduğu (bknz: Yargıtay HGK'nun 2017/(12) 3- 2308 E- 2021/994 K sayılı, 14.09.2021 tarihli emsal kararı), kaldı ki davacının sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında ekonomide uyarlama gerektirecek ölçüde olağan üstü bir değişim olduğunun kabul edilemeyeceği gözetildiğinde, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 215,45 TL istinaf karar harcının davacılardan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 23.11.2023 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.