Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2016/10771 E. 2019/885 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2016/10771
- Karar No
- 2019/885
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2021/1132 KARAR NO : 2024/1736 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/03/2021 NUMARASI : 2016/1368 Esas 2021/218 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 10/10/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 10/10/2024 İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1368 Esas ve 2021/218 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin oluklu mukavva kutu üretimi, geniş makine parkuru ile çeşitli sektörlerin ihtiyaçlarını karşılayan gerek kendi sektöründe gerekse de ülke çapındaki genel işletmeler içinde Türkiye'nin lokomotif şirketlerinden biri olduğunu, davalı borçlu ile müvekkili arasında koli alım satımı gerçekleştiğini, müvekkili şirketin satışı gerçekleştirilen malları istenilen zamanlarda davalı yana teslim ettiğini, davalı yanın almış olduğu mal karşılığında 33.068,89-TL'lik fatura düzenlenmiş olup; davalı yanın borcunun 31.648,47-TL'lik kısmını ödemediğini ve işbu sebeple davalı aleyhine İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2016/10771 E. Sayılı dosyası ile 7 örnek icra takibi başlatılmış olup, borçluya gönderilen ödeme emri 02/08/2016 tarihinde tebliğ edildiğini, davalının 02/08/2016 tarihli itiraz dilekçesi ile dosyanın tamamına ve tüm ferilerine itirazda bulunarak takibi durdurduğunu belirterek; icra takibine itiraz ederek takibin durmasına sebep olan davalı borçlunun icra takibine yaptığı itirazının iptali ile birlikte takibin devamına, İİK 67/2 maddesi uyarınca alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı taraf cevap dilekçesi ile özetle; müvekkili şirket ile davacı şirket arasında gerçekleşen alım satım işlemi ile müvekkili şirket tarafından davacı şirketten koli satın alındığını, söz konusu satış işlemine karşılık olarak satış bedelinin tamamının müvekkili şirket tarafından davacı şirkete ödendiğini, müvekkili şirket tarafından satış işlemine konu borcun tamamının ödendiğini belirterek; davacının reddine, müvekkili şirket lehine borcun %20 sinden aşağı olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. GEREKÇE: Taraflar arasındaki uyuşmazlık ön inceleme duruşmasında; "davacı ile davalı tarafın davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı , davalı tarafından ödeme yapılıp yapılmadığı, ödeme yapılmışsa miktarı hususlarında uyuşamadıkları" şeklinde belirlenmiştir. Tarafların iddia ve savunmaları kapsamında ileri sürmüş oldukları delilleri mahkememizce toplanmış olup dosya bilirkişiye tevdi edilerek tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde uyuşmazlık konusu hakkında rapor düzenlenmesi istenilmiştir. Bilirkişi 03/07/2017 havale tarihli raporunda; tarafların muhasebe kayıtlarını örtüşmediği, davalı tarafın yasal defterlerinin muhasebe kayıtları yönünden eksik olduğu, davalının kayıtlarında olmadığı halde davacı kayıtlarında davalıdan alınan çeklerin bulunduğunu ve bu çeklere ilişkin dökümlerin rapor ekinde bulunduğunu, davacının yasal defter kayıtlarına itibar edilebileceğini, davacı kayıtlarına göre 31/12/2016 kapanış fişinde 31.648,47-TL davacıdan alacaklı olduğunun tespit edildiğini, yine dava tarihi olan 01/11/2016 tarihinde 31.648,47-TL davcının davalıdan alacaklı olduğunun tespit edildiğini, davalı kayıtlarına göre 31/12/2016 tarihinde kapanış fişi ile davacının davalıdan 26.675,99-TL alacaklı olduğu, dava tarihi olan 01/11/2016 tarihi itibariyle 26.675,99-TL davacının davalıdan alacaklı olduğunun tespit edildiğini, davacının kayıtlarının daha detaylı ve doğru olduğu, davalı kayıtlarının eksik olduğu sonucuna varılmış olup her ne kadar çeklerin karşılıksız oldukları beyan edilmiş ise de çeklerin iadesinin muhasebe kayıtlarında gösterilmediği için akıbeti konusunda neticeye varılamadığı ve davalının kayıtlarından ise davacı kayıtlarına itibar edilmesi gerektiği kanaatine varıldığını bildirmiştir. Tarafların bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazları doğrultusunda dosya yeniden bilirkişiye tevdi edilerek eksik olduğu bildirilen hususlarda ek rapor düzenlenmesi istenilmiştir. Bilirkişi 25/02/2019 havale tarihli ek raporunda; davalının ek rapor düzenlenebilmesi için davacı tarafından açıklanmasını talep ettiğini konular cevaplarının davacı tarafından verilebileceği tarafınca bu aşamada herhangi bir değerlendirilme yapılmasının mümkün olmadığı yönünde görüş bildirmiştir. Mahkememiz 18/02/2020 tarihli celsesi ara kararı uyarınca tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde uyuşmazlık konusu hakkında inceleme yapılması için dosya yeni bir bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi 19/06/2020 havale tarihli raporunda; davalı yanca davacı şirkete verildiği iddia edilen asıl borçlusu ..., .. Bankası 3133437 nolu 10.000,00-TL'lik çekin davalı tarafından davacıya verilmediği, ... A.Ş'ne verildiği, asıl borçlusu ... Ltd. Şti'ne ... Bankası 1253477 nolu 11.200,00-TL'lik çekin davalı tarafından davacıya verilmediği, ... A.Ş'ne verildiği, asıl borçlusu ... Şti, iş Bankası 55789 nolu 11.000,00-TL çekin ise ... Bankası şubelerine ibraz edilmediği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2016 yılından önce başladığı, aralarındaki ticari ilişkinin açık hesap ilişki olarak değerlendirildiği, buna göre davacı yanın takip ve dava konusu yapılan faturalardan kaynaklı takip ve dava tarihi itibariyle aksi ispatlanmadıkça 20.648,47-TL alacaklı olduğu, davacının ticari defterlerinde kayıtlı olup davalı yanın ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 03/02/2016 tarihli 55596 nolu 3.022,48-TL bedelli fatura ve fatura muhteviyatı malın davalıya teslim edildiği ispatlanamaz ise takip konusu yapılan faturalardan kaynaklı alacak tutarı olan 20.648,47-TL'den işbu fatura tutarının düşülmesi gerekeceğini, bu halde davacı şirketin davalı şirketten takip ve dava konusu faturalardan kaynaklı alacağının 17.625,99-TL olacağı, davacının davalıdan 1.097,98-TL işlemiş faiz talep ettiği ancak davalıya temerrüde düşürdüğüne dair noter ihtarnamesi ya da sözleşme benzeri tevsik edici bir belge sunmaması sebebiyle işlemiş faiz talebinin yerinde olmadığı yönünde görüş bildirmiştir. 19/06/2020 tarihli bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmeler ile dosya içerisinde bulunan çek örnekleri incelendiğinde davalı tarafından davacıya verildiği bildirilen 30/06/2016 keşide tarihli ve 10.000,00-TL bedelli çekin davalı tarafından davacıya verilmediği Dava Dışı ... Faktoring A.Ş verildiği ayrıca 30/06/2016 tarih ve 11.200,00-TL bedelli çekinde ... Faktoring A.Ş 'ye verildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu iki çek bedelinin davalı tarafından davacıya ödenmediği anlaşılmıştır. 31/01/2016 tarih ve 11.000,00-TL bedelli çek ise davacı tarafından kabul edilmediği gibi karşılıksız çıktığını bildirdiği çekler arasında da yer almadığı anlaşılmıştır. 03/02/2016 tarih 55596 nolu 3.022,48-TL bedelli fatura içeriği malın teslimini davacı ispat edememiş olup, bu rakam alacak bakiyesinden düşülmüştür. Davacı takip tarihinden önce davalıyı temerrüde düşürdüğüne dair herhangi bir bilgi ve belge sunmadığından takip tarihi öncesinde işlemiş faiz olarak talep ettiği alacak kısmının kabul edilmediği..." gerekçesi ile; Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile; Davalının İzmir 10. İcra Müdürlüğünün 2016/10771 Esas sayılı dosyasından yapılan icra takibine itirazının kısmen iptali ile, takibin 17.625,99-TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine, İİK madde 67 gereğince hüküm altına alınan alacağın %20 'si oranında hesaplanan 3.525,20-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını, hesaplamada bilirkişi tarafından hataya düşülerek, 03.02.2016 tarihli 55596 nolu 3.022,48.TL bedelli fatura muhteviyatının taraflarınca ispatının talep edilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, davalının takibe dayanak faturalara itirazının olmadığını, davalının ödeme iddiasında bulunması da dikkate alınarak ispat yükünün artık davalıda olduğunu, davalının iddiasını ispatlayamadığını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, bakiye faturalar alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”. ...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir. Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun (satım akdînin) ve bundan doğan borcun varlığının kabulünü içermekle birlikte, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu hâlde davalı taraf borcu ödediğine ilişkin savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı, borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hâle gelmiştir. Ancak davalı tarafından dosyaya sunulan ödeme belgeleri davacıdan elde edilmiş belgeler değildir. Zira, mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılan müzekkere cevabında da ödeme belgelerinde adı geçen kişinin davacı şirket çalışanı olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda davalı tarafça ödeme savunması kanıtlanamamış olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Yukarıdaki açıklamalar ışığında Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun 03.02.2016 tarihli 3.022.48.TL bedelli fatura dışında kalan bölümünün oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davacı tarafından bakiye faturalar alacağının tahsili için icra takibinde bulunulmasına, davacının itirazın iptali davasında yaptığı icra takibindeki sebep ile bağlı olmasına, davalının faturalara konu borçlara karşı ödeme iddiasında bulunmasından dolayı davacının teslimi kanıtlama yükümlülüğünden kurtulmasına, ödeme iddiası nedeniyle ispat yükünün davalıda olmasına, davalının 03.02.2016 tarih ve 55596 nolu 3.022.48.TL bedelli faturada dahil olmak üzere icra takibine dayanak faturalardan dolayı davacıya 20.648.47.TL bakiye fatura alacağını ödediğini kesin delillerle ispatlayamamasına göre 20.648.47.TL asıl alacak yönünden itirazın kısmen iptaline karar verilmesi gerekirken mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile 17.625.99.TL asıl alacak üzerinden itirazın kısmen iptaline karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Ancak, bu yanılgının giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kısmen kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2 maddesi uyarınca hüküm kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, kaldırma kararının sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının reddine, karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; I-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/03/2021 tarih ve 2016/1368 Esas 2021/218 Karar sayılı hükmün 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, II-KALDIRILAN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE ''1-Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın KISMEN KABULÜ ile davalının İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2016/10771 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı vaki İTİRAZIN 20.648.47.TL asıl alacak üzerinden İPTALİ ile takibin 20.648.47.TL asıl alacak üzerinden devamına, Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-Hükmolunan 20.648.47.TL'nin %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli olan 1.410,50.TL ilam harcından peşin olarak alınan 395,50.TL harcın tenzili ile bakiye 1.015,00.TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan 29,20.TL başvuru harcı ve 395,50.TL peşin harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan 163,00.TL tebligat ücreti, 1.200,00.TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.363,00.TL yargılama giderinin kabul ve red oranı da dikkate alınarak takdiren 859,45.TL'nın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yapılan 53,60.TL yargılama giderinin kabul ve red oranı da dikkate alınarak takdiren 19,80.TL'nın davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiyesinin davalı üzerinde bırakılmasına, 7-Davacı bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesap ve takdir olunan 20.648.47.TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesap ve takdir olunan 12.097.98.TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-HMK'nun 333. maddesi gereğince yatırılan gider/delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,'' şeklinde YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, III-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının REDDİNE, IV-İstinaf başvurusunun kısmen kabulü nedeniyle davacıdan alınan istinaf karar peşin harcının davacıya iadesine, V-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan toplam 16,50.-TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, VI-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, VII-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin mahal mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK' nın 362/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 10.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.