Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2014/960 E. 2013/3435 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2014/960
- Karar No
- 2013/3435
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/673 KARAR NO: 2025/708 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2014/409 KARAR NO: 2024/875 DAVA TARİHİ: 15/09/2014 KARAR TARİHİ: 14/11/2024 DAVA: Tazminat 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Yapı Kooperatifinin 1987-1988 yılı olağan genel kurul toplantısının 18.06.1989 tarihinde yapıldığı ve bu toplantıda kooperatifin tasfiyesine karar verildiğini, bu kooperatif ortaklarından kurulacak olan yeni bir kooperatif altında mevcut arsaların değerlendirilmesine karar verildiğini, tasfiye memurluğuna ..., ... ve ...'in seçildiğini, kooperatifin uhdesinde bulunan Büyükçekmece, ... Köyü, ... sınırları içerisinde ..., ...,..., ..., ...,...,... , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı parsellerin tümünü dilediği kimselere asgari 1.000,00 TL bedelle, yeni bir kooperatife almaya satmaya veya takas etmeye, ayrıca daha önce Toplu Konut Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün S.S. İstanbul Beylikdüzü Mermer Sanayicileri Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi adına kamulaştırdığı 8 dönüm arsanın parasını Toplu Konut Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünden tahsil etmeye ve bu işleri yaparken en az iki kişinin imzasının bulunması kaydıyla yönetim kuruluna yetki verildiğini, yönetim kurulunun Toplu Konut Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünden kooperatif üyelerine dağıtmak üzere ... Bankası hesaplarından aldığı paraların envanterini yapmadığını, kooperatif üyelerine işbu paraları dağıtmadığını, yönetim kurulunda bulunan ...'ın 18.06.1989 tarihinde kendisine ve diğer kooperatif yönetim kurulu üyelerine verilen yetkiden 3 ay sonra 18.09.1989 tarihinde kooperatif uhdesinde bulunan ..., ... mevkiindeki ... parselde yer alan taşınmazı kendi adına tapuda tescil ettirdiği, 29.11.1989 tarihinde ... Yapı Kooperatifi adında yeni bir kooperatif kurulduğunu, müvekkilinin de 20.03.1990 tarihinde düzenlenen ortaklık senedi ile ... Yapı Kooperatifine üye olduğunu, ... Yapı Kooperatifi'nin 1991 yılı genel kurulunda tasfiye edilme durumunda olan ... Yapı Kooperatifliği'nden intikal eden arsaların tevhid, ayırma, terk etme ile ilgili tapu dairesindeki işlemleri yapma hususunda yönetim kuruluna yetki verildiğini, fakat tasfiye halinde olan kooperatife ait arsanın yeni kurulan kooperatif üzerine alınmadığını, ...'ın kendisine verilen vekalet sözleşmesini de kötüye kullanması sebebiyle ... pafta, ... ada ... parselde yer alan taşınmazın 1214/2400 hissesi ...'ın uhdesinde kaldığını, yine 1997 yılı genel kurulunda kooperatif arsasının imar durumuna göre %35'den aşağı olmamak kaydı ile kat karşılığı verilmesi için yetki verildiği, 1998 yılı genel kurul toplantısında da İstanbul ili, B.Çekmece İlçesi, ... Köyü, ... mevkiinde ... pafta, ... ada ... parselde bulunan 12.346,70 m2lik arsanın ... üzerinde olan 80/2400 hissenin, ... üzerinde olan 1214/2400 hissenin ve ... Yapı Kooperatifinde bulunan 1106/2400 hissenin m2 birim fiyatı 20.000.000,00 TL bedelle ... Kooperatifi üzerine alınması ve ödenecek bedellerin günün şartlarına göre ödenmesi için yönetim kuruluna yetki verildiği, yine ...'a kooperatif yönetim kurulunun yapacağı bütün işleri yalnız başına yapması için yetki verildiği ancak arsaların hiçbir şekilde ... Yapı Kooperatifi üzerine geçirilmediğini, ayrıca arazinin tapuda gösterilen bedeli dikkate alındığı takdirde dahi 61 üyeli kooperatif üyelerinin her birine 9.004.426.22 TL olarak taksim yapılması gerektiğini, ... Yapı Kooperatifi'ne ait olması gereken ve ...'ın vekaleti kötüye kullanarak uhdesine aldığı taşınmazlara ait satıştan elde edilen taşınmaz bedelinden payına düşen miktarın da müvekkiline ödenmesi gerektiğini, satılan arsaların birkaç trilyon etmesi sebebiyle, müvekkilinin yönetim kurulu üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/83647 Soruşturma nolu dosyadan konu ile ilgili soruşturmanın yürütüldüğünü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından görevlendirilen kontrolörler tarafından hazırlanan 21.05.2008 tarih ve 11 sayılı rapor ile çeşitli suçların işlediğine yönelik tespitler yapıldığını, mahkemece taşınmaz mahallinde keşif yapıldığında satım tarihindeki arsanın rayiç bedelinin bilirkişi tarafından hesaplanırsa zararın gerçek miktarının ortaya çıkacağı ve belirgin hale geleceğini, TTK'nın 553. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyeleri olan ...'ın, ...'in, ...'un ve Kooperatifin tasfiyesi ve taşınmazların satılması için yönetim kurulu üyelerinin kendisine vekalet verdiği ...'un ağır kusuru bulunduğunu, müvekkilinin yönetim kurulu ve yöneticilerin davranışları sebebiyle acı, elem, ızdırap duyduğunu, yöneticilerin hukuka aykırı davranışlarına muhatap olmasının onun duygu hayatının bir parçası olan ruhi dengesini etkileyerek bozduğunu, tapuda ... Pafta ... ada ... parselde yer alan 12.346,70 m2'lik taşınmazın aslında ... Yapı Kooperatifi adına alınmasına rağmen Yönetim Kurulu üyelerinden ... adına tapuya tescil edilmesi, ayrıca tapuda ... Sitesi Yapı Kooperatifi ve ... adına kayıtlı yukarıda belirtilen taşınmazların rayiç bedellerinin altında satarak müvekkilin maddi ve manevi zararlarına sebebiyet verilmesi sebebiyle fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı tutmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat alacağının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davaya taraf ehliyeti yönünden itirazlarının olduğunu, kooperatifin yönetimi ile hiçbir ilişkisi olmadığı için müvekkilinin davalı gösterilemeyeceğini, bu nedenle müvekkili hakkında açılan davanın taraf ehliyeti yokluğu nedeni ile usulden ret edilmesi gerektiğini, davacının müvekkili hakkında yazmış olduğu olan aleyhe hususların hiçbirini kabul etmediklerini, o dönemde müvekkilinin kooperatif üyesi olduğunu, kooperatif yönetimi tarafından genel kurulda almış olduğu yetkilerle arsanın satıldığını, müvekkilinin mesleği muhasebeci olduğundan kendilerinin hazırlamış olduğu ödeme listesine göre bu paraların dağıtılmasını kooperatifin istediğini, müvekkilinin listeye göre dağıtım yaptığını, davacıya listede bulunan 4.500,00 TL'sinin 4.000,00 TL'sini gönderdiği, 500,00 TL'sini de gelip ibra belgesini imzalayarak alacağını alabileceğini gelmediği için paranın gönderilemediğini, Cumhuriyet Savcılığına şikayet edildiğini, Savcılık tarafından müvekkiline adresin verdiğini ve müvekkilin de uhdesindeki 500,00 TL'yi davacının adresine gönderdiğini, başka bir bilgisinin de olmadığı savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; kooperatifin eski genel kurulunda satış kararının zaten alındığını ve aynı kararın tekrar edildiğini, 15.10.1986 yılında ... Bankası Beşiktaş Şubesine bloke edilmiş toplam paranın bu günkü para ile 8.20 TL, eski para ile 8.200.000 TL olduğu, paranın az bulunarak kamulaştırma bedelinin alınmadığını, bloke edildiği yerde kaldığını, kimsenin üzerine arsa geçirmediğini, ... veya ...'dan birinin adına yapılması gerektiğinden ... adına yapıldığını, bunda herhangi bir kastın bulunmadığı, zaten öyle olsa idi ... kendi üzerindeki arsayı da satıp üyelere dağıtmayacağını, İstanbul'da 1999 depremi olduğundan kimseden para toplanamadığı, emlak vergilerinin ödenemediğini, ... üzerindeki arsa vergisinden dolayı Belediyenin haciz işlemi başlattığını, arsanın satılması paraların da bütün üyelere dağıtılması için toplantılar düzenlendiği ve satılmasına karar verildiğini, 180.000,00 TL bedelle alıcı bulunduğu ancak alıcının 3 ay oyaladıktan sonra Beylikdüzü deprem bölgesi olduğundan alımdan vazgeçtiğini, aradan 5-6 ay geçtikten sonra ... ile protokol yapılarak 300.000,00 TL bedelle satılmasına karar verildiği, bu hususta ...'a satış yetkisinin verildiği ve onun da satarak üyelerin paralarını ödediğini, ayrıca 1163 sayılı yasa gereği tasfiyeye giren kooperatiflerin 1.ilan 7 gün sonra II. İlan 7 gün sonra III. İlanını takip eden 12 ay içerisinde alacaklılar ve borçluların tasfiye memuruna başvurmaları aksi takdirde zaman aşımından sonra hak iddia edemeyeceklerini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; kooperatifin eski genel kurulunda satış kararının zaten alındığını ve aynı kararın tekrar edildiğini, 15.10.1986 yılında ... Bankası Beşiktaş Şubesine bloke edilmiş toplam paranın bu günkü para ile 8.20 TL, eski para ile 8.200.000 TL olduğu, paranın az bulunarak kamulaştırma bedelinin alınmadığını, bloke edildiği yerde kaldığını, kimsenin üzerine arsa geçirmediğini, ... veya ...'dan birinin adına yapılması gerektiğinden ... adına yapıldığını, bunda herhangi bir kastın bulunmadığı, zaten öyle olsa idi ... kendi üzerindeki arsayı da satıp üyelere dağıtmayacağını, 18.06.1989 tarihinde toplu işyeri yapı kooperatifinin tasfiyeye girdiğini, 16.09.1989 tarihinde ...'ın üzerine tapu yapıldığını, 29.11.1989 tarihinde de ... Yapı Kooperatifinin kurulduğu, arsanın satış yetkisinin 06.10.2003 tarihinde verildiğini, dayanağının da 27.05.1999 tarihinde yapılan genel kurul kararı neticesinde çıkarılan imza sirkülerinden verildiğini, 2003'te yapılan genel kurulda yalnızca arsa bedelinin 1.000,00 TL'den 20.000.000,00 TL'ye çıkarıldığını, arsanın da bu fiyat üzerinden satıldığını, 1997 tarihli genel kurulda arsanın % 35 kat karşılığı karar alındığını, araştırmalar sonucu % 25'den yukarı veren olmadığını, akabinde de deprem olunca arsanın değerinin sıfıra indiğini, deprem sonrası da para ödeyen olmadığından kooperatiflerin birleştirilmesi ve arsanın satın alınmasının gerçekleşmediğini, İstanbul'da 1999 depremi olduğundan kimseden para toplanamadığını, emlak vergilerinin ödenemediğini, ... üzerindeki arsa vergisinden dolayı Belediyenin haciz işlemi başlattığını, arsanın satılması paraların da bütün üyelere dağıtılması için toplantılar düzenlendiğini, satılmasına karar verildiğini, 180.000,00 TL bedelle alıcı bulunduğu ancak alıcının 3 ay oyaladıktan sonra Beylikdüzü deprem bölgesi olduğundan alımdan vazgeçtiğini, aradan 5-6 ay geçtikten sonra ... İle protokol yapılarak 300.000,00 TL bedelle satılmasına karar verildiği, bu hususta ...'a satış yetkisinin verildiği ve onun da satarak üyelerin paralarını ödediğini, davacının 1991 sonrası yeni para ile yatırması gereken 259.80 TL ödediği, 1996 yılından beri genel kurula katılmadığı ve ödeme yapmadığını, ortakların eşit ödeme yapmaları lazımken herkesin ödemeleri canının istediğine göre yaptığından ödemelerin de eşit olmadığını, üyelerden alınabildiği kadarı ile hiç verilmeyen emlak beyanlarının ödendiği, tasfiye kurulu ve yönetim kurulunun kuruluştan bugüne kadar hiç ücret ve huzur hakkı almadıklarını, bir kısım ödemeleri de kendi ceplerinden karşıladıklarını, ayrıca 1163 sayılı yasa gereği tasfiyeye giren kooperatiflerin 1. İlan 7 gün sonra II. İlan 7 gün sonra III. İlanını takip eden 12 ay içerisinde alacaklılar ve borçluların tasfiye memuruna başvurmaları aksi takdirde zaman aşımından sonra hak iddia edemeyeceklerini savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kooperatif yönetici sorumluluğundan kaynaklanan tazminat talebine ilişkin davada, birleştirme kararları öncesinde 13/02/2014 tarihli 4 nolu celsede HMK'nın 150. madde uyarınca asıl davanın birinci kez işlemden kaldırıldığı, daha sonraki süreçte İstanbul 7. ATM'nin 2014/960 E. sayılı dosyasında birleştirme kararı verildiği, 06/03/2017 tarihli 13 nolu celsede asıl ve birleşen dosyaların HMK'nın 150. madde uyarınca işlemden kaldırılmasına karar verildiği, buna göre de bu tarih itibari ile asıl dava dosyasının ikinci kez işlemden kaldırılmış olduğu anlaşılmakla, asıl dava kooperatif yönetici sorumluluğundan kaynaklanan tazminat (yönetici sorumluluk davası) davası olup basit yargılama usulüne tabi olduğundan HMK'nın 320/4. maddesi uyarınca mahkemenin işbu 2014/409 E. sayılı dosyası üzerinden görülen asıl davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkememizdeki yargılama sürecinde, Birleştirme kararları öncesinde 13/02/2014 tarihli 4 nolu celsede HMK 150. Madde uyarınca asıl davanın birinci kez işlemden kaldırıldığı, daha sonraki süreçte İstanbul 7 ATM'nin 2014/960 esas sayılı dosyasında birleştirme kararı verildiği, 06/03/2017 tarihli 13 nolu celsede asıl ve birleşen dosyaların HMK 150. Madde uyarınca işlemden kaldırılmasına karar verildiği, buna göre de bu tarih itibari ile asıl dava dosyasının ikinci kez işlemden kaldırılmış olduğu anlaşılmakla, asıl dava basit yargılama usulüne tabi olduğundan HMK 320/4 maddesi uyarınca mahkememizin işbu 2014/409 esas sayılı dosyası üzerinden görülen ASIL DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu kooperatif yöneticilerinin mali sorumluluğuna ilişkin olması sebebiyle huzurdaki davanın yazılı yargılama usulüne tabi olduğunu, mesleki mazeret dilekçesinin ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, dosyada tam 7 sene boyunca İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2013/374 E. sayılı dosyasının kesinleşmesi beklenildiğini, yani mesleki mazeretin yargılamayı uzatma amacı taşımadığının alenen ortada olduğunu, düşme kararı sonrası yenileme dilekçesi ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilerek yargılamaya 7 sene boyunca devam edilmesi ve 7 sene sonra geriye dönük düşme sebebiyle usulden red kararı verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ve müvekkillerinin hak kaybına sebebiyet verdiğini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Dava, kooperatif eski yöneticilerinin 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 62. madde hükmü ve 98. madde yollamasıyla 6102 sayılı TTK'nın 553. maddesi hükmü uyarınca sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99/2. maddesi uyarınca dava basit yargılama usulüne tabi olup, 6100 sayılı HMK'nun 320/4 maddesinde "Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır." hükmü yer almaktadır. Yani basit yargılama usulüne tabi olan davalarda, dosya ilk kez takipsiz bırakılmasının ardından yenilenerek tekrar işleme alındığı takdirde, ikinci kez takipsiz bırakılırsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir. Somut dosya incelendiğinde; 13/02/2014 tarihli 4. celsede davacı tarafın katılmaması, davalı tarafların dosyayı takip etmemeleri üzerinde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, 06/03/2017 tarihli 13. celsede ise, "İncelenen dosyada davacı vekilinin daha önceki celselerde mazeret dilekçesi sunduğu ve mazeretleri belgelendirilmediği, dosyanın aşama geçirmiş olduğu, dosyada incelenen vekalet ve yetki belgelerinin de davacının birden fazla vekil ile temsil edildiği görüldü." şeklinde açıklamanın ardından, "Davacı vekilinin asıl ve birleşen davadaki mazeretlerinin açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyip reddine karar verildi." şeklinde karar verilerek dosyanın işlemden kaldırıldığı, davacı vekili tarafından yenilenmesi üzerine yargılamaya devam edilerek 14.11.2024 tarihli celsede davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 27/02/2013 tarihli 2012/23147 E. 2013/3435 K. sayılı ilamı:"...Somut olayda, davacı vekiline idari para cezasının iptali için dava açmak üzere süre verildiği, davacı vekilinin idare mahkemesinde dava açarak esas numarasını mahkemeye bildirdiği, (5.) duruşmaya mazereti nedeniyle katılmadığı ve mahkemece mazeretin kabul edilerek duruşmanın 10/02/2012 tarihine ertelendiği, davacı tarafın duruşmaya katılmaması üzerine 10/02/2012 tarihinde ilk kez dosyanın işlemden kaldırıldığı, davacı vekilinin süresinde davayı yenilemesi üzerine yeni duruşma gününün kendisine yöntemince tebliğ edildiği, davacı vekilinin 13/04/2012 tarihli mazeret dilekçesinde süreli işlerinin takibi amacıyla şehir dışında bulunacağını belirterek mazeretli sayılmasını ve yeni duruşma günü belirlenerek kendisine tebliğini talep ettiği, mahkemece "davacı vekilinin mazeretinin gerekçelendirilmediği ve belgelendirilmediği, davacı vekilinin önceki oturumlarda üst üste mazeret bildirdiği" gerekçesiyle mazeret dilekçesinin reddine ve HMK'nın 320/4.maddesine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.Öncelikle davacı vekilinin mazeret dilekçesinde duruşmaya katılmama gerekçesi yer aldığı gibi mazeret dilekçesinde yeni duruşma gününün tebliği için masrafın da gönderildiği ifade edilmiştir. Dava ödeme emrinin iptaline ilişkin olup davacı tarafın davanın sürüncemede kalmasında kural olarak menfaati bulunmamaktadır. Mahkemece davacı vekilinin üst üste mazeret dilekçesi verdiği belirtilmekte ise de davacı vekilinin önceki aşamalarda sunduğu (1) mazeret dilekçesi bulunmakta olup (5.) duruşmada bu mazeret mahkemece kabul de edilmiştir. Davacı vekilinin kötüniyetli bir biçimde davanın sürüncemede kalması için çaba gösterdiği kanıtlanmadıkça daha önce kabul edilen mazeret sonraki mazeretin reddi için başlıbaşına gerekçe olamaz. Bunların yanında mahkemece idare mahkemesinde görülmekte olan davanın sonucu da beklenmektedir. Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında davacı vekilinin 13/04/2012 tarihli mazeret dilekçesinin "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçiminde açıklanan temel ilkeye aykırı ve kötüniyetli bir davranış olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin geçerli bir özrü bulunmasına karşın yetersiz gerekçe ile mazeret dilekçesinin reddi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." şeklindedir.Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 11/06/2020 tarihli 2019/5897 E. 2020/2229 K. sayılı ilamı; "...6100 HMK'nın 30. maddesine "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür" ve HMK'nın 150/2 maddesinde ifade edildiği üzere "geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez". Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde; Anayasa'nın 141/son ve HMK'nın 30. maddelerine göre "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçiminde açıklanan temel ilke çerçevesinde davacı tarafın veya davayı takip edeceğini bildiren davalı tarafın duruşmaya katılmama gerekçesi "geçerli bir özür" olarak kabul edilebilir ise davacı tarafın veya davayı takip edeceğini bildiren davalı tarafın "geçerli bir özrü nedeniyle duruşmaya katılmadığı" kabul edilerek dosya işlemden kaldırılmamalıdır. Davacı vekilinin 01/07/2019 tarihli mazeret dilekçesi mahkemeye intikal etmiş olması, mazerette sebep belirtilmemiş ise de elektronik ortamdan vekilin duruşma gününün görülebileceği ve böylelikle hak kaybına yol açılmayacağı anlaşıldığından mazeret dilekçesi geçerli kabul edilerek, yargılamaya devam edilmesi gerekirken HMK 150. maddesi gereğince davanın 2.defa takipsiz bırakılması nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir." şeklindedir. Somut uyuşmazlıkta, davacı vekili mesleki mazeretini belgelendirmemiş ise de dosya kapsamında mazeretin reddedildiği celseden önceki bazı celselerde İstanbul 3. ACM'nin 2013/374 E. sayılı dosyasının akıbetinin sorulduğu sonraki celselerde ise akıbetinin beklenilmesine karar verildiği, bilirkişi raporuna itirazlar konusunda bir karar verilmediği, sunulan mazeretin davanın uzamasına yönelik olmadığı, davacı vekilinin mazeret sunarak davayı uzatma amacı olduğuna dair dosyaya yansıyan bir davranışının bulunduğundan da söz edilemeyeceği, emsal ilamda da belirtildiği gibi sunulan mazeret dilekçesinin "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçiminde açıklanan temel ilkeye aykırı ve kötüniyetli bir davranış olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1.a.5 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın esasına ilişkin yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/409 E. 2024/875 K. sayılı ve 14/11/2024 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.5 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA ve dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının Hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde yatıran davacı tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 362/1.g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.25/06/2025