Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2014/2619 E. 2021/692 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2014/2619
- Karar No
- 2021/692
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/420 Esas KARAR NO: 2024/1406 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2014/2619 Esas - 2021/692 Karar TARİHİ: 30/06/2021 DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 26/09/2024 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının müşterilerine ait ürünlerin, sahibi bulunduğu ...com web sitesinde pazarlanmasına ve satışına aracılık etmek üzere ticari faaliyet sürdürdüğünü, ticari faaliyetleri arasında web dizayn servisleri internet üzerinden alım-satım işlemleri ve aracılık, video ve müzik yayınları alan adı barındırma servisleri, cep telefonları ve diğer işletim sistemleri için uygulama geliştirmek, internet reklam ve pazarlama hizmetlerinin bulunduğunu, davalıların sonradan istifa ve uzaklaştırma suretiyle şirketten ayrıldığını, davaya konu dönemde ... A.Ş.'nin ortakları ve yönetim kurulu üyeleri olarak temsil görevi yürüten kişiler olduğunu, davalıların yönetim kurulu başkan yardımcısı ve üyesi oldukları dönemde davacı firmaya hiçbir bildirimde bulunmaksızın şirket genel kurulundan izin almaksızın, yöneticisi bulundukları şirketin işletme konusuna giren iş türünde ticari faaliyet yapmak suretiyle TTK m. 396 hükmüne aykırı olarak rekabet yasağını ihlal ettiklerini, davacının ağırlıklı olarak ... ticari faaliyetini sürdürdüğünü, davacının digital ya da fiziksel ürünlerin satışına ve pazarlamasına aracılık ettiğini, davacının belli bir müşteri portföyünü edindiğini, buna bağlı olarak da sürekli artış gösteren bir satış düzeyine ulaştığını, ürün sahiplerinden gelen müracaatlarda 2014 yılı Eylül ayının ikinci yarısından itibaren farkedilir oranda bir azalmanın gerçekleştiğini, bir süre sonra da kesildiğini, müşteri ve üyeleriyle olan bağlarının koptuğunu, davacının en son oniki aylık hesap hareketlerini gösterir şekilde banka hesap ekstresinin Sayın Mahkemeye sunulacağını, şirket yönetim kurulu başkanı yardımcısı ve üyesi bulunan davalıların ... adı altında yöneticisi bulundukları ... ile aynı iş konusunda ticari faaliyet yürüttüklerinin tespit edildiğini, ... müşterilerine ait ve aynı ürünlerin ... sitesinde pazarlandığını, ...'inin temsilcisi kimliğini kullanmak gerekse internet üzerinden yayınladıkları reklamlarda ... markası ile ... ibaresini aynı sayfada ve yan yana kullanmak suretiyle ürün sahiplerinde sanki ürünlerinin ...de pazarlanmakta olduğu gibi aykırı bir izlenim yaratmak suretiyle gerçekleştirdiğinin tespit edildiğini, davacıya ulaşan ürün sahibi müşterilerine ait maillerde ...@...com; ve ...@...com adreslerinin birlikte kullanıldığını, bilgi hanesine ... de eklenilmiş bulunulduğunun görüldüğünü, davalılar hakkında marka ve telif haklarına tecavüz nedeniyle gerekli hukuki ve cezai başvuruların yapılacağını, bu çerçevede şirket genel kurulunun 23.12.2014 tarihli kararı ile davalıların yönetim kurulunda görev aldıkları dönem için ibra edilmeyerek haklarında hukuki ve cezai takibat başlatılması yönünde karar alındığını, davalıların rekabet yasağına aykırı yürüttükleri ticari faaliyetleri sebebiyle davacının ağır biçimde zarara uğratıldığı gerçeğinin yalın bir şekilde görüleceğini, davacının örneğin 2014 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları satış ortalamasının yaklaşık 40.000 TL civarında olduğunu, bu tutarın Eylül ayı itibariyle 24.748 TL'ye yani 1/2 oranında düştüğünü, Ekim ve Kasım aylarında ortalama 1.300 TL'lik satış ile neredeyse faaliyetinin tümüyle sekteye uğratıldığını belirterek, davanın kabulünü, TTK madde 396 ile HMK madde 107 hükümleri gereğince fazlaya dair haklan saklı kalmak ve arttırılmak koşuluyla şimdilik 140.000 TL olmak üzere tahkikat sonucu belirlenecek tazminat tutarının dava tarihinden itibaren işleyecek Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasınca uygulanan avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, ücret-i vekalet ve yargılama giderlerinin davalılar tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı tarafından kapatma yazılarının mevcut bulunduğunu, kapatma ilanı veren şirketin öncelikle dava dilekçesinde belirtilen iddia ile dava açılması gerektiğini, kapatma kararı metninde "Değerli ürün sahipleri ve satış ortaklarımız; son dönemde hak ettiğiniz komisyonlardan iade ve iptal güvence bedeli olarak % 20 kesinti yapıldıktan sonra 08.10.2014 tarihinde hesaplarınıza yatırılacaktır. Kalan % 20 ise 60 gün iade sürecinin tamamlanmasının ardından iade tutarları kesilerek hesabınıza yatırılacaktır.'' yönünde ibarenin mevcut bulunduğunu, bu dönemde ... hesabı üzerinden bu dönemlere ait olan kazancının ödendiğine dair dekontların belirtildiğini, dekontlara bakıldığında 09.10.2014 tarihinde 112,30 TL ödeme yapıldığını ve % 20'lik fark ödemesinin 27,18 TL olarak 10.11.2014 tarihinde yapıldığını, davalı ... olarak bir yandan davacı şirket için çalışırken öte yandan da ...'daki görevini yerine getirmeye devam ettiğini, davalı ...'ın davacıdan bir gelir elde edilmediği için diğer bir kardeş firma olan ...da işe alındığını, davacının gelirlerini arttırmak için birlikte bloglar açıldığını, satış ortaklığının yapılmaya başlanıldığını, elde edilen tüm gelirleri davacının kasasına bıraktıklarını, kendi adlarına bir faaliyet yürütmediklerini, yapılan görüşmeler sonunda davacı şirketin tasfiyesi ya da kendilerine devrinin gündeme geldiğini, tasfiye yönünde karar alındığını, devri durumuna bakıldığında davacı şirketin batık durumda olduğunu, devir alınması durumunda yaklaşık 150.000 TL vergi ve diğer borçların olduğunun anlaşıldığını, taraflarından önerilen yatırım önerilerinin de kabul edilmediğini, davacı şirkete ait olması gereken ürünün gelirlerinin davacı şirketin ortağı ve yetkilisi olan ... hesabına geçildiğinin görüldüğünü, davalı ... olarak toplantıda alınan kapatılma kararı gereği gerekli alt yapı çalışmalarına devam edildiğini, kısa bir süre sonra açıklama yapılacağının bilgisini verdiğini, ... şirketin kapatılma duyurusunun ana sayfada yayınlanacak şekilde hazırlanmasını istediğini, şirketten ayrıldığı için ...@...com mail adresini kullanmamaya başladığını, bunun yerine gmail hesabı olan ...@gmail.com hesabını kullanmaya başladığını, şirketin kapatılma yazısını ve kapatılma sürecinde neler yapılmasını gerektiğini tüm şifreler ve giriş belgeleri ile birlikte ... Beye gönderdiğini, onayını aldıktan sonra davacı ana sayfasında yayınladığını, yayınladığı yazının http://...com/... dosyasında halen durduğunu, web sitelerinin açılış sayfalarının ...html şeklinde olduğunu, orijinal bir dosyada değişiklik yaparken ana dosya zarar görmesin diye kopyalayarak ismini değiştirdiğini, ana dosyaya tekrar dönmek istediğinde sadece isim değişikliği yaparak geçiş sağlamış olacağını, davacı şirketin yönetim kurulu üyesi ya da başkan yardımcısı oldukları dönemde TTK m. 396 hükmüne uygun olmayan işler yaptıklarının beyan edildiğini, bunu kanıtlamalarının gerektiğini, bu beyanların gerçek olmadığını, ... aşamasının beyan edildiği gibi davalı ...'ın 01.10.2014'de işe başladığının resmi kayıtlardan anlaşıldığını, resmi belgelerin davacının haklı olmadığını ortaya koyacağını, davacı davasını TTK 396. Maddesine dayandırdığını, yaptığı anlatımların hiçbirinin bu görevde olunduğu döneme rastlamadığını, davalı ... olarak 01.10.2014 tarihinde işe başladığını, diğer davalının ise bu şirket ile ilgisinin olmadığını, davacının hangi yargı kararı ile kendilerini uzaklaştırdıklarını açıklama ile yükümlü olduğunu, kendilerinin veya diğer ortakların bu yönde alınmış bir karar olmadığı gibi bu yönde bir yetkilerinin olmadığını, ortaklıktan ayrılma nedenlerinden biri; davacı şirketin faaliyetlerini sonlandırma kararı alması ve diğer yandan ortaklar ile uyum içinde çalışma ortamının kalmaması olduğunu, kayıtlarda belirtilen şekilde hisse devrinin yapıldığını, davacı şirket yetkililerinin beyan ettiği şekilde kovulma söz konusu olmadığını, davacının kayıtlarına bakıldığında zarar eden vergi borcunu bile ödeyemediğini, şirket kar elde etmiş ve vergi borcunu ödememiş ise bu şirketin yetkililerinin beyanlarına itibar edilemeyeceğini, vergi borcunun tüm ulusa ödenmesi gereken borç olduğunu belirterek, haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddini, ücret-i vekalet ve yargılama giderlerinin davacı tahmiline karar verilmesini arz ve talep ettikleri görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 30/06/2021 tarih 2014/2619 Esas - 2021/692 Karar sayılı kararında; "....Davalılardan ...'ın TTK'nun 396/1 maddesi uyarınca eylemi sabit olduktan sonra bu defa davacı şirketin Rekabet yasığının ihlali nedeniyle herhangi bir zararı olup olmadığı varsa ne kadar zararının olduğunun tespit gerekmiştir. Mahkememiz tarafından alınan 15/01/2019 tarihli ikinci heyet raporunda; davacı şirketin hem 2013 hem de 2014 yılı satışları her ay için tablo halinde gösterilmiştir. Davacı şirketin 2013 yılı itibariyle toplam satışının 366.757,21 TL olduğu ve aylık satış tahsilatının 30.563,10 TL olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı toplam satışta ise 318.075,04 TL olduğu, aylık ortalama satışın 26.506,25 TL olduğu tespit edilmiştir. Yani aylık 4.056,85 TL tutarında satışta azalma olduğu belirlenmiştir. Yıl olarak ise 2014 yılı toplam satışı ile 2013 yılı toplam satış arasında 48.682,20 TL'lik bir azalma tespit edilmiştir. Yine 2015 yılı üçüncü dönem itibari ile de satışların düştüğü belirtilmiştir. Bahse konu rapora itiraz edilmesi üzerine bu defa hükme esas alınan 04/10/2019 tarihli ek raporda ise; 2013 yılı toplam satışın 351.864,81 TL olduğu, aylık ortalamanın 29.322,07 TL olduğu; 2014 yılında ise toplam net satışın 311.068,17 TL olduğu, 2014 yılı dokuz aylık dönem de ise net satışın 308.097,59 TL olduğu, 2014 yılı son üç aylık periyottaki satışlarından yapılan hesaplama ile 2014 yılında net satışın 410.796,79 TL olması gerektiği, mevcut satış ile olması gereken satış arasında 99.728,62 TL azalma olduğu tespit edilmiştir. Yine aynı hesaplama yöntemi 2015 yılı içinde yapılmıştır. 2014 yılının 9 aylık net satışının 308.097,59 TL olduğu, aylık ortalamanın 34.233,06 TL kabul edilerek 2015 yılında toplam satışın 54.265,95 TL olduğu ve varsayım olarak 2014 yılı aylık ortalama baz alındığında 2015 yılında da 308.097,54 TL'lik satış olacağı hesap edilmiş ve 2015 yılı içinde azalma 253.831,59 TL tespit edilmiştir. Sonuç olarak 2014 yılı kar mahrumiyeti 5.485,07 TL, 2015 yılı 9 aylık kar mahrumiyeti ise 13.960,74 TL'nin toplamı 19.445,81 TL tespit edilmiştir. TBK'nun 50/2. Maddesi" uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışının ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarının hakkaniyete uygun olarak belirler" maddesi yer almaktadır. Ancak bahse konu maddenin somut olayda uygulanma yeri yoktur. Zira dosyası içerisine alınan 04/10/2019 tarihli ek rapor davacı şirketin, 2013-2014 ile 2015 yılının ilk 9 ayının gerçek satışları ile olması gereken satışları arasında oranlama hesabı ile davacı şirketin somut zararının tespit ettiğinden ve ortaya çıkan rakam davacının eksi yönetim kurulu üyelerinden ...'ın haksız rekabet ihlali sonucu zararı olarak kabul edildiğinden açılan davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. "gerekçesi ile, ''1-Davalılardan ... için açılan davanın REDDİNE, 2-Davalılardan ... için açılan dava yönünden KISMEN KABULÜ İLE; 19.445,81 TL zarar bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine fazlaya ilişkin istemlerin REDDİNE, 3-Alınması gereken karar harcı 1.328,34 TL'nin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 2.390,85 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.062,51 TL'nin talep halinde yatırana iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan 1.328,34 TL ilk masraf, 25,20 TL başvurma harcı, 4555,00 TL tebligat, müzekkere ve bilirkişi gideri olmak üzere toplam 5.908,54 TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 820,70 TL sinin davalı ...'tan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, kalan tutarın davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı ... tarafından yapılan 150,00 TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 129,20 TL sinin davacı taraftan tahsili ile davalı tarafa ödenmesine, kalan tutarın davalı üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 4.080,00 TL vekalet ücretinin davalı ...'tan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. 13/4 maddesi uyarınca 4.080,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili (katılma yoluyla) ve davalılardan ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili ( katılma yoluyla ) istinaf dilekçesinde özetle, Davalı tarafın istinaf başvuru dilekçesine karşı cevapların sunulması ve katılma yoluyla kısmi istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/2619 E. 2021/692 K. sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının kaldırılması ve tazminat talebinin tamamının kabulü yönünde karar verilmesi gerektiğini, Davanın, davalıların yönetim kurulu başkan yardımcısı ve üyesi oldukları dönemde, rekabet yasağını ihlal etmeleri nedeniyle tazminat talebiyle açıldığını, ilk Derece Mahkemesinin, davalı ...'ın rekabet yasağını ihlal ettiğini, ...'nın ise böyle bir ihlalinin bulunmadığının tespit edilerek, ... yönünden davanın kısmen kabulüne, ... yönünden ise davanın reddine karar verildiğini, Davalı ...'ın istinaf talebinin, yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, Davalı ...’ın, yönetim kurulu üyeliğinin yeni yönetim atanana kadar devam ettiğini ve bu dönemde rekabet yasağını ihlal ettiğinin Yargıtay kararları ile sabit olduğunu, Yargıtay’ın bir çok kararında, görev süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin, yeni üyeler seçilene kadar görevlerine devam edeceklerinin kabul edildiğini, Davalının rekabet yasağına aykırı eylemleri ve yanıltıcı faaliyetleri dosya içeriği ve kendi beyanları ile kanıtlandığını, Davalı ...'ın, davacı şirketin unvanını kullanarak yanıltıcı reklamlar yayınladığını, müşteri portföyünü kullandığı ve davacı şirkete zarar verdiğinin tespit edildiğini, bu eylemlerin, davacı şirketin müşteri kaybına ve gelir düşüşüne neden olduğunu, bilirkişi raporlarının, davalı ...'ın rekabet yasağına aykırı davrandığını ve haksız rekabet oluşturduğunu belirttiğini, Davalının, zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunmadığı yönündeki iddiasının, hukuka ve mantığa aykırı olduğunu, davacının zararının, davalının fiillerinden kaynaklandığının, somut delillerle kanıtlandığını, davacının zararının tazmininin talep edildiği ve TTK madde 396 hükmü gereğince davalının tazmin yükümlülüğü bulunduğunu, Davalının, davacının zararının kendi fiilinden kaynaklandığı yönündeki iddiasının maddi ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalının, davacının zararının kendi fiilinden kaynaklandığı yönündeki itirazlarının dinlenme imkanı bulunmadığını, Katılma yoluyla istinaf taleplerinde, davacı müvekkili şirketin zararının tam olarak tazmin edilmesini, davalı tarafın yasağa aykırı eylemlerinin devam eden olumsuz etkileri dikkate alınarak, zarar bedelinin belirlenmesi gerektiğini, davacının zararının, sadece ticari kayıtlar üzerinden tespit edilemeyecek kadar büyük ve ölçülemez nitelikte olduğunu, beyanla, bu nedenle davalının istinaf başvurusunun reddine ve katılma yoluyla istinaf taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DAVALILARDAN ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/2619 E. 2021/692 K. sayılı 30.06.2021 tarihli kararı usul ve yasaya aykırı bulunarak tehir-i icra ve bozma talepli istinaf kanun yoluna başvurduklarını, Kararın gerekçesinin ve hükmün hatalı olduğunu, istinaf sebepleri dahilinde incelenerek bozulması gerektiğini, Yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolması halinde üyelik sıfatlarının kendiliğinden sona ereceği ve şirketin organsız kalacağı Yargıtay içtihatları ve bilirkişi raporları ile açıkça ortaya konulduğu, buna rağmen yerel mahkemenin görev süresi sona eren üyenin görevine devam edeceğine yönelik görüş bildirmesinin hukuka aykırı olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda, davacı şirketin yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolduğunun tespit edilldiği, Yargıtay içtihatlarına göre, yönetim kurulu üyelerinin görev süresi dolduğunda şirketin hukuken organsız kaldığının kabul edildiği, müvekkilin yönetim kurulu üyeliği süresinin dolmasıyla birlikte rekabet etmeme yükümlülüğünün de sona erdiği, müvekkilin, üyelik süresinin dolmasıyla birlikte rekabet yasağına tabi olmadığı ve herhangi bir rekabet yasağı anlaşmasının bulunmadığının Yargıtay içtihatları ve bilirkişi raporları ile aşikâr olduğu, Davacı tarafın maddi tazminat isteminin temelini rekabet etmeme yasağı ve haksız rekabet oluşturduğunu, haksız rekabete dayalı olarak maddi tazminat talebinde bulunabilmek için davacı tarafın hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve hukuka aykırı fiil ile zarar arasındaki illiyet bağını ispat etmesi gerektiğini, görüleceği üzere davacının uğradığını iddia ettiği zararını somut delillerle ispatlayamadığı ve zarara uğradığını iddia ettiği aylara ilişkin olarak davacı şirketin bir dönem için faaliyetlerine son vermesi sebebiyle oluşan bu zararın davacının kendi fiilinden kaynaklandığını, bu zararın da 2014 Aralık ayındaki rekor hasılat ile tolere edildiğini haklı olarak tespit edildiğini, keza davacı şirketin faaliyetlerine son verdiğine yönelik olarak internet sitesinden yaptığı duyuruya ilişkin ekran görüntüsünün cevap dilekçesi ekinde sunulmuş olup, işbu dilekçe ekinde tekrardan sunduklarını, bu sebeplerle hükme esas alınan 04.10.2019 tarihli bilirkişi raporunda davacının zararına ilişkin olarak yapılan hesaplamanın kabulünün mümkün olmadığını, zira yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere müvekkilini bağlayıcı herhangi bir rekabet yasağı bulunmadığı gibi, müvekkilinin davacı şirketin zarara uğramasına sebep verecek herhangi bir fiili veya kusurunun da bulunmadığını, kaldı ki, davacının uğradığı iddia edilen zarar ile müvekkilinin herhangi bir fiili arasında illiyet bağı bulunmadığı ve davacı tarafın kendi fiilleriyle zararına sebep verdiği hususları da sunulan deliller ve bilirkişi raporlarıyla ortaya koyulduğunu, anlaşılacağı üzere, davacının zararı olmadığı gibi, bir an için ortada bir zarar olduğu kabul edilse dahi bu zararın müvekkilinin fiilleriyle değil de davacının kendi fiili nedeniyle meydana geldiğini, zarar ile fiil arasında illiyet bağı bulunmadığını, keza 21.03.2016 tarihli raporda da davacı tarafın, uğradığını iddia ettiği zararına ilişkin ispat yükünü yerine getiremediği ve iddia ettiği zarar ile müvekkilinin herhangi bir fiili arasında illiyet bağının bulunmadığının ortaya koyulduğunu, gerek bilirkişi raporuna karşı itirazlarının, gerek dosyadaki diğer yazılı beyan ve delillerinin gerekse de davacı şirketin faaliyetlerine son verdiğine yönelik olarak internet sitesinden yaptığı duyuruya ilişkin ekran görüntüsünün yerel mahkeme tarafından dikkate alınmaksızın müvekkili aleyhine hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının zararını ispat edemediğini, bu sebeplerle, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının zararına ilişkin yapılan hesaplamanın kabulünün mümkün olmadığını, Davacının defter ve kayıtları üzerinden yapılan incelemede görülen zarardan müvekkilin sorumlu tutulabilmesi için benzer ve karşıt bir incelemenin müvekkil açısından da yapılması gerektiğini, yerel mahkeme tarafından davacının zararının müvekkil uhdesinde kazanç olarak görünüp görünmediğine yönelik usuli işlemlere başvurulması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamında bulunan diğer raporlar ile çelişki içerisinde olduğunu, yerel mahkemenin bu çelişkiyi giderecek nitelikte başka bir heyetten rapor aldırmamasının hukuka aykırı olduğunu, Davacı lehine hükmedilen maddi tazminat kalemine avans faizi işletilmesinin kabul edilmediği ve yerel mahkemenin yasal faiz işletilmesi yönünde karar vermesi gerektiğini, avans faizine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Davacının dava dilekçesinde 140.000 TL maddi tazminat talebinde bulunduğu, ancak yerel mahkemenin 19.445,81 TL üzerinden hüküm kurduğu ve 120.554,19 TL'lik kısmın reddedildiği göz önünde bulundurulduğunda, müvekkil lehine hükmedilecek dava vekalet ücretinin reddedilen kısım üzerinden nisbi olarak hesaplanması gerektiğini, 4.080,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/2619 E. 2021/692 K. sayılı 30.06.2021 tarihli usul ve yasaya aykırı kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasını talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı anonim şirket yönetim kurulu üyesi olan davalıların TTK'nun 396. maddesi uyarınca rekabet yasağını ihlal etmeleri nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece,1-Davalılardan ... hakkında açılan davanın reddine, 2-Davalılardan ... hakkında açılan davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili (katılma yoluyla) ve davalılardan ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut olayda, davacı şirketin İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunda 14.09.2011 tarihinde tescil edilerek, 20.09.2011 tarih ve 7903 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 129.sayfasında ilan edilmek suretiyle kurulduğu, şirketin ana sözleşmesine göre ortakların ..., ..., davalı ... ve davalı ..., ... olduğu, şirket ortaklarından ...'nin Yönetim Kurulu Başkanlığına, davalı ... ve davalı ...'ın Yönetim Kurulu Üyeliğine 1 yıl süre ile seçildikleri, Yönetim Kurulu Başkanı ...'nin yapılacak ilk genel kurula kadar münferit imza ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı, davacı şirkete ait Beyoğlu ...Noterliğinin 13.09.2011 tarih ... tasdik numaralı Ortaklar Kurulu Karar Defterine göre; davalı/ortak ...'nın 10.000 adet 10.000 TL. tutarındaki hissesini 30.09.2014 tarihinde ...'ye devir ettiği, davalı/ortak ...'ın 10.000 adet 10.000 TL. tutarındaki hissesini 05.09.2014 tarihinde ...'ye devir ettiği ve davalıların cevap dilekçesi ekinde hisse devirlerine ilişkin “Anonim şirket Hisse Devir Temlik Anlaşmalarını ibraz ettikleri, sunulan temlik sözleşmeleri ile pay defterinin birbirini teyit ettiği, Davalı ... tarafından davacı şirket'e keşide edilen Üsküdar ...Noterliği'nin 30.09.2014 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile; davacı şirkette mevcut hisselerini ...'ye devir ettiğini, bu sebeple şirkette ortaklığının ve hissesinin kalmadığını, Yönetim kurulu Başkan Yardımcılığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevinden 30.09.2014 tarihi itibarıyla istifa ettiğini bildirdiği, davacı şirketin 20.11.2014 tarihli Olağanüstü Genel Kurul toplantısına göre; Şirketin Yönetim kurulu üyeliklerine 3 yıl süre ile ... ve ...'nin seçildiği, münferit imzaları ile temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, bu kararın 05.12.2014 tarihinde sicile tescil edildiği ve 11.12.2014 tarihli 8713 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 814. sayfasında ilan edildiği anlaşılmıştır. Davacı şirket dava dilekçesi ile; Davalıların yönetim kurulu başkan yardımcısı ve üyesi oldukları dönemde davacı firmaya hiçbir bildirimde bulunmaksızın şirket genel kurulundan izin almaksızın, yöneticisi bulundukları şirketin işletme konusuna giren iş türünde ticari faaliyet yapmak suretiyle TTK m. 396 hükmüne aykırı olarak rekabet yasağını ihlal ettiklerini, davacının ağırlıklı olarak ... ticari faaliyetini sürdürdüğünü, davacının digital ya da fiziksel ürünlerin satışına ve pazarlamasına aracılık ettiğini, davacının belli bir müşteri portföyünü edindiğini, buna bağlı olarak da sürekli artış gösteren bir satış düzeyine ulaştığını, ürün sahiplerinden gelen müracaatlarda 2014 yılı Eylül ayının ikinci yarısından itibaren farkedilir oranda bir azalmanın gerçekleştiğini, bir süre sonra da kesildiğini, müşteri ve üyeleriyle olan bağlarının koptuğunu, davacının en son oniki aylık hesap hareketlerini gösterir şekilde banka hesap ekstresinin Sayın Mahkemeye sunulacağını, şirket yönetim kurulu başkanı yardımcısı ve üyesi bulunan davalıların ... adı altında yöneticisi bulundukları ... ile aynı iş konusunda ticari faaliyet yürüttüklerinin tespit edildiğini, ... müşterilerine ait ve aynı ürünlerin ... sitesinde pazarlandığını, ...'inin temsilcisi kimliğini kullanmak gerekse internet üzerinden yayınladıkları reklamlarda ... markası ile ... ibaresini aynı sayfada ve yan yana kullanmak suretiyle ürün sahiplerinde sanki ürünlerinin ...de pazarlanmakta olduğu gibi aykırı bir izlenim yaratmak suretiyle gerçekleştirdiğinin tespit edildiğini, davacıya ulaşan ürün sahibi müşterilerine ait maillerde ...@...com; ve ...@...com adreslerinin birlikte kullanıldığını, bilgi hanesine clickmerkezi de eklenilmiş bulunulduğunun görüldüğünü, davalıların yöneticisi bulundukları şirketin işletme konusuna giren iş türünde ticari faaliyet yapmak süretiyle TTK m. 396 hükmüne aykırı olarak rekabet yasağını ihlal ettiklerini, şirketin 2014 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları satış ortalamasının yaklaşık 40.000 TL civarında olduğunu, bu tutarın Eylül ayı itibariyle 24.748 TL'ye 1/2 oranında düştüğünü, Ekim ve Kasım aylarında ortalama 1.300 TL'lik satış ile neredeyse faaliyetinin tümüyle sekteye uğratıldığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 140.000 TL tazminat tutarının dava tarihinden itibaren işleyecek Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankâsınca uygulanan avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. TTK'nın 395. maddesi uyarınca; yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz. Madde metninden anlaşıldığı üzere, bu şekilde bir işlemin yapılması halinde şirket işlemle bağlı olmadığını ileri sürebilir veya işleme icazet verebilir. Şirket adına karar verecek organ ise genel kuruldur. TTK'nın 396. maddesi uyarınca; yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir. Bu maddede rekabet yasağının ihlali halinde yönetim kurulu üyesine karşı dava açma hakkı yalnızca şirkete tanınmış bir haktır. Somut olayda mahkemece, davalı ...'ın davacı şirketten ayrıldıktan sonra yönetim kurulu üyeliği devam ettiği süre içerisinde 2014 yılı Eylül ayında aynı iş kolunda faaliyet gösteren "...com" isimli sitenin oluşturulduğu, belirtilip davacı tarafın zarara uğramasına sebebiyet verdiği belirtilmiş ise de, davalı taraf yargılama aşamasında verdikleri cevap dilekçesinde ve beyan dilekçelerinde ; Davacı şirketin diğer ortakları ve yetkilileri ile yapılan toplantılarda davacı şirketin kapatılma kararı aldığını, davacı şirket ortağı ve yetkilisi ... şirketin kapatılma duyurusunu ana sayfada yayınlanacak şekilde hazırlanmasını istediğini, şirketten ayrıldığı için ...@...com mail adresini kullanmamaya başladığını, bunun yerine gmail hesabı olan ...@gmail.com hesabını kullanmaya başladığını, şirketin kapatılma yazısını ve kapatılma sürecinde neler yapılmasını gerektiğini tüm şifreler ve giriş belgeleri ile birlikte ... Beye gönderdiğini, onayını aldıktan sonra davacı ana sayfasında yayınladığını, yayınladığı yazının http://...com/... dosyasında halen durduğunu, web sitelerinin açılış sayfalarının index.html şeklinde olduğunu, orijinal bir dosyada değişiklik yaparken ana dosya zarar görmesin diye kopyalayarak ismini değiştirdiğini, şirketin kapanış ilan tarihinin 1 Ekim 2014 tarihi olduğunu, davacı şirketin zarar ettiğini iddia ettiği dönem de faaliyetlerine son vermesi sebebiyle oluşan bu zararın davacının kendi fiilinden kaynaklandığını, ileri sürüp kapatılma duyurusuna ilişkin metnin ibraz edildiği halde mahkemece, davalı tarafın bu iddiasının araştırılıp değerlendirilmediği ve istinaf aşamasında da aynı iddianın istinaf sebebi olarak ileri sürüldüğü görülmüştür. HMK'nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır. Mahkemece, davalı ...'ın davacı şirketten ayrıldıktan sonra yönetim kurulu üyeliği devam ettiği süre içerisinde 2014 yılı Eylül ayında aynı iş kolunda faaliyet gösteren "...com" isimli sitenin oluşturulduğu, belirtilip davacı tarafın zarara uğramasına sebebiyet verdiği belirtilmiş ise de, ... Ticaret Limited Şirketine ait dosya arasında bulunan sicil kaydı incelendiğinde ise bu şirketin dava tarihinden sonra 29/09/2015 tarihinde ticaret sicile tescil edilerek davalı ... tarafından kurulduğu tespit edilmiş olup "...com" isimli sitenin ise ne zaman kim tarafından oluşturulduğu ve davalının bu sitede ne zaman ne şekilde çalışmaya başladığı, bu sitenin davacı şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemin yapılıp yapılmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Davacı taraf dava dilekçesi ile; şirketin 2014 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları satış ortalamasının yaklaşık 40.000 TL civarında olduğunu, bu tutarın Eylül ayı itibariyle 24.748 TL'ye 1/2 oranında düştüğünü, Ekim ve Kasım aylarında ortalama 1.300 TL'lik satış ile neredeyse faaliyetinin tümüyle sekteye uğratıldığı iddiasıyla dava tarihi olan 31/12/2014 tarihine kadar oluşan zararın tazmini talebiyle eldeki tazminat davası açıldığı halde mahkemece, 2014 yılı kar mahrumiyetinin 5.485,07 TL, 2015 yılı 9 aylık kar mahrumiyetinin ise 13.960,74 TL. Olduğu belirtilip toplamı 19.445,81 TL. Üzerinden tazminata hükmedildiği belirtilmiş ise de dava tarihinden sonraki 2015 yılına ilişkin dönem dava konusu olmadığı halde mahkemece tazminat miktarının tespitine ilişkin hesabın HMK. 26 maddesindeki taleple bağlılık kuralına aykırılık oluşturduğu, bu durum kamu düzenine ilişkin olup HMK'nun 355 maddesi uyarınca re'sen nazara alınmıştır. Açıklanan nedenlerle, davalılardan ... vekili ve davacı vekilinin (katılma yoluyla) istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 355, 297 ve 353/a-6 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Davalılardan ... ve davacının (katılma yoluyla) istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/06/2021 tarih ve 2014/2619 Esas - 2021/692 Karar sayılı kararının HMK'nın 355,297 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/09/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.