Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2014/12755 E. 2020/2531 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2014/12755
- Karar No
- 2020/2531
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/200 Esas KARAR NO: 2024/907 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2015/149 Esas - 2020/438 Karar TARİH: 13/10/2020 DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 23/05/2024 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, davalı şirket ile müvekkili şirket arasında 15.09.2011 tarihli 5 yıl süreli Bayilik Anlaşması ile Satış Yeri Çerçeve Protokolü ve Taahhütname imzalandığını, davalı tarafça keşide edilen Düzce ...Noterliğinin 01.07.2014 tarih ... yevmiye numaralı ihtarı ile sözleşmenin süresinden önce sonlandırıldığını, sözleşmenin 17. maddesi uyarınca davalının 100.000.-USD cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davalının fesih ihtarına cevaben müvekkili şirket tarafından Kadıköy ... Noterliğinin 09.07.2014 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek müvekkili şirketin haksız fesihten kaynaklanan zararı ve alacaklarının talep edildiğini, davalının bu konuda müspet bir girişimde bulunmadığını, tüm bu nedenlerden dolayı öncelikle Mahkemece takdir edilecek teminat karşılığında taleplerinin kabulü ile davalı adına kayıtlı taşınmazların ve araçların üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı tesis edilmesini, bu kapsamda Trafik Sicil Müdürlüğü ve Düzce Tapu Müdürlüğüne tedbirin uygulanması yönünde yazı gönderilmesini, Bayilik Anlaşmasının 17.maddesi uyarınca muaccel hale gelen 100.000.-USD cezai şart alacağının temerrüt tarihinden itibaren yabancı parayla işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsilini, tahkikat sonucunda müvekkili şirket alacağı değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere davalı tarafın sözleşmenin yürürlükte kaldığı dönemde müvekkilinden yapmış olduğu alımlar esas alınmak suretiyle sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle uğradığı kar kaybı için belirlenecek tutarın şimdilik 10.000,00 TL'sinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil olunarak müvekkili şirkete ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafından herhangi bir cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 13/10/2020 tarih 2015/149 Esas 2020/438 Karar sayılı kararında; " ....Tüm dosya kapsamı itibari ile; davacı ile davalı şirket arasında 15.09.2011 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede 5 yıllık süre öngörüldüğü, ancak davalının haksız olarak süresinden önce 01.07.2014 tarihinde sözleşmeyi feshettiği ve fesih bildiriminin davalı yana 04.07.2014 tarihinde tebliğ olduğu anlaşılmıştır.Belirtmek gerekir ki fesih sebebi olarak 9 aile ortaklığı ile kurulduğu belirtilen şirkette iki aile ortağının iflas etmesi ve diğer 3 aile ortağının kar etmeyerek sürekli zarar etmesi üzerine ortaklıktan çıkmaları ve kalan hissedarlarca akaryakıt istasyonu kurulu bahse konu taşınmazın satılmak zorunda kalındığı belirtilmiş ancak dava sırasında buna ilişkin hiçbir beyan ve delil ibraz edilmemiş ve mahkememizce davalı tarafça ispat edilemediğinden feshin haksız olduğu değerlendirilmiştir.Öte yandan her ne kadar 18.09.2019 ve 17.01.2019 tarihli bilirkişi raporlarında davalının feshininin mübir sebep/olağanüstü hal kapsamında mütalaa edilmesi halinde davanın reddinin düşünülebileceği belirtilmekte ise de; davalının dahi bu yönde savunması olmadığı gibi, fesih tarihinin 01.07.2014 olduğu ve de fesih tarihinde söz konusu olmayan bir durumun feshin haklı sebebi olarak görülemeyeceği mahkememizce değerlendirilmiştir. Belirtilen fesih durumu duşında dosya kapsamında alınan 17.01.2020 tarihli bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişili, denetime açık ve gerekçeli olmakla mahkememizce itibar edilmiştir.17.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, davacının 3 ay makul süre hesabı ile kar kaybının net olarak 21.825,72TL olarak belirlendiği, davalının tek yanlı olarak akdi feshetmesinin haksız olduğu değerlendirilmekle belirlenen kar mahrumiyeti alacağına hak kazandığı, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 17. maddesine istinaden davacının kar kaybından başka sözleşmenin süresinden önce feshi halinde 100.000,00 USD cezai şart talep edebileceğinin de kararlaştırıldığı ve sözleşmeyle kararlaştırılan cezai şartın, davalı şirketin borca batık olmamakla birlikte sermayesinin %35' e yakınını kaybettiği, 2014 yılından sonra gayri faal olduğu, cezai şartı ödeyebilecek nakit girişinin olmadığı ve 100.000USD' nin ekonomik mahvına sebep olacağının 18.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda belirtilmesi karşısında cezai şartın tenkisinin uygun olacağı anlaşıldığından davacının cezai şart alacağının kısmen kabulü ile 5.000 USD ceza-i şart alacağının 24/07/2014 temerrüt (davacı tarafça düzenlettirilen Kadıköy ...Noterliği 09.07.2014 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamenin 16.07.2014 tarihinde davalı yana tebliğ olduğu ve ihtarnamede 7 günlük mehil verildiği nazara alınarak) tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı Yasanın 4/A maddesi kapsamında faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve de taleple bağlı kalınarak kar mahkumiyetine ilişkin talep edilen 10.000,00 TL'nin 24/07/2014 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...."gerekçesi ile, Davanın KISMEN KABULÜ ile; 1-Talep edilen cezai şart alacağından %95 oranında indirim yapılmak kaydıyla 5.000 USD'nin 24/07/2014 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı Yasanın 4/A maddesi kapsamında faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Kar mahkumiyetine ilişkin talep edilen 10.000,00 TL'nin 24/07/2014 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, davalı tarafın davanın herhangi bir aşamasında cezai şartın ekonomik olarak mahvına yol açacağı yönünde bir savunması olmamasına rağmen yerel mahkeme tarafından HMK'nın en önemli ilkesi olan taleple bağlılık ilkesini aşar şekilde cezai şartta indirim yapılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Davalı cevap dilekçesi sunmamış olup, bilirkişi raporuna beyan dilekçelerinde de cezai şartın kendisini ekonomik olarak zor duruma düşüreceği yönünden bir beyanda bulunmadığını, bu nedenle davalının ileri sürmediği bir konuda davalı lehine cezai indirim yapılmasına dair kararın kaldırılması gerektiğini, Yargıtay da cezai şart tutarının ekonomik mahvına yol açacağına ilişkin savunması olmaması halinde mahkemece re'sen takdiri indirim yapılamayacağı kabul ettiğini, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2020/2531 K. 2020/5524 T. 30.11.2020, Yargıtay 11. Hukuk DaireSİ E. 2018/5206 K. 2019/6934 T. 6.11.2019) Davalı şirket kanuna aykırı faaliyetleri sonucu gayrifaal duruma geldiğinden, bu açıdan da cezai şartta indirim yapılmasının olanak dahilinde olmadığını, davalı şirketin kanuna ve ahlaka aykırı eylemleri neticesinde suç işlediği sabit olup TMSF davalı şirkete kayyım olarak atandığını, cezai şart sadece ekonomik olarak güç durumda olunduğunda indirilebildiğinden davalının kendi kusurlu ve kanuna aykırı davranışı nedeniyle ekonomik olarak güç duruma düşmesinin indirim sebebi olarak kabul edilmemesi gerektiğini, Cezai şartta indirim yapılabileceğini kabul anlamına gelmemek üzere, 18.09.2019 tarihli bilirkişi raporuyla sabit olduğu üzere, davalının son yıllarda sermayesinin %65'ini koruduğu ve borca batık olmadığı tespit edilmiş olup, talep ettiğimiz 100.000 USD tutarındaki cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açması söz konusu olmadığını, Cezai şarta ilişkin hükme esas alınan 18.09.2019 tarihli bilirkişi raporundaki tespitler ile ulaşılan sonuç arasında çelişki bulunduğunu, söz konusu raporda davalının sermayesinin %65'ini koruduğu ve borca batık olmadığı tespitine rağmen neye istinaden cezai şartın mahvına yol açacağı yönünde görüş bildirildiği anlaşılamadığını,Uygulamada eski TTK'nın 324. Maddesi hükmünden yararlanılarak şirketin sermayesinin 2/3'ünü yitirmesi halinde mali durumunun bozulduğu kabul edildiğiini, Eski TTK. md. 324 hükmünde, şirketin esas sermayesinin 2/3'ünün karşılıksız kaldığının anlaşılması şirketin aciz halinde düşmüş olduğu anlamına geldiğinden, kıyas yoluyla, şirketin özvarlığına da bu oran uygulanarak cezai şartın ekonomik mahva yol açıp açmadığı tespit edildiğini, bu tespit yapılırken Anlaşma'nın feshedildiği tarihte değil, imzalandığı tarih esas alındığını, bu doğrultuda, dava konusu olaya ilişkin gerek Bayilik Anlaşması'nın imzaladığı tarih gerek Bayilik Anlaşması'nı feshettiği tarihteki cezai şart bedelinin bilirkişi raporunda belirtilen davalı şirket özvarlığına oranlanarak yapılan hesaplamaya göre; Cezai şart; Cezai şartın kararlaştırıldığı 15.09.2011 tarihi (Bayilik Anlaşması imza tarihi) itibariyle 100.000 USD tutarındaki cezai şartın TL karşılığı (100.000x1,7847=) 178.470 TL, 2012 yılında davalının özkaynakları 3.705.492,87 TL olmakla; talep edilen cezai şart şirket özkaynaklarının 2/3'ünden çok daha azına %4,82'sine; Anlaşma'nın feshedildiği 01.07.2014 tarihi itibariyle 100.000 USD tutarındaki cezai şartın TL karşılığı (100.000x2,1264=) 212.640 TL, davalının özkaynakları 4.168.487,05 TL olmakla; talep edilen cezai şart şirket özkaynaklarının 2/3'ünden çok daha azına %5,2'sine tekabül ettiğini, Talep edilen 100.000 USD tutarındaki cezai şartın gerek Anlaşma'nın imzalandığı tarih, gerek feshedildiği tarih itibariyle davalının ekonomik olarak mahvına yol açmadığı sabit olduğundan, yerel Mahkeme'nin cezai şartın %95 oranında indirilmesi yönünde verdiği kararın kaldırılarak cezai şart talebinin tamamı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarında da şirket esas sermayesinin 2/3'ünü aşmadığı takdirde cezai şartta indirim yapılamayacağı kabul edildiğini, "Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki 5 yıl süreli bayilik sözleşmesi uyarınca davalının her yıl asgari 11 ton alım taahhüdü olması sebebiyle toplam 55 ton ürün alması gerektiği, davalı defterlerine göre davalının davacıdan aldığı ürün toplamının 2,248 ton olduğu, buna göre ödenmesi gereken cezai şart tutarının 79.128 USD olduğu, davacının daha azını talep ettiği ve talebiyle bağlı olduğu, cezai şart miktarının davalı şirketin esas sermayesinin 2/3'ünün kaybına sebebiyet vermediğinden tenkis yapılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne 76.794 USD'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili vekili tarafından temyiz edilmiştir. SONUÇ : ... davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA karar verildi." Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2016/4206 K. 2016/13263 T. 11.10.2016, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2013/12759 K. 2014/9994 T. 29.5.2014) Yerel mahkeme tarafından bilirkişi raporuna itirazların gözetilmeksizin, kar mahrumiyeti alacağının 3 aylık bir süre ile sınırlı olacağına ilişkin 17.01.2020 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınması hukuka aykırı olup, kar kaybının Anlaşma'nın ifa edilemeyen 804 günlük süreye ilişkin 487.441 TL'nin tamamı yönünden kabulü gerektiğini, Bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de belirtildiği üzere, dava konusu akaryakıt istasyonun bulunduğu Düzce İli, Merkez İlçesi'nde sınırılı sayıda Akaryakıt ve Otogaz Bayisi bulunmakta olup, müvekkili şirketin 3 aylık bir süre içerisinde yeni bir bayilik tesis etmesi fiilen mümkün olmadığını, Hükme esas alınan 17.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda; Dağıtım şirketlerinin bölge ve iller bazında rakip şirketlere ait istasyonların sözleşme başlangıç ve bitiş tarihlerini genellikle portföylerinde bulundurduğu, buna göre devamlılıklarını sağlayabileceği belirtilmişse de, sektör bilirkişisinin bu iddiası maddi dayanaktan yoksun ve gerçek dışı olup müvekkilinin ticari sır niteliğindeki rakip şirketin yaptığı sözleşme tarihlerini bilmesi ya da bu bilgiye erişmesi olanak dahilinde olmadığını, Dağıtım şirketlerinin herhangi bir bayiliği kaybetmesi halinde, mutlaka aynı bölgede bayilik kuramasa dahi aynı ildeki diğer bayiliklerin, kaybedilen bayiliğin satışlarını telafi edeceğine ilişkin tespiti de dayanaksız ve mantık dışı olduğunu, mevcut bayiliklerden zaten kar edildiği düşüncesiyle yeni bayilik açılmasına ihtiyaç duyulmayacağını, ticari kar elde etmek amacıyla kurulan bayiliklerin sona ermesi neticesinde, müvekkilinin o bölgede menfaat sağlayamadığı hususu gözetildiğinde kar kaybına uğrayacağının tartışmasız olduğunu, Kabul anlamına gelmemek üzere, kar kaybının yeni bir bayilik tesis edilme süresi ile kısıtlanması gerektiği varsayılsa dahi, bu süre aşağıda yer alan Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2014/12755E. 2015/9842K. sayılı ilamında belirtildiği üzere 6 ay olarak kabul edilmesi gerektiğini; "....davacının aynı şartlarda yeni bir bayilik oluşturması için makul süre olan 6 ay için kâr mahrumiyeti alacağı oluştuğu, davalının teminat mektubunun geç olarak paraya çevrilmesi sebebiyle davacıdan 6.128,339 TL faizli alacağı bulunduğu, davalının ekonomik durumuna göre talep edilen cezai şart tutarının fahiş olmadığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne, davacının kar mahrumiyetinden kaynaklanan alacağından davalının alacağının mahsubu ile 154.144,66 TL kâr mahrumiyeti alacağının dava tarihinden işleyecek avans faizi ile, davacının 250.000,00 USD cezai şart alacağının dava tarihinden 3095 Sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ödeme günündeki... döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak TL. karşılığının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir..." Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2014/12755 K. 2015/9842 T. 6.7.2015 Bilirkişi raporunun aksine, kar kaybına ilişin makul süre asgari mesafe sınırlaması-kısıtlaması, ruhsat-imar-tadil vb. uygulamaları kıstaslarına göre belirleneceğini, Herhangi bir taşınmazda akaryakıt ve otogaz istasyonu tesis edilebilmesi için anılan taşınmazın gerek 1/5000’lik Nazım İmar Planı’nda gerekse 1/1000’lik Uygulama İmar Planı’nda “akaryakıt ve otogaz istasyonu” olarak işaretlenmiş olması gerektiğini, gerek mevcut Nazım İmar Planı gerekse anılan plana uygun olarak hazırlanan ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve esaslarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında “Akaryakıt-Otogaz istasyonu” işaretli değil ise ya yeni bir imar planı yapılması veya mevcut imar planlarında değişiklik (plan tadilatı) yapılması gerektiğini, İmar planı yapılması ve değişikliği için de hazırlanacak her ölçekteki imar planlarının yapım ve değişikliklerinde planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile gelecekteki gereksinimleri gözönünde tutulduğunu, bu nedenle Düzce gibi küçük bir ilçede yeni bir akaryakıt istasyonunun planlara işlenmesinin mümkün olmayabileceğini, Davacı tarafın feshe neden olan eylemleri söz konusu olmasa idi müvekkilinin böyle bir masrafa katlanmayacağını, Bu kapsamda yeni bayilik tesisi için gerekli asgari masrafların da uzman bilirkişi kurulu tarafından tespiti ile bunun da kar kaybına ilavesi gerektiğini, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının cezai şart talebinin reddine ve kar mahrumiyetinin 3 ay süreyle sınırlanmasına dair kısımlarının kaldırılarak davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİ İLE, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Müvekkilinin sözleşmeyi mücbir sebep/olağanüstü hal kapsamında feshettiğinin kabulü gerekirken davacının iddialarını kabul ile hüküm tesis etmesinin isabetsiz olduğunu, 17.01.2019 tarihli bilirkişi raporunda da mücbir sebebin varlığından bahsedilerek değerlendirme yapılması uygun görülmüşse de konuya ilişkin değerlendirmenin yerinde olmadığını, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasında 15/09/2011 tarihinde imzalanan akaryakıt bayilik sözleşmesini davalı tarafın haksız feshi nedeniyle oluşan cezai şart ve mahrum kalınan kâra ilişkin alacakların tazmini istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Taraflar arasında 15.09.2011 tarihli, 5 yıl süreli “... A.Ş. Bayilik Anlaşması”, aynı tarihli ''Satış Yeri Çerçeve Protokolü'' ve aynı tarihli ''Taahhütnama'' , İmzalanmıştır. Davalı bayi tarafından davacı muhataba Düzce ... Noterliğinden gönderdiği 01.07.2014 Tarih ve ... Yevmiye sayılı İhtarname ile;'' Taraflar arasında imzalanan Bayilik Sözleşmesinin bugüne kadar iyi niyetle karşılıklı olarak ifa edilmeye çalışıldığı, Şirketin 9 aile ortaklığı ile kurulduğu, daha sonrasında İki Aile ortağının iflas etmesi, diğer 3 aile ortağının şirketin yıllık dönemler sonunda kar etmeyerek şirketin sürekli zarar etmesi üzerine ortaklıktan çıkmaları nedeniyle ticari faaliyetini sürdüremez hale geldiği, bu nedenle kalan hissedarlarca üzerinde akaryakıt istasyonu kurulu bahse konu taşınmazın satılmak zorunda kalınarak Akaryakıt İstasyonu faaliyetinin işbu ihtarname ile sonlandırılmak zorunda kalındığı, anılan nedenlerden dolayı aradaki bayilik Sözleşmesinin de işbu zorunlu nedenlerden dolayı feshedilmek zorunda kalındığı ve dikey ilişkiye konu tüm sözleşmelerin ve aradaki imzalanmış olan Akaryakıt bayilik Sözleşmesinin de işbu fesih ihtarnamesinin tebliği ile sona erdiği bu tarihten itibaren artık bayi olarak faaliyette bulunulamayacağı,'' belirtilerek sözleşmenin feshedildiği, taraflar arasındaki sözleşmede davalı bayiye sözleşmeyi fesih hakkı tanınmadığı gibi mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere davalı bayinin fesih gerekçesine ilişkin delil ibraz etmediği, buna göre sözleşmeyi haklı bir nedene dayalı olarak davalının sona erdirmediği ve davalı tarafça yapılan feshin haksız olduğu anlaşılmıştır. DAVACI VEKİLİNİN İSTİNAF SEBEPLERİ İNCELENDİĞİNDE; Davacı şirket tarafından davalı muhataba (bayi) Kadıköy ... Noterliğinden gönderilen 09.07.2014 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile; ''Muhatap tarafından Bayilik Anlaşmasının haksız ve hukuka aykırı olarak feshedildiği, Bayi ile arasında akdedilen Satış Yeri Çerçeve Protokolü ve eki niteliğindeki Bayilik Anlaşmasına göre Anlaşma süresinin 5 yıl olduğu, Bayinin Süreden önce Anlaşmanın feshi halinde Protokol ve anlaşmadan doğan borçlar ile 100.000 USD cezai çartın ödeneceğinin Bayi tarafından Kabul edildiği, fazlaya dair her türlü talep ve dava ve maddi/manevi tazminat hakkı saklı kalmak üzere İhtarnamenin tebliğine müteakip 7 gün içinde Bayilik Anlaşmasının haksız feshi nedeniyle 100.000 USD Cezai şartın ödeme günündeki TCMB satış kuru karşılığı ile Bayilik anlaşmasının sona ermiş olması nedeniyle 1247.50 TL cari hesap bakiye borcun ödenmesi, Fesih tarihinden Anlaşmanın sona ereceği tarihe kadarki dönem için mahrum kaldığı kar karşılığı tazminat olan 450.000 TL.'nin ödenmesinin'', ihtar edildiği, söz konusu ihtarnamenin 16.07.2014 tarihinde davalıya tebliğ edilmiş olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında akdedilen ... A.Ş. Bayilik Anlaşması'nın 17. Maddesinde;''....Bayi'nin iş bu anlaşma ve eklerini süresinden önce feshetmesi veya fesih sonucu doğuracak şekilde hareket etmesi halinde Bayi, cezai şart olarak ödeme gününde uygulanmakta olan Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak 100.000,00 USD karşılığı Türk Lirası karşılığı olarak ödeyeceği, ...'nin iş bu anlaşmanın diğer hükümlerinde yer alan cezai şart ve tazminat hakları saklı tutulduğu ve Bayi'nin, iş bu madde de yazılı cezai şartın ...'nin fesih sebebiyle uğradığı/uğrayacağı zararlardan mahsup edilmeyeceğini kabul ettiği, '' düzenlenmiş olup bu düzenlemeler uyarınca sözleşmenin davalı tarafından haksız feshi halinde, davalı cezai şart yanında, sözleşmenin vaktinden önce sona ermesi nedeniyle davacının kâr mahrumiyetini tazmin etmeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Bayiinin sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin feshine sebebiyet vermesi halinde yukarıda yazılı sözleşme maddelerinde belirtildiği üzere sözleşmede yer alan yükümlülükten (mahrum kalınan kar karşılığı tazminat) ayrı olarak cezai şart da talep edilebileceği açıkça hükme bağlanmıştır. Bu durumda davalının sözleşmeyi fesihte haksız olduğu tesbit edildiğinden haksız fesih sebebiyle davacının kar mahrumiyetinden ayrı olarak cezai şart da istenebileceği anlaşılmıştır. ( Yargıtay HGK'nın 2016/19-496 esas 2016/574 karar sayılı ilamı da benzer mahiyettedir.) Kâr mahrumiyeti süresinin hesabında, öncelikle davacının dava konusu taşınmaz için yeni bir bayilik sözleşmesi yapıp yapmadığı ve yeni bir istasyon kurup kurmadığı tespit edilmeli, yeni bir bayilik ilişkisi kurulmamış ise kâr mahrumiyeti süresinin, fesihten sözleşmenin sonuna kadar olan bölüm için değil, davacının aynı bölgede benzer bir bayilik kurabilmesi için gerekli makûl süre belirlenerek ve brüt kâr değil net kâr dikkate alınarak hesaplanması gerekir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 11.04.2019 tarihli 2018/2661 E., 2019/2508 K. sayılı ve 15.12.2015 tarihli 2015/3689 E., 2015/16904 K. Sayılı kararı ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/4195 Esas - 2022/64 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.) Somut olayda, sektörel bilirkişinin de yer aldığı bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonucu düzenlenen ek raporda, mahrum kalınan kâr alacağına ilişkin olarak, hem sözleşme süresinin sonuna kadar mahrum kalınan kâr, hem de davacının aynı bölgede benzer bir bayilik kurabilmesi için gerekli makûl süre 3 ay olarak tespit edilip 3 ay için mahrum kalınan kâr hesaplanmıştır. Dava konusu istasyonun bulunduğu bölge dikkate alındığında davacının objektif kriterlere göre belirlenen bu 3 aylık süre içinde yeni bir bayilik kurabileceği açık olup, bilirkişi ek raporunda davacının 3 aylık makul süre hesabı ile kar kaybının 21.825,72TL olarak hesaplandığı, davacının dava dilekçesi ile 10.000,00 TL. Kar kaybı talep ettiği gözetildiğinde, ilk derece mahkemesince mahrum kalınan kâr kaybı alacağına yönelik hüküm ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davalı vekili 07/10/2019 tarihli dilekçe ile, sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesi nedeniyle davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise hukuki ve taktiri tenzili gereken tüm hususların kabul edilerek davalı şirket hakkında uygulanmasını talep ettiği ve ahlaka aykırı durumun varlığı halinde mahkemece bu durumun resen gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 19. HD 2016/6702 Esas 2016/16086 Karar 21/12/2016 tarihli karar içeriğinde de işaret edildiği üzere; dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 22. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz borçlu, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez ise de bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her (cezaî şart), ahlâk ve adaba aykırıdır. Kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebep olabilecek tarzda yüksek olduğunun saptanması halinde bu durum ahlâk ve adaba aykırı olduğundan mahkemece cezai şarttan uygun bir indirim yapılabileceği Yargıtay'ca kabul edilmektedir. Bu şekilde bir indirime gidilebilmesi için borçlunun ekonomik durumunun, ticari defterlerinin, bilançosunun konusunda uzman bir bilirkişiye incelettirilerek ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması ve bu inceleme çerçevesinde indirime gerek bulunduğunun saptanması halinde somut olayın özelliği de gözetilerek makul düzeyde bir indirime gidilmesi gerekmektedir. Mahkemece, bu tespitler doğrultusunda bilirkişi heyetinden rapor alındığı, 18/09/2019 tarihli bilirki heyet raporunda; Davalı şirket, davacı ile olan Akaryakıt bayilik Sözleşmesinin feshi sonrasında Ticari faaliyetinde de gerileme yaşadığı ve 2014 yılından sonra gayri faal bir durumda olduğu 2015 ve sonrası yıllarda Ciro yapmadığı ve faaliyetini zararla kapattığı sunulan Bilançolarından tespit edildiğini, şirket kayıtlı ve tamamı ödenmiş sermayesinin 5.400.000 TL olduğu, Sermayenin son yıllarda %35'e yakının kaybettiği, diğer bir anlatımla ödenmiş sermayenin yaklaşık % 65'inin halen korunduğu ve Borca batık olmadığı, ancak, Şirket aktiflerindeki alacakların donuk olduğu ve süreklilik arz etmesi nedeniyle de tahsil imkânının zayıf olduğunun değerlendirilmesinin isabetsiz olmayacağı, şirketin faaliyette olmaması nedeniyle nakit girişinin olmadığı, işbu nedenle de borç ödeme gücü yeterliliğinin zayıf olduğu, ceza-i şartın davalıyı iktisaden mahvedeceği belirtilmiş olup mahkemece bu değerlendirmeye göre talep edilen cezai şart alacağından %95 oranında indirim yapılarak ceza-i şarta hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. DAVALI VEKİLİNİN İSTİNAF SEBEPLERİ İNCELENDİĞİNDE, Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haklı nedenle feshedilmediğine yönelik mahkemenin kabul ve gerekçesi dosya kapsamına,usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. HMK 282 maddesindeki "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir," yasal düzenlemeleri de gözetildiğinde; Davacı vekili ve davalı vekili tarafından mahkemenin kabulüne yönelik ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verilen beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi heyet raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddialar değerlendirilmiştir.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre taraf vekillerinin mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 1.517,27-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 379,32-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.137,95-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.