İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/86 E. 2023/971 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/86
Karar No
2023/971
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/86 KARAR NO : 2023/971 DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 27/01/2023 KARAR TARİHİ : 26/10/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekilinin Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 27/01/2023 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı şirkette %25 pay sahibi olduğunu, davalı şirketin ... ve ... tarafından yönetildiğini, müvekkilinin davalı şirketin yönetime alınmadığını, şirketin mali durumu ile ilgili bilgi verilmediğini, genel kurulun süresinde toplanmadığını, müvekkilinin şirketin diğer ortakları ile davalı olduğunu, müvekkilinin şirket kasasına konulmak üzere verdiği paraların şirket kasasına konulmadığını, paraları geri alamadığını, ... aleyhine B.çekmece ... Asliye Hukuk Mahkemesinde ... E. Sayılı dosyası ile alacak davası açıldığını, aynı mahkemede diğer ortak ... aleyhine ... E. sayılı dosya ile alacak davası açıldığını, davalı şirketin feshi için Mahkeme başvurmaktan başka çare kalmadığını, neticede; davalı şirketin feshine karar verilmesine, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde müvekkilinin gerçek payının hesaplanarak müvekkilinin ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili tarafından mahkememize sunulan 02/11/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davalı müvekkil şirketin 25/10/2021 tarihinde davacı ve dava dışı ortaklar .... ve dava dışı ... tarafından kurulduğunu, şirketin 500.000,00 TL sermayesi olduğunu, 175.000,00 TL’sinin dava dışı ortak ... adına, 200.000,00 TL’sinin dava dışı ortak ... adına ve 125.000,00 TL’nin ise davacı adına kayıtlı olduğunu, davacının şirketin kuruluş aşamasında şirket ortaklığı yanında şirket müdürü olarak da tayin edilerek şirketin tüm iş ve işlemlerinde yetkili kılındığını, şirketin kurulmasının üzerinden belirli bir süre geçmesine rağmen sermaye borcunu ödemeyen davacı tarafın şirket müdürü olmasına rağmen şirketin işleyişine yardımcı olmadığını, dava dışı şirket ortaklarının Türkiye'ye gelme davetlerini kabul etmeyip sürekli İran'da bulunduğunu ve müvekkil şirketin giderlerine de hiçbir şekilde katkı ve yardım sağlamadığını, davacının yatırmakla yükümlü olduğu 125.000,00 TL sermayenin şirketin zor durumda kalmaması için dava dışı ortak .... tarafından yatırıldığını, ne sermaye borcunu ödeyen ne de şirketin herhangi bir giderine/borcuna katkı sağlayan davacı tarafa, artık sermaye borcunu ödemesi gerektiği, hissesi oranında şirket giderlerine katılması gerektiği ve müdür olması nedeniyle şirketin işleyişine de yardımcı olması gerektiğinin bildirildiğini, bunun üzerine davacı tarafın şirket müdürlüğünden istifa etmek istediğini, şirket hissesini devretmek istediğini ve kendisinin İran'da yaşadığını Türkiye'ye gelmek istemediğini beyan ettiğini, daha sonrasında müvekkili şirket merkezinde 03/08/2022 tarihinde tüm şirket ortakları ve 3 şahit huzurunda toplantı yapıldığını ve 03/08/2022 tarih ve ... no.lu “Anlaşma Bildirgesi” nin şirket ortakları ve şahitler huzurunda imzalandığını, alınan kararlar uyarınca davacı tarafın 03/08/2022 tarihi itibariyle şirket borçları için 685.935,75 TL ödeme yapacağını kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, ancak metnin imzalanmasından sonra davacı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, dava dışı ortaklar ... ile ayrıca müvekkil şirket tarafından, davacıya 03/08/2022 tarihinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği miktarı müvekkil şirkete ödemesi gerektiği söylendiğinde ise davacı borcunu hiçbir şekilde ödemeyeceğini ve buna ilişkin her türlü işlemi yapacağını beyan ettiğini, bunun üzerine davacı taraf aleyhine müvekkil şirket tarafından Büyükçekmece .... İcra Dairesinin ... E. sayılı dosyası (celbini talep ederiz.) ile icra takibi başlatıldığını, işbu davanın açılmasının tek sebebinin davacının kötü niyetli hareket ederek gerek şirkete ödemeyi taahhüt ettiği gerekse davacının dava dışı ortaklar ... ile ...'dan aldığı borçları geri ödemekten kaçınma çabası olduğunu, davacı tarafın müdürlük görevinden istifasının müvekkil şirket merkezinde yapılan toplantı sonrasında alınan 01/06/2022 tarihli ve 03 no.lu karar uyarınca kabul edildiğini, Davacı tarafın, öncelikle TTK m.636/2 uyarınca davalı müvekkil şirketin feshini, aksi halde ise TTK m.636/3 uyarınca şirketten çıkartılmasını talep ettiğini, müvekkili şirket nezdinde kanunen gerekli tüm organlar mevcut olup genel kurulun da usule uygun şekilde toplandığını, davacı tarafın, belirtilen işbu toplantılara katılım sağladığını, ancak diğer toplantılara çeşitli bahaneler ileri sürerek ve İran'da olduğunu söyleyerek katılmadığını, davacının İran'da bulunması nedeniyle online şekilde toplantı yapılmak istendiğini ve davacının cep numarasına bildirildiğini, davacı tarafın, "... şirketi ile ilgili sorunları ve şüpheleri ortadan kaldırmak için ve hisse devri için tarih belirlemek amacı ile 17.06.2022 tarihi Cuma gün saat 10 da online olarak belirlene toplantıya katılma davetinizi kabul ederek Şirket tarafından bu toplantıya katılmaları için ... Sayın ... Sayın ... Sayın ... ve Sayın ...'YI davet etmenizi talep ederim. Teşekkürlerimle, ..." şeklinde cevap verdiğini, davacıya birçok kez gerek şirket toplantılarına katılması gerekse şirketteki yükümlülüklerini yerine getirmesi için bildirim yapıldığını, müvekkili şirket ortakları tarafından Büyükçekmece .... Noterliğinin 12/01/2023 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi(EK-4) gönderilerek, "davacının ödemeyi taahhüt ettiği bedelleri ödemesi gerektiği, sermaye bedelini ödemediği gibi şirketin herhangi bir giderine de katkı sağlamadığı, müdürlük görevinde bulunduğu sürede görevini gereği gibi yerine getirmeyip, şirketin kuruluş ve tescil tarihinden bu yana şirket toplantılarına bilinçli şekilde katılmadığı, şirketin faaliyetine olumlu hiçbir katkı sağlamadığı, şirketin kuruluşundan bu yana Türkiye dışında bulunması ve dava dışı şirket ortaklarının defalarca davacıyı Türkiye’ye dönme ve şirket ile ilgilenme ve toplantılara katılma teklif ve çabalarını reddettiği, davacının kusurlu davranışları ile şirketin işlerinin tamamen durma noktasına gelmesi ve şirketin sorumluluklarını ve yükümlülüklerini yerine getirememesine neden olması, şirketin borçlarını ödeyememesine ve şirketin ve diğer hissedarlar keşideci müvekkillerin zarara uğramasına neden olduğu, şirketin ve diğer ortakların zarara uğramasına yol açan davranışlarına ivedilikle son vermesi gerektiği" ihtaren bildirildiğini, ancak davacı tarafın sürekli İran'da olduğunu ve dönmek istemediğini beyan ettiğini, İşbu dosyada mübrez vergi dairesi müzekkerelerinde de görüleceği üzere müvekkili şirket tarafından verilmesi gereken tüm beyannameler ile vergisel yükümlülüklerin süresi içerisinde yerine getirildiğini, aynı zamanda Beylikdüzü İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 27/02/2023 tarihli müzekkere ekindeki tutanakta da müvekkil şirketin şirket adresinde faaliyette bulunduğunun tespit edildiğini, bu nedenle kanuni tüm yükümlülüklerini yerine getiren müvekkili şirket aleyhine açılan işbu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, TTK m. 636/3 uyarınca doktrinde de Yargıtay uygulamasına benzer şekilde limited ortaklıklarda ortakların ancak haklı sebebin varlığı halinde mahkemeden ortaklığın feshini isteyebileceği, diğer bir anlatımla limited ortaklığın feshine ilişkin böyle bir davanın açılabilmesi için temel şartın, haklı sebebin varlığı olduğu, haklı sebep gerçekleşmedikçe böyle bir fesih davası açılabilmesi ve sonuç alınabilmesine olanak bulunmadığının belirtildiğini, Ortaklıktan çıkmaya karar verilebilmesi için ortağın haklı sebebin gerçekleşmesi bakımından ya hiç kusurunun bulunmaması ya da daha az kusurlu olması gerektiğini, ortaklar arasında meydana gelen ve güveni sarsan olayların davacı ortağın eylemlerinden kaynaklanması halinde, kusurlu ortağın şirketin feshini ya da ortaklıktan çıkmayı istemesinin mümkün olmadığını, davacının açıkça tam kusurlu olduğunun sabit olduğunu, müvekkili şirketin kurulmasının üzerinden belirli bir süre geçmesine rağmen sermaye borcunu ödemediğini, belirli bir süre şirket müdürü olmasına rağmen şirketin işleyişine yardımcı olmadığını, dava dışı şirket ortaklarının Türkiye'ye gelme davetlerini kabul etmeyip sürekli İran'da bulunduğunu ve müvekkili şirketin giderlerine de hiçbir şekilde katkı sağlamadığını, davacı tarafın davalı şirketin dava dışı ortaklarına husumet beslediği sabit olup ayrıca davacının eşinin de dava dışı ortaklara karşı husumet beslediğini, daha önce davacı tarafın eşinin, şirket ortağı ...'ya karşı hakaret ve tehdit içeren ifadelerde bulunduğunu, bu nedenle ilgili ortak tarafından Büyükçekmece .... Noterliğinin 10/08/2022 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarname ile davacının eşinden işbu hakaret ve tehditlerini sona erdirmesi gerektiğinin ihtar edildiğini, Davacı tarafın, müvekkil şirketin dava dışı ortaklar ... ve ... tarafından yönetildiğini, davacının şirket yönetimine sokulmadığını, mali durumuna ilişkin bilgi verilmediğini ve genel kurulun süresinde toplanmadığını iddia etmişse de işbu hususların gerçek dışı olduğunu, davacının şirkete verilmek üzere dava dışı şirket ortaklarına elden para verdiğini ancak bunların şirkete aktarılmadığını ve buna ilişkin Büyükçekmece .... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... E. sayılı dosyası ile ...'ya, Büyükçekmece .... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... E. sayılı dosyası ile ...'ya karşı dava açtığını beyan ettiğini, davacının ilgili para iddiaları da gerçek dışı olup itiraz ettiklerini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla; işbu dosya içerisine alınan ilgili dava dosyaları incelendiğinde görüleceği üzere, davacının elden verdiğini iddia ettiği bir kısım dekontlardaki göndericiler davacıdan farklı kişiler olup, bir kısmında ise alıcı isimlerinin dava dışı şirket ortakları dahi olmadığını ve hiçbir dekont üzerinde açıklama dahi yazmadığını, Büyükçekmece .... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... E. sayılı dosyasında dava dışı ...'ya verdiğini iddia ettiği dekont bedelini, aynı dekonta dayanarak ... E. sayılı dosya ile ...'ya verdiğini iddia ettiğini, Neticede; davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, davalı şirketin fesih - tasfiyesi olmadığı taktirde davacının ortaklıktan çıkmasına izin verilmesi istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişiler Prof. Dr. ..., ...ve Dr. Öğr. Üyesi ... tarafından düzenlenen 08/08/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davalı Şirket’in feshi yerine (alternatif bir çözüm olarak) Davacı’nın ortaklıktan çıkarılmasının TTK m. 636/3 çerçevesinde duruma uygun düşen ve kabul edilebilir bir çözüm olduğu, ancak Davalı Şirket borca batık durumda olduğundan, Davacı ortağın herhangi bir ayrılma payı bulunmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Limited şirketin infisah sebeplerinin nelerden ibaret olduğu TTK.m.636 da sayılmış bulunmaktadır. Bu maddenin birinci bendine göre, ana sözleşme ile şirketin infisah sebeplerini önceden kararlaştırmak mümkündür. Ortaklar, kanunda gösterilen sebepler dışında diğer infisah sebeplerini serbest iradeleriyle tespit edip bunları şirket sözleşmesine dercededebilirler. Örneğin, ortaklardan birinin ölümü veya iflâsı yahut şirket müddetinin sona ermesi gibi sebepleri infisah sebebi olarak kabul edebilirler. Bunun yanı sıra TTK.m.636/3 de “Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir” hükmü getirilmiştir. Haklı sebebe sonuç bağlanan hallerden bir tanesi de ortaklık sözleşmelerinde ortaklığın feshi ve yine buna bağlı olarak ortaklıktan çıkma-çıkarma halleridir.TTK'nın 636/3'ncü maddesinde düzenlenen fesih davasının tamel şartı,haklı sebebin olmasıdır. Genel olarak söylenebilir ki, ilgili hükümlerde, haklı sebeple feshin yanında ortaklığın sona erme sebepleri şahsında doğan yahut feshi talep eden ortağın ortaklıktan çıkarılması kabul edildiği gibi (çıkarma), ortağın haklı sebeplerin mevcudiyeti halinde şirketten çıkmasına da (çıkma) müsaade edildiği görülmektedir (Kollektif şirket için TK. 245, 255/1, 257, anonim şirket için TK. 531, limited şirket için TK. 636/3, 638/2, 639/2 b, 640/3; ayrıntılı bilgi için bkz. Nuri ERDEM, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, İstanbul 2012, s. 5 vd). TTK.' da limited ortaklığın, ortaklardan birinin talebi üzerine ve haklı sebeplerden dolayı mahkeme kararıyla sona erebileceği düzenlenmiştir. Keza, haklı sebeplerin varlığı halinde ortak, Mahkeme kararı ile limited ortaklıktan çıkma hakkına sahiptir. TTK'nın 636/3'ncü maddesinde haklı sebepten bahsedilmesine rağmen,bu kavram tanımlanmamıştır.Bu nedenle belirsiz bir hukuki kavramla karşı karşıya bulunduğumuz söylenebilir.Her ne kadar limited ortaklığın feshi bakımından haklı sebep kavramı tanımlanmamışsa da,kollektif ortaklığın haklı sebeple feshini düzenleyen TTK'nın 245'nci maddesisinde hem haklı sebep kavramı tanımlanmış hem de örnekseme yoluyla hangi hallerin haklı sebep teşkil edeceği ifade edilmiştir.Bu düzenlemeye göre haklı sebep;ortaklığın kuruluşuna yol açan fiili ve kişisel sebeplerin ortaklığın işletme konusunu elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmasıdır.Ancak doktrinde,TTK'da ve ETT'da yer alan bu tanımın başarılı olmadığı ve yanlış yorumlamalara neden olabileceği ifade edilmektedir.Doktrinde birbirine benzer şekilde haklı sebep kavramı tanımlanmaktadır.Bu yazarlardan ...'na göre haklı sebep;hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde genel olarak denilebilir ki,ortaklığın devam etmesi,doğruluk ve güven kurallarına göre dava açan ortaktan beklenemiyorsa,haklı sebep gerçekleşmiştir.Elbette bu değerlendirmede davacı ortağın ortaklık ilişkisinin ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi hususundaki menfaatiyle ortaklık ilişkisinin aynen devam ettirilmesinde çıkarı olan kimselerin menfaatleri karşılaştırılmalı ve somut olayda hangi menfaat daha üstün geliyorsa ona göre karar verilmelidir.(Ydr....Dr.Ali Haydar Yıldırım,Limited Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi,Bursa 2013,s.126-127) Esasen haklı sebep, en geniş tarifiyle, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi, dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilecek hukuki olgudur.Haklı sebebin, genel manada, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilen hukuki olgular olarak ifade edildiği göz önünde bulundurulacak olursa; ortaklıklar hukukunda haklı sebep tanımı yapılırken "çekilmezlik" olgusunun, yukarıda da belirtildiği gibi, "paydaşları ortak olmaya yönelten nedenlerin ortaklık maksadının gerçekleşmesini imkânsız yahut aşırı miktarda güçleştirecek biçimde ortadan kalkması" olarak somutlaştırıldığı söylenebilir. (ERDEM, s. 23 vd.). Kanunda, sözü geçen maddede, haklı sebep örneklerine de yer verilmiştir. Bir ortağın "şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması, kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi, kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi" gibi haller maddede sayılan haklı sebep örnekleridir. Fakat bu sayılan haller, haklı sebep kavramının niteliği göz önünde bulundurulursa doğaldır ki sınırlayıcı değildir. Bu bakımdan somut uyuşmazlık kapsamındaki olguların yasada sayılanlara birebir ayniyetini aramamak gerekir. Genel anlamda ortakların davranışları limited ortaklığın faaliyetlerini önleyecek, zarara uğratacak yahut karşılıklı güveni sarsmış ve ortaklar artık bir arada olamayacaklar ve ortaklık faaliyetlerini sağlıklı şekilde yürütemeyecekler ise haklı sebeplerin varlığını kabul gerekir (Baştuğ, s. 47).Yine, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelen, ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesinin olanağının kalmaması gibi hallerde haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerekir.(Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin 07/12/2015 gün ve 2014/15623 esas,2015/11122 karar sayılı ilamı) Özellikle somut uyuşmazlıktaki gibi az ortaklı limited şirketlerde kişisel bağların ve birlikte çalışma niyeti afectio societatis' in sıkılığı göz önünde bulundurulursa kişisel sebeplerin de kimi zaman birer haklı sebep teşkil edebileceği anlaşılacaktır. Nitekim Yüksek Mahkemenin uygulamasında da pek çok çeşitli ve hatta kişisel sayılabilecek olgunun limited ortaklığın feshinde haklı sebep olarak yorumlandığı görülecektir. Örnek olarak, şirket mükellefiyetlerinin yerine getirilmemesi, rekabet yasağının ihlali, sadakat borcuna aykırı hareketler, şirket defterlerinin düzgün tutulmaması gibi ortaklığa ilişkin sebepler yanında diğer ortaklar ve yakınlarına rencide edici sözler söylemek, haksız fiilde bulunmak (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin, E. 1997/9084; K. 1997/8442, T. 21/11/1997 ) tutuklanma gibi sebeplerle ortaklık işlerinden uzak kalma ve boşanma (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin E. 2003/3080, K. 2003/9839, T. 27/10/2003 ) gibi kişisel sebeplerin de uygulamada haklı sebep olarak nitelendirildiği görülmüştür. Kişisel sebeplerin yanı sıra elbette nesnel sayılabilecek olgular da şirketin feshine yol açabilirler. Söz gelimi şirketin kar elde edemez hale gelmesi, uzun süredir gayrı faal olması da şirketin feshine sebebiyet verebilir. Limited ortaklık sürekli bir borç ilişkisidir. Ortağın ortaklıkla arasındaki hukuki bağ, sahip olduğu hak ve borçlar birlikte değerlendirildiğinde, sözleşmede çıkma hakkı tanınmadıkça ahde vefa ilkesi gereğince ortağın sebepsiz yere ortaklıktan ayrılması düşünülemez.Ancak sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde tarafl arın MK m. 2’deki dürüstlük kuralı gereğince, devamı kendisi için çekilmez hâle gelen bir ilişkiyi sürdürmesi beklenemeyeceğinden, haklı sebeplerin varlığı hâlinde bu ilişkiyi sona erdirmesi mümkündür. Limited ortaklıklarda, haklı bir sebebin gerçekleştiğini düşünen her ortak TTK m. 638/2 hükmüyle verilen imkândan yararlanarak haklı sebeple çıkma davası açabilir. Kanuni çıkma hakkı olarak da anılan haklı sebeple çıkma hakkı, sözleşmeyle çıkma hakkı tanınmış olsa dahi bâkidir. Nitekim haklı sebeple çıkma hakkı vazgeçilmez, mutlak bir haktır. Haklı sebep uygulamada bahsi çok geçen temel bir kavramdır. Özel hukukun birçok alanında ve özellikle ticaret hukukunda yaygın kullanımı olduğu söylenebilir. Ortaklıklar hukuku anlamında bazı tanımlara göz atıldığında, örneğin .... haklı sebebi, ortaklık ilişkisini çekilmez hale getiren ve dürüstlük kurallarına göre ortak açısından bu ilişkinin sürdürülmesinin kendisinden istenemeyeceği nedenler şeklinde ifade etmektedir. Limited ortağın çıkma gerekçeleri bağlamında bazı durumlara topluca işaret etmesi bakımından ifade edilecek olursa haklı sebep, ortak açısından ilişkinin objektif imkânsızlığına neden olan, ilişkinin sürdürülmesi imkânını ortadan kaldıran hâller şeklinde tanımlanabilir. Şirketler hukuku açısından Kanunda haklı sebebin tanımı genel hükümlerde veya limited şirketlere ilişkin hükümlerde yer almamaktadır. Sadece kollektif şirketlerin sona ermesi bölümünde TTK m.245’de haklı sebebin tanımı yapılarak numerus clausus olmayan haklı sebep hâlleri sayılmıştır. Bu maddeye göre haklı sebep: "şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkansız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olması" şeklinde tanımlanmış, bir ortağın yönetimde, hesaplarda şirkete ihanet etmesi, kendisine düşen asli görev ve borçları yerine getirmemesi, şirket unvanını veya mallarını şahsi çıkarları için kötüye kullanması, şirket işlerini yapamayacak duruma gelmesi gibi hâlleri haklı sebebe örnek olarak dört bent halinde sıralamıştır. Bu örneklerden de açıkça anlaşılacağı üzere haklı sebep herhangi bir ortakla ilgili olabileceği gibi ortaklar arasındaki münasebetlerde de kendisini gösterebilir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde genel olarak denilebilir ki,ortaklığın devam etmesi,doğruluk ve güven kurallarına göre dava açan ortaktan beklenemiyorsa,haklı sebep gerçekleşmiştir.Elbette bu değerlendirmede davacı ortağın ortaklık ilişkisinin ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi hususundaki menfaatiyle ortaklık ilişkisinin aynen devam ettirilmesinde çıkarı olan kimselerin menfaatleri karşılaştırılmalı ve somut olayda hangi menfaat daha üstün geliyorsa ona göre karar verilmelidir.(Ydr....Dr.Ali Haydar Yıldırım,Limited Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi,Bursa 2013,s.126-127) Esasen haklı sebep, en geniş tarifiyle, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi, dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilecek hukuki olgudur.Haklı sebebin, genel manada, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilen hukuki olgular olarak ifade edildiği göz önünde bulundurulacak olursa; ortaklıklar hukukunda haklı sebep tanımı yapılırken "çekilmezlik" olgusunun, yukarıda da belirtildiği gibi, "paydaşları ortak olmaya yönelten nedenlerin ortaklık maksadının gerçekleşmesini imkânsız yahut aşırı miktarda güçleştirecek biçimde ortadan kalkması" olarak somutlaştırıldığı söylenebilir. (ERDEM, s. 23 vd.). Genel anlamda ortakların davranışları limited ortaklığın faaliyetlerini önleyecek, zarara uğratacak yahut karşılıklı güveni sarsmış ve ortaklar artık bir arada olamayacaklar ve ortaklık faaliyetlerini sağlıklı şekilde yürütemeyecekler ise haklı sebeplerin varlığını kabul gerekir (Baştuğ, s. 47).Yine, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelen, ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesinin olanağının kalmaması gibi hallerde haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerekir.(Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin 07/12/2015 gün ve 2014/15623 esas,2015/11122 karar sayılı ilamı) Özellikle somut uyuşmazlıktaki gibi az ortaklı limited şirketlerde kişisel bağların ve birlikte çalışma niyeti afectio societatis' in sıkılığı göz önünde bulundurulursa kişisel sebeplerin de kimi zaman birer haklı sebep teşkil edebileceği anlaşılacaktır. Nitekim Yüksek Mahkemenin uygulamasında da pek çok çeşitli ve hatta kişisel sayılabilecek olgunun limited ortaklığın feshinde haklı sebep olarak yorumlandığı görülecektir. Örnek olarak, şirket mükellefiyetlerinin yerine getirilmemesi, rekabet yasağının ihlali, sadakat borcuna aykırı hareketler, şirket defterlerinin düzgün tutulmaması gibi ortaklığa ilişkin sebepler yanında diğer ortaklar ve yakınlarına rencide edici sözler söylemek, haksız fiilde bulunmak (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin, E. 1997/9084; K. 1997/8442, T. 21/11/1997 ) tutuklanma gibi sebeplerle ortaklık işlerinden uzak kalma ve boşanma (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin E. 2003/3080, K. 2003/9839, T. 27/10/2003 ) gibi kişisel sebeplerin de uygulamada haklı sebep olarak nitelendirildiği görülmüştür. Haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğini takdir yetkisi ise hâkime aittir. Şüphesiz hâkim söz konusu sebebin haklı olup olmadığını takdir ederken ilgili limited şirketin yapısını da göz önünde bulunduracaktır. Şöyle ki limited şirketler TTK m. 124 hükmünde açıkça sermaye şirketleri arasında sayılmış olmakla birlikte, anonim şirketlere kıyasla şahıs ortaklığı özellikleri gösteren nitelikleri de mevcuttur. Pay devrinin imzaları noter onaylı sözleşme mecburiyetiyle zorlaştırılmış olması, yan edim yükümlülükleri getirme imkânı,çıkma ve çıkarılma kurumlarının düzenlenmiş olması gibi hükümler limited şirketin bu yönünü göstermektedir. Dolayısıyla çok ortaklı, tüm ortakların şirket işleriyle bizzat ilgilenmeyip daha ziyade anonim şirketlerde olduğu gibi kişiliklerinin ön plana çıkmadığı, yaptığı yatırımın değerlenmesine önem verdiği “kapitalist karakterli” limited şirketlerde, ortakların şahıslarında meydana gelen sebepler her zaman haklı sebep sayılamayabilir. Bu hâlde ortaklar, ortaklık ilişkilerinden kaynaklanan, yani objektif nedenlerden dolayı haklı sebebe dayanarak çıkma haklarını kullanabileceklerdir. Ortaklığın sürekli zarar etmesi, uzun yıllar boyunca kâr dağıtılmaması, şirketin atıl durumda olması, ortakların birbirlerine duydukları güven ortamının kaybolması,amacın gerçekleşmesinde hukuki veya ekonomik imkânsızlıkların doğması şeklinde doktrinde birçok husus örnek olarak sayılmıştır.(Yrd....Dr.Bünyamin Gürpınar,Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 2,http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/20_2_4.pdf,Erişim Tarihi: 25/11/2017) Kişisel sebepler, pay sahiplerinin maddi haklarının ihlâl edilmesinden bağımsız olarak ortaklığın haklı sebeple feshine gerekçe teşkil edecek ise, bu sebeplerin, ortaklığın devamına ve pay sahiplerinin bundan sonra birlikte çalışmasına engel teşkil edecek ağırlıkta olmalarını aramak gerekir. Bu da ancak pay sahiplerinin kişiliklerinin önemli olduğu şahıs şirketi benzeri aile şirketlerinde yahut az ortaklı küçük limiteti ortaklıklarda söz konusu olabilir (Erdem, s. 154-155). Davacı vekili dava dilekçesinde,davalı şirketin diğer ortaklarınının müvekkili tarafından verilen paranın şirket kasasına girmediğinden bahisle çeşitli davalar açıldığını belirtmiş ilgili dosyaların bir örneği dosya içine konulmuştur..Davacı tarafından bu davaları açtığı dikkate alındığında; davacının ,diğer ortakları,şirketi zarara uğratmakla ve şirket için alınan paraların şirkete verilmediği yönündeki davalarla davalı şirketin diğer ortaklarını suçladığı görülmektedir. Bütün bu iddia ve suçlamalar, ortaklık ilişkisinin sürdürülmesinin ortaklardan beklenmeyecek derecede ortaklar arasında kişisel husumet oluştuğunu göstermektedir. Oluşan bu husumet nedeniyle, davacının ortaklıktan çıkma talebi haklı olmaktadır. Davacının, haklı nedenle şirketin feshi , bu talebin kabul edilmemesi halinde, haklı sebeple ortaklıktan çıkarılmasını talep ettiği görülmektedir. Davacı tarafından ileri sürülen hususların şirketin feshi için yeterli haklı sebep olarak görülmesine imkân bulunmamaktadır.Bu nedenle davacının asli talebi olan şirketin feshi talebinin reddine karar verilmelidir.Ancak davacı tarafından ileri sürülen ortaklar arasındaki husumet hâli ve şirketin borca batık olması sebebiyle kâr dağıtamaması hali davacının şirket ortaklığından ayrılması için haklı sebep teşkil etmektedir. Yine, açıklandığı üzere, ortaklık ilişkisinin sürdürülmesinin ortaklardan beklenmeyecek derecede ortaklar arasında kişisel husumet oluşması nedeniyle, somut olay açısından “ortaklıktan çıkarma haricinde duruma uygun düşen başka çözüm yolu ” da görünmemektedir. Çıkma durumunda sözkonusu olabilen payın gerçek değeri; payın, ortaklığın öz varlıkları, kârlılık durumu, dağıtılan kâr payları ve sermaye yapısı gibi çeşitli unsurların dikkate alınarak hesaplandığı değerdir. Kanunda sözü edilen, ortaklıktan çıkarılan pay sahibine ödenecek miktarın payın hesaplanacak gerçek değere göre hesap edilerek ödenmesi, esasen payın değerinin hesap edilmesinde geçerli olan ilkelerden bir tanesidir, ifade edildiği üzere payın gerçek değerine göre hesaplama yapılması, yine öğretide ittifakla kabul edildiği üzere ortaklığın aktif ve pasiflerinin bilanço ve defter üzerindeki değerinden tamamen farklıdır. Gerçek değer yanında, defter üzerindeki değer (defter değeri), payın borsa değeri, işleyen teşebbüs değeri yahut tasfiye değerine göre hesaplama gibi farklı yöntemler de mevcuttur. Gerçek değer, aslen, bir işletme için ticari hayatta üçüncü bir kişinin ödemeyi göze alabileceği değerdir (Erdem, s. 274-276). Ayrılma payının şirket öz varlığının hüküm tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplanması da gerekir. Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Davacının ileri sürdüğü fesih sebeplerinin davalı şirketin ,ekonomik faaliyetini sürdürmesi ve yaşayan bir şirket olması gözönüne alındığında haklı sebep olarak değerlendirilmemekle birlikte terditli talebi olan ortaklıktan çıkma için haklı sebep olarak değerlendirildiğinden davacının terditli talebinin kabulü ile davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesine,davacının ayrılma payının esas sermaye payının gerçek değerine uygun olarak belirlenmesi gerektiği, bu değerin "bilanço değeri"nden az olamayacağı,ayrılma payı belirlenirken ayrıca şirket öz varlığının hüküm tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplanması gerektiği,davalı şirketin rayiç değerli özkaynakları bilirkişi kurulu tarafından (-) 1.312.722,82.-TL olarak hesaplandığından ve davalı şirketin aktifleri pasiflerini karşılamadığından, dağıtılabilecek bir ayrılma akçesinin bulunmadığı anlaşıldığından davacıya çıkma payı verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davacının ,davalı şirketin feshine ilişkin davasının REDDİNE ancak terditli talebi olan ortaklıktan çıkma davası yönünden KABULÜ İLE; davacı ...'nın İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde ... sicil numarası ile kayıtlı davalı ...'nden TTK'nın 636/3. Maddesi uyarınca haklı nedenle çıkmasına İZİN VERİLMESİNE , 2-Davalı şirketin borca batık olduğu anlaşıldığından davacıya çıkma payı verilmesine YER OLMADIĞINA , 4-Alınması gerekli 269,85 TL karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 89,95 harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 5-Davacı tarafından ödenen 179,90 TL Başvurma Harcı ile 179,90 TL Peşin Harç ile 25,60 TL Vekalet harcının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafından yapılan 11 adet tebligat+posta ücreti 186,00 TL , bir bilirkişi inceleme ücreti 12.000,00 TL olmak üzere toplam 12.186,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 7-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 9-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 550,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 26/10/2023 Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪

Atıf: Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/86, K. 2023/971, T. 26.10.2023, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-3-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-86-e-2023-971-k-a94a662af0d2