Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2018/9671, 30.09.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2018/9671
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ESEN ŞAHİN VE SERHAT AVŞAR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/9671)

Karar Tarihi: 30/9/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

açılan davanın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı dolayısıyla

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 5/3/2018 ve 13/3/2018 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2018/13298 numaralı başvuru dosyasının hukuki ve fiilî

irtibat nedeniyle 2018/9671 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine,

incelemenin 2018/9671 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın

kapatılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular Esen Şahin ve Serhat Avşar sırasıyla

Sancaktepe ve Büyükçekmece Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma

Vakıflarında (Vakıf) hizmet akdine dayalı olarak çalışmaktadır.

10. Başvurucular, kamu personeli olduklarını ileri

sürerek 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde

Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık

çalışma süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediye

alacağının ödenmesi amacıyla Vakıflar aleyhine ayrı ayrı dava açmışlardır.

11. İstanbul 7. İş Mahkemesi 21/2/2017 tarihli kararla

başvurucu Esen Şahin'in davasının kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararda;

davacının davalı Vakfa bağlı olarak 11/10/2013-1/1/2015 tarihleri arasında

çalıştığı, davalı Vakfın kamu kurumu niteliğinde olduğu, 6772 sayılı Kanun

kapsamında bulunan kurumlarda çalışanlara her yıl için ilave tediye ödemesi

yapılacağı açıklanmıştır.

12. Davalı, istinaf yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge

Adliye Mahkemesi (İstanbul BAM) 27. Hukuk Dairesi 5/10/2017 tarihli kararla

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun (Yargıtay İBK) 9/6/2017

tarihli kararına göre Vakfın 6772 sayılı Kanun gereğince kamu kurumu

niteliğinde olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararını ortadan

kaldırmış ve davanın reddine karar vermiştir. Karar, temyiz yolu açık olarak

verilmiştir.

13. Başvurucu, temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 9.

Hukuk Dairesi 16/1/2018 tarihli kararıyla temyiz istemini reddetmiştir.

Kararında, temyize konu edilen ilave tediye alacağının miktarının kesinlik

sınırı kapsamında kalması nedeniyle davanın İstanbul BAM kararı ile

kesinleşeceğini ifade etmiştir.

14. Bakırköy 15. İş Mahkemesi de yapmış olduğu yargılama sonunda

19/1/2017 tarihli kararla başvurucu Serhat Avşar'ın açtığı davanın kabulüne

karar vermiştir. Gerekçeli kararda; davacının davalı Vakfa bağlı olarak

2/12/2009-31/7/2011 tarihleri arasında çalıştığı, davalı Vakfın kamu kurumu

niteliğinde olduğu, 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlarda çalışanlara

her yıl için ilave tediye ödemesi yapılacağı belirtilmiştir.

15. Davalı, hükme karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

İstanbul BAM 27. Hukuk Dairesi 12/10/2017 tarihli kararla Yargıtay İBK 9/6/2017

tarihli kararına göre Vakfın 6772 sayılı Kanun gereğince kamu kurumu

niteliğinde olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararını ortadan

kaldırmış ve davanın reddine karar vermiştir. Karar, temyiz yolu açık olarak

verilmiştir.

16. Başvurucu, temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 9.

Hukuk Dairesi 16/1/2018 tarihli kararıyla temyiz istemini reddetmiştir.

Kararında, temyize konu edilen ilave tediye alacağının miktarının kesinlik

sınırı kapsamında kalması nedeniyle davanın İstanbul BAM kararı ile

kesinleşeceğini ifade etmiştir.

17. Başvurucular 5/3/2018 ve 13/3/2018 tarihlerinde

bireysel başvurularda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

18. İlgili hukuk için bkz. Yasemin Bodur, B. No:

2017/29896, 25/12/2018, §§ 14-32.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 30/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

20. Başvurucular, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin benzer

davalarda ilave tediye ödenmesi gerektiği yönünde kararlar verdiğini

belirtmiştir. Başvurucular, İstanbul BAM 24., 25., 28. ve 31. Hukuk

Dairelerinin ilave tediye alacaklarının ödenmesi yönünde karar verirken

İstanbul BAM 27. Hukuk Dairesinin Vakfın kamu kurumu olmadığı gerekçesiyle

taleplerinin reddine karar verdiğini ve içtihat farkı nedeniyle yargıya olan

güvenlerinin zedelendiğini belirterek adil yargılanma hakları ile mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddialarının özünün adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu

ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

23. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce Yasemin

Bodur (aynı kararda bkz. §§ 35-45) kararında ortaya konulmuştur. Anılan

kararda Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevinin hukuk

kurallarının birden fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve

öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmek olduğu belirtilmiştir.

Bu noktada derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan

içtihat farkının süregelen bir hâl aldığı durumlarda uygulamadaki

tutarsızlıkları ortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret

edilmiştir. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği devletin aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlü olduğu ifade

edilmiştir.

24. Aynı kararda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ve sonradan bu

görev verilen (kapatılan) Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin Vakıf çalışanlarının

kamu işçisi olduğu ve şartları uygunsa idare tarafından ödenmesine karar

verilen ilave tediye alacağından yararlanacaklarına dair kararlar verdiği

belirtilmiştir. Buna karşılık olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin anılan

Vakıfların özel hukuk tüzel kişisi statüsüne sahip olduğunu ve dolayısıyla kamu

personeli sıfatı bulunmayan çalışanlarının ilave tediyeden yararlanmayacağını

istikrarlı olarak hüküm altına aldığı ifade edilmiştir. Yargıtay daireleri

arasındaki derin ve süregelen içtihat farkının faaliyete giren istinaf

mahkemesi niteliğindeki BAM daireleri arasında da sürdürüldüğü saptanmıştır (Yasemin

Bodur, §§ 48, 50).

25. Anılan kararda sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı

çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda

süregelen içtihat farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış

olduğu, bu durumun davaların somut özelliğinden kaynaklanmadığı, bunun ortadan

kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli bir

mekanizma işletilmemesi nedenleriyle varılan sonucun başvurucu için öngörülemez

olduğu ve yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır (Yasemin

Bodur, § 52).

26. Diğer taraftan, başvurucunun hizmet akdi ile

çalıştığı Vakfın niteliğini de ele alan Yargıtay İBK'ya rağmen Yargıtay

daireleri, söz konusu kararın vakıfların niteliğini belirlemekle birlikte

çalışanların statüsüne ilişkin bir tespit içermediği görüşünden hareketle önceki

görüşleri doğrultusunda kararlar vermeye devam etmiştir (Yasemin Bodur. §§ 20,

23).

27. Somut başvurunun da aynı hususa ilişkin olması ve Yasemin

Bodur kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmaması nedeniyle

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

29. Başvurucular; ihlalin tespiti ile maddi ve manevi

tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

30. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

31. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

32. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, §

57).

33. Anayasa Mahkemesince Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut olaylarda

ihlalin aynı hukuki nedene dayalı olarak benzer konumdaki kişiler tarafından

açılan davalarda aradan geçen uzun zamana rağmen Yargıtay daireleri arasındaki

görüş farkının ortadan kaldırılıp uygulama birliğinin sağlanmamasından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ihlal, başvurucuların aynı

anda iki farklı yorumu yürürlükte bulunan ve bu nedenle belirlilik kriterini

taşımayan bir hukuk kuralına tabi tutulmasından kaynaklanmaktadır.

34. Anayasa Mahkemesince yapılan ihlal tespitinin derece

mahkemesi kararının sonucuna yönelik olmadığının ve derece mahkemesince varılan

sonuçtan bağımsız olduğunun altı çizilmelidir. Hâl böyle olunca ihlalin

giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

Aksi durum yani ihlalin giderim şekli olarak yargılamanın yenilenmesine

hükmedilmesi, bu yorumlardan birine üstünlük tanınarak taraflardan bir lehine

tercihte bulunulması anlamına gelebilecektir. Bu da var olan ihlali

gidermeyeceği gibi derece mahkemesinde görülen uyuşmazlığın diğer tarafı

aleyhine yeni ihlallerin doğmasına yol açabilecektir. Dolayısıyla somut olayda

yargılamanın yenilenmesi ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir

yol olarak kabul edilemeyeceğinden başvurucular lehine uygun bir tazminata

hükmedilmesi yeterli bir giderimi sağlayacaktır.

35. Bu itibarla adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara net 10.000 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

36. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvuruya konu olayda böyle bir illiyet

bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

37. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin

başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 10.000 TL manevi tazminatın AYRI

AYRI ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 294,70 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin başvuruculara AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Anadolu 7.

İş Mahkemesi (E.2016/654) ile Bakırköy 15. İş Mahkemesine (E.2016/539)

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 30/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucular

:

1. Serhat AVŞAR

Vekili

:

Av. Nuri Ayhan USTA

2. Esen ŞAHİN

Vekili

:

Av. Ali KARACA

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2018/9671, T. 30.09.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2018-9671-basvuru-30-09-2020-0c1be284bd97