Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2018/30585, 30.09.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2018/30585
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ABDURRAHMAN AYKURT VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/30585)

Karar Tarihi: 30/9/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurular, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

açılan davanın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı dolayısıyla

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 5/10/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2018/30845, 2018/30917, 2018/30952 numaralı başvuru

dosyalarının konu bakımından irtibatları nedeniyle 2018/30585 numaralı başvuru

dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2018/30585 numaralı dosya üzerinden

yürütülmesine ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Suruç Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma

Vakfında (Vakıf) hizmet akdine dayalı olarak çalışmaktadır.

10. Başvurucular, kamu personeli olduklarını ileri

sürerek 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde

Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık

çalışma süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediye

alacağının ödenmesi amacıyla Vakıf aleyhine ayrı ayrı dava açmışlardır.

11. Suruç Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme), iş mahkemesi

sıfatıyla yapmış olduğu yargılama sonunda 26/5/2016 tarihli kararlarla

başvurucuların davalarının kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararlarda;

davacıların davalı Vakfa bağlı olarak muhtelif tarihlerden itibaren çalışmaya

başladıkları, davalı Vakfın kamu kurumu niteliğinde olduğu, 6772 sayılı Kanun

kapsamında bulunan kurumlarda çalışanlara her yıl için ilave tediye ödeme

yapılacağı açıklanmıştır.

12. Davalı, temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 22.

Hukuk Dairesinin (Daire) 12/10/2017 tarihli kararlarıyla Mahkemenin kararları

bozulmuştur. Daire, kararlarında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel

Kurulunun 9/6/2017 tarihli kararına göre Vakfın 6772 sayılı Kanun gereğince

kamu kurumu niteliğinde olmadığını belirtmiştir.

13. Mahkeme 31/1/2018 tarihli kararlarla bozma kararına

uyarak davaları reddetmiştir.

14. Başvurucular, temyiz yoluna başvurmuştur. Daire

11/7/2018 tarihli kararlarıyla başvurucuların temyiz taleplerini reddetmiştir.

15. Başvurucular 5/10/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

16. İlgili hukuk için bkz. Yasemin Bodur, B. No:

2017/29896, 25/12/2018, §§ 14-32.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 30/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

18. Başvurucular; benzer uyuşmazlıkların farklı şekilde

sonuçlanmasının daha önce bu uyuşmazlıkların temyiz incelemesini yapan Yargıtay

daireleri arasındaki görüş ayrılığından kaynaklandığını, bu bağlamda Yargıtayın

7. ve 9. Hukuk Dairelerinin kendileri ile aynı statüde bulunan kişileri kamu

işçisi olarak kabul edip ilave tediye alacağına hak kazandıkları yönündeki

kararlarına rağmen Dairenin bu kişileri kamu işçisi olarak kabul etmemesi

nedeniyle ilave tediye alacağı isteklerinin reddine karar verdiğini

belirtmiştir. Başvurucular, aynı statüdeki işçiler için açılan davalarda ilave

tediye alacaklarının ödenmesi yönünde karar verilirken daha sonra Vakfın kamu kurumu

olmadığı gerekçesiyle taleplerinin reddine karar verildiğini belirterek adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların farklı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının özünün adil yargılanma

hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin

olduğu ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

21. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce Yasemin

Bodur (aynı kararda bkz. §§ 35-45) kararında ortaya konmuştur. Anılan

kararda Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevinin hukuk

kurallarının birden fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve

öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmek olduğu belirtilmiştir.

Bu noktada derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan

içtihat farkının süregelen bir hâl aldığı durumlarda uygulamadaki

tutarsızlıkları ortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret

edilmiştir. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği devletin aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlü olduğu ifade

edilmiştir.

22. Aynı kararda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ve sonradan

bu görev verilen (kapatılan) Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin anılan vakıf

çalışanlarının kamu işçisi olduğunave şartları uygunsa ilave tediye alacağından

yararlanacaklarına dair kararlar verdiği belirtilmiştir. Buna karşılık olarak

Dairenin anılan vakıfların özel hukuk tüzel kişisi statüsüne sahip olduğunu ve

dolayısıyla kamu personeli sıfatı bulunmayan çalışanlarının ilave tediyeden yararlanmayacağını

istikrarlı olarak hüküm altına aldığı ifade edilmiştir. Yargıtay daireleri

arasındaki derin ve süregelen içtihat farkının faaliyete giren istinaf

mahkemesi niteliğindeki bölge adliye mahkemesi daireleri arasında da

sürdürüldüğü saptanmıştır (Yasemin Bodur, §§ 48, 50).

23. Anılan kararda Vakıf çalışanlarının ilave tediye

alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığının

derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış olduğu, bu durumun davaların somut

özelliğinden kaynaklanmadığı, bunun ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı

birleştirme kararı gibi elverişli bir mekanizma işletilmemesi nedenleriyle

varılan sonucun başvurucu için öngörülemez olduğu, yargılamanın hakkaniyetini

zedelediği sonucuna ulaşılmıştır (Yasemin Bodur, § 52).

24. Somut başvurunun da aynı hususa ilişkin olması ve Yasemin

Bodur kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmaması nedeniyle

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

26. Başvurucular, ihlalin tespiti, yargılamanın

yenilenmesi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

27. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

28. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

29. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, §

57).

30. Anayasa Mahkemesince Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut olaylarda

ihlalin aynı hukuki nedene dayalı olarak benzer konumdaki kişiler tarafından açılan

davalarda aradan geçen uzun zamana rağmen Yargıtay daireleri arasındaki görüş

farkının ortadan kaldırılıp uygulama birliğinin sağlanmamasından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ihlal, başvurucuların aynı anda iki farklı

yorumu yürürlükte bulunan ve bu nedenle belirlilik kriterini taşımayan bir

hukuk kuralına tabi tutulmasından kaynaklanmaktadır.

31. Anayasa Mahkemesince yapılan ihlal tespitinin derece

mahkemesi kararının sonucuna yönelik olmadığının ve derece mahkemesince varılan

sonuçtan bağımsız olduğunun altı çizilmelidir. Hâl böyle olunca ihlalin

giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

Aksi durum yani ihlalin giderim şekli olarak yargılamanın yenilenmesine

hükmedilmesi, bu yorumlardan birine üstünlük tanınarak taraflardan bir lehine

tercihte bulunulması anlamına gelebilecektir. Bu da var olan ihlali

gidermeyeceği gibi derece mahkemesinde görülen uyuşmazlığın diğer tarafı

aleyhine yeni ihlallerin doğmasına yol açabilecektir. Dolayısıyla somut olayda,

yargılamanın yenilenmesi ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir

yol olarak kabul edilemeyeceğinden başvurucular lehine uygun bir tazminata

hükmedilmesi yeterli bir giderimi sağlayacaktır.

32. Bu itibarla adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara net 10.000 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

33. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç

tutarından oluşan yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 10.000 TL manevi tazminatın AYRI

AYRI ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç

tutarından oluşan yargılama giderinin başvuruculara AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Suruç Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2018/20; E.2018/21; E.2018/26; E.2018/28) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 30/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucular

:

1. Abdurrahman AYKURT

2. Filiz HEKİMOĞLU

3. Mehmet TEMEL

4. Mehmet Fevzi YILDIRIM

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2018/30585, T. 30.09.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2018-30585-basvuru-30-09-2020-bd0c15a81852