Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2018/13891, 13.10.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2018/13891
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SADİ TAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/13891)

Karar Tarihi: 13/10/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

açılan davanın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı dolayısıyla

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 24/4/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Bitlis Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma

Vakfında (Vakıf) hizmet akdine dayalı olarak çalışmaktadır.

9. Başvurucu, kamu personeli olduğunu ileri sürerek

4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan

İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık çalışma

süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediye alacağının

ödenmesi amacıyla Vakıf aleyhine dava açmıştır.

10. Bitlis Asliye Hukuk Mahkemesi, iş mahkemesi sıfatıyla

yapmış olduğu yargılama sonunda 9/3/2017 tarihli kararla başvurucunun davasının

kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararda; davacının davalı Vakfa bağlı

olarak 1/6/2012 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı, davalı Vakfın kamu

kurumu niteliğinde olduğu, 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlarda

çalışanlara her yıl için ilave tediye ödemesi yapılacağı açıklanmıştır.

11. Davalı Vakıf, istinaf yoluna başvurmuştur. Erzurum

Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 6. Hukuk Dairesi 7/11/2017 tarihli kararla

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun (Yargıtay İBK) 9/6/2017

tarihli kararına göre Vakfın 6772 sayılı Kanun gereğince kamu kurumu

niteliğinde olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararını ortadan

kaldırmış davanın reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 22.

Hukuk Dairesinin (Daire) 8/2/2018 tarihli kararıyla başvurucunun temyiz talebi

reddedilmiştir.

13. Nihai karar başvurucuya 22/3/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 24/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

14. İlgili hukuk için bkz. Yasemin Bodur, B. No:

2017/29896, 25/12/2018, §§ 14-32.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, Vakfın kamu kurumu olması nedeniyle

kendisine ilave tediye alacağının ödenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay

9. Hukuk Dairesinin kararlarına göre de Vakfın kamu kurumu olduğunu ifade

etmiştir. Benzer duruma ilişkin farklı kararlar verilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun farklı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının,

mülkiyet hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının

özünün adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun

yargılanma hakkına ilişkin olduğu ve bu kapsamda bir inceleme yapılması

gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

19. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce Yasemin

Bodur (anılan kararda bkz. §§ 35-45) kararında ortaya konulmuştur. Anılan

kararda Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevinin, hukuk

kurallarının birden fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve

öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmek olduğu belirtilmiştir.

Bu noktada derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan

içtihat farkının süregelen bir hâl aldığı durumlarda uygulamadaki

tutarsızlıkları ortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret

edilmiştir. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği devletin, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlü olduğu ifade

edilmiştir.

20. Aynı kararda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ve sonradan

bu görev verilen (kapatılan) Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin, anılan vakıf

çalışanlarının kamu işçisi olduğuna ve şartları uygunsa ilave tediye

alacağından yararlanacaklarına dair kararlar verdiği belirtilmiştir. Buna

karşılık olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin anılan vakıfların özel hukuk

tüzel kişisi statüsüne sahip olduğunu ve dolayısıyla kamu personeli sıfatı

bulunmayan çalışanlarının ilave tediyeden yararlanmayacağını istikrarlı olarak

hüküm altına aldığı ifade edilmiştir. Yargıtay daireleri arasındaki derin ve

süregelen içtihat farkının faaliyete giren istinaf mahkemesi niteliğindeki BAM

daireleri arasında da sürdürüldüğü saptanmıştır (Yasemin Bodur, §§ 48,

50).

21. Anılan kararda sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı

çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda

süregelen içtihat farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış

olduğu, bu durumun davaların somut özelliğinden kaynaklanmadığı ve bu durumun

ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli

bir mekanizma işletilmemesi nedenleriyle varılan sonucun başvurucu için

öngörülemez olduğu ve yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna

ulaşılmıştır (Yasemin Bodur, § 52).

22. Diğer taraftan, başvurucunun hizmet akdi ile

çalıştığı Vakfın niteliğini de ele alan Yargıtay İBK'ya rağmen Yargıtay

daireleri, söz konusu kararın vakıfların niteliğini belirlemekle birlikte çalışanların

statüsüne ilişkin bir tespit içermediği görüşünden hareketle önceki görüşleri

doğrultusunda kararlar vermeye devam etmiştir (Yasemin Bodur, §§ 20,

23).

23. Somut başvurunun da aynı hususa ilişkin olması ve

Yasemin Bodur kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmaması

nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

25. Başvurucu ihlalin tespitine, ilave tediye alacağının

ödenmesine ve 30.000 TL manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

26. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

27. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine

karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz

edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

28. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, §

57).

29. Anayasa Mahkemesince Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut olaylarda ihlalin aynı

hukuki nedene dayalı olarak benzer konumdaki kişiler tarafından açılan

davalarda aradan geçen uzun zamana rağmen Yargıtay daireleri arasındaki görüş

farkının ortadan kaldırılıp uygulama birliğinin sağlanmamasından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ihlal, başvurucunun aynı anda iki farklı

yorumu yürürlükte bulunan ve bu nedenle belirlilik kriterini taşımayan bir

hukuk kuralına tabi tutulmasından kaynaklanmaktadır.

30. Anayasa Mahkemesince yapılan ihlal tespitinin derece

mahkemesi kararının sonucuna yönelik olmadığının ve derece mahkemesince varılan

sonuçtan bağımsız olduğunun altı çizilmelidir. Hâl böyle olunca ihlalin

giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

Aksi durum, yani ihlalin giderim şekli olarak yargılamanın yenilenmesine

hükmedilmesi, bu yorumlardan birine üstünlük tanınarak taraflardan bir lehine

tercihte bulunulması anlamına gelebilecektir. Bu da var olan ihlali

gidermeyeceği gibi derece mahkemesinde görülen uyuşmazlığın diğer tarafı

aleyhine yeni ihlallerin doğmasına yol açabilecektir. Dolayısıyla somut olayda,

yargılamanın yenilenmesi ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir

yol olarak kabul edilemeyeceğinden başvurucu lehine uygun bir tazminata

hükmedilmesi yeterli bir giderim sağlayacaktır.

31. Bu itibarla adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

32. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvuruya konu olayda böyle bir illiyet

bağı bulunmadığından tediye alacağının ödenmesine yönelik talebin reddine karar

verilmesi gerekir.

33. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 294,70 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Bitlis Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2016/92, K.2017/202) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Sadi TAŞ

Vekili

:

Av. Kadir KÖSTEKÇİ

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2018/13891, T. 13.10.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2018-13891-basvuru-13-10-2020-f3df6c30e037