Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/835, 28.05.2014

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2013/835
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

BEDİR AYAZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/835)

Karar Tarihi: 28/5/2014

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, aleyhine açılan

ceza davasının makul sürede bitirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 25/1/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca,

1/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/12/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 3/1/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 14/5/2004

tarihinde sarı-lacivert renk bayrak satmaya çalıştığı iddiasıyla gözaltına

alınmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 22/7/2004 tarihli iddianamesiyle, başvurucunun, Fenerbahçe Spor

Kulübünün marka hakkına tecavüz suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması

için İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

9. İstanbul 2. Fikri ve Sınai

Haklar Ceza Mahkemesi, 7/6/2006 tarihli kararıyla başvurucunun 29/6/1956 tarih

ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun haksız rekabete ilişkin hükümlerini ihlal

ettiği gerekçesiyle 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın

ertelenmesine karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine karar

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 15/5/2008 tarihli ilamıyla bozularak dosya

mahkemesine iade edilmiştir. Yargıtay ilamında “5271 sayılı CMK’nun 5560 sayılı yasa ile

değişik 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında değişiklik yapan 5728 sayılı

Yasanın 562. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması

olanaklı hale geldiğinden, 5237 sayılı TCK.nun 7.

maddesi gözetilerek, yasal koşullarının oluşup oluşmadığının saptanması ve

sonucuna göre uygulama yapma görevinin de yerel mahkemeye ait bulunması”

gerekçesine dayanmıştır.

11. Bozma üzerine davaya yeniden

bakan İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi 24/3/2009 tarihli

kararıyla başvurucunun beraatine karar vermiştir.

Mahkeme, isnat edilen eylemin kanunlarda suç olarak tanımlanmamış olması

gerekçesine dayanmıştır.

12. Temyiz üzerine ilk derece

mahkemesinin kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 26/12/2012 tarihli kararı ile

onanmıştır.

13. Yargıtay kararı başvurucuya

tebliğ edilmeden önce başvurucu, 25/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. 24/6/1995 tarih ve 556

sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 61/A ve 6762

sayılı Kanun’un 56., 57. ve 64. maddeleri.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 28/5/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/1/2013 tarih ve 2013/835

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, aleyhine açılan

ceza davasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma ve etkili başvuru

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminata karar verilmesini

talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

17. Başvurucu, 8 yıl 7 ayı aşan

bir süre yargılanması ve bu süre boyunca hakkında bir hüküm kurulmaması

nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise

de başvurucunun, etkili başvuru hakkının ihlali iddiasının esas olarak makul

sürede yargılanma hakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılı olarak ele alınması

gerekir.

18. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

19. Başvurucu, hakkındaki

yargılamanın makul süre içinde sonuçlanmadığından şikâyet etmiştir.

20. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/673, 19/12/2013, § 27).

21. Yargılama süresinin makul

olup olmadığı incelenirken davanın karmaşıklığı, başvurucunun yargılama

süresince gösterdiği tavır ve davranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de

yargılama makamlarının tutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve

söz konusu yargılama bir ceza yargılaması ise başvurucunun tutuklu olup

olmadığı gibi hususların dikkate alınması gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

41; aynı yönde AİHM kararı için bkz. Kudla/Polonya [BD], B. No: 30210/96, 26/10/2000, § 124).

22. Yargılamaya intikal eden

maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak

hukuk kurallarının karmaşık olması, yargılama faaliyetinin süresi üzerinde

etkili olabilir. Bu nedenle her bir başvuru açısından sürenin değerlendirilmesi,

çoğu zaman hem niteliğe hem niceliğe ilişkin bir inceleme yapılmasını

gerektirir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 42).

23. Yargılama faaliyetinin

süresine ilişkin değerlendirmede, ilgili makamların tutumunun da göz önünde

bulundurulması gerekir. Bu kapsamda sadece yargı makamları değil, Devletin kamu

gücü kullanan tüm organlarına atfedilebilir bir gecikme olup olmadığı

incelenmelidir. Yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Anayasa’nın 36. maddesi, hukuk sisteminin, mahkemelerin

davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere

adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini

gerektirir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44).

24. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin saptanması gereklidir(B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 43). Ceza

muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken

sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi bir takım tedbirlerin uygulanması anıdır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Eckle/Almanya,

B. No: 8130/78, 15/07/1982, § 73–75). Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği

tarih, suç isnadına ilişkin nihai kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği,

yargılaması devam eden davalar açısından ise Anayasa Mahkemesinin makul süre

şikâyetleriyle ilgili kararını verdiği tarihtir.

25. Bununla birlikte, suç

isnadının tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile

ilgili zaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilir. İsnat

tarihi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012

tarihinden önce olan ancak bu tarihte yargılaması devam eden ya da verilen

nihai karar henüz kesinleşmemiş olan ceza davaları ile ilgili olarak, makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikayetler bakımından

dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, suçun isnat

edildiği tarihten itibaren geçen süredir. Dolayısıyla, ceza muhakemesinde

yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012 tarihinde

derdest olmak şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suç isnadına

ilişkin nihai kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği tarihe veya devam eden

davalarda Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihe kadar geçen

süre dikkate alınmalıdır (B. No: 2012/142, 9/1/2014, § 45).

26. Somut olayda başvurucu

14/5/2004 tarihinde gözaltına alınmış ve ifadesinin alınmasının ardından serbest

bırakılmıştır. Başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Ekonomik

Suçlar Bürosunun 22/7/2004 tarihli iddianamesiyle taklit bayrak satmak

suretiyle Fenerbahçe Spor Kulübünün marka hakkına tecavüz suçunu işlediği

iddiasıyla cezalandırılması için İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza

Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi tensip zaptını

13/8/2004 tarihinde yapmış ve yargılamanın ilk celsesi 13/6/2005 tarihinde

yapılmıştır. İlk celsede, başvurucunun savunması alınmış ve başvurucuya uzlaşma

teklif edilmiş; Mahkeme, suça konu bayraklar üzerinde bilirkişi incelemesi

yapılmasına ve duruşmanın 14/12/2005 tarihine bırakılmasına karar vermiştir.

21/6/2005 tarihinde resen duruşma açılarak dosyanın, Hâkimler ve Savcılar

Yüksek Kurulunun kararı uyarınca açılan 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza

Mahkemesine devredilmesine karar verilmiştir.

27. 2. Fikri ve Sınai Haklar

Ceza Mahkemesindeki ilk duruşma 14/12/2005 tarihinde yapılmış ve suç vasfının

değişme ihtimali bulunduğundan bahisle başvurucunun ek savunmasının alınmasına

karar verilmiştir. İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 7/6/2006

tarihli duruşmasında ek savunması alınmayarak başvurucunun 2 ay 15 gün hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 7.

Ceza Dairesi 15/5/2008 tarihli ilamıyla, sonradan yürürlüğe giren kanunların

göz önünde bulundurulması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. İstanbul 2.

Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesine gönderilen dava dosyasının ilk duruşması

24/3/2009 tarihinde yapılmış ve Mahkeme bu duruşmada başvurucunun beraatine karar vermiştir. Mahkeme, isnat edilen eylemin

kanunlarda suç olarak tanımlanmamış olması gerekçesine dayanmıştır. Temyiz

üzerine ilk derece mahkemesinin kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 26/12/2012

tarihli kararı ile onanmıştır.

28. Başvurucu yönünden yargılama

sürecinin başvurucunun gözaltına alındığı 14/5/2004 tarihi itibarıyla

başladığının kabulü gerekmektedir. Başvurucunun gözaltına alınması ile Yargıtay

7. Ceza Dairesinin 26/12/2012 tarihli ilamı arasında 8 yıl 7 ayı aşan bir

sürenin geçtiği görülmektedir. Bu sürenin geçirilmesinde başvurucu veya müdafiine yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Yargılamanın yürütülmesindeki izlenen yöntem dikkate

alındığında, 14/5/2004 tarihinde gözaltına alınmakla başlayıp 26/12/2012

tarihli Yargıtay ilamı ile sonuçlanan davadaki yargılama süresi makul olarak

değerlendirilemez.

29. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

30. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi

yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm

altına alınmıştır.

31. Başvuruda, Anayasa'nın 36.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu 30.000 TL manevi

tazminat talep etmiştir. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkına yönelik

müdahale ve yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi

zararın varlığı nedeniyle somut olayın özellikleri dikkate alınarak başvurucuya

takdiren 6.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

32. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Yargılamanın

makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya takdiren 6.650,00 TL

manevi tazminat ÖDENMESİNE, başvurucunun fazlaya ilişkin tazminat talebinin

REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına

yapılacak başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

28/5/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

Bedir AYAZ

Vekili

:

Av. Yaşar AYDIN

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/835, T. 28.05.2014, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2013-835-basvuru-28-05-2014-566750b1bf8a