Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2012/953, 02.10.2013

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2012/953
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

YUSUF KELLELİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/953)

Karar Tarihi: 2/10/2013

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti olmadığı ve tutuklama nedenleri bulunmadığı halde

başvuru tarihi itibariyle yaklaşık 21 aydır tutuklu olduğunu ve 16 yıl hapis

cezasına mahkûm edildiği davada adil yargılanmadığını belirterek anayasal

haklarının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 3/12/2012

tarihinde Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde eksiklikler

giderildikten sonra Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 10/6/2013 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesinde ifade

edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında 26/2/2010 tarihinde gözaltına alınmış, sevk edildiği

mahkemece 28/2/2010 tarihinde tutuklanmıştır.

6. Başvurucu 21/6/2010

tarihinde tutusuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.

7. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı, 6/7/2010 tarihli iddianameyle başvuranın

da aralarında bulunduğu toplam196 şüpheli hakkında cezalandırılmaları talebiyle

dava açmıştır. İddianamede başvurucu, “Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini cebren ıskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs”

etmekle suçlanmıştır.

8. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 19/7/2010 tarihinde iddianamenin kabulüne

karar vermiştir.

9. Mahkeme 11/2/2011

tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

10. Davaya bakan Mahkeme 21/9/

2012 tarihinde açıkladığı kararda, başvurucunun müsnet

suçtan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleri gereğince 16

yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar

vermiştir.

11. Hükümle birlikte verilen

tutukluluk halinin devamı kararına karşı başvurucu 26/9/2012

tarihli dilekçeyle itiraz etmiş, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 23/10/2012

tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar başvurucuya 28/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

12. Başvurucu hakkındaki dava

başvuru tarihi itibariyle temyiz aşamasındadır.

B. İlgili

Hukuk

13. İsnat olunan suçun işlendiği

tarihte yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarih ve 765

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları

teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezası hükmolunur …”

14. Aynı Kanun’un 61. maddesi,

işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun

teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.

15. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve 260. maddeleri şöyledir;

“Tutuklama nedenleri

Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,

307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece

adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla

olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

Kanun yollarına başvurma hakkı

Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı

Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış

olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan

sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları

açıktır.

(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,

mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde

bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye

ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet

savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına

başvurabilirler.

(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun

yollarına başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

3/12/2012 tarih ve 2012/953 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu;

i. Hiçbir delil olmadığı halde

tutuklandığını, klişe gerekçelerle tutukluluğun sürdürüldüğünü, 16 yıl hapis

cezasına mahkûm edildiği davada adil yargılanmadığını, bu nedenlerle anayasal

haklarının ihlâl edildiğini ileri sürmüş,

ii. Hüküm kesinleşmediği için masumiyet karinesinin devam ettiğini,

Anayasa’nın 2., 6., 9., 11., 36., 37., 38. ve 40.

maddesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesine aykırı olarak

hükümle birlikte verilen tutukluluk halinin devamına dair kararla bu karara

itiraz üzerine verilen ret kararının temyiz sonuna kadar kaldırılarak

tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

18. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği

hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının devamında,

başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasının şart

olduğu, dördüncü fıkrasında ise bireysel başvuruda kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiştir.

1. Tutukluluğa

İlişkin Şikâyetler

19. Başvurucu, hakkında kuvvetli

suç şüphesi olmadığı halde tutuklandığından ve klişe gerekçelerle

sürdürüldüğünden şikâyet etmiştir.

20. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

21. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla

Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu

düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş

nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/832, § 14, 12/2/2013).

22. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel

başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun, ya

da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespiti ve buna

bağlı olarak serbest kalmaktır. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı

temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların,

olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece

yapılabilmesi mümkündür. Ancak başvurucu hali hazırda tahliye olmuş ya da

hükümlü hale gelmiş ise bu takdirde serbest kalma ihtimali ortadan

kalkmaktadır. Bu takdirde ancak tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da

devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespiti ve talep

halinde buna bağlı olarak tazminata hükmedilmesine karar verilmesi gerekir. Ne

var ki bu tür talepler için de varsa olağan kanun yolları denendikten sonra ve

gerekiyorsa bireysel başvuru yapılmalıdır. (B. No: 2012/726, §§ 30, 31, 2/7/2013).

23. Ancak, başvurunun kabul

edilebilir bulunabilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem

veya kararların 23/9/2012 tarihinden evvel

kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu

tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür.

24.

Başvuru ve eklerine göre somut olayda başvurucunun 26 Şubat- 21 Haziran 2010

ile 11 Şubat 2011- 21 Eylül 2012 tarihleri arasında tutuklu kaldığı

anlaşılmaktadır. Buna göre tutuklulukla ilgili şikâyetlerin, bir bütün olarak,

başvurucu hakkında hüküm verilmeden önceki dönemde kesinleşen kararlara ilişkin

olduğu açıktır.

25. 21/9/2012

tarihinde Mahkeme, davanın esasını karara bağlayarak başvurucunun 16 yıl hapis

cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

Başvurucu, kararın tutukluluğun devamına ilişkin kısmına 26/9/2012

tarihli dilekçeyle itiraz etmiş ve itirazı mercii tarafından 23/10/2012

tarihinde reddedilmiştir (yukarıda §§ 10, 11). Ancak, Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra verilmiş olsa bile, kişi

hakkındaki tutmanın niteliği üzerinde bu kararın herhangi bir etkisi

bulunmamaktadır. Başvurucunun tutukluluk hali davanın esasına ilişkin kararın

açıklanmasıyla birlikte sona ermiş ve başvurucuya isnat olunan suç sabit

görülerek cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Dolayısıyla, hükmen tutukluluğa

itiraz ve incelemesinin 23/9/2012 tarihinden sonra

gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır (B. No: 2012/239, § 35, 2/7/2013).

26. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun tutukluluğa ilişkin şikâyetlerine konu olan kararların tamamının

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önce kesinleştiği

anlaşıldığından, başvurunun “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

27. Başvurucu,

16 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği davada adil yargılanmadığından da şikâyet

etmiştir.

28. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

29. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

30. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).

Başvurucu hakkındaki dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet

bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir (B. No: 2012/726, § 41, 2/7/2013).

31. Açıklanan nedenlerle başvurunun

bu kısmının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

A.

Başvurunun;

1.

Tutukluluğa ilişkin şikâyetler yönünden, “zaman

bakımından yetkisizlik”,

2.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin olanlar yönünden ise “başvuru yollarının tüketilmemiş

olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Mustafa BAYSAL

Başvurucu

:

Yusuf KELLELİ

Vekili

:

Av. Mahir IŞIKAY

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2012/953, T. 02.10.2013, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2012-953-basvuru-02-10-2013-735b6c01db71