Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2017/38589, 18.11.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2017/38589
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ERKAN TEKİN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/38589)

Karar Tarihi: 18/11/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

açılan davanın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığından

kaynaklı olarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular, muhtelif tarihlerde yapılmıştır. Başvuru

formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde

başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyonlarca muhtelif tarihlerde, başvuruların kabul

edilebilirlik incelemelerinin Bölümler tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. 2017/38589 numaralı bireysel başvuru ile farklı

tarihlerde yapılan 2017/39458, 2017/40297 ve 2017/40298 numaralı bireysel başvuruların

konu yönünden hukuki irtibatlarının bulunması nedeniyle 2017/38589 numaralı

bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden

yürütülmesine ve diğer başvuru dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

6. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfında

(Vakıf) hizmet akdine dayalı olarak çalışmaktadırlar.

8. Başvurucular, kamu personeli olduklarını ileri sürerek

4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan

İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık çalışma

süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediye alacağının

ödenmesi amacıyla Vakıf aleyhine davalar açmıştır.

9. İlk derece mahkemeleri, yapmış olduğu yargılamalar

sonunda davaların reddine karar vermiştir. Mahkemeler; gerekçeli kararında

sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının vakıf statüsü, mevcut hukuki

yapısı, gelirleri ve konuya ilişkin yargı kararlarıyla birlikte

değerlendirildiğinde, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ayrı bir

özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olduğu, kamu kurumu vasfında olmadığı, vakıf

çalışanlarının da fon personeli olarak telakki edilemeyeceği yönünden 6772

sayılı Kanun kapsamındaki kamu kurumlarından olmadığını açıklamışlardır.

10. Başvurucuların temyiz ve istinaf talepleri

reddedilerek kararlar kesinleşmiştir.

11. Nihai karalar tebliğ edilmiş, başvurucular süresinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

12. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Yasemin

Bodur, B. No: 2017/29896, 25/12/2018, §§ 14-32.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

13. Mahkemenin 18/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

14. Başvurucular, Yargıtayın 7. ve 9. Hukuk Dairelerinin

benzer davalarda ilave tediye ödenmesi gerektiği yönünde kararlar verdiğini

bildirmişlerdir. Başvurucular; benzer uyuşmazlıkların farklı şekilde

sonuçlanmasının daha önceden bu uyuşmazlıkların temyiz incelemesini yapan

Yargıtay Daireleri arasındaki görüş ayrılığından kaynaklandığını, bu bağlamda

Yargıtayın 7. ve 9. Hukuk Dairelerinin kendisi ile aynı statüde bulunan

kişileri kamu işçisi olarak kabul edip ilave tediye alacağına hak kazandıkları

yönündeki kararlarına rağmen 22. Hukuk Dairesinin bu kişileri kamu işçisi

olarak kabul etmemesi nedeniyle ilave tediye alacağı isteklerinin reddine karar

verdiğini savunmuşlardır. Başvurucular, Yargıtay Daireleri arasındaki bu

içtihat farkı nedeniyle yargıya olan güvenin zedelendiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

15. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddialarının özünün adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu

ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

18. Anayasa Mahkemesi daha önce benzer bir şikâyeti Yasemin

Bodur başvurusunda incelemiş ve sonuca bağlamıştır (Yasemin Bodur,

§§ 38-45).

19. Somut başvurunun konusu, benzer koşullarda çalışan

işçiler tarafından açılan davaların Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri hukuk

daireleri arasındaki görüş ayrılığı nedeniyle farklı sonuçlandığı ve bu hususun

hakkaniyete aykırı olduğu iddiasıdır.

20. Başvurucular; 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal

Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca muhtaç olan

vatandaşlar ile herhangi bir nedenle ülkede bulunan aynı durumdaki kişilere

yardım etmek, sosyal adaleti sağlayan tedbirler almak, sosyal yardımlaşma ve

dayanışmayı temin etmek amacı taşıyan Vakıfta hizmet sözleşmesine bağlı olarak

çalışmaktadır. Başvurucular; anılan Vakfın niteliği, kuruluş amacı ve yönetim

şekli itibarıyla kendilerinin kamu işçisi olduğunu ileri sürerek kamu

personeline belirli şartlar altında yapılan ilave tediyeden yararlanmak

amacıyla dava açmıştır.

21. Başvurucular tarafından dosyaya eklenen karar

örneklerinden aynı işyerinde çalışan işçiler tarafından aynı nedene dayalı

olarak açılan davaların bir kısmı işçiler lehine sonuçlanmışken bir kısmının da

işçiler aleyhine sonuçlandığı saptanmıştır. Yine Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen belge ve bilgilerden ülkenin başka

yerlerinde faaliyette bulunan benzer vakıflarda çalışan personel tarafından

açılan davaların bu tür uyuşmazlıkların öteden beri temyiz mercii olan Yargıtay

9. Hukuk Dairesi ve sonradan bu görev verilen (kapatılan) Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

tarafından kabul edildiği görülmüştür. Her iki Daire de niteliği itibarıyla

6772 sayılı Kanun kapsamında saydıkları vakıf çalışanlarının kamu işçisi

olduğunu ve şartları uygunsa idare tarafından ödenmesine karar verilen ilave

tediye alacağından yararlanacaklarına dair kararlar vermiştir. Buna karşılık

2011 yılında kurulan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, anılan vakıfların özel hukuk

tüzel kişisi statüsüne sahip olduğunu ve dolayısıyla kamu personeli sıfatı

bulunmayan çalışanlarının ilave tediyeden yararlanmayacağını istikrarlı olarak

hüküm altına almıştır. Başvurucuların hizmet akdi ile çalıştıkları Vakfın

niteliğini de ele alan içtihadı birleştirme kararını değerlendiren Yargıtay

daireleri, önceki görüşleri doğrultusunda kararlar vermeye devam etmiştir (Yasemin

Bodur, bkz. §§ 20, 22).

22. 16/5/2018 tarihli ve 7144 sayılı Kanun'un 7.maddesi

ile 3294 sayılı Kanun'un 7. maddesine eklenen fıkrayı değerlendiren Yargıtay

Hukuk Genel Kurulunun 30/5/2018 tarihli kararı sonrasında Yargıtay 22. Hukuk

Dairesi, yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal

durumlara etkili olamamasının hukukun genel ilkelerinden kazanılmış hakların

korunması ilkesinin gereği olduğunu açıklayarak 7144 sayılı Kanun'un 7.

maddesinin yürürlük tarihinden önceki döneme ilişkin davalar bakımından sosyal

yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının özel hukuk tüzel kişiliğine sahip, ayrı

işyeri niteliğinde ve bağımsız işveren olduğunun belirlendiği ve tarafları

bağlayıcı Yargıtay içtihadı birleştirme kararının bulunduğu gerekçesiyle ilave

tediye istemlerinin reddine karar vermiştir.

23. Yargıtay daireleri arasındaki derin ve süregelen

içtihat farkının istinaf denetimi yapan bölge adliye mahkemeleri hukuk

daireleri arasında da sürdürüldüğü saptanmıştır. Öte yandan Yargıtay, işveren

konumundaki vakıfların hukuki statüsünün belirlenmesi amacıyla içtihadı

birleştirme yoluna gitmiş ancak anılan kararda vakıfların özel hukuka tabi

tüzel kişi olduğu tespiti varsa da çalışan personelin ilave tediye alacağına

ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Nitekim Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, bu

belirlemenin kendi görüşü doğrultusunda olduğuna ilişkin açıklamalar yaparken

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise içtihadı birleştirme kararının ilave tediye

alacağına ilişkin olarak olumsuz bir etkisinin olmadığı kanaatiyle görüşünde

herhangi bir değişiklik yapmamıştır.

24. Yargıtay daireleri ve bölge adliye mahkemeleri,

vermiş olduğu birbirine zıt kararlarda vardıkları sonuca hangi nedenle

ulaşıldığının başvurucular ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak

anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeler sunmaktadır.

25. Anayasa Mahkemesi Vakıf çalışanlarının ilave tediye

alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda yedi yıldan beri süren içtihat

farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazandığını tespit etmiştir.

Dairelerin ve buna bağlı olarak alt dereceli mahkemelerin vardıkları sonucun

davaların somut özelliğinden kaynaklanmaması ve hukuki belirsizliğe yol açan bu

durumun ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli

bir mekanizma bulunmasına rağmen bunun işletilmemesi neticesinde uyuşmazlığın

çözümünde görev alan Daire ve Kurula göre farklı ve birbiriyle çelişkili

kararlar ortaya çıkmıştır. Başka bir anlatımla derin ve süregelen farklılıkları

ortadan kaldırmaya elverişli bir mekanizma niteliğindeki içtihadın

birleştirilmesi yolunun işletilmemesi nedeniyle varılan sonucun başvurucu için

öngörülemez olduğu ve bu hususun hükümden bağımsız olarak yargılamanın

hakkaniyetini zedelediği belirtilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmiştir (Yasemin Bodur, §§ 46-53).

26. Somut olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir

bir durum bulunmamaktadır.

27. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

29. Başvurucular; ihlalin tespiti ve yargılamanın

yenilenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.

30. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasına göre esas inceleme kapsamında bir temel hakkın ihlal edilip

edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı

Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde

gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili

temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin

nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de

gerekir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 54).

31. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §

55).

32. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, §

57).

33. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi

gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya

yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun

giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,

§ 57).

34. İhlalin derece mahkemelerinin ilgili kanunu

yorumlamasından kaynaklandığı bazı hâllerde tazminata hükmedilmesi ihlalin

bütün sonuçlarıyla giderilmesi için yeterlidir. Ancak bireysel başvurunun

amacına uygun olarak benzer ihlallere yol açan yorumun aynı yargı kolundaki en

üst yargı mercii tarafından ele alınarak uygulamadaki içtihat dağınıklığına

engel olacak nitelikte birtakım tedbirlerin alınması da gerekmektedir.

35. Anayasa Mahkemesince Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut olayda ihlalin

aynı hukuki nedene dayalı olarak benzer konumdaki kişiler tarafından açılan

davalarda aradan geçen uzun zamana rağmen bölge adliye mahkemeleri hukuk

daireleri arasındaki görüş farkının ortadan kaldırılıp uygulama birliğinin

sağlanmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ihlal,

başvurucunun aynı anda iki farklı yorumu yürürlükte bulunan ve bu nedenle

belirlilik kriterini taşımayan bir hukuk kuralına tabi tutulmasından

kaynaklanmaktadır.

36. Anayasa Mahkemesince yapılan ihlal tespitinin derece

mahkemesi kararının sonucuna yönelik olmadığının ve derece mahkemesince varılan

sonuçtan bağımsız olduğunun altı çizilmelidir. Hâl böyle olunca ihlalin

giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

Aksi durum yani ihlalin giderim şekli olarak yargılamanın yenilenmesine

hükmedilmesi, bu yorumlardan birine üstünlük tanınarak taraflardan biri lehine

tercihte bulunulması anlamına gelebilecektir. Bu da var olan ihlali

gidermeyeceği gibi derece mahkemesinde görülen uyuşmazlığın diğer tarafı aleyhine

yeni ihlallerin doğmasına yol açabilecektir. Dolayısıyla somut olayda,

yargılamanın yenilenmesi ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir

yol olarak kabul edilemeyeceğinden başvurucuların manevi tazminat talep

etmedikleri de dikkate alınarak yalnızca ihlalin tespitine karar verilmesi

gerekir.

37. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harcın

başvuruculara ayrı ayrı; 3.000 TL vekâlet ücretinin müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması yönünden içtihadı

birleştirme kararına gerek bulunup bulunmadığı hususunda bilgi edinilmesi ve

takdiri için Yargıtay Birinci Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harcın

başvuruculara AYRI AYRI; 3.000 TL vekâlet ücretinin MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 18/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Pınar ARMAĞAN YILDIRIM

Başvurucular

:

1. Erkan TEKİN

2. Osman TÜRKYILMAZ

3. Şeyma CANGİN

4. Zehra BATĞI

Başvurucular Vekili

:

Av. Can KARGIN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2017/38589, T. 18.11.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2017-38589-basvuru-18-11-2020-523cd91ffe99