Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2017/33432, 15.12.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2017/33432
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALI GHARAVI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/33432)

Karar Tarihi: 15/12/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gözaltının hukuki olmaması, gözaltı süresinin

makul süreyi aşması ve tutuklamanın hukuki olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının; savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle de adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/8/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve

belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

10. Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı

terör örgütlerine (FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C) yardım etme suçunu işlediği

değerlendirilen başvurucunun da aralarında bulunduğu on kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır.

11. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 119. maddesi uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında

Cumhuriyet savcısının emri ile arama ve elkoyma kararı verilmiş olup anılan

soruşturma kapsamında başvurucu İstanbul Büyükada'da bir otelde yapılan

toplantı sırasında 5/7/2017 tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Adalar Sulh Ceza Hâkimliği 5/7/2017 tarihli kararı

ile başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun'un

153. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca başvurucunun müdafiinin dosya içeriğini

incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

13. Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma

işlemlerinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülmesi

gerektiğini belirterek soruşturma dosyasını 6/7/2017 tarihli fezleke ile

Başsavcılığa göndermiştir.

14. Başvurucu, soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü

İstanbul Emniyet Müdürlüğüne getirilerek ilk ifadesinin alındığı 16/7/2017

tarihine kadar burada gözaltında tutulmuştur.

15. Başvurucu ifadesi alınmak üzere 17/7/2017 tarihinde

Başsavcılıkta hazır edilmiştir.

16. Başsavcılık, silahlı terör örgütüne üye olmamakla

beraber örgüt adına faaliyette bulunarak yardım etme suçundan tutuklanması

istemiyle başvurucuyu aynı tarihte İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir.

17. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 18/7/2017 tarihli

kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan

tutuklanmasına karar vermiştir.

18. Başvurucu 21/7/2017 tarihinde tutuklama kararına

itiraz etmiştir. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğince 1/8/2017 tarihinde

itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

19. Başvurucu 18/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Başsavcılığın 4/10/2017 tarihli iddianamesi ile

başvurucunun silahlı terör örgütlerine (FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C) yardım

etme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza

mahkemesinde dava açılmıştır.

21. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 17/10/2017

tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/100 sayılı dosya

üzerinden kovuşturma başlamıştır.

22. Mahkemece 25/10/2017 tarihinde yapılan birinci

duruşmada başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.

23. 27/11/2019 tarihli duruşmada Savcılık esas hakkındaki

mütalaasını sunmuştur. Savcılık esas hakkındaki mütalaasında; başvurucu ve bir

kısım sanık hakkında dijital incelemelerde bulunulan belgelerde ve Mali Suçları

Araştırma Kurulu raporunda terör örgütlerine yardım yapıldığına dair delil

olmadığını, sanıkların örgüt üyesi olduğundan bahisle haklarında davalar açılan

kişiler ile yaptıkları görüşmelerin savunmalarında açıkladıkları üzere hayatın

olağan akışına uygun görüşmeler olduğunu, dosya kapsamında başkaca delilin

bulunmadığını, sanıklar hakkında uluslararası casusluk ve terörizmin finansmanı

suçlarından yürütülen tahkikat sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verildiğini belirterek beraatlerine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

24. Mahkeme 3/7/2020 tarihinde yaptığı duruşmada

başvurucunun beraatine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca beraat eden başvurucuya

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca tazminat davası açabileceği yönünde

bilgilendirmede bulunmuştur. Anılan karar 14/7/2020 tarihinde istinaf edilmeden

kesinleşmiştir.

25. Öte yandan başvurucu tahliyesinin ardından 24/1/2018

tarihinde haksız olarak yakalanması, gözaltına alınması ve tutuklanması

iddiasıyla Ağır Ceza Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Söz konusu dava

İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/2/2018 tarihli kararıyla başvurucu

hakkındaki davanın derdest durumda bulunması ve bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un

141. ve devamı maddelerindeki yasal şartları taşımadığından bahisle

reddedilmiştir. İstanbul Bölge Adliyesi 19. Ceza Dairesi 1/6/2018 tarihinde

istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Bu kararın temyiz

incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi"

kenar başlıklı 141. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan

veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya

beraatlerine karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler.

(2) Birinci fıkranın (e) ve (f)

bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları

bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin

koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 15/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Gözaltına Alma İşleminin Hukuka Aykırı Olduğuna,

Gözaltı Süresinin Makul Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucu; gözaltına alma işlemlerinin hukuka aykırı

olduğunu, 12 gün gözaltında tutulduğunu, gözaltı süresince herhangi bir işlem

yapılmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

30. Bakanlık; başvurucunun gözaltı süresinde yapılan

uzatmanın 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan

Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6/1-a) maddesi kapsamında

yapıldığını, gözaltı kararında bu sürenin neden uzatıldığına ilişkin somut

gerekçelerin ortaya konulduğunu, olağanüstü hâl döneminde uygulamaya konulan

düzenlemeler ve Başsavcılıkça yapılan uygulama karşısında başvurucunun gözaltı

süresinin makul olduğunu belirtmiştir.

31 Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir.

b. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı

süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu

iddiaları ile olağanüstü hâl şartları altında geçici bir süre için azami olarak

30 güne kadar uygulanan gözaltı süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı

şikâyetlerine ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061,

8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§

53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§

141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015,

§§ 34-47; Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37).

Dolayısıyla başvurucunun bu kapsamda kalan iddiaları bakımından anılan

kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir. Nitekim

başvurucunun bu şikâyetlerini dile getirdiği tazminat davası derdest durumdadır.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucu; Türkiye'de tanınmış ve insan hakları

alanında çalışan İnsan Hakları Ortak Platformu tarafından organize edilen bir

toplantı nedeniyle tutuklandığını, daha önceden planlanan bu toplantının insan

hakları savunucularının kişisel verilerinin korunmasına yönelik bir atölye

çalışması olduğunu, bu toplantıda herhangi bir suç unsuru bulunmadığını, söz

konusu toplantıya uzmanlığı nedeniyle katıldığını belirtmiş, bu toplantıdan

ötürü tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu anılan

toplantının gizli olmadığını, toplantıyla ilgili bazı görüntülerin eğlence ve

haberleşme amacıyla katılımcılarca sosyal medyadan paylaşıldığını, toplantıya

tanımadıkları bir çevirmen çağırdıklarını, böyle bir toplantının gizli olmasının

mümkün olmadığını belirtmiştir. Başvurucu tutuklanmasını gerektirecek somut bir

delilin bulunmamasının yanı sıra tutuklama nedenlerinin de somut olayda söz

konusu olmadığını, ölçülülük ilkesine riayet edilmediğini ileri sürmüştür.

Başvurucu ayrıca tutuklama kararının ve bu karara yapılan itirazın reddi

kararının gerekçesiz olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu son olarak insan hakları savunucularının

korunması ile ilgili sözleşmelere ve belgelere riayet edilmesi gerektiğini

ifade etmiştir.

35. Bakanlık görüşünde, tutuklamaya dair verilen

kararlara ilişkin gerekçeler ve iddianamede ortaya konulan deliller kapsamında

başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağı

değerlendirilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucunun bu şikâyetiyle ilgili olarak

öncelikle tazminat davası yolunun tüketilmesi gerektiğini belirtmiştir.

36. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir.

b. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin olağan başvuru yollarında düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

38. Anayasa Mahkemesi, yakalandıktan veya tutuklandıktan

sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen

kişilerin tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarına ilişkin olarak

-bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla verilen kararların

kesinleşmiş olması kaydıyla- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Kamil Erdoğan, B. No: 2017/4023, 19/4/2018, §§

39-42, Hüseyin Hançer, B. No: 2013/8319, 7/1/2016, §§ 38-40).

39. Somut olayda, başvurucu hakkında açılan davada

yargılama sonunda başvurucunun beraatine karar verilmiş ve anılan karar

kesinleşmiştir (bkz. § 21). Bu bağlamda başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davasının da derdest olduğu görülmektedir (bkz. §

22). Dolayısıyla başvurucu yönünden tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin

iddiasıyla ilgili olarak yukarıda anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucu; gözaltına alındığı tarihten itibaren 24

saat içinde avukatıyla görüştürülmediğini, kısıtlama kararı nedeniyle dosyadaki

delillere ulaşamadığını, savunma hakkını etkili ve adil bir biçimde

kullanamadığını ileri sürmüştür.

42. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkına

sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru

yapabileceği sayılmıştır. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre bir

kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön

koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar başvurucunun kamu

gücünün eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı "güncel bir hakkının

ihlal edildiği" iddiasında bulunması, iddia edilen ihlalden kişinin

kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun

mağdur olduğunu iddia etmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179, 20/3/2014,

§ 24).

44. Diğer yandan bir şüpheli hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanması veya

açılmış olan davanın ertelenmesi, düşürülmesi ya da sanığın beraatine

hükmedilmesi hâlinde -makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialara halel

gelmemek şartıyla- bu kişilerin adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

mağdur olduklarının kabulü mümkün değildir. Ancak bu durum, soruşturma veya

kovuşturmaların yukarıda belirtilen sonuçlarının adil yargılanma hakkı

dışındaki haklara etkisinin incelenmesine engel teşkil etmez (Mustafa Kamil

Uzuner ve Mustafa Kadir Gül, B. No: 2013/3371, 9/3/2016, § 52).

45. Başvuru konusu olayda başvurucunun beraatine karar

verildiğinden başvurucunun mağdur sıfatı bulunmamaktadır.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına alma işleminin hukuka aykırı

olması, gözaltı süresinin makul olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 15/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Muammer TOPAL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Alı GHARAVI

Vekili

:

Av. Murat Deha BODUROĞLU

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2017/33432, T. 15.12.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2017-33432-basvuru-15-12-2020-1e884f3b303d