Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2016/3193, 29.05.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2016/3193
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ABBAS ÖZÇELİK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/3193)

Karar Tarihi: 29/5/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucular, Ankara'nın Altındağ ilçesi Yenidoğan

Mahallesi'nde bulunan 6869 ada, 5 parsel sayılı taşınmazın müşterek

sahipleridirler. Bu taşınmaz başvuruculara murislerinden miras yoluyla intikal

etmiştir.

9. Altındağ Belediyesi (Belediye) tarafından imar uygulaması

sonucunda başvuruculara ait taşınmaz üzerinde bulunan ve konut olarak

kullanıldığı belirtilen yapının imar uygulaması sonucunda toplu konut alanında

kaldığı gerekçesiyle yıkımına karar verilmiştir. Bu karar gereğince bina

Belediye tarafından yıkılmıştır. Binanın yıkım tarihi belirtilmemekle birlikte

derece mahkemesine sunulan bilirkişi raporundan binanın 2007 yılında yıkıldığı

anlaşılmaktadır.

10. Başvuru formu ve eklerinde binanın hangi tarihte yapıldığına

ilişkin açık bir bilgi yer almamaktadır. Ancak başvurucular murisleri

tarafından bu binaya ilişkin imar affı müracaatı olduğu belirtilmektedirler.

Başvuru formu ekinde buna ilişkin olarak başvurucuların murisi H.Ö. tarafından

15/4/1983 tarihinde Belediyeye yapılan imar affı müracaatına ilişkin başvuru

formu ve bu başvuruya istinaden muris tarafından 2.000 TL ödendiğine ilişkin

25/4/1983 tarihli makbuz yer almaktadır.

11. Başvurucular, imar uygulaması kapsamında yıkım nedeniyle

oluşan zararının tazmin edilmemesi nedeniyle Belediye aleyhine tazminat davası

açmışlardır. Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi 9/12/2010 tarihinde davanın idari

yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden

reddine karar vermiştir.

12. Başvurucular görevsizlik kararı üzerine 30/12/2010 tarihinde

Ankara 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) yıkım nedeniyle oluşan zararının tazmini

istemiyle tam yargı davası açmışlardır. Mahkeme 13/12/2012 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Kararda, başvuruculara ait taşınmazın imar uygulaması

sonucunda toplu konut projesi içinde kaldığı ve binanın ruhsatsız olarak inşa

edildiğine değinilmiştir. Kararda ayrıca Belediye Encümeni tarafından ruhsatsız

ve kaçak yapılar için enkaz bedeli ödenmesi yolunda karar alındığı ancak

başvurucuların yapı bedelinin tamamının ödenmesini talep ettikleri ifade

edilmiştir.

13. Mahkemeye göre 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye

Kanunu'nun 73. maddesi, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan

yapıların boşaltılması ve yıkılmasına olanak tanımaktadır. Diğer taraftan

20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 18. maddesi gereğince de

ruhsatsız olan yapının yıkımı nedeniyle başvuruculara yapı bedeli ödenmemesine

yönelik idari işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

14. Danıştay Ondördüncü Dairesi

3/6/2015 tarihinde kararı onamıştır. Karar düzeltme isteminin de aynı Dairenin

3/12/2015 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine karar kesinleşmiştir.

15. Nihai karar, başvurucular vekiline 21/1/2016 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular 18/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Durali Gümüşbaş, B. No: 2015/6427, 10/10/2018, §§ 19-24.

18. Diğer taraftan yıkıma ilişkin ihlal kararları yönünden

ihlalin sonuçlarının nasıl giderileceği hususu da Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) çeşitli kararlarında tartışılmıştır. Binanın yıkımı

suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılan Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No:

22035/10, 15/11/2016) kararında, maddi tazminat yönünden kamulaştırma tazminatı

ile ilgili içtihada atıfta bulunularak belirlenen miktara değer kaybına uğrayan

tutar eklenip başvuruculara ödenen tutarlar da mahsup edildikten sonra

tazminatın belirlenmesi gerektiği açıklanmıştır (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, § 79). Nitekim Öneryıldız/Türkiye

([BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004) kararında da başvurucunun edindiği

gecekondu yönünden ekonomik değerin maddi tazminatın hesabında dikkate

alınacağı belirtilmiş, bu miktarın da başvurucunun gecekondusunun piyasa

değerine göre hesaplanacağı açıklanmıştır. Ancak somut olay bağlamında

başvurucunun bu gecekonduyu satış vaadi sözleşmesiyle satarak bedelini aldığı

dikkate alınarak yalnızca zarar gören ev eşyaları yönünden tazminat ödenmesine

karar verilmiştir (Öneryıldız/Türkiye, § 169).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

20. Başvurucular, imar uygulaması kapsamında Belediye tarafından

binanın yıkılmasına rağmen taşınmaz üzerindeki yapının ruhsatsız olduğu

gerekçesine dayanılarak zararlarının giderilmemesinden yakınmaktadırlar. Bu

bağlamda derece mahkemelerinin davanın reddine yönelik kararının bariz bir

takdir hatası içerdiğini savunan başvurucular, adil yargılanma ve mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet hakkı dışında adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Somut olayda

başvurucuların asıl şikâyetinin, imar planında toplu konut alanında kalan

taşınmazları üzerindeki binanın yıkılmasına rağmen zararlarının giderilmemesine

yönelik olduğu anlaşılmakla başvurucuların bütün şikâyetleri mülkiyet hakkının

ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

24. Anayasa

Mahkemesi daha önce Durali Gümüşbaş başvurusunda benzer şikâyetleri

incelemiş ve uygulanacak ilkeleri ortaya koymuştur (Durali Gümüşbaş, §§ 27-57).

25. Durali Gümüşbaş kararında başvurucu adına

kayıtlı tapulu taşınmaz üzerindeki ruhsatsız binanın kullanımın başvurucu

bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği ve başvurucunun

Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken

bir menfaatinin mevcut olduğu kabul edilmiştir (Durali Gümüşbaş, §§ 37-39). Kararda, Belediye tarafından yürütülen

yol açma çalışması sırasında başvurucuya ait binanın yıkılması nedeniyle kamu

makamlarının doğrudan yürütmekte olduğu bir faaliyet sırasında başvurucunun

mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale meydana geldiği ifade edilmiştir. Söz

konusu müdahalenin niteliği sebebiyle mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin

genel kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (Durali Gümüşbaş, §§ 40-42).

26. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasal dayanağını

3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi oluşturduğundan

müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı belirtilmiş ayrıca imar yolunda kalan

yapının ruhsatı olmadığı gerekçesiyle yıkılmasının kamu yararına dayalı meşru

bir amacının bulunduğu açıklanmıştır (Durali Gümüşbaş, §§ 45-47). Ölçülülük yönünden yapılan

değerlendirmede ise şehir planlama ve imar uygulamaları çerçevesinde geniş

takdir yetkileri bulunan kamu makamlarının bu takdir yetkilerini zamanında,

makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları gerektiğine vurgu yapılmıştır. Ancak

somut olayda binanın yıkım tarihine kadar yaklaşık yirmi dört yıl boyunca

herhangi bir girişimde bulunmayan kamu makamlarının kendilerinden beklenen

gerekli özeni göstermedikleri ifade edilmiştir. Derece mahkemelerinin olayın

gelişiminde kamu makamlarının edilgen tutumunu dikkate almamasının bütün zarara

tek başına başvurucunun katlanması sonucuna yol açtığı, buna rağmen herhangi

bir tazminat da ödenmemesinin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet

yüklediği kanaatine ulaşılmıştır. Bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkının

korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu

aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı kabul edilmiştir (Durali Gümüşbaş, §§ 48-57).

27. Ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıldığı gerekçesiyle

yıkılan yapılara ilişkin olarak; binanın hangi tarihte inşa edildiği, binanın

yapıldığı tarihten yıkım işleminin gerçekleştirildiği tarihe kadar kamu

makamlarınca herhangi bir yıkım kararı alınıp alınmadığı, başvurucuların binanın

kullanımına ilişkin kamusal hizmetlerden istifade ettirilip ettirilmedikleri,

bir başka deyişle kamu makamlarının bu süreçte nasıl bir tutum takındıkları da

başvurunun sonucu açısından önem arz etmektedir. Ne var ki somut olayda derece

mahkemelerince bahsedilen hususlara ilişkin herhangi bir inceleme ve

değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.

28. Nitekim başvuru konusu olayda da imar uygulaması sonucunda

başvuruculara ait taşınmazın toplu konut alanında kalması nedeniyle bu taşınmaz

üzerindeki başvuruculara ait ruhsatsız bina yıkılmıştır. Söz konusu binanın

yapım tarihi tam olarak tespit edilememekle birlikte başvurucuların murisi

tarafından bu yapıya ilişkin 1983 yılında yapılan imar affı müracaatı bulunduğu

açıktır. Belediye tarafından 2007 yılında yıkım işleminin gerçekleştirildiği

dikkate alındığında anılan binanın yaklaşık yirmi dört yıldır başvurucuların

murisi ve başvurucular tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda

olduğu gibi kamu makamlarının binanın yıkımı için uzun süre hareketsiz kalması

binanın yıkılıp yıkılmayacağı noktasında belirsiz bir durumun oluşmasına

sebebiyet vermektedir. Böyle bir durumda başvurucuların kamu makamlarının uzun

bir süre boyunca devam eden edilgen tutumlarının bir anda değişebileceğini

öngörmelerini beklemek hakkaniyete aykırı olacaktır. Nitekim bu kadar uzun bir

süre boyunca söz konusu binanın kullanımının başvurucular bakımından önemli bir

ekonomik menfaat teşkil ettiğini ifade etmek gerekir.

29. Sonuç olarak somut olayda derece mahkemelerinin tek başına

binanın ruhsatsız olduğu olgusundan hareket edip olayın gelişiminde kamu

makamlarının edilgen tutumunu dikkate almamaları bütün zarara tek başına

başvurucuların katlanması sonucuna yol açmaktadır. Bu yaklaşımın da

başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini

belirtmek gerekir. Bu durumda başvuruculara herhangi bir tazminat da ödenmediği

dikkate alındığında mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu ve müdahalenin

ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

32. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

33. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

34. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının

yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının

nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı

ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

35. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

36. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine

hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

37. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır.

Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

38. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

39. Başvurucular, yeniden yargılama yapılması ya da maddi

tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuşlardır.

40. Somut olayda başvuruculara ait ruhsatsız bina, imar

uygulaması kapsamında yıkılmıştır. Fakat binanın kullanımının başvurucular

açısından mülk teşkil ettiği hususu idare tarafından göz ardı edilerek

başvuruculara herhangi bir tazminat ödenmemiştir. Sonuç olarak başvurucuların

mülkiyet hakkının idari bir eylem nedeniyle ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

Ancak somut olayda ihlale yol açan idari eylem ve işleme karşı başvurulabilecek

kanun yolu tüketildikten sonra bireysel başvurunun yapıldığı anlaşıldığına göre

ilgili mahkemenin yeniden yargılama yoluyla tespit edilen ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırma imkânı bulunmaktadır.

41. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, ihlal

sonucuna uygun olarak gerekli araştırma yapılmak suretiyle tazminata

hükmedilmesinden ibarettir. Tazminat miktarının belirlenmesi hususu ise bu

konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerinin takdirindedir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

42. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

1. İdare Mahkemesine (E.2010/3029, K.2012/2669) GÖNDERİLMESİNE,

D. Yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğinden

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Eşref Uğur

ŞENOL

Başvurucular

:

1. Abbas

ÖZÇELİK

2. Ayşe

POLAT

3. Bayram

ÖZÇELİK

4. Doğan

ÖZÇELİK

5. Fatma

ÖZÇELİK

6. Hüseyin

ÖZÇELİK

7. Hüseyin

ŞİMŞEK

8. Mustafa

ÖZÇELİK

9. Neriman

DAŞDAN

10. Şahinali ÖZÇELİK

11. Yeter

ÖZÇELİK

12. Yusuf

ŞİMŞEK

13. Zeynep

ÖZER

Vekili

:

Av. Hikmet

SÖNMEZ

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2016/3193, T. 29.05.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2016-3193-basvuru-29-05-2019-ffc8bd1e413e