Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/7947, 08.12.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/7947
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MEHMET DAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/7947)

Karar Tarihi: 8/12/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terk etmeye mecbur

kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname

imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış olan davanın

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya

ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 2/6/2014 tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 16/11/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Mardin ili Ömerli ilçesi Çimenlik köyünde ikamet

etmekteyken1990 yılında yoğun yaşanan terör olayları nedeniyle köyünü terk

etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

8. Başvurucu 11/7/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Mardin Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. 6/8/2007 tarihli ve 2007/4-7126 sayılı Komisyon kararında,

yapılan müracaatın incelenmesi sonucu 4/10/2004 tarihli ve 2004/7955 sayılı Yönetmelik'te

belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle başvurucuya kavak ağacı için 4.500

TL, kıraç arazi için 5.100 TL, asma bağ için 21.000 TL -taşınır ve taşınmazlar

nedeniyle-toplam 30.600 TL ödenmesine; diğer taleplerin reddine karar

verilmiştir.

10. Komisyon kararının akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi

gereğince davet yazısı ile birlikte imzalanmak üzere sulhname

örneği başvurucu vekiline gönderilmiştir.

11. “Yukarıda ayni/nakdi

olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun

tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış

olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 1/11/2007 tarihinde başvurucu vekili tarafından

imzalanmıştır.

12. Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararı

karşılamadığından bahisle başvurucu tarafından Mardin İdare Mahkemesinde dava

açılmıştır.

13. Mardin İdare Mahkemesinin 27/2/2009 tarihli ve E.2007/2682,

K.2009/303 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…Sulhname, bir uyuşmalığın taraflarının, karşılıklı irade beyanlarını

ortaya koyarak ve fedakarlıklarda bulunarak aralarındaki anlaşmazlığı, bir daha

dava konusu olmayacak biçimde ortadan kaldırmalarını amaçlayan bir hukuk

müessesesidir. Yani sulhname karşılıklı irade

beyanıyla uzlaşmayı sağlayarak, uyuşmazlığı idari aşamada çözen belge

niteliğindedir. Başvurucu, 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini gereken zararının sulhnamede gerçekten gideriminin

sağlanıp sağlanmadığını belirledikten sonra sulhnameyi

kabul edecektir. Kabul etmemesi halinde ise Yasanın 12. maddesinde öngörülen

usulle uyuşmazlık tutanağı düzenlenecektir. Daha sonra başvurucunun sulhnamede belirtilen zarar kalemlerine karşı yaptığı

itiraz ve açtığı dava sulhnameyi sakatlamayacaktır.

Olayda, davacının 5233 sayılı Kanun uyarınca

tazmini gereken zararları tespit edilerek idare ve davacı arasında anlaşma

sağlanıp sulhname imzalanmış ve sulhnamede

de davacı tarafından komisyon tespitine esas olan olayla ilgili uğradığı zararların

tamamının karşılandığı kabul edilmiştir. Bu nedenle davacının sulhnamede belirtilen zarar kalemleri arasında ev ve

eklentileri ile arazi zararlarının bulunmadığı iddiasıyla açılan iş bu davanın

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır..."

14. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2011/6942, K.2013/3421 sayılı ilamı ile

hükmün onanmasına karar verilmiştir.

15. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 22/1/2014 tarihli ve

E.2013/13418, K.2014/46 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

16. Ret kararının 6/5/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edildiği ve 2/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

B. İlgili Hukuk

17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§15-21, 23).

18. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9

uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki

nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre

mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla

karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak

sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname

tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir

temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname

tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin

edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı

kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır.”

19. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa

tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde

karşılanır.”

20. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Yönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:

“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.

Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeri

ile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veya

yetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.

Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi ve

varsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yer

mahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.

…

Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisinin

keşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”

21. Aynı Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî

ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli

ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya

ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik

koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile belirlenir.”

22. Aynı Yönetmelik' in 27. maddesi şöyledir:

“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkili

temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakan

tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve

sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin

banka hesaplarına yapılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu; Mardin ili Ömerli ilçesi Çimenlik köyünde ikamet

etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorunda

kaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatın kısmen kabul,

kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname

imzalandığını, sulhnamenin kapsamının kabul edilen

zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım için mal

varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkının saklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında kalan zararları için açtığı davada

zararlarının tazmini konusunda Derece Mahkemelerinin etkisiz kaldıklarını,

davanın reddine karar verilmesiyle sulhname kapsamı

dışında tutulan zarar kalemleri için ilgilinin dava açma hakkının saklı

bulunduğu yönündeki Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı ile çelişkiye düşüldüğünü, gerçek

zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların gözönünde bulundurulmadığını, mülkiyet hakkından yoksun

kaldığını, yargılama işlemlerinin adil olmadığını ve makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 35., 36., 40. ve 141. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

25. Başvuru formu

ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararının

tazmini amacıyla açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 35., 36., 40. ve 141. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu başvurunun

kısmen kabul, kısmen reddedildiğini, zararının kabul edilen kısmı için idare

ile sulhname imzalanmakla birlikte kabul edilmeyen

kısım için iptal ve tam yargı davası açtığını, gerçek zararının hesabında

birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnamenin

kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul

edilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkının

saklı bulunduğunu fakat açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararının

hesabında zarar kalemlerinin daha fazla olduğunu, bu zarar kalemlerinin keşif

yoluyla tespit edilmesi gerekmesine rağmen söz konusu tespitler yapılmadan ve

bu zararları gözönünde bulundurulmadan yapılan eksik

tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasına

ilişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında idari ve yargısal süreci müteakip

ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili bir

giderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan

kalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58).

28. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından

başvurucunun tespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak

30.600 TL tazminat miktarı belirlenmiş (bkz. § 9) ve başvurucu vekiline, kararlaştırılan

tazminat miktarını içerir sulhname örneği ile sulha

davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu tarafından kabul

edilmiştir.

29. Başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarı

dikkate alındığında başvurucunun idareyle anlaşma sağlayarak ve 1/11/2007

tarihli sulhnameyi imzalayarak Komisyonun tespitine

esas olan olay ile ilgili maddi mağduriyetinin orantısız olmayacak şekilde

giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, Komisyonun tespitinde belirlenen

ve zararlarının tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalı

idareden tahsil ettiğinden mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 4/2/2009

tarihinde giderilmiş ve bu hak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de aynı

tarihte sona ermiştir. Öte yandan başvurucu, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan

iç hukuk yolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No:

21893/93, 16/9/1996; Doğan ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 8803-8811/02…, 13/7/2006) belirtilen

nitelikleri taşımadığı yahut Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen

tazminat tutarının kendisine ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir

iddiada da bulunmamıştır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik

şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Danıştay Onuncu

Dairesi İçtihadına Aykırı Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu; Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhname kapsamına dâhil olmayan zarar kalemleri için

açtığı iptal davasında Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği gibi bakiye zararlara

ilişkin dava hakkı saklı olduğundan bu zararlarının tazmin edilmesi yönünde

hüküm kurulması gerekirken davasının reddine hükmedildiğini, bu hâliyle verilen

kararın hukuka aykırı olduğunu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Sözleşme'nin metni ile

AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri

olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında -ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle- Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

33. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/50, K.2012/128, 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma

hakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyan

etmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik

veya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte

ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan

mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısal

bir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve

Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

34. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış

olması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya,

B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya,

B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali

Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek

mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul

edilmelidir (Türkan Bal, B. No:

2013/6932, 6/1/2015, § 53).

35. Yüksek mahkemelerin ya da nihai mercii olarak bir

uyuşmazlığı çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında

davaların içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise

hareket noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından

hangisinin doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi

olmayacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02, 2/11/2010, § 34).

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir

belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup

olmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan

Bal, § 58).

36. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen

yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir

gerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları -hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde- verilen kararların ihtimale dayalı

sonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir (Ramazan Acar, B. No: 2013/7939,

15/12/2015, § 62).

37.Başvurucunun, kendisiyle aynı statüde olan davacılar lehine

hüküm kurulması hakkında dayandığı Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi neticesinde

farklı idare mahkemesince yapılan yargılamada davanın reddi yönünde kurulan

hükmün, davacının Komisyon tarafından reddedilen diğer istemine yönelik olarak

dava açma hakkının saklı bulunduğunun kabulü gerektiğinden bahisle bozulmasına

karar verildiği anlaşılmaktadır.

38.Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında 5233

sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme görevi

Danıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011

tarihli E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararla Danıştay Dairelerinin yeni iş

bölümü esasları belirlenmiş ve bu görev Danıştay Onbeşinci

Dairesine devredilmiştir. Aynı yıl Danıştay Onbeşinci

Dairesi içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin madde

metni ve gerekçesinden hareketle sulhname imzalanması

ile uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için dava

açılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur (Ramazan

Acar, § 64).

39. Başvuruya konu olayda başvurucunun Mardin İdare Mahkemesinde

açtığı davada Mahkemenin başvurucu ve idare arasında karşılıklı irade

beyanlarıyla imzalanan sulhnamenin varlığından

hareketle davanın reddi yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararın Danıştay

tarafından anılan içtihat değişikliğinden sonraki bir tarih olan 2013 yılında

onandığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun dosyaya çelişkili karar örneği olarak

beyan ettiği kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce Danıştay

tarafından verilen karar olduğu görüldüğünden söz konusu kararlar ile

başvurucunun açtığı davada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğinden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

40. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı

açıktır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal; Gonzalez

ve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94…, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti

(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).

41. Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez bir

olgu olmadığından mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir

yetkisi kapsamında kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki

çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmektedir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma

Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…, 30/11/2010, §

28). Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması

hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi

gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav

Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

42. Mardin İdare Mahkemesi ve Danıştay kararının, Danıştay

Onuncu Dairesinin daha önceki kararından farklı bir sonuca neden ulaşıldığı

hakkında başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına

imkân verecek yeterli gerekçeyi içerdiği değerlendirilmektedir. 2004 yılında kabul

edilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun kapsamında öngörülen idari

süreç akabinde uyuşmazlıkların yargıya taşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanması işlemi hakkında içtihatların müstakar

hâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması da nazara alındığında

yeterli gerekçeyle desteklenen içtihat değişikliği sonrasında içtihattan sapma

olmadığı gibi başvurucunun bu yönde bir iddiası da mevcut değildir. Kaldı ki

başvurucunun, Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat

değişikliği yaptığı tarihten sonraki bir tarihte sulhnamede

ödenmesine karar verilen miktarı tahsil ettiği ve akabinde dava açtığı nazara

alındığında başvurucunun dayanak gösterdiği karar hakkındaki iddiaları temelsiz

kalmaktadır.

43. Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız

yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyiz

mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri

arasındaki yorum farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45) Mahkemelerce hukuk

kurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklar

meydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmiş

bir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar olması için belli bir zamana

ihtiyaç duyulmasıgibi çeşitli nedenlerle içtihat

değişikliğine gidilmesi de tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemez.

44.Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

47. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

48. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (11/7/2005) ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme isteminin reddine

dair karar tarihi (22/1/2014) arasında geçen ve toplam 8 yıl 6 aylık sürede,

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve

söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

49. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

50.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

51. Başvurucu,

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenle

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

52. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

53. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Danıştay Onuncu

Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucu

:

Mehmet DAŞ

Vekili

:

Av. Mustafa

ROLLAS

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/7947, T. 08.12.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-7947-basvuru-08-12-2016-8d17a4dfb961